24 Mart 2023 Cuma

Küçükbey (Kitap)

 


  Yazardan okuduğum ikinci kitap oldu. Akıcı olduğu için de çabuk bitirdim.

 Küçükbey çocukluğundan beri saf ama dürüst biri. Aklından geçeni doğrudan söyler hep. Ailesi tarafından pek sevilmeyen biriydi. Onlar ölünce abisi de kendi yolunu çizdi. Tek destekçisi ev işlerine bakan yaşlı kadındı. Küçükbey eğitimini tamamlayıp kırsalda matematik öğretmenliği yapmaya başlar. Gittiği ortamı pek sevemez, istifa etme fikri sürekli kafasındadır. Bazı öğretmenlerin entrikaları ve öğrencilerin kötü şakaları onu bıktırır. Doğru sözlü olduğu için sık sık alay konusu olur. Yediği yemekten, nerelere gittiğine kadar anında herkesin haberi olmaktadır. 

 Yazarın anlatımı akıcı, kitap bir çırpıda okunabilir. Küçükbey garip ve dikkat çekici bir karakter. Saflık boyutunda dürüstlüğü var. Öğretmenlik yapacağı okula ilk gittiğinde müdür bir öğretmenden beklediği prensipleri sıralayınca 'asla dediğiniz gibi biri olamam," diyip geri dönmeye yeltenen biri. Çabuk öfkelenmesi ve herkesle inatlaşması yönüyle de kendime benzettim biraz. 😅 Kitabı genel olarak sevdim, derin bir konusu yok ama insanın yeni girdiği farklı ortamlarda kolayca kandırılıp dışlanabileceği, arkasından ne tür entrikalar döndüğünü fark etmesinin zor olacağı gibi detaylara yer verilmiş. Ya uyum sağlayıp onlara benzemek ya da uzaklaşmaktan başka seçenek pek yok gibi. Yazarın kendi hayatı da zor geçmiş, belki de bu karakteri yazarken kendi sıkıntılarını da aktarmıştır. Mizahi anlatımı da karakteri daha ilginç biri haline getirmiş. Kitabın sonu biraz sönük geldi, daha uzamalıydı diye düşündüm yani. :) 


"Eğer kötü değilsen toplum başarılı olamayacağına inanıyor gibi. Arada bir dürüst, temiz birini gördüklerinde acemi, toy diyerek hatalarını bulup küçümsüyorlar."

"Saflığın ve dürüstlüğün gülünç bulunduğu bir dünyada yapacak başka bir şey yoktu."

"Başkalarının yaptığını yapmak zorundaysam buna katlanmam mümkün değildi. Eğer aldatanı aldatmadan üç öğün yemek yenemeyeceğine karar verirsem hayatta oluşumu yeniden düşünmem gerekirdi. Böyle bir durumda ölmek çok daha iyi bir tercih gibi geliyordu."


22 Mart 2023 Çarşamba

Martin Eden (Kitap)



 

  Kitabı azar azar okuduğum için bitirmem uzun vakit aldı. :)

 Martin Eden bir gün üst sınıflardan birinin evine davet edilir, orada tanıştığı Ruth'a aşık olur. O evdeki herkesin üstün ve nazik olduğunu düşünür. Ruth'a denk olmak, ona yakın olabilmek için kendini geliştirmeye karar verir, kitaplara gömülür. Kısa sürede çok şey öğrenirken insanlara olan bakışı da değişir. Önceki fikirleri yerle bir olur ve ulaşmak istediği konum yerdiği bir konuma dönüşür. Her şeye rağmen Ruth'a olan tutkusu devam eder.

 Çok çalışkan, azimli bir genç adamın hayatını anlatıyor kitap. İnsan öğrendikçe farkındalığı artıyor doğal olarak, düşünce yapısı değişiyor. Martin herhangi birinden çok daha okuma, öğrenme, yazma sevdalısı. Asla durmuyor.

 Ben Martin karakterine pek ısınamadım. Çabalaması, çok çalışması güzel ama tavırlarındaki keskinlik ve hırçınlık bir süre sonra okurken yordu beni. Sanki hayattaki tek amacı haklı çıkmaktı, bu kısımlarda biraz sıkıldım. Sevdiğim kısımlar onun edebiyata düşkünlüğü ve yazma konusunda hiç pes etmemesiydi. Kendine güveninin tam olması iyiydi. Ruth ile olan aşkı ise bana hiç geçmedi açıkçası. Baştan beri ikisinin birbirine uymadığını düşündüm. Sonlara doğru Martin'in bir şeylerin farkına varıp kendi içine dönmesini sevdim, en azından daha samimi geldi bana.

 Yazarın anlatımı güçlü ve dikkat çekici, benim karakterlerle pek yıldızım barışmadı sadece. :) Yazarın Ateş Yakmak adlı kitabını çok daha sevmiş ve çarpıcı bulmuştum. Sanırım insanın vahşi doğa ile mücadelesi daha ilgimi çekiyor. Yine de tavsiye ederim bu kitabı, genel kültür anlamında insana bir şeyler katacaktır. Sınıf ayrımının  keskinliği, insanların kendi gibi olmayanı hor görüp istediği kalıba sokma çabası güzel yansıtılmış. Bir insanın hayallerini gerçekleştirmek için binbir güçlükle zirveye tırmandıktan sonra gelen hayal kırıklığı ağır olmalı. O yüzden bazı şeyler yaşamadan, tecrübe edilmeden anlaşılamıyor. Martin yaşadığı da tam olarak buydu.


