16 Mayıs 2022 Pazartesi

Jujutsu Kaisen 0: The Movie (Sinemada İzledim)

 


 Nereden başlasam anlatmaya bilemiyorum. Tek kelimeyle BAYILDIM... 

 Sinemaya gitmeyeli o kadar oldu ki en son hangi filme gittiğimi bile hatırlamıyorum. Geçen Film Gündemi sevdiğim animenin filminin çıktığını söyleyince çok heyecanlandım ve hemen sinemaya koştum. Buradan kendisine de sesleniyorum: Hemen o filme gitmelisin. 😁😄 Fırsatım olsa tekrar izlemek isterdim. Filme eşimle gittim ve bizden başka kimse yoktu. Bir yandan güzel ama bir yandan bu kadar güzel iş çıkarılmış bir yapımın ilgi görmemesi üzdü. Başka anime filmlerinin gösterime girmesi için animeseverler daha rağbet etmeli. 

 Daha önce ilk sezonunu izlemiştim animenin, temel olarak konu aynı. Orada okulda üst sınıfta olanlar burada 1.sınıftalar. Yani ilk sezondaki birinci sınıf öğrencileri burada yok. Kısaca konuya da değineyim, insanların olumsuz duyguları yüzünden lanetler ortaya çıkıyor. Lanetler yüzünden çok sayıda insan kayıp ya da ölmüş. Kendilerine büyücüler diyen grup da insanları bu lanetlerden korumaya çalışıyor. 

  Filme gelecek olursam Yuta ve Rika çocukken birbirlerine bir söz verirler. Rika bir kaza geçirince Yuta onun laneti ile yaşamaya başlar. Ne zaman Yuta'nın başı derde girse Rika ortaya çıkıp dehşet saçmaktadır. Durumun farkına varan Gojo onu Jujutsu Koleji'ne götürüp, eğitim almasını sağlar. Böylece Yuta lanetin etkisinden kurtulabilecektir.

 Öncelikle çizimlere ve dövüş sahnelerine bayıldım. O geçişler, o renk değişimleri nedir, gözümü bir an olsun perdeden ayıramadım. Müziklerle de gerçekten çarpıcı hale getirmişler. Korku ve şiddet unsuru nedeniyle 16 yaş sınırı koysalar da ben heyecanla izledim. Yuta karakteri çok iyi işlenmişti, hatta ilk sezondaki karakterleri solladı geçti bence. Yuta'yı çok sevdim, anime boyunca mimikleriyle olsun, ses tonuyla olsun tüm duygularını bana geçirdi diyebilirim. Çaresizliğin getirdiği ızdırabı, kayıpların yol açtığı saf öfkeyi hissedebildim. Tabi Gojo'nun hakkını yemeyim, yine onun karizması ve gözlerine düştüm. 😅🤭

(gif:tenor.com)

 Önceki tanıtım yazımda Toge'yi anlatmamıştım. Sesle ilgili gücü olduğu için fazla konuşmaması gereken biri. Başkalarına zarar vermemek için birkaç kelimeden başka laf etmez. Onda da balık isimleri falan sayıyor ki aslında kızgın mı neşeli mi sadece ses tonundan anlıyor etrafındakiler. Buna rağmen çok canayakın bulduğum bir karakterdir, bahsetmeden geçmek istemedim. :)

(gif:tenor.com)


 Dram, romantizm, gerilim, aksiyon, komedi her şey yerli yerindeydi. Yuta ve Rika'nın aşkı beni etkiledi. Öyle cıvık ya da yapmacık bir ilişki değildi. Çocukluk aşklarının talihsiz durumlar neticesinde geldiği son beni hüzünlendirdi. Bu film, dizisinden daha etkileyici geldi bana o yüzden. Onu izlememiş kişiler endişe duymasın, temel kısımlar anlatılıyor, yabancılık çekmezsiniz. Dizide yer alan neredeyse tüm karakterleri gördük. Orada uzun uzun anlatılan dövüş tekniklerine pek değinilmedi burada, vakit de yoktu zaten. İzlerseniz anlarsınız ne demek istediğimi. :) 

 Yazımın sonlarına geliyorum artık. Aşağıya fragmanı da bırakayım ama anime fragmanın çok ötesinde. Beklediğimden çok daha iyi buldum, tabi beyaz perdede izlemenin de etkisi oluyor ama gerçekten iyiydi. :)) Tüm animeseverlere ve aksiyon sevenlere tavsiye ederim. Puanım 10/10. 

