23 Aralık 2022 Cuma

Yüzüklerin Efendisi (2.Kitap)

 


İki Kule


 Yüzüklerin Efendisi'nin ikinci cildini okudum. Araya başka şeyler girdiği için süreç biraz uzadı. Geç olsun güç olmasın, hemen konuya geçeyim. :)

 Elf diyarı olan Ayrıkvadi'de alınan karar sonucu Frodo ve beraberindekiler yola çıkmıştı. Dokuz kişi ile başlayan zorlu yolculuk bir süre sonra grubun dağılması ile sonuçlanmıştı. Ayrı düşenler birbirinin ne halde olduğundan habersiz yollarına devam etti. Karşılarına çok engeller çıktı ve hiç hayal edemeyecekleri tehlikelerin içinde buldular kendilerini.

 Frodo üzerinde ağır bir yük hissettiği ve dostlarını tehlikeden uzak tutmak istediği için tek başına ilerlemeyi seçmişti. Yine de en yakın dostu Sam onu hiç yanlız bırakmaz. İkilinin işi çok zordu. Bilmedikleri coğrafyalarda, çeşitli tuzaklara rağmen pes etmezler. Umutlarının tam tükendiği anda yeni bir kapı açılır önlerinde ve zor seçimler yapmak zorunda kalırlar. Bu seçimler kaderleri olur adeta. Bu kadar derdin içinde bile bu küçük hobbitlerin nezaketi elden bırakmamaları hoştu. :)

 Eski ariflerden Saruman yoldan çıktığından beri pek çok kötülüğe sebep olmuştur. İsengard'da karanlık bir ordu toplar ve kendisine karşı gelenlerle savaşır. Niyeti yüzüğün peşindeki Karanlıklar Efendisi Sauron'un yanında yer almış gibi görünüp güya sonradan onu alt etmektir. Ancak Gandalf zamanında herkesi yüzüğün hiç kullanılmaması gerektiği konusunda uyarmıştı. Bu kadar büyük bir güç iyi kimselerin elinde bile olsa ancak felakete yol açardı. Yüzük taşıyıcısı Frodo neyse ki bu öğüdü tutup kimseye güvenmedi. Sezgileri onun rehberi oldu, insanların içini okuyabilir hale geldi. O, aksini iddia edenlere inat yüzüğün yok edilmesi gerektiğine inanıyordu. Yanında Sam olmasaydı Frodo ruhen daha çok yıpranır ve fazla ilerleyemezdi. Sam'in bağlılığı ve dostluğu paha biçilemez boyuttaydı. Aynı zamanda iyi insanlarla da karşılaştıkları için şansları yaver gitti. Sona doğru gerilim artıyor. Filmini izlediğim için ne olacağını bilsem de merakla okudum. Frodo'nun da Sam'in de kararlılığına ve azmine hayran kaldım. 

 

 Tolkien'in üslubunu çok seviyorum, dile çok hakim ve kuvvetli bir anlatımı var. Kafasındaki coğrafyayı, ırkları bu kadar iyi şekillendirebilmesi çok iyi. Her ırkın kendine has kültürü, konuşma tarzı ve yaşam standartları var. Ent denen ağaç ırkını çok sevdim mesela, bayağı farklı ve sempatik geldiler bana. :) Karakterlerin gelgitleri, eski günlere olan özlemleri, umutsuz da olsalar başka çare göremedikleri için ilerlemeleri çok güzel yansıtılmış. Bu bölümde upuzun yolculuk devam ediyor, karakterlerle birlikte diyardan diyara yolculuk ediyor insan. Fark ettim ki filmlerinde pek çok şey hızlı gelişmiş. Kitabı okurken çoğu şeyi daha iyi kavradım. Karakterlerin amaçları, neyi neden yaptıkları, hırsları daha iyi anlaşılıyor. 

 Diyaloglar da ayrıca hoşuma gitti. Bazı cümleler basit görünmesine rağmen derin anlamlar içeriyordu, bazıları da gülümsetecek kadar doğal geldi bana. :) Diyaloglar konusunda da en sevdiğim kitap Yüzüklerin Efendisi oldu diyebilirim. O kadar nahif, içten, isabetli, bilgece...

 Kitapta çok kadın karakter yok ama yer verilen kadın karakterler de güçlü ve saygıdeğerdi. Yazarı bir diğer takdir etme nedenim de bu oldu. Yazarların bir kadın karakter ekleyip de konuyu abartılı dış görünüş ve müstehcenliğe bağlamalarından bıktık artık.

 

Alıntılar


 "Ben de geleceğim," dedi Gimli. "Galadriel Hanım meselesi hâlâ aramızda halledilmedi. Daha size kibar konuşmasını öğreteceğim." "Göreceğiz," dedi Éomer. "Öyle garip şeylerle karşılaştım ki, bir cüce baltasının sevgi dolu darbeleri altında zarif bir hanıma hoş söz söylemeyi öğrenmek beni pek şaşırtmayacak. Hoşça kalın!"

(Bu hoş sohbet beni güldürdü. Éomer yeterince tanımadığı Galadriel Hanım hakkında yanlış bilgilere sahip olduğu için önyargılıydı. Ve yakın zamanda tanıştığı asil Galadriel'e laf edilmesi cüce Gimli'ye dokunmuştu.)

"Sanki gözlerin gerisinde asırların hatırası; uzun, yavaş ve sabit bir düşünce ile dolu muazzam bir kuyu varmış gibi görünüyordu; ama yüzeyi şimdiki zaman ile pırıldıyordu."

 "Lisanımız çok latif bir lisandır ama bu lisanda herhangi bir şey söylemek çok uzun vakit alır çünkü eğer o kadar uzun vakitte söylemeye ve dinlemeye değmezse biz hiçbir şey söylemeyiz."

 "Çünkü gövde ve dal yanıyor, ocak harlanıyor; biz de gidiyoruz savaşa! Kasvet diyarına, kıyametin ayak sesleriyle, davullar çalarak geliyoruz; İsengard'a kıyıma geliyoruz!" (Entler sonunda ayaklanıp düşmanın inine doğru baskına giderken...) 

 "Ben ateşten ve derin sulardan geçtim ayrıldığımızdan beri. Bildiğimi zannettiğim şeylerin çoğunu unuttum ve unuttuğum şeylerin çoğunu yeniden öğrendim. Uzakta olan birçok şeyi görebiliyorum ama yakında olan birçok şeyi göremiyorum."

 "Aynı anda hem zorba, hem de öğütler veren biri olamazsınız."

  "Kaçan adam düşmanı çift görürmüş."


8 Aralık 2022 Perşembe

Güzel Bir Paket 😊

 



 Sevgili dövüşürken hanımefendi değilim bana çok güzel bir kargo gönderdi. Bu kitapları merak ediyordum ve bana gönderebileceğini söyledi, fantastiği çok sevdiğimi de biliyor. 😊 O kadar işinin gücünün arasında gönderdiği için kendisine çok teşekkür ediyorum. Hediyeleri de çok sevdim, çikolataya asla hayır diyemem. 🥰🍫

6 Aralık 2022 Salı

Yüzüklerin Efendisi (1.Kitap)

 



 Hepsine hükmedecek Bir Yüzük,  hepsini o bulacak

 Hepsini bir araya getirip karanlıkta birbirine bağlayacak


 Film serisini çok sevdiğim ve defalarca izlediğim Yüzüklerin Efendisi'ni okumaya başladım. Unutmamak için okudukça notlarımı yazacağım buraya. Konuya geçmeden önce kitabın başında yer alan bazı detaylardan bahsetmek istiyorum. O yüzden uzun bir yazı olabilir. :)

 Tolkien 1892'de doğmuş ve 1945'te İngilizce Profesörü olmuş. 1954-55 yıllarında Yüzüklerin Efendisi'ni üç cilt olarak yayımlamış. 

 Hayranlarına "Bu öykü gerçek olmalıydı" dedirten de, bu Arayış'ın (yani sembolik anlamda ruhani olgunlaşma sürecinin) içtenliği belki de. Yüzüklerin Efendisi belki bu yüzden bir kült. syf:14

 Kitap o dönemde çok sayıda akademik tartışmalara sebep olmuş. Bazı kimseler yazılardan derin alegorik anlamlar çıkarmaya çalışmış. Oysa Tolkien alegoriden nefret ettiğini söyleyip bunu reddetmiş.

 Gelgelelim içinde yaşadığımız dünyayla doğrudan paralellik kurmaya yanaşmayan bu hikaye, dış dünya için bir anlam taşımayarak günahların en büyüğünü işliyor. Yani koskoca Profesör Tolkien, bin küsur sayfa boyunca resmen "Kaçış Edebiyatı" yapıyor. syf:15

 Bazen insanlar bir eserde görünenden farklı bir şeyler olduğuna inanıp ona bir anlam yüklemeye çalışır. Bunu şimdi de görüyoruz aslında. Yazar şunu kastetti, falanca metaforu kullandı gibi yorumlarda bulunurlar. Bu hep doğru değildir. Bazıları sadece içinden geleni yazar, tıpkı Tolkien gibi, bunu kabullenmek zor olmamalı. :) Onun geniş bir hayal dünyası var ve bu dünyanın zenginliği ve gerçekçiliği başkalarını (fantastiği kabullenmek istemeyen) şaşırtmış ve Tolkien'i tartışmaların odağı haline getirmiş görünüyor. :)

 Filmini izleyenler her ne kadar konuyu biliyor olsa da ben yine de detaylı şekilde anlatmak istiyorum. Kitap 3 ciltten oluştuğu için yazımı üç bölüm halinde yayınlayacağım. İlk kitap 215 sayfadan oluşuyor.


