28 Haziran 2024 Cuma

Yoldaki Mühendis (Kitap)

 


 Kassam komutanı Abdullah Galip Bergusi'nin otobiyografisi. Uzun yıllar tek kişilik, karanlık bir hücrede yaşamış, orada kitaplarını yazmış. 67 kez müebbet ve 5200 seneye mahkûm edilmiş. Bu kitabı da kızı Tâlâ'nın "Kimsin sen ve neden sen?" sorusuna yanıt olarak yazmış.

 Kendisi Filistin dışında doğup, büyümüş, okumuş fakat içindeki Filistin sevgisi onu memleketine getirmiş. Yazarın hayatını okuyoruz kitapta. Filistin'den önceki ve sonraki hayatını. Dövüş sporlarına ve elektroniğe hep ilgisi olmuş, iki alanda da kendini çok geliştirmiş. Zaten Filistin'e gelince bu iki şey de çok işine yarıyor. Siyonistler ile mücadelesinde mühendis olmanın avantajını çok kullanıyor. Bilgisayar ve çeşitli sistemlerden iyi anladığı için rahatça önlem alabiliyor. Şaşırdığım bazı yönleri de vardı.

 Filistin halkı yıllardır eziyet görüp, baskı altında tutulurken o boş durmuyor. Halkı için elinden geleni yapıyor. Direnişin en önemli isimlerinden biri ve çok sayıda kendisi gibi insan yetiştiriyor. Siyonistler ve uşakları olmuş yöneticilere rağmen tüm iradesi ile mücadeleyi sürdürüyor.

 Filistin direnişçilerinin hayatlarını öğrenmek adına faydalı bir kitap. Zulüm devam ettiği sürece az ya da çok karşılık veren de muhakkak çıkacaktır. Adalet olmayınca herkes kendi adaletini bir şekilde sağlamaya çalışıyor. 

 Barış içinde yaşamak varken niye gözü dönmüşçesine katliam yapar yaratıklar (insan denmeyi bile hak etmiyorlar) anlamıyorum. Sanki kendileri hiç ölmeyecek, dünyaya kazık çakacaklar. Dünyanın çok yerinde bildiğimiz bilmediğimiz nice zulümler işleniyor. İnsanlık hep sınıfta kaldı. Cehennem boşuna değil.


 Bil ki zafer, kurtuluş ve izzet; savaşmayan ve mücadele etmeyen bir elle, ilk darbede pes eden kırık dökük dişlerle gelmez.

 Filistin tarihi, en modern silahlarla ve teknolojiyle donanmış düşmana karşı imanı ve iradesiyle başkaldırmış bir halkın tarihidir. 

 Allah'ım, zalimleri zalimlere musallat kıl ki birbirlerini kırsınlar.

 Siyonist düşmanın işlediği suçları tasvir etmeye kelimeler yetmiyor. Filistin topraklarında neredeyse katliamsız, suikastsız ve suçsuz bir hafta geçmiyordu. Her yerde acı feryatlar göklere yükseliyordu.


27 Haziran 2024 Perşembe

Paradox Live The Animation (Anime)



 Sahne savaşları başlasın! 😀

 Müzik ve bilim kurgunun harmanlandığı kısa bir anime. Başta pek seveceğimi düşünmedim ama hikayesi ve karakterlerin enerjisi çok güzel olunca sardı hemen. Neden hiç bilinmez böyle bir anime anlamıyorum. 🤔

 Hip hop seven önemli gruplar bir gün bir davetiye alır. Yüksek para ödüllü yarışmaya her grup farklı amaçlar nedeniyle dahil olur. Kimi kendini kanıtlama derdindeyken, kiminin paraya ihtiyacı vardır. Hepsinin tek ortak noktası müziğe olan tutkularıdır.