"Yazdıklarına bakarak onun ruhunun ve kalbinin neye benzediğini sezebilir, rüyalarının yapıldığı malzemeyi ve yeteneğinin gücünü az da olsa kavrayabilirdi."

"Geçmişte işçi sınıfına göre daha derli toplu görünen, iyi giyimli kimselerin zekânın iktidarına ve güzelliği takdir gücüne sahip olduğunu sanmakla ne büyük aptallık etmişti."


15 Mart 2023 Çarşamba

Nagasaki'nin Çanları (Kitap)



 Kitap ince olduğu için evde değil de otobüste, kursta okudum. Eskisi gibi hızlı okuyamıyorum meşgul olunca. 

 Atom bombası atıldığında, 1945'te, Nagasaki'de bir hastanede çalışmakta yazar gördüklerini ve yaptıklarını anlatıyor. 1951'de de hayatını kaybetmiş.

 Kitap bomba saldırısının hemen öncesinden başlıyor. İnsanlar başlarına ne geleceğini bilmeden normal hayatlarına devam ediyorlar. Elbette savaş sürdüğü için uçak saldırılarına karşı önlem almaya çalışıyorlar, hastanedekiler plan yapıyor. Ancak o gün öyle bir yıkım oluyor ki insanların hepsi kendi tepelerine bomba düştü sanıyor. Atom bombasının etkisi geniş bir alana yayılıyor, yangınlar çıkıyor. Doktorlar ve hemşirelerin bir kısmı ölürken bir kısmı insanlara yardım ediyor. Yazar kaç kez ölümden dönüyor, yaralı ama durmuyor yine de. İlerleyen bölümlerde tıbbi ve bilimsel bilgiler de yer alıyor ama çok fazla değil, akıcılığı bozmuyor. İnsanların radyasyondan nasıl etkilendiğine, saldırı sonrası hayatlarını nasıl sürdürdüklerine değiniyor yazar. Doktorların kendi aralarında konuştuğu kısımlar çarpıcıydı, insanların acısı olduğu gibi aktarılmış. Olanları hayal etmek bile insanı üzüyor. Yapanların yanına kâr kalması da ayrı bir acı. Zaten bu olay ne zaman aklıma gelse ABD'yi nefretle anıyorum. Kitabı tavsiye ederim, olanları ilk ağızdan öğrenmek önemli.


 Takami, ineğinin yularından çekerek Koba'ya dönme niyetiyle Urakami'den iki kilometre uzaktaki Odorise Yolu'nda yürürken atom bombası patladı. Kuvvetli bir parıltı görüldüğünde mangalın yanındaymışçasına bir sıcaklık hissetti ve ineği de kendi de tutuşup yandı.


"Nedense Nagasaki yok olacakmış gibi hissediyorum."

"Ben de nedense kalacakmış gibi hissediyorum."

Bulundukları yere atom bombası düştü.


 Bilimin zaferi, vatanımın yenilgisiydi. Fizikçilerin sevinci, Japonların kederiydi. Karmaşık duygular yüreğimi yakarken atom bombasıyla kavrulan, sefil durumdaki topraklarda dolandım.


 O gün, o anda bu topraklara yayılan cehennem manzarasına tek bir bakış dahi atsaydınız yeniden savaşmak için aptalca bir duyguya kapılmazdınız kesinlikle.


25 Şubat 2023 Cumartesi

Yağmur ve Ay Öyküleri

 



 Kitap, 1768'de tamamlanmış dokuz adet öyküden oluşuyor. Öyküler genel olarak halk hikayelerinden beslenen doğaüstü konuları ele alıyor.

 Bir imparatorun hayaleti ile onun yaşamında yaptıkları konusunda tartışan keşiş, kendisini kurtardıktan sonra kardeşi olarak gördüğü kişiye söz verdiği için sadakatin sınırlarını zorlayan samuray, güzel ve iyi eşini aldattığı için başı belalardan kurtulmayan koca, korkunç bir tuzağa düşen ve kendisine musallat olan şeyden kaçmaya çalışan balıkçının oğlu... Özellikle samurayın hikayesini sevdim. Öyküler genel olarak ders verici ve düşündürücüydü. Çok şaşırtıcı olduğunu söyleyemem, ben ilk başladığımda gerilim olacağını sanmıştım ama daha çok dram ve çaresizlik üzerine kuruluydu kitap. Genel olarak kitabı sevdim, akıcıydı, eski Japon kültüründen, düşünce yapısından izler görüyoruz. Mutlaka okunmalı diyemem ama farklı bir kitaptı. 

 

"Dünya kutsal bir gemidir ve hakikat şudur ki açgözlülükle onu ele geçirmeye çalışan kişi kim olursa olsun başarısız olmaya mahkûmdur."