 


11 Mayıs 2022 Çarşamba

Mutluluk

 30 mutlu gün etkinliğine katılmadım ama sonra ben de imrendim, genel olarak bir şeyler karalayım dedim. :)

 İsmimden mi kaynaklı artık bilmiyorum duyguları anında değişen, bir inip bir çıkan biriyim. Beni mutlu eden çok şey olduğu gibi çok şey de mutsuz eder, bir ayarım yok yani. :)

(gifer.com)

 Baharın ve sıcakların gelmesi ile dışarıda top oynayan çocukların seslerini işitmek bana hep iyi hissettiriyor. Çocukken dışarı çıkıp oynamayı severdim, erkek kardeşe sahip olunca haliyle çok top da oynardım. Hala o sesleri işitince içimdeki çocuk sanki hadi kalk, dışarı çık diye fısıldıyor.

 Kaç yaşında olursam olayım biri bana çikolata ve çiçek verirse neşeleniyorum. Bizimkiler bu huyumu bildiği için markete gittiklerinde bana çikolata getirir. 🍫

 Aklıma aniden ilginç bir öykü konusu gelirse hemen heyecanlanır yazıya dökmeye başlarım. Sanki dünyanın en iyi şeyini yazıyor gibi anında gaza geliyorum, işimi gücümü bırakıyorum. 😅

(wifflegif.com)

 Anime izlerken o dünyadan koptuğum, kendimi hayal aleminde bulduğum anlar yok mu bayılıyorum. Değişik hislerin etkisi altına giriyorum hemen, enerjiyle doluyorum. :) 

(tenor.com)

 Blogda olmayı çok seviyorum. Burası benim renkli, küçük dünyam gibi. İstediğim gibi yaşıyorum. Pek çok kişi de tanıdım, güzel paylaşımları takip ediyorum her gün. Buradan kopmak zor. :) 

 Klasik olacak ama bir de sevdiklerimle vakit geçirmek, onların sağlıklı, huzurlu ve mutlu olduklarını bilmek çok güzel. İyi ki hayatımdalar. :) Daha fazla uzatmadan burada keseyim. Mutluluklar dilerim herkese. 😊

7 Mayıs 2022 Cumartesi

Nasıl yazıyoruz?

 

 


 Hem sohbet olsun hem de kafamı dağıtayım diye böyle bir konu açtım. Ben öykü/roman yazmaktan bahsedeceğim ama siz de istediğiniz türde düşüncelerinizi yazabilirsiniz. :)

 Bazen özellikle bir konu üzerine düşünürüm bazen de küçük bir çağrışım bana ilham verir. Öyle uzun uzadıya plan yapmam. Çoğunlukla başlarım ve kafamda bir şey oluştukça ilerlerim ve değişiklik yaptığım çok olur. Yani son noktaya gelene kadar içime sinmeyen çoğu yeri değiştirmiş olurum. Yazarken her şeye aynı anda odaklanamıyorum. Önce hızlı şekilde yazar bitirir, sonra içeriği daha derinleştirmeye çalışırım. Betimleme eklerim, diyalogları toparlamaya çalışırım, detaylara girerim falan. Öykü ya da roman yazarken en önemsediğim şey karakterleri nasıl aktardığımdır. Çünkü konu, kurgu ne kadar güzel olursa olsun karakterlerde ruh yoksa ve gerçekçi değillerse temel sağlam olmuyor gibi gelir bana. Sıradışı karakterleri gerçek gibi aktarabilmek, okuyucuya bunu hissettirebilmek emek istiyor. Yazarken empati kurup kendimi o karakter olarak hayal ediyorum. Kafamın içine aynı anda çok karakter yerleştirip, onları kişiliklerine kadar planlıyorum. Her birinin yeri, sınırları ayrı. Biraz uzun yazdım ama bu kadar düşünmüyorum aslında. İzlediğim anime karakterlerinin yazmakta bana çok katkısı olduğunu söyleyebilirim. En etkilendiğim neyse ben de ondan ilham alıyor ve kendime yeni bir yol çiziyorum. Yıllar önce bir arkadaşım yazdıklarımı okuyunca "Karakterleri nasıl birbirinden bu kadar farklı yazabiliyorsun, hepsinin kendine has tarzı, konuşması var; birbirini tekrar eden karakter yok," demişti. O diyene kadar fark etmemiştim aslında. Belki de benim yeteneğim budur. :)) Kimisi kurguda çok başarılı, kimisi tasvirlerde, kimisi üslupta. Bence  kitapları güzel ve farklı yapan da bu. Herkesin kendi yolunu bulması ve bu doğrultuda ilerlemesi çok güzel. Elbette yolumuzu bulana kadar çabalamak, olgunlaşmayı beklemek gerekir ama bence bu zahmete değer. Okumak da yazmak da hayatın vazgeçilmez bir parçası.