 1.Kitap Yüzük Kardeşliği

 Shire'daki Hobbitköy'de sıradan günlerin aksine bir telaş vardır. Çıkın Çıkmazı'ndan Bay Bilbo Baggings yüz on birinci yaş günü için büyük bir davet hazırlığına girişmiştir. Hobbitler kendi halinde yaşayan ve yiyip içmekten hoşlanan tipler olduğu için bu davet herkesin ilgisini çeker, davetsizlerin bile. Çünkü Bilbo'nun gizemli yolculuğunda çok zengin olup döndüğü söylentileri uzun zamandır dillerde dolanmaktadır. Dahası büyücü Gandalf da çeşitli sürprizlerle (havai fişekler, roketler, maytaplar) gelerek genç hobbitlerin ilgisini çeker.

 Bilbo yine yapacağını yapar ve doğum günü gelip çattığında konuşmasını tamamlar tamamlamaz parmağına gizlice geçirdiği yüzük sayesinde ortadan kaybolur. Bu da büyük dedikoduları beraberinde getirir. Bu Hobbitköylüler dedikodu yönünden bana çok tanıdık geldi, sanki içimizden birileri gibiler. 😅

 Gösterisinin ardından ansızın yeni bir yolculuğa çıkan Bilbo her şeyi, yüzüğü bile varisi olarak duyurduğu Frodo'ya bırakmıştır. Tabi büyücü Gandalf'ın baskıları sonucunda.

 Aradan yıllar geçer. Dış dünyaya kendini kapatmış olan Hobbitler bile bir süre sonra kötü bir şeylerin yaklaştığını anlamaya başlarlar. Farklı ırklar Shire yakınlarında görünmeye ve karanlık söylentiler yayılmaya başlamıştır. Büyücü Gandalf bir gün aniden çıkıp gelir ve Frodo'yu yüzük hakkında uyarır. Sauron güç toplamaya başlamıştır ve dünya için büyük bir tehdit haline gelmiştir. Diğer yüzüklere hükmedecek olan Tek Yüzüğün peşindedir, Frodo'nun taşımakta olduğu yüzüğün. Yüzüğün yok edilmesi hiç kolay değildir, hem taşıyıcıların iradesini eline aldığı için hem de sadece çok güçlü bir ateş onu yakabileceği için. Ve Frodo için yol görünür. Ateş Dağı'nın derinliklerindeki Kıyamet Çatlakları'nı bulup yüzüğü oraya atması gerekmektedir.

 Frodo en güvendiği arkadaşları ile Shire'dan ayrılır ve kendilerini kısa sürede tehlikenin kollarında bulurlar. Bela beklediklerinden çok önce etraflarını sarar. Kara Süvariler yüzüğün peşindedir. 

 Kitap düşündüğümden çok daha güzeldi. Tolkien'in anlatımındaki zarafet ve inceliğe tek kelimeyle bayıldım. Cümleler su gibi akıp giderken kendimi o dünyanın bir parçası gibi hissettim. Yazar her şeyi nakış nakış işlemiş adeta. Yeni bir dünya tasarlayıp kültürlerine, karakteristik özelliklerine, coğrafya ve tarihlerine kadar ırkları ve yaşam alanlarını detaylandırmış. Esprili ve samimi bir dil ile karakterleri aktardığı için ilgiyle okudum. Tolkien'in anlatımındaki güce şapka çıkarıyorum. :)) Tabi çevirmeni de ayrıca tebrik etmek gerek. 

  Kitap sevimli bir atmosferle başlayıp tekinsizliğe, karamsarlığa doğru yol alıyor. Bu tehlikeli yolculukta Frodo'ya eşlik eden cesur arkadaşları var. Birbirlerine olan bağlılıkları ve dostlukları iyi yansıtılmış. Özellikle Sam gibi bir arkadaşa sahip olduğu için Frodo çok şanslı. Filmde yer almayan olaylar ve karakterler de vardı kitapta. Aragorn'a kitapta çokça yer verildiği için filmdekinden daha çok sevdim. Frodo ve Gandalf zaten en sevdiğim karakterlerdi. Betimlemelere bayıldığımı ayrıca belirteyim, yazar ustalıkla her bir detaya değinmiş, okurken her şey o kadar gerçekçi geliyor ki sanki belirtilen mekanları karakterlerle birlikte siz de görüyorsunuz. :) Heyecanla okuduğum için elimden bırakamadım bir türlü. Tolkien'le tanışıp sohbet etme imkanım olsa ne güzel olurdu diye bile geçirdim içimden. 🤗 Kitabı tamamen bitirince filmleri tekrar izleyeceğim, canım çekti. :))

 

Alıntılar

"O körolmayasıca büyücü bari genç Frodo'yu rahat bıraksa, belki çocuk kıçını kırar oturur da biraz hobbit basireti edinir."

 "Ondan hem nefret ediyor, hem de seviyordu, aynı kendinden nefret edip, kendini sevdiği gibi. Ondan kurtulamazdı. Artık bu konuda hiç iradesi kalmamıştı."

 "Bilbo'nun elini Gollum'un üzerine inmekten alıkoyan Acıma duygusuydu. Acıma ve Merhamet: Nedensiz yere vurmamak. Ve Bilbo bunun ödülünü de âlâsıyla gördü, Frodo. Emin ol ki, kötülükten bunca az yara aldı ve sonunda kurtulduysa Yüzük'ü sahiplenişi bu duyguyla başladığı içindir. Acımayla."

 "Elfler iyice düşünmeden nasihat vermez pek; çünkü nasihat, bir bilgeden bir bilgeye verilecek olsa dahi tehlikeli bir armağandır ve her yol kötüye çıkabilir." 

 "Kestirme yollar zaman kaybettirir."

 "Bu topraklarda ağaçlar, otlar, yaşayan ve büyüyen her şey, kendi kendisine aittir."

  Gri bir yağmur perdesinin ardından gelen soluk bir ışık gibiydi şarkı önce, derken gitgide kuvvetlenip perdeyi baştan başa cama ve gümüşe dönüştürdü, sonunda da perde dürülüp çekildi ve hızla güneşin altında uzak yeşil bir diyarı Frodo'nun önüne serdi. 

 "Mahiyetini anlamak için bir şeyi kıran kişi de ariflik yolundan sapmış demektir."

"Yol karardığında yolunu ayırana dost denmez," dedi Gimli. "Belki," dedi Elrond, "lakin gecenin çöktüğünü görmemiş olan, karanlıkta yürümeye aht etmemeli."

 "Saldırısını savuşturamadıktan sonra, düşmanın kim olduğu pek fark etmez."

2 Aralık 2022 Cuma

Kaşık Bükenler (Kitap)

 



 "Her şey yoluna girecek," diye düşünüyor Dünyanın En Güçlü Psişiği. İşini yapmaya devam etmek zorunda sadece; iş ondan çıkana kadar.


 Muhteşem Telemachus ailesi televizyondaki başarısız gösterinin ardından yalancılıkla suçlanır, gözden düşer. Konu kapanır ve aradan yıllar geçer. 

 Ailedeki Maureen(anneanne), en görkemli kişi bu olaydan kısa bir süre sonra ölür ve ailenin geri kalanı kafasına göre takılmaya başlar. Ta ki torun Matty de benzer bir gücü deneyimleyene kadar. Buddy dayı kahindir, kendisine deli gözüyle bakılıyor. Çocukluktan beri gelecekle ilgili çok şey gördüğü için kendini diğer insanlardan soyutlamıştır. Diğer dayı Frankie düşünce gücüyle eşyaları hareket ettirebiliyor. Anne Irene yalan dedektörü ve dede Teddy ise diğerlerinin aksine özel bir güce sahip değil, tam bir dolandırıcı.

 İlk 150 sayfada daha çok aile bireylerini tanıyoruz ve geçmişlerine dair bilgiler ediniyoruz. Sonra konu biraz daha gizemli hale bürünüyor. Ailenin devletle olan ilişkisi var, Rusya psikolojik araştırmalara yatırım yapıyor diye ABD de geride kalmak istemiyor ve psişik gücü olanları tespit etmeye çalışıyor. Yani gözleri bu ailenin üzerinde olmuş hep.

 Sahip olduğu güçler yüzünden karakterler sıkıntı çekmiş. Buddy'nin yaşamı üzücü geldi bana. Sürekli gelecekle ilgili görüntüler gördüğü için geçmiş, şimdi ve gelecek kavramı çok karışmış. Bazen iki anı birden yaşadığını hissediyor, kafası bu yüzden çok karışık, az konuşuyor.


 Tarihin farkına sadece birkaç ay önce varmıştı. Bir sabah uyanmış ve geleceğin kaybolduğunu fark etmişti. Sonunda freni patlamış bir kamyon ya da damarlarını tıkayacak bir pıhtının onu bu dünyadan yollayacağı düşüncesiyle yıllardır ellerini gözlerine siper ederek gelecek günleri tarıyordu.


 Anneanne Maureen için ölmeden önceki son ayları çok zordu. Geleceği gören oğlu sayesinde pek çok şeyi düşünmek, planlamak zorunda kalmış ve hiç yılmamış. Anneler daima güçlüdür. 


"Uyuz Archibald. Pringles kutusundaki adama benzemişsin, daha kelsin ama."   

 Dedenin hayal gücüne hayran kaldım, bazen gamsız tavırları sinir etse de komik biri. Her gün aşık olmak gibi bir planı olduğu için zengin mahallelerinde market market dolaşan biri o. 😅 

  Kitapta bazı hoşuma gitmeyen kısımlar da vardı, müstehcenlik falan. Bu yüzden benim açımdan mükemmel diyeceğim bir kitap olmadı ama farklı bir konusu var ve merak uyandırıyor. Dramatik, komik, düşündürücü kısımları iyiydi. Finali beklediğim kadar çarpıcı değildi.