"Akana sözüne sadık, onurlu bir samuraydır. Sözünü mutlaka tutacaktır. O geldikten sonra hazırlığa başlarsam bu, ona güvenmediğim anlamına gelir ve ben böyle bir şeyden utanç duyarım."

"Sevgili anne, yaşam su üzerindeki köpük gibidir... Ne zaman kaybolacaklarını bilemeyiz ama emin ol ki yakında geri geleceğim."

"Kıskançlık öyle bir şeydir ki ölümlerinden sonra bile intikam peşine düşerek korkunç bir yılana ve şiddetli gök gürültüsüne dönüşürler. Bu insanların öfkesi o denli büyüktür ki nefretin muhatabı olan kişinin etini parçalayıp tuza yatırsalar bile sakinleşmezler."


18 Şubat 2023 Cumartesi

Drizzt Efsanesi 7.Kitap Miras

 


 Bir süredir seriye devam edememiştim, yedinci kitabı da bitirdim. Drizzt'i okumayı özlemişim. :)

 Gün geçmiyor ki Drizzt'in başı derde girmesin, kötüler yakasını bırakmıyor bir türlü. Bu kez ailesinden sağ kalmış olan ablası Vierna ve beraberindeki kara elfler Drizzt'in peşindeler. Yıllar önce Drizzt yer altından kaçtığı için ailesi Örümcek Kraliçe'nin gözünden düşmüş ve hezimete uğramıştı. Vierna tekrar yüksek mevkiye ulaşmak için Drizzt'i kurban etmekte kararlıdır ve bunun için kiralık katil Entreri ile anlaşma yapar. Entreri önceki bölümlerde Drizzt'in başına dertler açmış, onu tek rakip olarak gördüğü için onla uğraşmaktan asla vazgeçmemişti. Bu kez de fırsatı kaçırmaz, Drizzt'i zor durumda bırakmak için elinden geleni yapar. Tek derdi Drizzt ile teke tek dövüşmek ve kazanarak kendini tatmin etmektir. Tabi bir noktada Vierna ile Entreri'nin çıkarları çatışır. Cücelerin mekanında patlak veren kavgayı Drizzt ve dostları en az hasar ile atlatmaya çalışır.

 Kitabın sonunda kara elfler ve cüceler arasındaki mücadelenin daha çok süreceğine dair işaretler vardı. Geçmişi iki bin yıl öncesine dayanan planını uygulamaya koymak isteyen yaşlı bir kara elf harekete geçmek için adım atar.

 Bu bölümde daha çok Drizzt ve Entreri hesaplaşması ön plana çıkmış. Takıntılı ve inatçı kiralık katil her ne olursa olsun kara elfle yüzleşmek istemektedir. Daha önce yarım kalan dövüşü tamamlamak niyetindedir. Ancak Drizzt'in kendisi gibi boş hırsa kapılmadığını ve bir şeyleri kanıtlama çabasında olmadığını anlayınca işi iyice inada bindirir. Drizzt'i sıkıştırıp hem onun hem de dostlarının canını tehlikeye sokar ki istediği sert dövüş gerçekleşebilsin. İşler ciddileşince kara elf de artık öfke ile saldırıya geçer.

 Kitap detaylı dövüş tekniklerine rağmen akıcıydı. Kurgunun derinliğinden çok yazar yine karakterlere ve hislerine yoğunlaşıyor. O yüzden bu yazarın üslubunu seviyorum. Drizzt'in yıllar geçtikçe kendini bulmasını ve hemen galeyana gelmeyip her durumda düzgünce karar verme çabasını, yanlışı doğruyu iyice tartmasını, karşılaştığı sorunlara kafa yorup en iyi yolu izlemesini seviyorum. Değerli gördüğü kişiler için her şeyi yapabilecek biri, pes etmek nedir bilmiyor. Drizzt'in ağzından yazılmış kısımlar genelde en sevdiğim kısımlar oluyor. Çünkü duyguları samimi bir şekilde yansıtılıyor. 

 

 "Her bir ırka mensup bir sürü kimse, sevgi denilen şeyi pek anlamıyor gibi görünüyor. Zira onun basit güzelliğini, önyargılı düşünceler ve gerçekçi olmayan beklentilerle karalıyorlar. Ne gariptir ki ben, içinde sevgi yeşermeyen Menzoberranzan'ın karanlığından kaçtığımda, bütün hayatları boyunca sevgiyle beraber ya da en azından sevgi olasılığıyla yaşamış bir sürü kimseden daha fazla tutunuyorum bu kavrama."


 Drow, Artemis Entreri ile savaşmak için, daha doğrusu herhangi bir sebepten dolayı Calimport'a geri dönmeyecekti. Eğer dönerse kiralık katilin ahlaki seviyesine inmiş olurdu. Bu da ahlaksız halkına sırtını dönmüş olan drowun, dünyadaki her şeyden daha fazla çekindiği bir şeydi.


 "Prensiplerime dayanan en ciddi yeminimi, halkımdan birinin canına kastetmeyeceğime dair ettiğim yemini bozduğumda nasıl da sarsılmıştım. Palalarımın yaptığı o acımasız şeyi anladığımda duyduğum acı, başarısızlık ve kaybetme hissi çok keskindi.

