"Ruh. Parçalanamaz ve çalınamaz. Ümitsizliğin pençesindeki bir kurban ve 'efendisi' de tersi olduğuna inanmaktan hoşlanacaktır. Ama gerçekte, ruh kalır, bazen derinlere gömülür ancak asla tamamen yok edilemez."
Drizzt Efsanesi serisinin ikinci kitabı Sürgün ile devam ediyorum. Daha önce ilk kitabı yazmıştım, buradan ulaşabilirsiniz.
İlk kitapta Drizzt ailesi ve kendi ırkı ile yaşadığı sorunlar yüzünden Menzoberranzan' ı terk etmişti. Bu süreçte hayatı kolaylaşmaz çünkü yalnızdır. Yeraltının derinliklerinde yaşamak için türlü vahşi ırkla mücadele ederken yanında sadece oniks heykelciği vardır, yani belli zamanlarda çağırabildiği panter...
Zorlu yaşamı Drizzt' i olduğundan daha sert birine dönüştürür. Birgün kendisini öldürmek için peşine düşen aile üyelerine rastlar ve Drizzt kapışma sırasında içindeki karanlık yanın açığa çıktığını fark eder. O günden sonra kendini iyice kaybettiğine inanan Drizzt yalnız olmakla başa çıkamaz hale gelir. Bir ses duyabilmek maksadıyla kendi ırkı kara elflere düşman olan yer altı gnomlarının mekanına gizlice girer. Benliğini tamamen kaybetmektense düşmanın kapısında ölümü göze almıştır. Daha önce kara elflerin elinde çok sayıda gnomun can vermesi nedeniyle onların kendisini sağ bırakmayacağını düşünmektedir ve kısa sürede yakalanır. Böylece sonraki hayatı tamamen değişir.
Ben bu kitapla Drizzt' e daha çok bağlandım. İlk kitapta ailesi yüzünden çok sıkıntı çekmişti, burada ise kaçıp kurtulamadığı şeyler ve yalnızlık yüzünden bayağı zorluğa katlanıyor. Tutunabileceği iyi dostlar bulması onu içinde bulunduğu ikilemden bir nebze de olsa kurtarıyor. Bu kitapta Drizzt' in iç sesi, pişmanlıkları ve ruh haline daha çok odaklanılmış. Bu da karakteri sadece dövüşüp duran biri olmanın ötesine taşıyıp ona gerçekçilik katmış. Okurken sürekli acaba Drizzt şimdi ne düşünecek, ne yapacak diye merak ettim ve sanki bir arkadaşımmış gibi hissettim. Drizzt dostlarına çok bağlı ve son ana kadar ümidini kesmeyen biri. Kaç kez ölümden dönse de doğru olduğunu bildiği şeyi yapmaktan geri durmaz. Annesinin zalimlikleriyle mücadele etmek zorunda kalıyor hep. Yeraltı ona hep acı kaynağı olduğu için sonunda yönünü yüzeye çevirmeye karar veriyor.
Yazarın üslubunu da seviyorum. Her şey akıyor gidiyor, belli bir uyum içinde. Dövüşler ve olaylar heyecanlı, betimlemeler gerektiği kadar ve mükemmel, karakter gelişimleri başarılı. Severek okudum.
"İnatçı gençliğimde, tek başıma ayakta durabileceğime, düşmanlarımı kılıç ve ilkelerle fethedebilecek kadar kudretli olduğuma inanırdım. Kibir, sırf kararlılık sayesinde çaresizliğin kendisini bile yenebileceğime ikna etmişti beni. İtiraf etmeliyim ki, inatçı ve budala bir gençtim, çünkü şimdi ne vakit dönüp o yıllara baksam, apaçık görüyorum ki, nadiren tek başıma kaldım ve nadiren tek başıma kalmam gerekti. Her zaman sadık ve değerli dostlar vardı; istemediğime inandığımda bile ve bunu yaptıklarını fark etmediğim zamanlarda dahi bana destek veren dostlar."