20 Kasım 2022 Pazar

Drizzt Efsanesi 6.Kitap Buçukluğun Mücevheri



 Serinin altıncı kitabı ile yazıma devam ediyorum. Yine çok güzel,  bol maceralı bir bölümdü, Drizzt'i okumalara doyamıyorum. Hatta kitap kapaklarında Drizzt'in yüzü çok belirgin değil diye sizler için artbreeder sitesinden kendi ellerimle temsili bir Drizzt yaptım, her şey sizin için. 🤭 Bence çok güzel olmuş, tam kafamdaki Drizzt karakterine uydu. 😄 Şimdi konuya geçebilirim. :))

  Kiralık katil Entreri tam üç yıldır izini sürmüş olduğu hırsız Regis'i kaçırınca Drizzt ve Wulfgar ikisinin ardından yola çıkar. Takip çok uzun sürer. Regis'i ölüme terk etmek istemeyen dostlar onu kurtarmak için her şeyi yaparlar, denizleri ve çölleri aşarlar. Bu süreçte cüce ve onun büyüttüğü Catti-brie de onlara yetişir. Drizzt arkadaşı için olduğu kadar kiralık katille yüzleşmek için de çabalamaktadır. 

 Drizzt'in sohbet ettiği anlar keyifle okuduğum kısımlardı. Karakterin düşünce yapısı ve duruşunu çok iyi yansıtıyor bu anlar. Her ne kadar dostlarının sayısı giderek artsa da Drizzt kendi farklılığının farkında hep. Gemi yolculuğu sırasında kaptanla olan sohbeti onun ince detaylara bile önem verdiğini ve insanları daha iyi tanımak için uğraştığını gösteriyor. 


 "Ve belki de, öyle bir saldırı olursa onların yardımına koşacağımızı düşünüyorlardır, değil mi?" diye sormakta çabuk davrandı Drizzt.

Deudermont, Drizzt'in aslında öyle bir saldırıda Su Perisi'nin diğer gemiye yardıma gidip gitmeyeceğini öğrenmeye çalıştığını biliyordu. Deudermont anlamıştı ki; Drizzt'in şeref duygusu çok büyüktü.


 Kiralık katil konusunda Drizzt'in kafasına takılan bir şeyler vardı ve düşüncelerini çekinmeden belirten Catti-brie ile konuşması bir şeylerin farkına varmasını da sağlamıştı.


 "Entreri," diye yanıtladı Drizzt yavaşça.

 "Onu öldürmeye mi niyetlisin?"

 "Öldürmek zorundayım."

 Catti-brie bu sözleri düşünüp tartmak için arkasına yaslandı. "Eğer Entreri'yi Regis için öldüreceksen," dedi en sonunda, "ya da başka birilerine zarar vermesini engellemek için öldüreceksen, kalbim bana bunun iyi bir şey olduğunu söylüyor.... ama bunu kendini kanıtlamak ya da onun kişiliğini reddetmek için yapacaksan, kalbim hüzünle doluyor."

 

 Kara elfimiz sonunda Entreri ile mücadeleye giriyor. O kadar atıp tutan ve prensipleri yüzünden elfi küçük gören kiralık katilin ne kadar boş biri olduğunu da görüyoruz. Drizzt ile tamamen zıt olan Entreri yine şaşırtmadı. 

 Guenhwyvar, bundan pek bahsetmedim şu ana kadar. Drizzt'in farklı bir düzlemdeki yol arkadaşı, kara panter. Heykelciğe sahip olan onun efendisi oluyor ve o emirlere itaat eden karanlık bir varlık. Daha doğrusu öyle idi ama gururlu bir elfin gururlu panteri olur. :)) Yıllar onu da çok değiştirdi ve sahibi ile derin bağ kurdukça bazı pişmanlıklar hissetti ve içine sinmeyen emirlere itaat etmemeyi öğrendi. Seride en hoşuma giden bu ikisinin sarsılmaz dostluğuydu. Öyle ki Guenhwyvar geçmişteki zalim efendilerinin acımasız emirlerine boyun eğmek zorunda kaldığı günlerden elfle şakalaştığı günlere geçince huzuru buldu diyebilirim. Drizzt ve dostları onun için çok önemli hale geldi.

 Konuştukça konuşuyorum ben, en iyisi lafın bir kısmını sonraki kitaplara saklayım. Görüşmek üzere. :))


12 Kasım 2022 Cumartesi

Sessizliğe Övgü

 


 Her şeye övgü yapan kitaplar var ben de sessizliği öveyim bari dedim. 😅 Beni dinlendiren tek şey huzur dolu bir sessizlik sanırım. Her şeyin sustuğu ve zihnimin gevşediği o anları çok seviyorum. Başka şeyler düşünmek yerine sessizliğin mükemmelliğine odaklanıyorum o an. Sanki yoğun bir trafikte düğmeye basılmış da tüm arabalar birden yok olmuş gibi bir his, öyle bir rahatlama...

 Toplum içinde yüksek sesle konuşulması çok sinirimi bozar. Kişi haklıysa bile bastıra bastıra konuşması ve ses düzeyini kontrol edememesi beni çileden çıkarıyor. Her yerde vardır böyle insanlar, bir de sinirli ve tez canlı olma bahanesine sığınırlar. Ben de çok gergin ve sinirliyimdir ama bağırarak konuşmam, sinirimi kendi içimde yaşarım. Hiç susmamacasına konuşan insanlar bir süre sonra beynimde zonklama hissetmeme neden oluyor ve bir sussa da kurtulsam diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Lütfen gereğinden fazla konuşmayalım, karşıdakilerin rahatsız olabileceğini de düşünelim. 😣 Bir de toplumda az konuşmak bir problem gibi algılanıyor, bir keresinde bir yaşlı akraba bana az konuşmamın kınanmama sebep olacağını bile söylemişti. Boşuna çenelerini yoruyorlar, ben hep aynı kalacağım. Bence asıl sorun insanların çok konuşması, keşke herkes biraz susmayı öğrense. Ayrıca kavgacı insanların ağzına da bant yapıştırma isteği oluyor bende. 😅

 Sakin insanlara, sakin bir hayata ihtiyacımız var bizim. Yoksa karmaşa ve kontrol edilemeyen öfke bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıyor. İş ortamları da bu yüzden en sevilmeyen yerler bence çünkü huzur yok. Sessizlik anında kendimi yenilenmiş gibi hissediyorum, kafamı toparlayabiliyorum, düşüncelerim yoluna giriyor, nabzım bile düzene giriyordur. :))) Sessiz ve mutlu günler diliyorum herkese. 😊

 


8 Kasım 2022 Salı

Mutlu Günlerimiz (Kitap)

 


 Kitap Yu Jong isimli varlıklı ve güzel Yu-Jong ile idam mahkumu Yun-Su'nun keşisen yollarını anlatıyor. Yu Jong geçmişinin travmasını atlatamamıştır. Bu yüzden hırçın ve asi biridir. Birkaç kez intihar girişiminde bulunduktan sonra rahibe olan halası onu cezaevine götürür. Orada Yun-Su ile karşılaşır, onu gözlemler, onun nasıl biri olduğunu anlamaya çalışır, sonunda birbirlerine benzediklerini düşünür.

 Başta Yu Jong'u pek sevemedim. Bir yandan 15 yaşında atarlı biri gibi davranırken bir yandan çok olgun düşünebiliyor. Çok tutarsız buldum bunu ama zamanla alıştım. Kitabın ortalarına doğru daha iyi anlamaya başlıyoruz karakteri. Yaşadıkları çok zor ama belki de acısını unutmak için isyankar davranıp kendini belalara bulaştırmasının yüreğini ferahlattığını hiç sanmıyorum. Aslında kendine yapıyor ne yapıyorsa. Yun-Su'nun hikayesi de üzücü, çok şeyle baş etmek zorunda kalmış.

 Kitapta verilen mesajlar farkındalık oluşturuyor ama yine de katılmadığım bazı noktalar vardı. Her suçlu için geçmişte şunu yaşamış da o yüzden böyle olmuş, hadi affedelim gitsin demek fazla uçuk geliyor bana. Affedebilmek de kolay değildir, özellikle bunu mağdur ya da yakınlarından beklemek. Suçlular suç işlerken kurbanla hiç empati yapıyor mu peki? En büyük ceza belki vicdandır ama vicdansız çok insan da var. İnsanı suça teşvik eden sebepler önceden ortadan kaldırılmaya çalışılsa çok daha iyi olur. 

 Bazı şeyler sanıldığı ya da görüldüğü gibi olmayabiliyor. Kitapta bu güzel işlenmiş. Adalet sistemine eleştiriler var. Mahkumların hapisteki zor koşullarına çokça değinilmiş. Hak etmediği cezayı çekenler olması da üzücü. Kitap durağan biraz ama dili akıcı olduğu için kolay okunuyor. Sonu duygusaldı, değişik hissediyor insan. Okurken altını çizdiğim pek çok yer vardı, birkaçını paylaşacağım. Tavsiye edeceğim bir kitap, farklı bakış açısı katacaktır okuyuculara.


"Bana ölüme yaklaşan her insanın değişemeyeceğini ve insan oldukları için ölümle yüzleştiklerinde sadece kendi kabahatlerinin farkına varanların daha sonrasında yeni biri olabilme yeteneklerini keşfedeceğini anlatıyordu."


"Ölmek istediğini dile getirmek belirli bir düzen içinde yaşamak istemediğini söylemenin başka bir yoludur. Belli bir düzen içinde yaşamak istemediğini söylemek ise iyi bir hayata sahip olmak istediğini dile getirmenin başka bir yoludur... Öyleyse ölmek istiyorum demek yerine daha iyi bir hayata sahip olmak istiyorum demeliyiz."


"Size yemin ediyorum ki, insanlar iki ayaklarının üstünde yürümeye başladığı günden bu yana şiddet vakalarını ortadan kaldıracak hiçbir çözüm metodu geliştirilememiştir... Bir tane bile."