 Fakat bu suçluluk duygusu çabucak dindi. Kendimi herhangi bir başarısızlık konusunda affetmemden dolayı değil, gerçek başarısızlığımın o yemini etmemde yattığını anlamamdan dolayı."

 

 "Ben öldüğümde... benim için matem tutacak, paylaştığımız neşeleri ve acıları, yani benim hatıramı yaşatacak dostlarım olsun isterim. 

 İşte ruhun ölümsüzlüğü, her zaman baki kalan mirası budur. Kader ateşinin yakıtıdır. Ama aynı şekilde, inanç ateşinin de yakıtıdır."


1 Şubat 2023 Çarşamba

Ouroboros Yılanı (Kitap)

 


 Kitap ilk epik fantastik roman olarak kabul ediliyor, 1922 yılında yazılmış. İsmi kendi kuyruğunu yiyen yılandan geliyor ve sonsuz bir döngüyü simgeliyormuş. Arka kapakta da iyi ve kötü arasındaki sürekli ve muazzam mücadeleyi temsil ettiği yazıyor ve kitap Tolkien ve Le Guin'i bile etkilemiş. 

 Merkür'de çeşitli diyarlar vardır. Cadılar Diyarı'ndan İblisler Diyarı'na bir elçi gelir ve iblislere krala itaat etmeleri gerektiğini iletir. Bunun sonucunda iblisler kralı güreşe davet eder, hangi taraf kazanırsa onun dediği olacaktır. Tarafsız bir bölgede yapılan güreşi kral kaybeder. Çeşitli hinlikler sonucu henüz ülkelerine varamadan iblislere komplo kurulur ve onlara bir Musallat yollanır. Lord Juss ve birkaç kişi kurtulmayı başarır ancak öfkeyle ve başkalarının gaza getirmesi ile hazırlıksız bir savaş taarruzuna girişirler. Planlar hiçbir tarafın istediği gibi gitmez. Cadılar ve İblisler Diyarı arasındaki sürtüşme hep devam eder. Lord Juss bir rüyanın ardına düşüp kaybettiğini bulmaya çalışır. O, İblisler Diyarı'ndan uzakta iken yurdu talan edilir ancak iblislerin geri dönüşü muhteşem olur.


 Kitap hakkında neredeyse hiç bir bilgim yoktu, sırf epik fantastik türünde olması nedeniyle aldım, iyi de yapmışım severek okudum. 😃 Yazarın değişik bir hayal dünyası ve anlatımı var. Nasıl diye soracak olursanız Tolkien'in içine Shakespeare kaçmış gibi. 😅 Fantastiğe romantik bir yaklaşım getirmiş yazar. Aslında kitapta romantizm üzerine fazla bir şey yok, asıl yazarın kendisi romantikti bence. :)) Betimlemeleri detaylı, cümleleri şiirseldi, diyaloglar bile hoştu. Çok çabuk okunacak bir kitap değil, tasvirler dolu ve dövüş kısımları ise çok sürmüyor. Yine de o dünya bana büyüleyici geldi. :)


 Her ne kadar farklı diyarlar olsa da karakterler normal insanlar gibiydi. Yani periler uçmuyor, cadıların süpürgesi falan yok. 😀 Biraz spoiler vereceğim şimdi. Sanırım en çok İblisler Diyarı'ndan Lord Juss'u sevdim. Güçlü olması yanında sağduyulu ve ilkeli biri. Kolay galeyana gelmiyor. Periler Diyarı'ndan atarlı prensi de sevdim. 😆 Cesur ve dostu olarak gördüğü kişileri hiç yanlız bırakmıyor, başına büyük dert açılacağını bilse de. Cadılar Diyarı karakterlerini sevmedim genel olarak, şan şöhret peşindeler, zevk sefa içinde yaşamayı seviyorlar. Kazanmak için her yol mübah onlara göre ancak bu hırsları ve kibirleri başlarına çok dert açıyor. Lord Gro ise en tuhaf karakterdi, güvenilmez biri olsa da zekası ve bilgisi nedeniyle kimin tarafına geçmişse o taraf kazanıyordu. Aslen Gulyabani olan Gro kendi diyarını bırakıp Cadılara hizmet etmeye başlamış, sonra İblislerin tarafına geçiyor. Son ana kadar ne yapacağını kestiremedim.

 Genel olarak kitabı sevmekle birlikte konunun uzadığını düşünüyorum. Bilindik akıcı kitaplardan değildi ama yazarın amacının da kitabın çabuk okunup bitirilmesinden yana olduğunu düşünmüyorum zaten. Bir savaş başlayacaksa öncesinde pek çok tartışmalar ve planlar yapılıyor, karakterler birbirini ikna edip zafer yolunu bulmaya çalışıyor. Tasvirlerle de mekanları ve karakterleri daha iyi anlayabilmemizi sağlıyor yazar. Entrika, ihanet, merhamet, çaresizlik gibi pek çok konu iyi işlenmiş. Kitabın sonunun nereye varacağını merak etmiştim, tam da ismine uygun bir şekilde sonlandı. 