 Biraz da yazmaktaki amacımdan bahsedeyim. Ben en çok okuyucuyu bir anlığına dahi olsa şaşırtmak, onlara "Nasıl ya?" tepkisi verdirtmeyi seviyorum. O yüzden farklı ve çarpıcı sonları tercih ederim. Mesaj verme ya da bir konuda bilgi aktarma niyetinde olamıyorum, çünkü bunlar kolay işler değil. Pek araştırmacı sayılmam, bu yüzden hayal gücümü ön plana çekmeyi seviyorum. En azından okuyucunun bir parça olsa da kalbine dokunmak, dikkatini farklı bir yöne çekebilmek benim için önemlidir. :) 


5 Mayıs 2022 Perşembe

Kitap Alışverişim

 


 Kitap alışverişi hiç aklımda yokken geçen karşıma çıkan reklamda gördüğüm kitap kapağı ilgimi çekti. Ketebe yayınlarını hiç duymamıştım bile. Sonra nette dolaşınca bir iki kitap daha sırf kapağı nedeniyle ilgimi çekti. Ayrıca okuyunca konuları da hoşuma gitti, farklı geldiler bana. Kitapların üçünü de hiç duymamıştım, bunları keşfetmem iyi oldu, beğeneceğimi düşünüyorum. Solmayan Ümit de ne zamandır okumak istediğim bir kitaptı zaten. İdefix'te dördünü uygun fiyata bulunca sipariş ettim hemen. Kitaplar Kargomsende ile geldi. Daha önce bu kargoyu duymamıştım ama çok beğendim. Sonradan teslim zamanını, teslim edilecek kişiyi falan değiştirebiliyoruz, kargo dağıtıma çıkınca canlı takip edebiliyoruz. Hizmetleri çok iyi.

 Kitapları okumak için sabırsızlanıyorum ama biraz zaman alacak. Şu an yoğun bir ders programı çıkardım, ona uymam lazım. Yine de vakit buldukça okuyup paylaşım yaparım. :)

 Çok kısa konularından bahsedeyim. Katmandu'ya Yol Arkadaşı Aranıyor, yazarın onlarca ülke dolaşıp farklı coğrafyalardan insanların hayatlarını aktardığı yazılarından oluşuyor. Başka Zaman Kütüphaneleri, 2003 Dünya Fantezi Ödüllü, kütüphanelere dair birbirinden ilginç, sıradışı hikayeler yer alıyor. Geç Kalan, baskılardan bıkmış emekli bir kütüphanecinin bunamış numarası yaparak huzurevine kapağı atmasını konu alıyor. Blogdaşımız Sibel'in kitabını bir çoğunuz biliyor zaten, birbirinden güzel hikayelerden oluşuyor. :) 

30 Nisan 2022 Cumartesi

Totsukuni no Shoujo (Anime Tanıtım)

 


 On dakikalık diyalogsuz bir anime ne anlatabilir? Müzik ve görsel şölenden ibaret animeyi ben ilk kez konusundan bağımsız olarak kendimce yorumlamak istiyorum.

 

 Türkanime sitesinde yer alan konuyu aynen paylaşıyorum: "Dışarıdan olanların sana dokunmasına izin verme. Yoksa sonsuza kadar lanetlenirsin. Bir zamanlar, uzaklardaki bir yer iki diyara bölünmüştü... Dışarısı, dokundukları kişiyi lanetleme gücüne sahip olan teratomorfik yaratıklar tarafından kolaçan ediliyordu. İnsanlar sadece İçeride güvenli bir şekilde yaşayabilirdi. Fakat İçeriden Shiva adındaki kayıp bir küçük kız ve kısaca "Öğretmen" olarak bilinen şeytani bir canavar görünümlü yabancı, ormanın aynı tarafında birlikte sezzice yaşamaya başladıklarında, bağları, uyumsuz doğalarını aşıyor gibi görünüyor. Bu, geceyi gündüzden ayıran puslu alacakaranlıkta oyalanan, insan ile insan dışı olan iki kimsesiz hakkındaki halk masalının başlangıcıdır."


 Belli konusu olsa da izlerken istemsizce farklı çıkarımlar yaptım ve asıl bunlara değinmek istiyorum. :) Beyaz çocuk ve siyah varlık bana öncelikle zıtlıkları anımsattı. Siyah varlık masum çocuğa karşı korumacı davranıyor ve ona bakıyor. Çocuk, bir dokunuşla beyazdan siyaha dönüşen canlılar karşısında ürküyor ve kabus görüyor. Çocuğun dünyası renkli ve hareketli, hayal gücü geniş. Kendi dünyasında çok mutlu. 