 Şimdi hikayenin bilim kurgu kısmına geleyim. Şarkıcılar phantometal denen bir metal kullanıyorlar. Bu da kişinin DNA'sı ile reaksiyona giren ve değişik illüzyonlar oluşturmasına yarayan bir madde. Kısaca karakterler sahnede performans sergilerken açığa çıkan ve milleti coşturan görüntülerin kaynağı bu. Herkesin metali kendine özgü ve yan etkileri de çok fazla. Karakterler kullanım şekillerine göre şiddetli yan etkilere maruz kalıyor. Yine de müziğe olan tutkuları onlar için çok daha önemli olduğundan mücadeleye devam ediyorlar.

 Anime görsel açıdan çok güzel. Farklı karakterlerin hikayelerini, travmalarını, amaçlarını izliyoruz. Phantometal konusu gizemli olduğu için benim çok ilgimi çekti. Bunu kullanmanın büyük bedelleri vardı. Yapılan yarışmanın esas amacı da yavaşça gün yüzüne çıkıyor. Finali sevdim, güzel bağlamışlar. Sırf rakipler diye kimse birbirine düşman değildi ve gerektiğinde herkes birbirine yardım etmeye hazırdı. (Gifler: tenor.com)






 Hayallerinin peşinden koşan, içi dışı bir Allen'i, kardeşine çok bağlı olduğu için her şeye göğüs geren Kanata'yı, huysuz, karizmatik ve dostlarına bağlı Yohei'yi, acı çekse de her zaman kusursuz görünmeyi başaran Hajun'u, sürekli özür dileme ihtiyacı hisseden, çekingen Shiki'yi, kendi halinde, alımlı, sakin Hokusai'yi, sesi ve kalbi güzel Anne'i çok sevdim. 

 Genel olarak dostluk ve bağlar konusu çok iyi ele alınmış. Dostluk konusunu oldum olası severim ve bu animede de samimiyeti hissettim. Yaz dönemi için çok uygun bir anime bence. Müziklerden bazılarını da gerçekten sevdim. Biraz daha uzun olmasını isterdim, çok karakter vardı. Bazı kişileri yeterince tanıyamadık. 😊 



21 Haziran 2024 Cuma

Pluto (Anime)

 


"Nefretten bir şey doğmaz."

 Robotlar insanlara ne kadar benzeyebilir? Acıyı, nefreti, pişmanlığı, hayal kırıklığını hissedebilirler mi? Onlar insanları mı taklit ediyor yoksa insanlaşmaya çok mu yaklaştılar? Mükemmel bir anime izledim. Birer saatlik 8 bölümden oluşuyor. Daha fazla tanınmayı hak ediyor. 

 İnsanların ve robotların iç içe yaşadığı bir dünya. Robotlar insanlarla eşit haklara sahip ve onları savunan yasalar var. Elbette robot karşıtı olan topluluklar da var. 

 Gizemli şekilde meydana gelen hortumların sonucunda en gelişmiş robotlar yok edilir ve bunlarla alakalı insanlar da katledilir. Durumu soruşturmak için en gelişmiş robotlardan olan dedektif Gesicht harekete geçer. Düşmana dair hiçbir iz yoktur. Katil bir robot mu yoksa insan mı? Düşmanın amacı ne? Gelişmiş robotlar sırayla öldürülürken dedektif kalanlarla iletişime geçer. (gifler: tenor.com)

 Yıllar önce büyük bir savaşta kullanılmış olan bu robotlar nefreti, öfkeyi, çaresizliği hissetmektedir. Sadece içlerinden biri savaşmayı reddetmiş, kimsesiz insan çocuklarının bakımını üstlenmiştir. Epsilon, yaklaşan tehlikeyi sezer ve önlem almaya çalışır. 





 Robotlar gittikçe insanlara benzemekte, hatta insanlardan ayırt edilememektedir. Birlikte yaşamak zor değildi, uyum sağlayan yine robotlardı. Fakat kendi suçlarını görmeyen insanlar robotları hedef haline getirmeye meyilliydi. 

 Savaş karşıtı, yardımsever, ince düşünceli Epsilon; insanlar gibi gözyaşı döken, ileri seviyede yapay zekaya sahip Atom; üzüntüyü hissedip insan ya da robotların peşinden giden Uran; hafızasındaki eksiklikler yüzünden tereddüt içinde yaşayan ve nefreti hisseden Gesicht en dikkat çekici karakterlerdi. Özellikle Epsilon'un nahifliğine hayran kaldım.