 "Pelerini giyene dikkat et, hafif karanlık çehresine, gözlerindeki mor aleve, gülümsemesinin geç günbatımında sonbahar ormanlarına benzer ağırbaşlı sıcaklığına dikkat et. O, Lord Juss, bu asırlık kalenin lordu..." (Bir romana böyle havalı giriş yapan bir karakter görmedim ben. Paragrafın çoğunu almadım bile, anlatıla anlatıla bitmedi adam.  😅🤭)

 "Seyreyle, şaşır ve tut matemini," dedi kırlangıç, "çünkü gündüzün masum gözleri, ebedi gecenin çocuklarına bakmaya mecbur bırakıldı..."

 "Benimkileri mi diyorsun, ey Gaslark? Bu kurulu dünyada benim olan nedir, öyle ki çarçabuk alınıyor elimden kalbim, kardeşim, kolumun gücü, hükümdarlığımın en önemli sığınağı?"

 "Goldry, Musallat tarafından yakalanmış. Nefretimle tutunduğum bir arzum var ona karşı. Efsunları sayesinde yıkımdan kurtulmuş bunlar, intikamımın açık ağzına koşturacak kadar delirmişler."

 "Ruhların ince tabiatı, silahların kudretinin ötesindedir."

 "Biz," dedi Juss, "gökkuşağının ötesine uçtuk. Ve orada yüreğimizin arzuladığı masalsı diyarı değil ancak ıslak yağmurla rüzgârı ve soğuk bir dağ yamacını bulduk. Ve yüreğimiz donuklaştı bu yüzden."


14 Ocak 2023 Cumartesi

Gönül (Kitap)

 


 Kitabı alalı çok olduğu için zamanı geldi artık diye okumaya başladım. İlk sayfaların ardından kitap beni o kadar içine çekti ki bırakmak istemedim. Nedense kitabın ismi, kapağı ve arka kapak yazısı bende biraz önyargı oluşturmuştu. Acaba yasak aşk vb. bir şey mi çıkacak altından diye okumayı uzun süre erteledim. Ancak kitap beklediğimden çok farklı çıktı ve beni şaşırttı. Ana karakteri önce kadın sandım, erkekmiş.

 Kitabın çevirisi hakkında çevirmen önsüzünde düşülen şu not ilgimi çekti. "Denilebilir ki Türkçede "gönül" gibi gerekli anlam derinliğini haiz bir kelime bulunmasaydı, bu kitabın Türkçe başlığı "Kokoro" olarak kalabilirdi." Kitap 1914 yılında yayımlanmıştır, üç kısımdan oluşuyor. İlk ve son kısmı çok beğendim, ikinci kısımda hafif sıkılır gibi oldum. 

  Genç bir üniversite öğrencisi olan ana karakterimiz yüzmeye gittiği sıralarda 'hocam' diye hitap edeceği kişiyle karşılaşıyor. Bir süre sonra arkadaş oluyorlar ve genç, hocanın evini ziyaret etmeye başlıyor. İkili arasında pek samimiyet yok gibi görünse de sık sohbet etmeye başlıyorlar. Hoca garip bir adam, tam kapalı kutu ve karamsar biri. Hayata bakışındaki farklılık dikkat çekici. Karakterimiz de sürekli onun sözleri üzerine kafa yorup, onu anlamaya çalışıyor, sonra fark ediyor ki hocanın karısı da aynı dertten muzdarip. Hocanın eskiden böyle olmadığını, yavaş yavaş değiştiğini, ona ne olduğunu anlamadığını söylüyor. Buraya kadar olanlar birinci kısımdandı.

 İkinci kısımda ana karakterimiz memleketine dönüyor. Babası da rahatsız, o yüzden bir türlü ayrılamıyor oradan. Burada karakterin ailesini daha yakından tanıyoruz, bizim insanlarımızı hatırlatan bir yan da vardı. Sonra karakter uzun bir mektup alıyor ve üçüncü kısım bu mektuptan ibaret. Hoca kendi geçmişini uzun uzun anlatmış, değişiminin sebeplerini açıklamış.

 Yazarın kalemi harika, kitabın içine çekiveriyor insanı. Kitap sakin ilerlediği halde merakla okutuyor kendini. Okurken o  kadar çok yerin altını çizme ihtiyacı hissettim ki nereyi çizeceğimi şaşırdım. :) Yazarın cümleleri farklı tatlar bıraktı bende. Zaten kitap kendi hayatından da izler taşıyormuş, o yüzden böyle derin geldi bana galiba. Çok severek okudum, daha önce okumamış olduğuma üzüldüm. Uzak Doğulu yazarlar içinde kalemini en çok sevdiğim yazar oldu Natsume. Bu kitabı ancak ince düşünceli ve nazik biri yazmış olabilir diye düşündüm. Karakterlerin ruh dünyasını öyle incelikle anlatıyor ki şaşırıp kalıyorsunuz. Kitapta hareketlilik arayanlar sıkılabilir ama o cümlelerin verdiği tat çok ayrı. O yüzden sonuna kadar okunmayı hak ediyor. Sonunda hoca karakterinin neden böyle bir ruh hali içinde olduğunu gayet iyi anladım. Başkası yazmış olsa belki sıradan gelecek bir konu ama kelimelerin gücü kendini fazlasıyla hissettiriyor. O yüzden herkese tavsiye ederim. Çevirmen de çok iyi bir iş çıkarmış.