28 Ekim 2022 Cuma

Mantıku't Tayr'dan Seçmeler (Kitap)

  

 


 Sevgili Müfred'in hediye ettiği kitabı okudum. Kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum. 😊 Kitap ilahi aşka ulaşma üzerine kısa hikayelerden oluşuyor. Hikayelerin sonunda öğüt verici kısa yazılar da yer alıyor. Kitap ders verici nitelikte, belli konulara dikkat çekiyor ve farkındalık sağlıyor. Kapak tasarımı ve sayfa düzenini çok beğendim, okuması kolaydı, tavsiye ederim. Alıntılara geçeyim. :)


  Bu dünyada şimdiye dek kimse bir an olsun huzur ve rahat bulamamıştır. Bu yolun yolcusu hamlıktan ve çiğlikten el çekmeli, bir an önce olgunlaşıp olgun kimseler gibi davranmalıdır.


 Müslümanlık sadece dille  "Ben Müslümanım" diyip başka bir şey yapmamakla olmaz.


 Sen de Allâhü Teâlâ'nın cemalini görme şevkinde ol! Kendi nefis putunu ateşte yak ki içindeki mücevherler ortaya çıksın!


 Bir kıl ucu kadar dünya hayatının peşinden gidersen, kulluktan çıkıp yanlış yola sapmışsın demektir. Aşk yolunda muradına ermek istersen, dünyaya dair bütün isteklerinden vazgeçmen gerekir.


23 Ekim 2022 Pazar

BCP Ekim- Sarı Duvar Kağıdı, Karanlıkta Fısıldayan (Kitap)

 

 Blogları Canlandırma Projesinde bu ayki temamız gotik/zombi. Birkaç ay önce sırf bunun için aldığım iki kitap vardı. İthaki'nin karanlık kitaplık serisinden olan kitaplara fotoğrafta gördüğünüz üzere tatlı bir dokunuş yapmak istedim. :)) 




 Sarı Duvar Kağıdı

 Kitap dört öyküden oluşuyor ve girişte yazarın sarı duvar kağıdını neden yazdığıyla ilgili açıklama var. Bu yazısını dikkat çekici buldum. Sonu da şöyle bitiyor:

 "Bu öykü insanları delirtsin diye değil, delirmekten kurtarsın diye yazıldı ve işe yaradı da."

 Kitaba adını veren öykü ilk öykü. Benim de en sevdiğim öykü oldu, diğer üç öyküye göre daha çarpıcı buldum. Kitap hasta olduğu için ailesiyle birlikte eski bir konağa taşınan kadının hikayesini anlatıyor. Kocası ve çevresindekiler kadını yeterince ciddiye almıyorlar ve iyileşene kadar çalışmaması gerektiğini söylüyorlar. Kadın da gizli gizli yazılarını yazmayı sürdürüyor ve diğerlerinin yanında normal davranmaya çalışıyor. Kadın yatak odasındaki sarı duvar kağıdından nefret ediyor, eşine duvar kağıdını istemediğini söylese de adam onu ciddiye almıyor, masraf yapmak istemiyor falan. Duvar kağıdını zamanla takıntı haline getiren kadın artık sürekli duvardaki desenleri incelemeye ve değişimleri gözlemlemeye başlıyor.

 Kitap akıcı ve yazarın tarzını sevdim. Hem gizemli hem de etkileyici bir öyküydü. Sinir bozukluğu yaşayan insanların her şeyden mahrum edilip koparılmasına ve bu yüzden daha da kötüye gitmelerine tepki niteliğinde yazılmış. Öykünün sonunda da bunu çok iyi görüyoruz. Öykü zaten kısa, daha fazla açıklama yapmayım.

 "John gerçekte ne kadar acı çektiğimi bilmiyor. Acı çekmem için bir sebep olmadığını biliyor, bu da onu tatmin ediyor."

 "Ondan önce uyuduğumu sandı ama uyumamıştım - yatakta öylece uzanıp öndeki desenle arkadaki desenin birlikte mi yoksa ayrı ayrı mı hareket ettiğini anlamaya çalıştım saatlerce."

 "Uzun süre arkadaki şeyin, o soluk desenin ne olduğunu anlayamamıştım ama şimdi bir kadın olduğundan eminim."

 

Karanlıkta Fısıldayan

 Bu kitap beklediğimden çok daha iyiydi, gizemli ve dikkat çekici. Kitap bir profesörün yaşadığı gizemli durumu anlatışı ile başlıyor. İlk sayfada durumu pek anlamıyorsunuz ama kitabın sonunda neyi kastettiğini anlıyorsunuz. Vermont selinin ardından insanlar nehirlerde garip varlıklar gördüğünü iddia etmeye başlıyor. Profesör New England folkloruna da hevesli biri olduğu için tartışmalara dahil oluyor. Çeşitli ve detaylı açıklamalarda bulunup durumu reddediyor. Ta ki bir gün çiftlikte yaşayan Akaley'den mektup alana kadar. Mektubun içeriği profesörü şaşırtıyor ve zamanla ikili arasındaki mektuplaşma başlıyor.

 Yazarın anlatım gücüne hayran kaldım. Sıradışı bir kurguyu gerçekçi şekilde anlatmış. Karakterin çelişkilerini, korkusunu ve aynı zamanda bilinmeyene olan merakını iyi aktarmış. Akaley'in mektupları en merakla okuduğum kısımlardı, bir de finali tabi. Spoiler olmasın diye fazla açıklamıyorum ama baştan sona beğendim kitabı. Gerilim ve gizem sevenlere tavsiye ederim. Yazarın başka kitaplarını okumak için sabırsızlandığımı söyleyebilirim. :) Profesörün Akaley hakkındaki çıkarımlarını içeren alıntılarla yazımı sonlandırıyorum. 

"Beynim altüst oldu; önceden olsa açıklamalara sığınacağım yerde şimdi hayretlerin en inanılmazına, en anormaline inanmaya başlamıştım. Hayati kanıtların kapsamı menfur biçimde geniş ve boğucuydu; Akaley'in serinkanlı, bilimsel tavrının -ki o tavır çıldırmış, bağnaz, histerik ve hatta aşırı hayalci bir tavırdan son derece uzaktı- düşüncelerim ve yargılarım üzerinde büyük etkisi olmuştu."

"Adamın tüm karakteri sinsi bir mutasyona uğramış gibiydi, öylesine kökten bir mutasyon ki, hem önceki hem şimdiki halinin akıl sağlığının aynı ölçüde yerinde olduğu varsayımlarını uzlaştırmayı imkansız kılıyordu. Kelime seçimi, imla, hepsi hafifçe farklıydı. Yazı üslubuna karşı akademik hassasiyetim sayesinde, her zamanki tepki ve ritimlerde sapmalar seziyordum. Bu kadar kökten bir değişime yol açan duygusal sarsıntı veya ruhsal aydınlanma çok şiddetli olmalıydı."


12 Ekim 2022 Çarşamba

Kitap Alışverişim 7

 


 Merhabalar, Amazon'da prime üyeleri için indirim günleri var, bugün son gün sanırım. Listeme önceden eklediğim kitaplara bakınca pek de indirim denk gelmemiş. Genelde %10 indirim var kitaplarda, hiç indirim olmayan da var. Bazı kitaplarda %50 %60 falan indirim gördüm ama onlar almayı düşündüğüm kitaplar olmayınca almadım.

 Drizzt'in 11. kitabını indirimli aldım. Başka sefere belki daha zamlı olacak, az da olsa indirim indirimdir dedim. :) Seri beni hiç sıkmadığı için okudukça bir yandan almaya devam ediyorum. :) Seriyi ilk okuduğumda 8.kitaba kadar okumuştum, gerisini hiç bilmiyorum. Spoiler yemeyim diye konusuna da bakmadım kitabın. :) 

 İthaki'nin Unutulmuş Fantastik Klasikler serisi bu aralar dikkatimi çekince iki kitabını aldım. İndirimde değildi ama ucuzdu kitaplar. Özellikle 545 sayfa olan Ourobos Yılanı'nı 14'e alınca sevindim. Diğeri de 22 lira. Soğuk esprimi de yapayım, unutulmuş olunca ucuz tabi kitaplar. 😅😅 Kapaklarına bayılıyorum bu serinin, renkler ve tarz çok iyi. 

 Esma-i Hüsna kitabını da ara ara okumak, faydalanmak için aldım. Bende bir tane vardı kaybetmişim, bunu aldım bu sefer. Şimdilik benden bu kadar, Başka alışverişlerde görüşmek üzere. :) 


11 Ekim 2022 Salı

İnce Memed 1 (Kitap Tanıtım)

 


 Seriyi uzun süredir merak ediyordum. Kütüphanede görünce aldım hemen. Yazardan okuduğum ilk kitap oldu.

 Çukurova'daki Değirmenoluk köyünde insanlar zar zor geçinmektedir. Başlarında bir ağa belası vardır, köle gibi insanları çalıştırır. Annesi ile bir başına yaşayan İnce Memed çektiği eziyetten bıkmıştır. Sevdiği kızın da ağanın yeğeni ile evlendirileceğini duyunca kızı alıp kaçar. Ancak ağa peşlerindedir, iyi bir iz sürücü bulmuştur. O gün olanlar olur, Memed ağayı ve yeğenini vurup köyden ayrılır. Daha önce tanışıp yanına sığındığı başka bir köylü de seni bırakmazlar diye onu götürüp eşkıyaların içine sokar.

 Memed'in eşkıyalık macerası böyle başlar. Kötülere karşı çıkar, köylüyü destekler ama Memed'in de hatalı yanları vardı. O yüzden hiç kusuru olmayan bir kahraman gibi yansıtılması pek hoşuma gitmedi. Bazı yerlerde sinir oldum Memed'e.

 Yazarın dili oldukça akıcı, betimlemeler çok iyiydi ve pek uzatılmamıştı. Diyaloglar çok doğal ve kısa kısa olunca bir yerden sonra hep aynı gibi gelmeye başladı. Kitabı okurken eski Türk filmlerini izliyor gibi hissettim. Konu nedeniyle çok da ilginç gelmedi bana, yazar ne kadar iyi anlatmış olsa da zaman zaman sıkıldım. Ders alınacak kısımlar çoktu elbette. İnsanların çektiğine üzülüyorsunuz, o kadar eziyetin üstüne herkes kendini bildiğini yapmaya başlıyor. Dönemin sorunları iyi aktarılmış.