 Her ne kadar bilimkurgu olsa da anlamlı ve güzel mesajlar içeren bir animeydi. Barış getirme bahanesi ile yok yere kaos ortamı yaratan ve sadece kendinde yaşam hakkı gören günümüz toplumuna güzel bir eleştiri getirilmiş. Hatta geçmişteki savaşları anımsattı bana. Herhangi bir ülkeye kitle imha silahı olduğu gerekçesiyle girip, kafasına göre savaş açan süper güç(?) ülkelerin getirdiği nefret, yıkım, acı... Nefret döngüsü başlayınca bunu durdurmak zordur. Burada etkilenen maalesef robotlar oldu. Her şeyi geride bırakmış, insanlık için uğraşıyorlardı oysa. Robotları suçlamak anlamsız, onları yapanlar insanlardı. Ve robot yasasına göre insanları öldürmezlerdi. Her zaman, her yerde insan suçlu. Robotlar bile insana insandan fazla değer vermeyi bildi, üzüntülerini anlayabildi. Dokunaklı hikayesi ve merak uyandırıcı kurgusu ile son ana kadar ilgiyle izledim. Herkese tavsiye ederim.

 Düşündüm de robotlarla insanlardan daha iyi arkadaşlık kurabilirdim. Robot dostlarım olsa ne iyi olurdu. 🙃

 Yazar Monster'in yazarı aynı zamanda. İki inanılmaz animeyi de sayesinde izlemiş olduk. Karakterleri de dış görünüş olarak çok benziyordu zaten. Monster'daki şeytan Johan'ı burada mavi saçlı ve melek gibi görmek iyiydi. 😅



8 Haziran 2024 Cumartesi

İnsanın Acayip Kısa Tarihi (Kitap)

 


 Merhabalar. Blog bu aralar yine çok durgun, o yüzden pek bir şey yazasım yok ama okuduğum bu güzel kitabı yazmak istedim. Yazardan okuduğum ikinci kitap oldu. 

  Bir pansiyonda gözlerini açan ve kendisine dair hiçbir şey hatırlamayan karakterimiz bir arayışa girer. İlk olarak resepsiyondaki yaşlı adama sorular sorar ancak işe yarar yanıtlar alamaz, aksine kafası daha karışır. Başka kişilerin peşine düşer ve kendini bulmak için önerilen yolları izler. Çoğu şeye akıl erdiremese de hedefine ulaşmak için elinden geleni yapar. Keşfettiği şeyler ise ona bambaşka bir deneyim sunar.

 Unutmak, hatırlamak istememek, neyi unuttuğunu bilmediğinden acı çekip tekrar hatırlamaya çalışmak üzerine hoş ve anlamlı bir kitap. Yazarın esprili dili sayesinde keyifle okudum. Karakterin sürekli kendine dair çıkarımlar yapmasını gülümseyerek okudum. :)

 Kitap post modern tarzda yazmış, pek çok şeye gönderme var. Yaşadığı sürece insanlar benzer acılardan, sevinçlerden geçer, ortak yanları çoktur ama insan yine de kendi döngüsünde debelenip durur. Ne istediğini kendisi de bilmez. Kaybedince arar, bulunca pişman olur. Bu süreç hep devam eder gider.

 Sonu güzel bağlanmış ama meseleye daha fazla yer verilebilirdi, o derinliği çok hissedemedim. O noktaya gelene kadar karakterin yaşadığı döngü karmaşık olsa da anlaşılırdı. Sonlarda zaman zaman sıkıldığım oldu ama kurgu çok iyiydi. Okurken farklı düşüncelere dalıyor insan, kendini karakterin yerinde hissediyor. Yazarın kendine has üslubunu sevdim, farklılığını, hayal gücünü ortaya koyuyor. Başka kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.