 Eğer bir şekilde hocam, kendisine yönelik bu ilgimin onun üzerinde bir araştırma yapma amacı gütmemden kaynaklandığı hissine kapılsaydı, affı asla mümkün olmayacak bir durumda, aramızdaki samimiyet bağı kopuverirdi galiba.

 Hocamın güzel aşkının altında korkunç bir trajedi yatmaktaydı. Bu trajedinin hocama nasıl bir ıstırap verdiğinden hanımefendi bihaberdi.

 "Vaktinde dizimin dibinde el pençe divan durdunuz; sonradan başımı ayaklarınız altına almak isteyeceksiniz. Ben yarınki hakaretinize uğramamak için bugünkü takdirinizden feragat etmeyi yeğliyorum."

 Öyle alnında kötü insan yazan birisi yok bu dünyada. Normalde herkes iyi. En azından herkes, normal birer insan. Umulmadık bir zamanda birden kötü insana dönüvermeleridir korkunç olanı.

 Geçmişim sadece benim tecrübem olması sebebiyle, sadece benim mal varlığımdır da diyebiliriz. Bunu bir başkasına devretmeden ölmenin acı bir şey olduğu söylenebilir.

  Onun ağzından çıkanları olduğu gibi ve aynı hitabette ona geri fırlatmıştım. Lakin kesinlikle bir öç değildi bu. İtiraf ediyorum ki öç almaktan da öte zalimane bir niyetim vardı. K'nin önüne uzanmış aşk yolunu bir kelimeyle kapatmak istiyordum. 

8 Ocak 2023 Pazar

Ateş Yakmak (Kitap)

 


 Elimdeki kitapların hangisini okuyacağıma karar veremeyince ince olan Ateş Yakmak'ı seçip aradan çıkarmak istedim. :) Kitap 58 sayfa olduğundan kısa sürede bitti.

 Kitap 3 bölüm ve çevirmen notlarından oluşuyor. Kitaba ismini veren hikayenin iki versiyonu var. Yazar birkaç yıl arayla iki farklı sonu olan bu öyküleri yazmış. Üçüncü sırada da Yaşama Azmi isimli öykü yer alıyor.

 En çok ilk öyküyü sevdim. Karlarla kaplı, hava sıcaklığının eksi 45 derecenin altında olduğu bir yerde ilerleyen bir adam ve onu takip eden kurt köpeği ile başlıyor öykü. Başlangıçta adam havanın gittikçe soğumasına aldırmıyor, genç ve kuvvetli olmasına aldanıyor, yolculuğu tek başına da tamamlayabileceğini düşünüyor. Ancak işler istediği gitmiyor ve türlü aksiliklerle karşılaşıyor.

 Yaşama Azmi, bu öyküde de yine zorlu bir yolculuk yapan adam var. Ayağını burktuğu için yol arkadaşı onu beklemeden devam ediyor. Adam kısa süre sonra açlık çekmeye başlıyor. Bir yanda buz gibi soğuk, bir yanda kuvvetli açlık hissi ile adam perişan oluyor ama içinde ölüme direnen bir yan da var.

 Yazarın üslubunu çok sevdim ben, kitap beklediğimden çok daha güzeldi. Yazar o sert kışı çok iyi betimlemiş, anlatımı çok gerçekçiydi. Karakterlerin çaresizliğini dramatize etmeden olduğu gibi doğal halde aktarması bana ilgi çekici geldi. Sanki oradaymışım da onları izliyormuşum gibi hissettim. İnsanın doğa karşısındaki çaresizliğine şahit oluyoruz. Doğa koşulları hafife almaya gelmez.

 Kısa olmasına rağmen kitap bana dolu dolu geldi. Bu kitabı okumayı düşünenlere kitabın ardından Fumetsu no Anata e animesinin ilk bölümünü izlemelerini tavsiye ederim. Orada da soğuğu iliklerimde hissedip çok etkilenmiştim. Yazarın diğer kitaplarını da okumalıyım diye düşündüm. :)


 Köpek ateşi tanımıştı ve şimdi ateş istiyordu, yoksa karın içinde açtığı bir çukura kıvrılıp sıcacık yatarak soğuğu kesmesini de iyi bilirdi.

Kuzey Topraklarında insanların hareketlerine yön veren kurallardan biri, "Asla tek başına yola çıkma" der.

  Bir dakika öncesinin kuvvetli, kabına sığmayan, doğanın güçlerine boyun eğdirmekle övünen adamı, şimdi tam da o güçlere karşı hayatta kalma mücadelesi veriyordu.

 Tıpkı yavaş yavaş yükselen durgun deniz gibiydi bu öldüren rehavet, kabardıkça adamın bilincini azar azar suyun altında bırakıp boğuyordu.