 Şimdilik bu kitap bana yetti, devamını okuma konusunda hevesim yok. Ağalık, eşkıyalık, köy konularını sevenlere tavsiye ederim. 


4 Ekim 2022 Salı

Drizzt Efsanesi 5.Kitap- Gümüş Damarları

 



 Drizzt'in maceraları devam ediyor, uzun bir aradan sonra 5.kitabı okudum. :) Serinin 4. kitabının sonunda Drizzt ve arkadaşlarının yeni bir maceraya çıktığından bahsetmiştim. Bu bölümde bu maceralı yolculuğun detaylarına iniyoruz. 

 Cüce Bruenor, pek az hatırladığı kadim yurdu Mithril Salonu ve hazineleri bulma konusunda kararlıdır hatta bu, hayattaki en büyük amacıdır. Uzun yıllar özlemini çektiği cüce diyarını bulabilmek umuduyla kara elf Drizzt, barbar Wulfgar ve buçukluk Regis ile yollara düşer. Rahatına düşkün ve tembel Regis'in neden böyle tehlikeli bir yolculuğa katıldığı ise dostlar arasında merak konusu olur. Peşindeki amansız kiralık katil Entreri'nin farkına varan Regis için tek çare evinden apar topar uzaklaşıp bu gruba katılmak olmuştur.

 Yol arkadaşlarının isimleri bir önceki kitapta gelişen savaş nedeniyle millerce öteye ulaşmıştır. Bu da farklı sorunları beraberinde getirir. Bir büyücü Drizzt'in elinde çok önemli bir nesne bulunduğunu varsayarak onu gözüne kestirir. Hem katil hem büyücünün adamları grubun peşindedir. Yol arkadaşları ise bilgi peşinde çok yol kat edip cücenin yurdunu aramaya devam ederler. Pek çok tehlike atlatıp ölümden dönerler. Yine de ölüm onları bulmadığı sürece pes etmeye niyetleri yoktur.

 Kitap boyunca macera devam ediyor ve vardıkları noktada cüce beklediğinden çok farklı ve acı bir gerçekle yüzleşiyor. Bütün çabaları boşuna mıydı ve yıllarca hayalinde büyüttüğü mekân cüce için artık ne ifade ediyordu? 

 Yazarın tarzını sevdiğim için kitabı yine beğenerek okudum. Karakterleri ifade ediş şekli, iç seslerini aktarışı, onları harekete geçiren motivasyonlara değinişi güzel. Bu sayede karakterler daha gerçekçi geliyor ve onlarla birlikte kızıp üzülebiliyorsunuz. Yazarın dili de akıcı olunca kolay okunuyor. Dövüş kısımları da okurken gözümde canlanabiliyor, bu da yazarın bir başka yeteneği.

 Her ne kadar yüzey dünyasında dışlanmaya alışkın olsa da Drizzt'in beklemediği bir yerde ve anda kapıdan geri çevrilmesi ile nasıl hayal kırıklığına uğradığını gördük. Tek, küçük bir beklenti bile insanı duygusal çöküntüye sokabiliyor. Bunu dostu da hemen fark ediyor.

"Seni geri çevirmeleri kalbini kırdı," diye gözlemledi Wulfgar. "Kaderini gönüllü olarak kabul ettiğini sanıyordum. Bu seferki neden o kadar farklı?"

 Drizzt ile kiralık katilin yüzleşmesi ve ikisinin de kendisini diğeri ile kıyaslaması sevdiğim detaylardı. Bu noktada hâlâ görüyoruz ki Drizzt kendinin yeterince farkında değil. Sürekli geride bıraktığı karanlık ırkını ve ailesini düşünüp kendisinin gerçekten onlardan farklı olup olmadığını sorguluyor. Acaba bir hataya düşecek miyim, onlara benzeyecek miyim endişesi var üzerinde. Halbuki karakteri çoğu kişiden daha sağlamdır. Aşağıdaki alıntı da ikili arasındaki durumu iyi özetliyor.

 Entreri de Drizzt'e eşit derecede nefretle bakıyordu. Drowda(Drizzt) gördüğü potansiyel ne büyüktü oysa! Fakat affedilmez nitelikteki bir zayıflıkla lekeleniyordu. Belki de kiralık katil, Drizzt'te fark ettiği sevgi ve şefkat duyma özelliğini kalbinin derinliklerinde kıskanıyordu. Kendisine tıpatıp benzeyen Drizzt, adamın duygusal boşluğunu daha fazla vurguluyordu.


14 Eylül 2022 Çarşamba

8 Dakika (Kitap)

 


 Bu kez blog arkadaşlarımızdan İrem 'in kitabı 8 Dakika ile karşınızdayım. Kendisini tebrik eder ve başarılarının devamını dilerim. :)

 Araştırmacı gazeteci olan Melisa doğum gününde bir sürprizle karşılaşır. Sevdiği Profesör Becker ona beklemediği bir hediye verir. Bu vesile ile Mel İzlanda'ya doğru yolculuğa çıkar, bir yandan da gizemli bir durumu açığa çıkarmaya çalışır. Korunaklı Şehir efsanesini çözmek zorundadır.

 Öncelikle konu çok ilgi çekici. Ön sözde de belirtildiği gibi Güneş yok olursa ne olur? Kitap boyunca küresel ısınmanın getirdiği olumsuzluklara, önlem alınması gerektiğine dikkat çekiliyor. Farkındalık açısından çok güzel. Okurken insan olarak dünyayı nasıl tahrip ettiğinizi düşünüp duruyorsunuz. Verilen bilgiler güzel ve aydınlatıcıydı.

 İrem'in anlatımı oldukça akıcı, kitap bir çırpıda okunuyor. Sonunu da heyecanla okudum. Kitap ince olduğu için çabuk bitti. Açıkçası daha detaylı ve uzun olmasını isterdim. Karakterlere dair daha fazla bilgi edinmek güzel olurdu. Genel olarak kitabı sevdim ve tavsiye ederim. :)



8 Eylül 2022 Perşembe

Kitap Alışverişim 5



 

 Bu yıl fırsat buldukça kitap alıyorum. :) Ne zamandır Tolkien'in kitaplarını okumak istiyordum. Şu ana kadar sadece Hobbit'i okumuştum. Yüzüklerin Efendisi film serisine bayılsam da kitaplarını henüz okumadım, onları daha sonra almayı düşünüyorum. Amazon'da bu üç kitabı indirimde görünce hemen aldım. Üçü 110 tl tuttu, aynı gün 120 tl kitap alana 40 tl indirim kampanyası başlamış, onu kaçırdım. Kitap alacaksınız aklınızda bulunsun. :)) 

  Kitapların resimli olduğunu bilmiyordum, görünce sürpriz oldu, çok güzel baskılar. Gondolin'in Düşüşü renkli baskılı, Hurin'in Çocukları renksiz baskılı. Silmarillion'un ise sayfadaki kenar boşlukları biraz fazla ama olsun. Tolkien fantastiğin babası gibidir. İthaki'den bu kitapları okuyacağım için mutluyum. :)






4 Eylül 2022 Pazar

BCP Ağustos- Masallar(Kitap)



 "Ama yetişkinlerin çok azı, bir zamanlar kendilerinin de çocuk olduğunu ve bir çocuğun nasıl yaşadığını, nasıl çalıştığını, nasıl oynadığını ve neyi sevip sevmediğini anımsar."


 Bu ayki yazım gecikti, okuma konusunda pek hızlı değilim bu aralar. Ağustos ayının teması Latin Amerika ya da seçkin yazarlar ve yönetmenler. Ben Nobel edebiyat ödüllü Hermann Hesse'nin Masallar adlı kitabını seçtim. 

 Kitap çok sayıda masaldan oluşuyor. Yazarın anlatımını ve çeviriyi beğendim. Birbirinden ilginç masallar insanı farklı dünyalara sürüklüyor adeta. Bazıları çok akıcı ve bir çırpıda okunurken bazıları fazla durağan geldi bana. İçlerinde pek sevemediğim birkaç masal olsa da çoğunu sevdim ve okuduğuma memnun oldum. Betimlemeler ve karakter tahlilleri çok iyiydi. Yeşil kapağı da kitabın doğanın bir parçası olduğunu düşündürdü hep bana. :)

 Buradaki masallar daha çok büyüklere hitap ediyor ve alışılmışın aksine pek de mutlu sonla bitmiyor. Okurken bazı karakterlerle ben de sürüklenip gittim. Yeri geldi çirkin cüceyle birlikte çaresizliği ve öfkeyi hissettim, yeri geldi Augustus'u tutup kendine gelmesi için silkelemek istedim. Başka bir gezegenin kralına barış için çözüm önermeye çalışan gençle birlikte içime hüzün düştü. Ozan Han Fook ile seslerin izinde kaybolup gittim. Iris'in Anselm'e verdiği naif görev gözlerimde bir ışıltının belirmesine sebep oldu. 

 Masallar her ne kadar hayali olsa da gerçekçi yanları da vardı, güzel mesajlar içeriyordu. Uzun zaman önce yazılmasına rağmen güncelliğini koruyor, zamanımızın pek çok sorununa değinmiş yazar. Masallara farklı bir bakış getiren, insanı düşler aleminde yolculuğa çıkaran bu kitabı herkese tavsiye ederim. :)


23 Ağustos 2022 Salı

Zaman Makinesi (Kitap)

 



"İnsanoğlu intihar etmişti. Kendine hedef olarak kararlılıkla rahatı ve kolayı, düstur olarak da güvenli ve istikrarlı dengeli bir toplumu seçmiş ve muradına ermişti- ama sonunda gele gele bu duruma gelmişti işte."