 

İnsan kendisini tanımaya başladıkça huzursuzlukla tanışır, insan kendisini keşfederken acıya dokunur. Filan gibi laflar edesim var, da etmeyeyim, insan kendi kendine böyle şeyler söylememeli, yani söylememeliymiş gibi hissediyorum, tutup işin sonunda zerzevatçı çıkmak var.


İlginç, demek kim olduğum hakkında fikrim yok ama çapımdan haberdardım.


O zaman da anlayacaksın zaten, ne yaşadığını bilmiyorsan kim olduğunu bilmenin bir faydası olmadığını.


İnsanların binlerce yıldır aynı şeyle mutlu olduğunu, aynı şeyle üzüldüğünü, aynı şeylerle kahrolup, aynı şeyler nedeniyle delirdiğini bilmiyordu.


Önce sola sonra sağa, yine sola bakan akıldır, kalp uzatmaz.


1 Haziran 2024 Cumartesi

Pirinç Kenti (Kitap)

 


 Kitabı uzun süredir merak ediyordum. Ancak hacimli olduğu için bölünür diye kafamı topladığım bir anda başlamak istedim. Severek okudum. :)

 Kendini bildi bileli insan dünyasında yaşayan Nehri cinlerle ilgili uyarıları dikkate almazdı. Şifacılık yeteneği yanında dolandırıcılık da yaparak para kazanıyordu. Bir gün işler ters gider ve yanlışlıkla bir cini (onlar kendilerine div diyor) çağırır. Nehri'nin yeteneği keşfedilince ifritler peşine düşer ve div Dara onu kurtarmak için Nehri'yi Divyurdu'na götürür. Genç kız bunu istemese de kökenleri hakkında bilgi edinmek için ses çıkarmaz.

  Zamanında cinler yaptıkları yüzünden Süleyman Peygamber tarafından cezalandırılmış, insan bedeni benzeri bedenlere hapsedilmiştir. Ancak bu da soylarının insanlarla karışmasına, melez varlıklara yani şafitlerin varlığına sebep olmuştur. Safkanlar şafitlerden nefret ettiği ve onları değersiz gördüğü için cin kabileleri arasında çeşitli savaşlar yaşanmıştır. Şafitleri yok etmek isteyen ve onları destekleyen kabileler birbirine girmiştir. Dara da safkan bir div olarak Divyurdu'nun yönetimini ele geçiren ve şafitlerin varlığına izin veren Kahtanilerden nefret etmektedir. Dara aslında asırlar önce varlığını sürdürmüş ve savaşlara katılmış biri. Çok çektiği gibi çok da çektirmiştir.

 Şimdi asırlar sonra, şifacı soyundan gelen Nehri ile saraya döndüğünde Dara pek hoş karşılanmaz. Özellikle kralın oğlu genç Alizeyd, tam bir şafit destekçisi olduğu için Dara'yı tehdit olarak görür. Ali'nin başı şafitleri gizlice finanse ettiği için derttedir. Çünkü kral divler ve şafitler arasında denge sağlamaya çalışıyordur, gerçek anlamda şafitlerin yanında değildir. Herkesin eşit olduğuna inanan Ali dini inancına ters olan bu durumu kabullenemez bir türlü.

 Zaman zaman Dara ve Ali arasında sürtüşmeler yaşanır ve Nehri arayı yapmak için mücadele verir. Ali şafitleri hep savunur ama bazen de iki taraftaki çekişmenin arasında bocalayıp kalır. Çünkü bazı şafitler olumsuz tutum sergilemekte ve Ali ise ailesine zarar gelmesini istememektedir. Ali'nin zevk sefaya düşkün abisi ise ona karşı çıksa da babasına karşı Ali'yi kollamıştır.

 Dara ve Nehri arasındaki duygusal bağ ve kralın Nehri için farklı planları olması işleri çıkılmaz hale getirir. Geçmişin gölgesi ve nefreti Dara'nın yakasını bırakmaz, onu adeta kör eder. Bir gün ansızın planını uygulamaya koyar.