 Anime, insanın çocukken masum olup büyüdükçe aydınlıktan karanlığa geçiş sürecini anımsattı bana ya da büyüdükçe hayatın acımasız gerçekleriyle yüzleşmesini. İnsan içten içe dirense de hayatına bir şeyler dokunuyor ve değişim başlıyor. Siyah varlık her şeyden haberdar ve beyazlığın kaybolmasını istemiyor, kendisini bile ona dokunmaktan uzak tutuyor. Bu belki içindeki çocuğa tutunup, onu yaşatmaya çalışan pişman birinin hikayesi olarak da düşünülebilir. 

 İzlerken ilk aklıma gelenler bunlardı. Mangası da varmış sanırım o daha detaylı. Görselliğe bayıldığımı söyleyebilirim. Kareler sanki ressamların elinden çıkmış tablolar gibiydi. Hem soluk hem canlı renklerin bir arada kullanılması daha dikkat çekici olmuş. Çok kısa olduğu için vakit ayrılabilir bence, masal gibiydi, hoştu. :)


28 Nisan 2022 Perşembe

BCP Nisan - Derman(Film)

 Nisan ayının teması 1900'de geçen eserler, nostalji, ya da siyah-beyazdı. Bu ay içimden bir şey izlemek gelmeyince geçen tvde denk gelip izlediğim Türk filmini paylaşmaya karar verdim. 



 Başrollerinde Hülya Koçyiğit(Mürvet) ve Tarık Akan(Şehmuz)'ın oynadığı film 1984 yapımı. Ebe olan Mürvet Ağrı'nın bir köyüne atanmıştır. Fakat kar yüzünden yollar kapalıdır bu yüzden başka bir köyde beklemek zorunda kalır. Başta soğuğa ve imkansızlıklara dayanamayan Mürvet zamanla durumu kabullenir. Zaten yollar da bir türlü açılmaz. O da bulunduğu yerde çalışmaya başlar, elinden geldiğince insanlara yardım eder. Şehmuz köpeğiyle birlikte dağ bayır dolaşan biri. Mürvet'e yardım etmek için elinden geleni yapar. Yavaş yavaş aralarında bir bağ oluşur.

 Film baştan sona kar manzarası ile dolu. İnsanların doğa karşısındaki çaresizliği çok iyi yansıtılmış. Köylüler şehirden gelen ebeyi çok merak ediyor, ilk kez şehirli birini görmüş gibi bir halleri vardı. Mürvet ve köylüler birbirine çabuk alışıyor, yardımlaşıyorlar hep. Hülya Koçyiğit'e bu rol yakışmış, herkes o kadar doğaldı ki film gerçek gibi geliyor. Özellikle uzaktan çekimleri çok sevdim, şimdiki dizi ve filmlerde insanların yüzlerine sürekli zoom yaptıkları için bıkmışız benzer çekim tekniklerinden. Filmde yer gök, her şey bembeyazdı. İzlerken üşüdüğümü hissettim. :) Filmdeki köpeğe ayrıca bayıldım, o nasıl bakış, duruş, çok akıllı bir köpek olduğu belliydi. Bazı sahneler bana mantıksız gelse de köy yaşamını ve zor hayat koşullarını anlatan bu filmi sevdim.

23 Nisan 2022 Cumartesi

Mushishi (Anime Tanıtım)

 


 Son zamanlarda izlediğim en ilginç animeydi, tek kelimeyle büyüleyici. İki sezondan oluşan animenin 26 bölümlük ilk sezonunu izledim. Anime mushi denilen ilkel yaşam formlarını konu alıyor. Çok az kişi tarafından görülebilen bu garip yaratıklar bana nedense virüsleri anımsattı. Mushiler değişik özelliklere sahip, kimileri insanların bedenine yerleşip ilginç sorunlara sebep oluyor. Bir kısmı ise zararsız şekilde doğada takılıyor.

 Ana karakterimiz Ginko isimli bir mushishidir. Kim bu mushishiler? Mushilerin çeşitlerini ve doğasını bilen, zararlı olanların olumsuz etkisini ortadan kaldırmaya çalışan kişilerdir. Ginko bir gezgin, mushilerin yol açtığı sıkıntılar nedeniyle insanlara yardım ediyor. Çok uğraşsa da bazen çözüm bulamıyor, eli kolu bağlı kalıyor. Mesela bedenine giren mushiye çok bağlanan kişi ondan kurtulmak istemeyebiliyor ve bu durumda Ginko'nun elinden bir şey gelmiyor. Kendisi zaten mushilerden pek şikayetçi değil, diğer canlılar gibi onların da yaşam hakkı olduğunu düşünüyor. Fazla sakin biri ve az konuşuyor. Olağanüstü şeylere şahit olsa bile çok tepki verdiğini göremiyoruz. Her şeyi o kadar doğal karşılıyor ki ne kadar görmüş geçirmiş biri olduğunu anlıyorsunuz. Yeri geldiğinde lafını esirgemeyen biri. Aslında insanların böyle birinden o lafları işitmesi de gerekiyor. Ginko başta soğuk biri gibi gelse de bölümler ilerledikçe onu daha çok sevdim. Çoğu bölümde bayağı anlamlı ve etkileyici laflar edip insanlara yol gösteriyor. 