 Bilimkurgu edebiyatının tanınmış kitaplarından biridir Zaman Makinesi. Kısa olduğu için bir çırpıda okunuyor. Türü sevenlerin ilgisini çekecektir. 

 Zaman Gezgini, dostlarına bir zaman makinesi icat ettiğini söylediğinde kimse ona inanmaz. Sonrasında gezgin üstü başı dağınık halde karşılarına çıkar ve zamanda yolculuk yaptığını iddia ederek başından geçen her şeyi anlatır. Kitap boyunca Zaman Gezgini'nin bu anlattıklarını okuyoruz. Sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yılına gittiğinde orada güzel, narin ve zayıf insanlarla karşılaşır. İnsanların hiçbir sorumluluğu olmadığını ve kavgadan uzak,  rahat yaşadıklarını düşünürken pek çok bilinmezlikle karşılaşır. Yukarıdünya ve yeraltıdünyasının farklılıklarını kavrar. Geleceğe dair olumlu düşünceleri gittikçe yok olur.

 Kitap akıcı şekilde başlıyor ve anlaşılır bir dille yazılmış. İlerledikçe bazı kısımların yüzeysel geçildiğini gördüm, daha fazla açıklama beklerdim. Zaman Gezgini bazı konularda çok çabuk kanıya varıyor ve gelecekteki tuhaf insanlarla hemen iletişime geçmeyi başarıyor. Tamamen farklı bir dünyaya gidince araştırma ve inceleme safhası bu kadar kısa olmaz gibi. Bir de gidilen yıl çok abartılı geldi bana. Bu gidişle dünya daha kaç yıl daha varlığını sürdürür bilemiyorum. Yazarın hayal gücü ve anlatımı güzeldi. Toplumsal konulara değinişi ve kitabı teknik terimlere boğmaması hoşuma gitti. Yazıldığı döneme göre güzel bence. Takıldığım birkaç detay dışında diyeceğim yok, kitap kısa zaten. 


22 Ağustos 2022 Pazartesi

Kitap Alışverişim 4

 


 Merhabalar, memlekette olduğum için bir süredir paylaşım yapmamıştım. Dün iki üç kitap alma niyetle Amazon'da dolaşırken Merve'nin bahsetmesi üzerine uygulamayı indirdim, 150 TL ve üstü alışverişte 50 TL indirim vardı. Zaten 5 kitap alınca da bir miktar indirim kazanıyorsunuz. Alışverişe başladım ve 150 TL civarına 7 kitabı tamamladım, indirimlerle 96 TL ödedim. Uygulamadan ilk kez alışveriş yapanlar için bu indirim geçerli sanırım, haberiniz olsun. 

 Arada sırada klasiklerden alıp okurum, Oblomov ve İki Şehrin Hikayesi ilgimi çekiyordu ne zamandır. Düşündüğümden kalınmış kitaplar, buna sevindim. 🙂

 Cengiz Aytmatov'dan sadece Beyaz Gemi'yi okumuştum. Kalemini sevdiğim bir yazar. Beğenilen bu kitabına geldi sıra. 

 Daha önce Koreli bir yazar okumamıştım sanırım, bu kitaptan başlamak istedim. Cezaevinde başlayan bir arkadaşlığı anlatan Mutlu Günlerimiz pek çok ödül almış, konusu ve kapağı hoşuma gitti. 

 Uzun süredir aklımdaydı, blog arkadaşlarımızdan İrem Can'ın kitabını da okumak için sabırsızlanıyorum. Kendisine buradan ulaşabilirsiniz. 😃

 Masallar kitabını İlkay'dan duymuştum ve çok ilgimi çekmişti. Daha okumadan sevdim diyebilirim. :)

 Altıncı Koğuş sepete son anda eklediğim bir kitap oldu, 150 TL üstüne çıkmak için sepete attım açıkçası. Tabi konusu da ilgimi çekiyordu, şimdi almasam sonra alırdım. :)) Şimdilik benden bu kadar, bayağı okunmamış kitabım birikti. Önümüzdeki aylarda bol bol okuma fırsatım olacak. Görüşmek üzere. 


1 Ağustos 2022 Pazartesi

Beni Asla Bırakma (Kitap)

 


 Kitabı bitirmem oldukça vakit aldı. Karanlık kapağı ve arka kapak yazısı nedeniyle gerilim içerikli bir kitap olacağını düşünmüştüm. Biraz konusundan bahsedip yorumuma geçeyim.

 Bakıcı olan Kathy, yatılı okul olan Hailsham mezunudur. Eski arkadaşlarından birkaçına rastlayınca eski günleri yad ederler. Kitap daha çok Kathy'nın okul günlerini anlatmasından oluşuyor. Sanki birinin günlüğünü okuyor gibi hissettim. Geçmişte yaşanmış ve hâlâ devam eden gizemli durumlar var, karakterimiz kendi bakış açısıyla bunları ele alıyor, bazı cevaplar bulmaya çalışıyor.

 Yazarın gözlem gücünü ve bir karakter aracılığıyla bunu derinlemesine anlatmasını beğendim. Aslında kitabın en sevdiğim yönü buydu. Yazarın bu üslubu daha farklı bir kurgu ile birleşse sanırım daha etkilenebilirdim. Çünkü kitap boyunca gizem havası devam ediyor ama her şey o kadar yavaş ilerliyor ki bir yerden sonra sıkılmaya başladım. Bir sıkıntı duyduğum kısım da karakterleri ve yaptıklarını samimi bulmamam. İçinde bulundukları durumu araştırmak, çözmek, kurtulmak yerine başka detaylarda boğuluyorlar. Mesela kendilerini başkalarına kabul ettirmek ya da olduklarından farklı görünmek için cinsellik konusuna takılıp kalıyorlar. Bu sadece örneklerden biri, detaylı anlatılmamış olsa da sürekli bu konunun gündeme gelmesinden fenalık geldi bana.

 Kitabın akıcı olmaması çok ara vererek okumama sebep oldu. Başlarda heyecanla okurken ve kitabın ilginç olduğunu düşünürken bir süre sonra zoraki okumaya başladım. O yüzden finali de yeterince tatmin etmedi beni. Sanki tam oturmamış bir şeyler vardı. Son ana kadar daha farklı şeyler olacak diye bekledim. Kafamda çok soru işareti kaldı. Tamam, bazı etkileyici, düşündürücü detaylar vardı ama kitabın geneline bakınca hafif kaldı gibi. Kitap ve yazar ünlü olduğu için beklentim çoktu sanırım, herkese hitap etmeyebilir.


29 Temmuz 2022 Cuma

Totsukuni no Shoujo-2022 (Anime)

 


 Geçenlerde animenin 10 dklık kısa versiyonundan bahsetmiştim. Bu sefer 1 saat 10 dklık bölüm yayınlandı ve öncekinin aksine diyalog vardı.

 Anime masalsı havasının yanında soyut ögeler de içeriyor. Bu yüzden konusuna kısaca değineceğim. İnsanların güven içinde yaşadığı İç Diyar ve karanlık yaratıkların olduğu Dış Diyar var. Lanetlenmemek için insanlar Dış Diyar'dan uzak durmak zorunda. Ancak diğerlerinden farklı kara varlıklardan biri ormanda bir kız çocuğu ile karşılaşır. Onu öylece savunmasız bırakamaz, yanına alır. Shiva'nın ihtiyaçlarını karşılar, ona yatacak yer verir, yemek yapar. Yanlışlıkla lanetlememek için kıza asla dokunmaz, onu diğerlerinden de korumaya çalışır. 

 Öncelikle çizimlere bayıldım, çok farklı bir teknik uygulamışlar. Sahneler tablolardan çıkmış gibiydi, sanki her ana özen göstermişler, geçişler harikaydı. Tüm bunlar animeyi soyut bir noktaya taşımış ve çok da güzel olmuş. İzlerken kendimi o dünyanın içine düşmüş gibi hissettim. Çizim konusunda bende bu hisleri uyandıran şu ana kadar bir Mushishi bir de bu anime oldu. Hayranlıkla izledim. Karakterler arasındaki zıtlık, canlı renklerin arasında bile mükemmel göze çarpıyordu. Karanlık ve aydınlığın bağı güzel aktarılmış. İkiliyi çok sevdim ben, aralarındaki dostluk çok güzeldi. Seslendirmenlerini de başarılı buldum. Çok tatlı, huzur verici bir animeydi.

 Manga uyarlaması olduğu için sadece belli kısmını izlemiş olduk. Devamını oldukça merak ettim, fırsat bulduğumda mangasını okuyacağım. 




27 Temmuz 2022 Çarşamba

Anı Sızıntısı (Hikaye)


 Bir süredir hikaye yazmıyordum. Bu hikayeyi de yarışma için yazmıştım, sonuç olumsuz olunca burada paylaşayım dedim. Yarışmalardaki belli kalıplar ileride yıkılır, hayal gücü ve farklı üsluplar da biraz değer görür umarım. İki öykü yazmıştım, diğerini paylaşmayacağım. Başka planlarım var onla ilgili, belki romana dönüştürürüm. Lafı biraz uzattım ama hayal kırıklığımı burada dökmezsem rahatlayamazdım. :) Yarışmalara bir daha katılmayı düşünmüyorum. 



Anı Sızıntısı


 Serin bir gecenin koynunda ateş böceklerinin dansını izliyorum. Uçuşan, minik ışık demetleri o kadar huzur verici ki umut etmekten kendimi alamıyorum. Puslu geçmişime rağmen mutlu bir gelecek hayali zaman zaman düşüncelerimde kendine yer bulabiliyor. Manzarayı nefes almadan izliyorum, bir rüzgâr çıkıyor, her şeyi savuruyor. Hayallerim paramparça...

 Oturduğum kütükten içim titreyerek kalktım. Geriye dönüp baktığımda bahçedeki çınar gözüme pek tekinsiz göründü. Yaprakların boğuk hışırtısı ve ay ışığının gövdeye düşürdüğü koyu gölgeler... Hışırtılar giderek yükseldi ve uğultuya dönüştü, rüzgâr şiddetini artırıyordu. Kararsız halde ayakta dikilirken ince belli bardaktaki çayın soğuduğunu fark ettim, çayı tazelemeliydim.