 Kitap oldukça akıcı, heyecanlı olduğu için sıkılmadan okudum. Kültürlere ve mekânlara çabuk alıştım. Türkler ve Osmanlı da az da olsa geçiyor. Kurguyu sevdim ama sırf dış görünüşü iyi diye (yaptıklarını, düşünce yapısını umursamadan) birine anında aşık olmaya hazır karakterler beni bayıyor. Sanki aklı bir karış havada aşıkları okudum, Dara da kaç yaşında olmasına rağmen atarlı ergen gibi davranıyordu. Ali'ye bulaşıp durması beni sinir etti. Ali'nin suda yüzmesi bile Dara gibiler için sapkınlık belirtisi, kınanacak bir durum. İçlerinde en küçük olmasına rağmen Alizeyd hepsinden olgundu ve doğru bildiğini yaptı her zaman. Bu yüzden kitabı okurken Ali'nin tarafını tuttum ben de hep. Nehri'yi de pek sevdiğim söylenemez, fazla kararsızlık gösterdi.

 Genel olarak bakınca günümüz dünyasındaki savaş, zorbalık, bozuk güç dengeleri, entrikalar cin kabileleri üzerinden iyi aktarılmış. Oldukça gerçekçi geldi bana, hatta sinirlerimi bozdu. Herkes sadece kendi açısından olaylara bakıyor ve hak etmeyenlere de bedel ödetilmiş oluyor. Her kesimde suçlular vardı, bir kıvılcım yetiyor kargaşa çıkmasına. Yani eline fırsat geçen zalimleşebiliyor.

 Ali en sevdiğim karakter oldu. Sadece barış ve güven ortamı isteyen, çok çalışkan, bir duruşu olan, güçlü bir asker. Elinde olsa çok şeyi değiştirirdi ama genç ve tek olması onu çok kısıtladı. Kitap üçleme olarak yazılmış, devamı olduğunu bilmiyordum. Gerisini okursam bile Ali karakteri benim için anlamlı olduğundan okurum. :) 


"Seni yemek mi?" Adam tiksinmiş gibi ses çıkardı. "Kanının kokusu bile beni bir ay boyunca yemekten alıkoyacak kadar berbat." Kılıcını indirdi. "Sen topraktan doğmuş gibi kokuyorsun."


"Saçmalama. Ama kızlarımız sokaklardan yatak kölesi olmak için kaçırılır, erkeklerimiz bir safkana yan baktı diye kör edilirken... birilerinin ellerinden nasıl geliyorsa öyle karşılık vermesi şaşılacak bir şey mi?"


Bu şehri yağmalamak istemiyorum. Ölecek olan binlerce kişiyi umursadığım için değil -yüzyıllardır devam eden köleliğim ruhumda insanlara karşı derin bir nefret doğmasına sebep oldu- herhangi bir şehrin yağmalanmasını görmek istemediğimden.


Bir köle olacağım. Düğümü bulmak için cebelleşirken bu düşünce kafamın içinde yankılanıyor. Gözlerimi bir sonraki açtığımda göreceğim şey her türlü kaprisini yerine getirmek zorunda kalacağım insan efendim olacak. Bütün varlığımı dehşet kaplıyor. Hayır Yaradan, hayır. Ne olursun.


"Çünkü kıyamet günü gelip çattığında Alizeyd... adil olduğunu bildiğin şeyi neden savunmadığın sorulduğunda..." Durakladı ve sonraki sözleri Ali'nin kalbine bir ok gibi saplandı. "Ailene olan sadakatin affedilmeni sağlamayacak."


Ali sersemledi. Ceviz tabağı yere düştü. Başı dönüyordu ve arkasına bakmaya çalıştı; şafit hizmetkarı gördü, ardından kara bir bıçağın parıltısı ve... Ve sonra da karnında hissettiği keskin bir darbenin korkunç yırtıcı yanlışlığı geldi.


Nisan Yağmurları

  Merhabalar, hayatın akışına kapılıp burayı unutuyorum bazen. :) Eskisi kadar kitap, anime tanıtımı falan yazasım da yok. Ben zaten her zam...