 O kadar anlattım ama animenin asıl can alıcı kısmına geleyim. Büyüleyici bir atmosferi var, hayal gücü ve görselliğin müthiş şekilde harmanlanmasını hayretle izledim. Müzikleri de o kadar güzel ki hisleri iyi geçiriyor insana. Animenin psikolojik yanı ağır basıyor diyebilirim. İzleyen herkes kendine göre farklı anlamlar da çıkarabilir, o yüzden üzerinde kafa yorarak izlemek güzel oluyor. Günde iki bölüm izlemek yeterli olur sanırım. :) İzlerken insan kendini farklı bir boyuta geçmiş gibi hissediyor, dinginleşiyor. Hatta bir kere içim geçti izlerken ama sıkıcı olduğu için değil tabi. Anime hem huzur veren hem ürperten cinsten. Korku unsurlarına hayran kaldım, bunlardan güzel korku filmi çıkar.

 (Bu paragraf biraz spoiler içeriyor. Her bölüm farklı karakterlerin hikayelerini izliyoruz. İki çift göz kapağına sahip olmak, ormandan çıkamayan aileyi bekleyen son, kararsızları üstünden geçirmeyen tek gecelik köprü, kapıların kapanması ve açılmasının getirdiği felaket, annesini doğuran kadınlar, paslanmış insanlar...  Fedakarlık, sevgi, bağlılık, dışlanma gibi konuların işlendiği etkileyici hikayelerdi.)

 Mushishi kesinlikle kaliteli bir anime, farklılık arayanlara tavsiye ederim. Sıradışı olaylar yaşansa da bunlar günlük hayatın içine iyi yedirilmiş, göze batmıyor aksine baştan sona garip bir uyum içinde anime. Natsume Yuujinchou animesi ile benzeyen yönleri de var ama Mushishi daha karanlık ve gizemli, komedisi de yok. Ben ikisine de ayrı ayrı bayıldım tabi, anime listemde ilk ona girmeyi başardılar. :)) 

 Karakter tasarımlarının birbirine çok benzemesi bazen kafa karışıklığı yapıyor ama anime o kadar harika ki bunlara takılmıyorsunuz.  Her bölümle birlikte herkesin farklı kişiler olduğunu düşünerek başlarsanız sıkıntı olmuyor. :)

 Gifleri ve tanıtım videosunu görünce baştan beri ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. :) (Gifler tenor.com sitesine aittir.) 









19 Nisan 2022 Salı

Gokushufudo - Ev Erkeğinin Yolu (Anime Tanıtım)

 


 Manga serisinden uyarlanmış 5 bölümlük bir komedi. İnsanların korkulu rüyası olan bir yakuza her şeyi geride bırakıp ev erkeği olmaya karar verirse ne olur?

 Öncelikle şunu söyleyim animenin tarzı bayağı farklı, sanki giflerden oluşmuş gibi kesitler halinde ilerliyor. Yine de gülerek izledim. Karakterin karısı işe giderken kendisinin ev işleriyle ilgilenmesi, özenerek yemek yapması ve markette indirim reyonundan ürün kapmak için kadınların içine karışması iyiydi. Renklilerle beyazları yıkarken ayırmayı bile biliyor ve inatçı lekeleri kesinlikle yok ediyor. Her eve lazım böyle bir koca. 😆 Karısı da aksine çok beceriksiz ve tersi de pis ama ikisinin uyumu harika, çok tatlı bir çift olmuşlar. 😀

 Karakter geçmişini bırakmış olsa da duruşu, bakışı ve konuşması yakuza olduğu dönemlerden izler taşıdığı için hep yanlış anlaşılıyor. Nazik olmaya çalışsa da insanlar ondan korkuyor, bu kısımlar komikti. Doğum günü kutlarken bile dövecek gibi happy birthday diyor. Eğlenceli bir anime, biraz argo var ama konusu nedeniyle normal sayılır. Pek beklentiye girmeden eğlenmek için izlenebilir. Müziği de hep komik geliyor bana, o nasıl ses ya? :))

 


18 Nisan 2022 Pazartesi

Ramazan Pidesi

 


 Bugün canım pide çekince evde malzemeler var neden kendim yapmayım dedim. :) İlk kez denediğim için nasıl olacağını bilmiyordum ama tadı fırın pideleri gibi oldu, ben de şaşırdım. Şeklini iyi ayarlayamadım ama yaptığıma değdi. Bir de susam bitmiş sonradan fark ettim, sadece çörek otuyla yetindim artık. :)

 Tarifi merak edenler buradan bakabilir. Ben tek pide yapacağım için malzemeleri yarıya indirip yaptım. 