1 Ocak 2023 Pazar

Yüzüklerin Efendisi (3.Kitap)

 



Kralın Dönüşü


 Merhabalar, son cildi de okuyarak kitabı bitirmiş oldum. Benim için bu süreç unutulmaz, güzel bir yolculuk gibiydi. 😊 

 Artık savaş kapıya dayanmıştır. Gondor düşmanın dibinde yer aldığı için ilk darbeyi alacak yerdir. Pek çok yerden savaşçılar yardım için oraya akın eder çünkü Gondor düşerse her yer düşecek demektir. Yüzük yoldaşlarından biri olan Aragorn, Gondor'un kralı olacak kişi, umutsuzluk içindeyken tek bir şeye sarılır. Hiçbir canlının oradan geçemeyeceğine inanıldığı Ölülerin Yolu'na gitmeye karar verir. Aragorn cesaretini toplayıp ölüleri savaşa davet eder ve uzun zaman önceki savaşta yeminlerini bozmuş olan ölülere yeni bir şans verir.

 Gondor'da savaş çetin geçerken pek çok şey olur. Gondor'un Vekilharcı geleceğin tamamen karanlık olacağını gördüğünü için daha fazla yaşamanın anlamsız olduğuna inanır. Yüzük Yoldaşlarından biri olan gözü pek oğlunu kaybetmişken bir de diğer oğlu Faramir ağır yaralanır, ölümün eşiğine gelir. Umudunu kaybeden baba kendi ölümüne yürür. 

 Gondor'a yardıma gelen komşu ülkenin savaşçıları da ağır yara alır, büyük kayıplar verir. Rohan hükümdarının akrabası olan Éowyn gizlice savaşa katılmıştır. Cesareti ve bir hobbitten aldığı yardım sayesinde büyük bir düşmanı alt eder. Kadın hep önemli işler başarmak istemişti, Aragorn'un kendine ilgisi olmadığını fark ederek onurlu şekilde savaşmayı göze alacak kadar gururluydu. Yine de kader karşısına Faramir'i çıkardı. İkilinin anlamlı ve hoş sohbetlerini gülümseyerek okudum. Zaten Faramir'i baştan beri sevmiştim, romantik yüzünü de görmüş olduk. 😀😊 Ve Faramir'in Aragorn'a, yani asıl varise tahtı bırakması ve ona olan saygısı da ne kadar yüce gönüllü olduğunu gösteriyor. 

 Frodo  ve Sam ağır koşullarda ilerlediler. İkisi için de çok zor bir sınavdı. Satırları okurken o çaresizliği hissettim, bir adım dahi atamayacak hale gelseler de, sürünseler de görevlerini hiç unutmadılar ve sayelerinde bir çağ kapanmış oldu.

  Kitabın sonu benim için duygusaldı. Kara bulutlar dağılmış, güneş açılmıştı. Çabalar boşa gitmedi ve herkesin az ya da çok katkısı oldu zafere giden yolda. Zaten başka türlü zafer elde etmek imkansızdı. 

 Sondaki ek bölümlerin birinde Aragorn'un elf kızı Arwen ile nasıl tanıştığını ve birlikte olamayacak iki ırkın kavuşmayı nasıl yıllarca beklediğini de öğrenmiş olduk. Aragorn'u kitapta çok daha fazla sevdim, filmde karakterin derinliği bu kadar hissedilmiyordu. Ama oyuncu seçiminin isabetli olduğunu düşünüyorum. Kitabı okurken bir yandan filmleri tekrar izleyince oyuncunun bakışı, duruşu, mimikleri ve görkemiyle bile kitaptaki karakteri ne kadar iyi yansıtabildiğini fark ettim, yerinde başkasını hayal edemedim. :)) 

  Üçüncü kitap ikinciye göre daha akıcıydı. Artık sona yaklaşıldığı için daha heyecanlıydı. Yazarın üstün üslubunu tekrar tekrar anlatmama gerek yok sanırım. 😀 Çok beğendim kitabı ve özenle saklayacağım. Yazarın diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum. 😊

 Yaşına rağmen yılmayıp oradan oraya koşan, ırk ayırmaksızın iyi tarafta olan herkes için çabalayan, yine de bazı kimselere yaranamayıp felaket tellallığı ile suçlanan Gandalf'ı; kendi şehrinden hiç uzaklara gitmemiş olduğu halde omzuna yüklenen ve iyi kişilerin bile üzerinde taşımaktan çekindiği karanlık yüzüğü yok etme sorumluluğunu kabullenen ve fersahlarca yol kat eden Frodo'yu; Frodo'yu en iyi anlayan ve adeta onu taşıyabilecek tek kişi olan en iyi dostu Sam'i; cesareti ile dillere destan olmuş, azimli, bildiği yoldan şaşmayan, korumacı, Yolgezer, romantik aşık, beklenen kral Aragorn'u; sadece bir bakışı ile kişinin zihninin derinliklerini keşfeden, güzel uyarıcı ve en cömert ev sahibi asil Galadriel'i; tatlı dilli, neşeli, yemekten başka şey düşünmeyen, yeri gelince cesareti ile şaşırtan minik hobbitler Merry ve Pippin'i; ince ruhlu, anlayışlı, yiğit Faramir ile cesur, sağlam duruşlu, gururla kılıç savuran Éowyn'i ve daha nice kahramanı unutmayacağım. :))


Alıntılar 


 "Kudretli bir hükümdara veliahtının ölüm haberini verirken, buraya vardığında krallığını ilan edecek birinin gelişini haber vermek pek akıl kârı sayılmaz."