 İçeri geçerken her adımımda burukluğum arttı. Kapının kolunu çevirip eve adım attığımda rutubet kokusu karşıladı beni. Yanından geçerken gömme dolabın kırık boy aynası gözüme çarptı. Kapağın hafif açık kalışı ve yamuk duruşu hep gözüme batıyordu. Bir anlık sinirle kapağı sertçe ittim ve yansımama baktım. Aynadaki çatlaklar anılarımdaki boşluklar gibi karmaşık yollar çiziyordu. Kısa kesim saçlarımın arasında uzanan belirgin ameliyat izine tiksintiyle baktım. Saçlarımı neden uzatmıyordum bilmiyorum, beni engelleyen bir şey vardı. Ne zaman bu izi görsem geçmişimden önemli bir parça koparılmış gibi hissediyordum. Sonunda elimi çektiğimde kapak menteşesinden çıktı ve gürültüyle yere düştü. Etrafa saçılan cam kırıklarıyla sonra ilgilenmeye karar verdim, doğruca mutfağa geçtim.

 “Biliyor musun,  ilk karşılaştığımız o gün seni hiç gözüm tutmamıştı.”

“Hadi canım, buna inanmam. Bana nasıl baktığını hâlâ unutmadım.”

“Nasıl bakmışım beyefendi.”

“Asil bir leydi gibi önce beni dikkatle süzüp sonra nihayetinde yıllardır aradığın prense kavuşmuş gibi hayretle hayranlık arası bir ifadeyle...”

“Amma yaptın, hayal gücüne bir kez daha hayran kaldım.”

 Sohbeti kesen kahkahalar kulağıma çalınınca dayanamayıp kıkırdadım. Erkeğin sesini kendi sesime çok benzettiğim için gülümsemem bir süre sonra soldu. Gördüğüm ve duyduğum şeyler bana tanıdık geliyordu ama aynı zamanda yabancıydı da. Sanki bir filmin içindeki başroldüm. Ses benimdi, görüntü benimdi ama hiçbir şey gerçek değildi. Bunlar ancak kalbimde gizlediğim arzularımın, düşlerimin izdüşümü olabilirdi. Akıl sağlığımı sorgulamama neden olan bu hayaller peşimi bırakmıyordu.

 Buraya geldiğim andan öncesine dair pek az hatıram vardı. Neden kaçıyorum bilmiyorum ama buradan gitmek istemiyordum. Kendi ismimi bile anımsamakta zorlandığım oluyordu. Başıma almış olduğum darbenin bunda etkisi olduğunu varsayıyordum. Belki de hatırlamamak benim için en iyisiydi.

 Camın önündeki divana oturdum, çayımı yudumladım. Gaz lambasının alevi iyice küçülmüştü. Yalnız yaşadığım bu ev bazen üstüme üstüme geliyordu. Geçen yıl çıkan küçük yangından kalma isli duvar öylece duruyordu. Ormancı odayı beyaza boyamakta ısrar etse de kabul etmemiştim. Hayata temiz bir sayfa açamamışken karaya bürünmüş duvarları önemsediğim söylenemezdi.

 Yaşadığım bu ıssız yerde sadece birkaç tane komşum vardı. Onlar da sorularını inatla yanıtsız bırakmam üzerine pek yanıma gelmez olmuştu. Kafam bu kadar karışıkken ve hayatımda bir değişiklik istemiyorken başkalarının uzatacağı yardım elini nasıl kabul edebilirdim? Korkularımdan habersizdi onlar. Çoğu gece acı bir fren sesi eşlik ederdi kâbuslarıma. Bir şekilde hafızamda tüm taşlar yerine oturacak olursa neyle yüzleşmek zorunda kalacağımdan emin değildim. İçimdeki kötü sesi bir türlü bastıramıyordum.

 “Ah uyumuş bile. Ne kadar da masum görünüyor.”

 “Tıpkı melek gibi.”

“Yavaşça beşiğe yatırayım, bugün çok yoruldu.”

“Annesi gibi pek enerjik. Büyüyünce ele avuca sığmayacak anlaşılan.”

 Minicik eller, kahverengi saçlar gözümün önüne geldi. Dünyanın tüm dertlerinden habersiz, cennetteymiş gibi mışıl mışıl uyuyan bir bebek... Gülümsemek istedim ama ansızın burnum sızlamaya başladı. Çocuklar nedenini anlayamadığım bir şekilde kalbimde kanayan bir yaraya dokunuyor gibiydi. Hissettiğim şey suçluluk duygusuydu. Nemlenen gözlerimi silip pencereden yıldızlara baktım. Yorgun hissediyordum, karamsar düşünceler şakaklarıma ağrı olup yerleşmişti. Gökte bir yıldızın kaydığını görmemle yeni sesler işittim.

 “Nine, nine sen de gördün mü onu?”

“Dur çocuğum, çekiştirme eteğimi. İlk kez mi kayan yıldız görüyorsun?”

“Evet! Öykü kitabında resmini görmüştüm ama gerçekte görmek bambaşkaymış.”

“Tatlı kuzum benim. Kayıp giden sadece yıldızlar olsa keşke.”

“Hı? Ne demek istiyorsun?”

 Ağırlaşan göz kapaklarımı açık tutmak zorlaşmıştı. Meraklı çocuğa yanıt vermek isterken içim geçti. Sıkıntılı düşler eşliğinde sabahı zor ettim. Her tarafım tutulmuştu, yüzüme vuran gün ışığından rahatsız olarak elimi gözlerime siper ettim. Güneşe rağmen hava serindi, üstüm açık uyuduğumdan üşümüştüm. Kalkıp hemen sobayı yaktım, üzerine demliği koydum. Sabahları bir demliği bitirmeden kendime gelemezdim. Çıtırdayan odunlar yavaş yavaş odanın soğuğunu kırıyordu. Mevsim, sıcağı yanında getirmeyi unutmuş gibiydi; nisan ayına girmiştik halbuki. Ben sade bir kahvaltı sofrası hazırlarken çay da demini aldı. Dumanı tüten tavşan kanı çayı bardağa doldurdum. Sobada kızaran ekmeklerin kokusu odayı sardı. Üzerine bir parça yağ sürdüğüm ekmekten bir lokma aldım. Tam bardağa uzanmıştım ki bir gürültü kopunca sıçradım. Gök gürültüsünü sağanak yağmur izledi. Gök delinmiş gibiydi, yağmur durmak bilmiyordu. İçimi bir sıkıntı kapladı, böyle anlar felaket getirirdi burada. Yine de kahvaltımı yapmayı sürdürdüm. Dakikalar boyunca hızını azaltmadı yağmur.

 İri damlalar olanca şiddetiyle camları dövüyordu. Pencereye yöneldim, elimle camdaki buharı silerken karşıdaki yamacın kaydığını gördüm. Dehşet içinde heyelanın, önüne çıkan evi yıkışını izledim. “Aman Allah’ım!” Her şey birkaç saniye içinde olup bitmişti. Hızla kulübeden çıktım ve kimsenin zarar görmemiş olmasını umarak aşağı doğru koştum. Çamurlaşmış zeminde düşe kalka ilerledim, sırılsıklam olmuştum. En yakında ben olduğum için durumu henüz fark eden olmamıştı. Ormancının birkaç kilometre ötedeki evine baktım ama görünürde kimse yoktu. Bir an önce enkaza ulaşmalıydım, kalbim deli gibi atıyordu.

 Sesimi duyurabilecek kadar yaklaştığımda bağırdım. “Kimse var mı?” Tökezleyip yuvarlandım ve evin büyük kısmı çökmüş olan taş duvarlarının dibinde durabildim. Elim ayağıma dolanmıştı, kaldırabildiğim ağırlıkları kenara çekmeye başladım. Acı bir manzara ile karşılaşmaktan korkuyordum. O sırada birinin feryat ettiğini işittim. Hakan’ın sesiydi bu. Onun evde olmamasına sevinmiştim ama tepkisinden karısının göçük altında kaldığını anlamıştım. Beni görünce yanıma koştu, şoka girmiş bir haldeydi. “Ne oldu böyle? Hasibe'ye bir şey olursa yaşayamam.”

 “Sakin ol, kurtaracağız onu!”

 Bakışları normale döndü ve el birliği ile enkazı kaldırmaya başladık. Bir süre sonra çöken çatının altında kadını bulduk. Baygındı ama oluşan boşluk sayesinde ağır yara almaktan kurtulmuştu. Sıkışan bacaklarını çıkarmak için çok uğraşmamız gerekti. Tırnaklarımın kanadığını parmak uçlarım sızlamaya başladığında fark etmiştim. Bu sırada birtakım görüntüler zihnimde belirince anda kalmak için mücadele etmem gerekti. Şimdi hiç zamanı değildi. Hakan bütün gücüyle çabalıyordu, o da iyi durumda sayılmazdı.

 Devrilen bir arabadan duman çıkıyordu. Sızan mazot yerde ince bir çizgi çizerek toprağa karışıyordu. Arabada sıkışmış bir kadın ve canhıraş halde onu çıkarmaya çalışan biri vardı. Ters dönmüş aracın dikiz aynasında kendi görüntümü görünce hayrete düştüm. O anda bir şeyler kafama dank etti. Geçmişte o kazayı yapan bendim, kurtarmaya çalıştığım kişi karımdı. Dehşete kapılmış halde etrafa bakarken bebeğimizi gördüm. Birkaç metre ötede kımıldamadan yatıyordu. Telaşla ona doğru koştum, yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyordum. İyi olması için dua ederek onu kucağıma aldığım sırada araç patladı. Başıma çarpan cisimle gözlerim karardı, sıcak kanın alnımdan çeneme doğru akışını hissediyordum. Sonra yer ayaklarımın altından kaydı.