15 Nisan 2022 Cuma

Huzur Veren Anime Müzikleri

 Anime müziklerini çok severim. Kurgu ve karakterlere uygun olan müzikler insanı daha bir etkiliyor. Sevdiklerimden birkaçını paylaşıyorum. :)

 

Monster - Make it Home

 Ne zaman dinlesem içim bir garip oluyor. Hele de animeyi bitirdikten sonra daha bir anlamlı geliyor dinlerken.

 


Naruto - Sadness and Sorrow

 Naruto ile özdeşleşmiş bir müzik. Seri boyunca dramatik sahnelerde çalar hep, yalnızlık vurgulanmaktadır.




Natsume Yuujinchou- Ending 1

 Natsume'nin bütün müziklerini seviyorum, hepsi ayrı güzel ama bu müzikteki ses özellikle dinlendirici geliyor. :)

 



Violet Evergarden - Ending

 Çok sevdiğim animelerden biri. Etkileyici bir hikayesi var. Dram ve romantik konulu anime severlere kesinlikle tavsiye ederim. :)





10 Nisan 2022 Pazar

Ölüm Neferi Ceddil (Kelime Oyunu 71)


 Merhabalar. Her hafta verilen 5 kelime ile ilgili öykü, şiir, deneme yazabiliyoruz. Bu haftanın kelimeleri: Çığ, çekmece, rüya, avuç, oda



 Güneş dağların ardında batıyor, bulutlar bir ressamın elinden çıkmışçasına kızıla bürünüyordu. Akşam meltemi tepelerde esiyordu. Ceddil atları ağaca bağladıktan sonra Azaka onların su ve yemlerini verdi. Yorgun halde çimlere oturan Azaka bir şişe suyu başına dikti, kana kana içti. Ardından ağzını silip şişeyi çantaya koydu. “Bir şey mi oldu? Bugün fazla durgunsun.”

 “Son günlerde  garip rüyalar görüyorum. Şu şeyle ilgili...” dedi Ceddil ellerine bakarak.

 “Anlıyorum. Bilinçaltına işleyen bir şeyden kurtulman kolay olmaz. Hepsinin geride kaldığına inanıyorum artık korkman için bir sebep yok.”

 “Tekrar etmesinden korkuyorum, ne zaman ne olacağını bilememek çok yıpratıcı.”

 “Daha önce nasıl üstesinden geldiysen yine gelirsin. Ve ben seni yanlış bir şey yapmaktan uzak tutacağım. Hadi takma artık kafana, hava iyice kararmadan yerleşelim.”

 Ceddil neşelenmek için zorladı kendini, Azaka’dan daha fazla öğüt dinlemek istemiyordu. Eskiden ele avuca sığmaz biriyken içinde bulunduğu çıkmaz onu zamanla ehlileştirmişti. Karamsarlık ruhuna tersti ama Ölüm Neferi olduğu gerçeğiyle yüzleştiğinden beri hayatı alt üst olmuştu. Sırt çantasındaki uyku tulumunu ve diğer malzemeleri çıkarırken ağaçların arasındaki bir şey gözüne çarptı. Hızla dönüp baktığında herhangi birini göremedi. “Yorgunluktan galiba,” diye mırıldandı. Sabahtan beri çok yol kat etmişken kim onları takip edebilirdi? Yine de gecenin geri kalanında huzursuzluk yakasını bırakmadı.

 Uzaktaki yırtıcı hayvanların ulumaları geceye ses katan tek şeydi. Uyku tulumunun içinde sırt üstü uzanmış halde uyuyakaldı Ceddil. Rüya aleminin dolambaçlı sokaklarında kaybolmuştu. Yolunu bulmaya çalışırken ardından gelen ayak sesleri hiç kesilmemişti. Etrafta kimse olmamasına rağmen çok yakından gelen sesler onu rahatsız ediyordu. Karşısına çıkan boş kulübeye attı kendini. Oda sanki hiç terk edilmemişçesine tertemizdi. Ceddil ne aradığını bilmiyordu fakat içinden gelen sesin onu yönlendirmesine izin verdi. Karanlıkta aceleyle dolapları, çekmeceleri karıştırmaya başladı. Ansızın gaz lambaları yanınca her yer aydınlandı. Odanın dört duvarı da boydan boya aynayla kaplıydı. Gördüğü kendi görüntüsü Ceddil’i şoka uğrattı. Yüzündeki korkunç ifadenin önce başkasına ait olduğunu sandı, geriye doğru seğirtince tökezledi. Gözlerindeki vahşi, delilik dolu ifadeyle birleşen, alnından çenesine kadar uzanan ağ şeklindeki kırmızı damarlarla insan olmaktan çok uzak görünüyordu. Ellerinden cızırdar gibi çıkan kara dumanlar adeta sıradaki kurbanını arıyordu. Nefesini tutmuş halde irkilerek uyanan Ceddil ciğerlerine hızla oksijeni çekti. Hemen kalkıp suyla yüzünü yıkadı.

 “Kabus mu gördün?” Azaka da uyanmış, esniyordu.

 “Dönüştüğümde böyle göründüğümü bilmiyordum.”

 “Eh, pek de sevimli göründüğün söylenemez. O şekilde seni kim görse ödü kopar.” Azaka ortamı yumuşatmak istiyordu ama birden dikkat kesildi. Ayağa kalkarak etrafa bakındı. Sesleri olduğundan yüksek işitmek sahip olduğu özel gücün en önemli faydasıydı. “Ayak sesleri duyuyorum, üç kişiler.” Hemen kılıcını çıkardı. Ceddil de dikenli topuzunu uzandı. “Benim için geliyorlar,” dedi kaşlarını çatarak.

  “Anlamadım, bu ne demek oluyor?”

 “Son günlerde gördüğüm rüyalarda peşimde birileri vardı. Kontrolümün dışına çıkan özel gücüm birilerinin kulağına gitmiş olmalı.”

 Azaka sessizliğini korudu. Seslerin ne yönden geldiğini anlamaya çalışıyordu. Bir okun havayı yararak ilerlediğini fark ettiği anda sıçradı ve Ceddil’i devirdi. Ok, hemen arkalarındaki ağacın ince gövdesine saplanıp kaldı. “Durumu anladılar, uzaktan saldırıyorlar,” dedi Azaka. Başlarını aşağıda tutarak gizlenmeye çalışırlarken ok yağmuru başladı. Atlar korkuya kapılarak kişnedi, kaçmaya çalıştı. Bir süre sonra saldırıların sonu geldi. Konuşmaları dinleyen Azaka hareketlendi. “Hadi gidelim. Adamlar seni öldürmeye gelmiş, peşini bırakmayacaklar. Şu an başka bir plan hakkında tartışıyorlar.”

 “Niye kaçalım ki onları alt edebiliriz. Gelecekleri varsa görecekleri de var,” dedi Ceddil. Yabancıların niyetinin farkındaydı ama kaçıp gidemezdi. Her ne kadar başkalarının lanet olarak adlandıracağı bir güce sahip olsa da bu sayede büyük bir düşmanı yenmişti. Öne doğru çıkınca Azaka kolundan tuttu. “Dur, ne yapıyorsun?”

 “Sakin ol sadece onlarla konuşmak istiyorum.”

 “Bunun işe yarayacağını sanmıyorum. Geliyorlar bile, ne yapmaya çalışıyorsun?”

 Kısa süre sonra üç kişi ağaçların arasında belirdi. Silahları ellerinde, tetiktelerdi. Koyu renk kıyafetler içinde seçilmeleri pek kolay olmuyordu. Hepsi de cüsseliydi, güçlü görünüyordu. Hiçbir şey demeden doğrudan saldırıya geçtiler. Topuzunu savurarak karşılık verdi Ceddil. Baltalı olan kolayca bu hamleyi savuşturdu. “Ne istiyorsunuz benden?” dedi Ceddil. Tüm gücüyle bir kez daha vurmaya yeltenince rakibi yana sıçradı.

 “Sen varlığınla tehlike saçıyorsun, yaşamana izin veremeyiz,” dedi kalın sesli adam.

 “Buna siz mi karar vereceksiniz?” dedi Azaka. Bir yandan dövüşürken bir yandan laf yetiştirmeyi ihmal etmiyordu. Arada ses saldırıları ile düşmanları sersemletiyordu.

 “Bakın canınızı yakmak istemiyorum, buna hemen bir son verin,” dedi Ceddil.

 Adamlar onun sözüne aldırmadı. Dakikalar süren kapışma sonucunda iki taraf da üstün gelememişti. Ceddil alnında biriken teri elinin tersiyle sildi. Göğsü hızla inip kalkıyordu. Topuzu sıkıca kavradığından avucu sızlamaya başlamıştı. İki taraf da bir anlığına durunca adamlardan biri pes etmiş halde lafa girdi. “Bizim aile bu işe asırlar önce başladı. Ölüm Neferleri tespit edildiğinde yok edilir. Büyük bir savaş patlak vermişse bir Ölüm Neferinin ortaya çıkması muhtemeldir. Seni gördük, neler yaptığını...”