 Bunca yıl sonra gün yüzüne çıkan bu anı beni gafil avlamıştı. Kendimi kaybetmiş halde feryat etmeye başladım. “Hayır! Olamaz!” Hakan endişe içinde sorgularcasına bana baktı, delirdiğimi düşünüyor olmalıydı. Hatırlamıştım yitirdiklerimi, neden hayata küstüğümü, neden buraya kaçtığımı. Derin bir nefes alıp tekrar gücümü topladım. Sonunda Hasibe’yi sıkıştığı yerden kurtardığımızda gözümden dinmezcesine yaşlar akmaya başladı. Halime anlam veremeyen Hakan telaşla konuştu. “Senin araban vardı değil mi? Onu hemen hastaneye götürmeliyiz.”

  Yıllardır araba kullanmıyordum ki kullanamazdım. Başımı telaşla iki yana salladım. “Anahtarı vereyim, sen kullan.” Şaşırdı ama bir şey demedi, başını sallamakla yetindi. Anahtarları getirmek üzere hızla oradan ayrıldığımda kafam tamamen başka yerdeydi. Bunca zaman zihnimde beliren tüm o kesitler kendi anılarımdan ibaretmiş. Belleğimde oluşan koruyucu bariyerdeki çatlaklar gittikçe büyümüş sonunda parçalanmıştı. Düşe kalka eve girip çekmeceden anahtarları aldım. Acımla baş başa kalmak, kendi kabuğuma çekilmek istiyordum ama Hakan’ı o vaziyette bırakamazdım. Ben bahçeye çıktığımda o da kollarında karısını taşıyordu. Aceleyle kadını arka koltuğa yatırdık. Yola düştüğümüzde arabanın silecekleri yağmura yetişmiyordu.

 “Delirmiş bunlar, bizden ne istiyorlar? Korkuyorum!”

“Bela arayan serseriler işte. Az önce yolda makas atmalarına izin vermedim diye akıllarınca gözümü korkutacaklar.”

“Şunlara uyma demedim mi sana, çekilseydin yoldan. Başımıza iş açıldı durduk yere. Ben hemen polisi arıyorum!”

“Nereden bilebilirdim böyle olacağını. Atlatacağım onları bir şekilde.”

“Olacak iş değil. Arkada uyuyan kızımızı unutmadın herhalde. Dikkatli sür!”

 Peşimizdeki iki arabayı atlatmak için gaza bastım. Büyük ihtimalle alkollüydüler ve işi inada bindirmişlerdi. Son sürat dar, toprak yola saptım. Araçlardan biri yolu ıskalayıp düz devam etti ama diğer araç tam arkamdaydı. Neredeyse çarpacak kadar tampona yanaşmıştı. Ben ağzıma geleni sayarken onun durmaya niyeti yoktu. Kaçış devam ederken birden direksiyonun hakimiyetini kaybettim. Araba defalarca takla atıp şarampole yuvarlandı.

 Bu anı tekrar yaşamak canımı yakıyordu. Ailemin kaybına ben sebep olmuştum. Meğer acıya katlanamayıp hissettiğim suçluluk duygusu ile anılarımı bastırmışım. Aynada kendime baktığında mavi gözlerimin etrafındaki kırışıklıkların biraz daha arttığını fark ettim. On beş yıl olmuştu. Ellerimin titremesini önleyemiyordum, sonunda ellerimi kucağımda birleştirdim. Hakan gaza bastıkça kanım çekiliyor gibi oluyordu.

 Bir saat sonra hastane koridorunda ameliyathanenin önünde bekliyorduk. Sandalyeye kendimi zor atmıştım. Hakan çaresiz halde volta atıyordu. Bir personel bana yaklaşıp konuşunca dikkatimi zar zor ona verebildim. Ellerimi işaret etti. “Siz de yaralanmışsınız. Muayene odasına alalım sizi, isminiz neydi?”

  “Hamit Çelik.”

 Ellerimi bir yere sürmemeye çalışarak yerimden kalktım ve personelin gösterdiği odaya geçtim. Duvarlar bembeyazdı, içerisi rahatsız edici derecede aydınlıktı. Cama bakınca yağmurun durmuş olduğunu fark ettim. Üşüyordum, çökmüştüm ve kendimi doğrultacak gücüm yoktu. Zamanı geri alma imkanım olmadığına göre buna katlanmak zorundaydım. Nasıl unutabilmiştim olanları? Hiçbir şey olmamış gibi nasıl amaçsız, gamsız yaşayabilmiştim? Şu an oltaya takılmış bir balık gibiydim, hala suda olan ama hızla yukarıya çekildiği için hiçbir umudu kalmamış... O an sol yanıma şiddetli bir ağrı girince kalbimden yakalandığımı anladım. Nefes almakta zorlanıyordum, göğüs kafesim daralmış gibiydi. Sesimi duyurmaya çalışırken yere kapaklandım. Kalkmak için uğraşırken birinin odaya girip bana doğru koştuğunu gördüm. “Kalp krizi geçiriyor, doktor beyi çağırın hemen!” Kısa süre sonra sesler uzaklaştı, her şey karardı.

24 Temmuz 2022 Pazar

BCP Temmuz - Arte(Anime)

 


 Blogları Canlandırma Projesinin bu ayki teması İspanyol kültürü ya da romantik-drama. Bu ay katılmayı düşünmüyordum ama kısa bir animeye denk gelince izleyim dedim. Aslında konu doğrudan romantik değil ama etiketlerde romantizmi görünce başlamış oldum. Belki devamı gelirse daha romantik ağırlıklı ilerleyecektir. Animenin ilk sezonu 12 bölümden oluşuyor.

 Arte, Rönesans Dönemi'nde Floransa' da yaşayan genç bir kızdır. Hayali ressam olmaktır ama dönemin koşulları nedeniyle annesi buna karşı çıkar. Annesine göre mutlu olmasının yolu asil bir bey ile evlenebilmesidir. Arte hayallerinin peşinden koşup evini terk eder ve çırak olarak bir atölyede iş bulmaya çalışır. Bu süreçte çok zorluk çeker çünkü sadece erkekler atölyelerde çalışmaktadır ama Arte hiç yılmaz.

 Anime zaten kısa olduğu için konuyu daha fazla uzatmayım. Arte azimli ve güçlü biri olmasına rağmen bazen saflık boyutunda hareketler sergileyebiliyor. Bazı karakterleri pek sevemedim. En sevdiğim karakter Arte'nin ustası oldu. Bence hep düşünerek hareket eden ve Arte'yi kollayan biriydi. O dönemde kız olduğu için zaten hep gözler Arte'nin üstündeydi. Usta Leo da gerektiği kadar sert ve mesafeli davranarak en iyisini yaptı. 

 Anime boyunca olayların biraz hızlı geliştiğini düşünüyorum. Finalini sevdim, insanlar arasındaki iş birliği güzel işlenmişti. Devam sezonu gelirse usta için izleyeceğim. Romantizmin düşük dozda kalması karakterlerin ruhuna daha uygun olacaktır. Bekleyip göreceğiz artık. :) Mangası da varmış, ilgililere duyurulur. Dönem animeleri ve günlük hayattan kesitler sevenlere tavsiye ederim. 

 


4 Temmuz 2022 Pazartesi

Solmayan Ümit (Kitap Tanıtım)

 


 Blog arkadaşlarımızdan Sevgili Sibel'in kitabını oldukça merak ediyordum. Kendisi hem sevdiğimiz biri olduğu hem de yazılarının kalitesini bildiğim için kitabını okuma fırsatı bulduğuma sevindim. İçinizden bazılarının kitabı okuduğunu biliyorum ama ben de bir şeyler karalamak istiyorum. :)

 Kitap çeşitli hikayelerden oluşuyor. Dram, zorlu koşullar, hayat mücadelesi, hayal kırıklıkları gibi konuların yanında güldüren ve güldürürken düşündüren öyküler de vardı. Sibel'in kelimeleri kullanmaktaki gücüne ve insanın içine işleyen anlatımına hayran kaldım. Hikayeleri genel olarak ders verici nitelikte. Bazılarının sonu biraz klasik gelse de şaşırdıklarım da oldu. Karakterleri başarıyla yansıttığını düşünüyorum. Kitapta en sevdiğim öyküler Dilek Kutusu, Solmayan Ümit ve Kırık Ayna oldu. Hatta bunlar roman olsa da karakterleri daha uzun uzun okusam ne güzel olurdu diye geçirdim içimden. :))


Altını çizdiklerim:

 "Mehmet sunturlu bir tokat yemiş gibiydi. Şaşkınlığını ve üzüntüsünü yatıştırdıktan sonra kendini topladı ve yere düşüp kırılan kristal bardakların parçalarını toplamak istercesine etrafa saçılan kelime kırıklarını nasıl toparlayacağını düşünmeye başladı."


 "İnsan kendi sorunları ile meşgulken en büyük derdin kendisinde olduğuna dair büyük bir yanılgıya kapılabiliyormuş, yüzdeki acı sadece doğuştan gelerek olmuyormuş, gam ve keder de yüzde kocaman görünmez bir lekeye dönüşebiliyormuş, bazı insanlar yaşamaya devam ederken bazıları da ölmeye devam ediyormuş meğer."


 "Cümle kümecikleri içinden, ayıklanıp atılabilse sert ifadeler, yumuşak ve nazik olanlara daha fazla yer açılsa. Kelime kırıkları toplansa yerden, tek bir harf bile zayi olmasa, hiçbir can yanmasa."


 Sibel'in bloguna buradan ulaşabilirsiniz. Kendisine hayatta başarılar diliyor, sevgilerimi yolluyorum. 😊😊🌺💐🌷


Nisan Yağmurları

  Merhabalar, hayatın akışına kapılıp burayı unutuyorum bazen. :) Eskisi kadar kitap, anime tanıtımı falan yazasım da yok. Ben zaten her zam...