 Ceddil’in rengi atmıştı. Savaşta kendine geldiğinde ellerindeki kanı, üstüne sıçrayan et parçalarını hatırladı. Midesi kalkar gibi oldu, elleri titremeye başladı. Kendini savunacak sözler bir türlü ağzından dökülmüyordu. Onun yerine Azaka konuştu. “Hatırlatırım, o savaş Ceddil’in sayesinde sonlandı. Onu böyle suçlamaya hakkınız yok.”

 “Her şeye rağmen o, patlamaya hazır bir bombadan farksız. Kötü niyetli kişiler onu safına katarsa başımıza gelecek felaketleri düşün.”

 “Arkasında ben varken Ceddil kontrolden çıkmayacak. Hem o kimse tarafından kullanılacak biri değil.”

 Adamlardan en kısa olanı devam etti. “Sesin Muhafızı olmana çok güveniyorsun anlaşılan. Neredeyse seni de öldürüyordu değil mi? Büyük bir risk aldığının farkında mısın?” Azaka yumruğunu sıktığında Ceddil omzuna dokundu.

 “Sizi ikna etmek imkansız, farkındayım. Böyle olmayı ben seçmedim, buna rağmen yaptıklarımın yükünü fazlasıyla üzerimde hissediyorum. Sizin açınızdan bakınca nasıl göründüğünün farkındayım ama ben bu sorunu aşacağıma inanıyorum. Öncekiler gibi intihar etmeye de...” Ceddil bir an durdu, olanlar yüzünden geçmişte ne kadar da sarsıldığını, Yenira sayesinde aklını başına aldığını anımsadı. “sizin elinizde ölmeye de niyetim yok. Bu güç bana bahşedildiğine göre gerektiğinde ve doğru şekilde kullanmak için elimden geleni yapacağım.”

 Azaka gururlu bir anne edası ile Ceddil’i dinliyordu, sonunda özüne döndüğü için mutluydu. Az önce saldırgan şekilde konuşan adamın bakışları az da olsa yumuşamıştı ama işini bitirme konusunda kararlıydı hâlâ. “Böyle olmasını istemezdim. Gerçekleri gör, kimse bu çapta bir güçle başa çıkamaz. Önünde sonunda bir katliam makinesine döneceksin.” Sözlerini bitirdiğinde acıyarak baktı Ceddil’e.

 “Son sözünüz bu mu?” dedi Ceddil. Yüzü alev alev yanıyordu. Öfkesini dindirmek için ağır ağır nefes aldı. Bu kadar kolayca yargılanması ve hayatına son verilmek istenmesi gururunu incitiyor, duyduğu hayal kırıklığı içinde çığ gibi büyüyordu.

 Bir süre sonra yer çatırdamaya, patlamalar olmaya başladı. Gürültü kulakları sağır edebilecek kadar yüksekti. Ceddil ayaklarının altındaki titreşimi hissedince şaşkınlıkla etrafa bakınmaya başladı. Saldırganlar bağırarak telaş içinde ortadan kayboldu. “Yanardağ faaliyete geçmiş olmalı. Kaçalım!”

  Azaka ayakta donmuş gibi duruyor, hiçbir bir tepki vermiyordu. Ceddil endişeyle onu sarstı. “Hadi gidelim, ne yapıyorsun?” Ciddi görünen Azaka hayatı buna bağlıymış gibi son derece konsantre olmuş, alnında boncuk boncuk terler birikmişti. Gürültüler yavaş yavaş kesilince gözlerini açtı. Ceddil’in gergin bakışlarıyla karşılaşınca gülmeye başladı. “Yapamayacağım sandım ama adamları iyi korkuttum değil mi?”

 “Off ya, sen miydin? Kendini çok aştın söyleyim sana. Bir an ben bile deprem oluyor sandım.” Azaka umursamaz ama yorgun bir halde omuz silkti. “Hak ettiler ama. Hadi onlar anlamadan uzaklaşalım, burada daha fazla olay çıkmasını istemiyorum.”

 “Delisin sen,” dedi Ceddil başını iki yana sallayarak.

 “Daha önce de söylemiştin. Bir delinin yanında olduğuna göre sen de pek akıllı sayılmazsın.” Ceddil istemsizce gülümsedi ve ikisi birlikte ipini koparıp kaçmış olan atların ardından koştu. Geceye karıştılar.


Jujutsu Kaisen 0: The Movie (Sinemada İzledim)

   Nereden başlasam anlatmaya bilemiyorum. Tek kelimeyle BAYILDIM...   Sinemaya gitmeyeli o kadar oldu ki en son hangi filme gittiğimi bile ...