 "Sizin hizmetinizi kabul ediyorum. Çünkü sizin gözünüz sözlerden korkmuyor, her ne kadar biz Güney'de yaşayanların kulağına garip de gelse, kibar bir konuşma biçiminiz var. Ve nezaket sahibi bütün halklara ihtiyacımız olacak önümüzdeki günlerde, ister büyük olsunlar ister küçük."

 "Buna müdahale etmedim çünkü cömertçe bir eylem soğuk bir nasihatle denetlenmeye kalkışılmamalıdır."

 "Günlerim her zaman amacıma ulaşmak için kısa gelmiştir bana."

 "Sabah verilen öğütler en iyisidir, gece birçok düşünceleri değiştirir."

 "Sadık bir hizmetkardı ama efendisinin felaketi oldu yine de."

 "Umut insanı genellikle kandırır ve o zamanlar ben senin uzağı gören bir kişi olduğunu bilmiyordum."

 "Fakat bu tür zamanlarda hafif sözcükler kullanıp, söylediklerinden daha azını kastetmek benim halkımın bir özelliği. Çok söz söylemeye korkuyoruz."

 Sam, bütün acıların içinde ona (Frodo kastediliyor) en çok, bedene bir yük, akla bir ıstırap olan Yüzük'ün artmakta olan ağırlığının fazla geldiğini düşündü.

 "Fakat bütün gücünü kullanarak sizi ölümden geri çağırıp uykunun tatlı unutkanlığına yollamadan önce, siz ölümün sınırına kadar gitmiştiniz."

 "Ve genç bir askere büyük bir komutan nasıl görünürse, o da öylece kazandı sizin gönlünüzü. Çünkü o öyle biri, insanlar arasında bir hükümdar ve günümüzün en büyük hükümdarı. Fakat o size sadece anlayış gösterip acıyınca o zaman savaşta yiğitçe ölmekten başka hiçbir şey istemediniz."


23 Aralık 2022 Cuma

Yüzüklerin Efendisi (2.Kitap)

 


İki Kule


 Yüzüklerin Efendisi'nin ikinci cildini okudum. Araya başka şeyler girdiği için süreç biraz uzadı. Geç olsun güç olmasın, hemen konuya geçeyim. :)

 Elf diyarı olan Ayrıkvadi'de alınan karar sonucu Frodo ve beraberindekiler yola çıkmıştı. Dokuz kişi ile başlayan zorlu yolculuk bir süre sonra grubun dağılması ile sonuçlanmıştı. Ayrı düşenler birbirinin ne halde olduğundan habersiz yollarına devam etti. Karşılarına çok engeller çıktı ve hiç hayal edemeyecekleri tehlikelerin içinde buldular kendilerini.

 Frodo üzerinde ağır bir yük hissettiği ve dostlarını tehlikeden uzak tutmak istediği için tek başına ilerlemeyi seçmişti. Yine de en yakın dostu Sam onu hiç yanlız bırakmaz. İkilinin işi çok zordu. Bilmedikleri coğrafyalarda, çeşitli tuzaklara rağmen pes etmezler. Umutlarının tam tükendiği anda yeni bir kapı açılır önlerinde ve zor seçimler yapmak zorunda kalırlar. Bu seçimler kaderleri olur adeta. Bu kadar derdin içinde bile bu küçük hobbitlerin nezaketi elden bırakmamaları hoştu. :)

 Eski ariflerden Saruman yoldan çıktığından beri pek çok kötülüğe sebep olmuştur. İsengard'da karanlık bir ordu toplar ve kendisine karşı gelenlerle savaşır. Niyeti yüzüğün peşindeki Karanlıklar Efendisi Sauron'un yanında yer almış gibi görünüp güya sonradan onu alt etmektir. Ancak Gandalf zamanında herkesi yüzüğün hiç kullanılmaması gerektiği konusunda uyarmıştı. Bu kadar büyük bir güç iyi kimselerin elinde bile olsa ancak felakete yol açardı. Yüzük taşıyıcısı Frodo neyse ki bu öğüdü tutup kimseye güvenmedi. Sezgileri onun rehberi oldu, insanların içini okuyabilir hale geldi. O, aksini iddia edenlere inat yüzüğün yok edilmesi gerektiğine inanıyordu. Yanında Sam olmasaydı Frodo ruhen daha çok yıpranır ve fazla ilerleyemezdi. Sam'in bağlılığı ve dostluğu paha biçilemez boyuttaydı. Aynı zamanda iyi insanlarla da karşılaştıkları için şansları yaver gitti. Sona doğru gerilim artıyor. Filmini izlediğim için ne olacağını bilsem de merakla okudum. Frodo'nun da Sam'in de kararlılığına ve azmine hayran kaldım. 

 

 Tolkien'in üslubunu çok seviyorum, dile çok hakim ve kuvvetli bir anlatımı var. Kafasındaki coğrafyayı, ırkları bu kadar iyi şekillendirebilmesi çok iyi. Her ırkın kendine has kültürü, konuşma tarzı ve yaşam standartları var. Ent denen ağaç ırkını çok sevdim mesela, bayağı farklı ve sempatik geldiler bana. :) Karakterlerin gelgitleri, eski günlere olan özlemleri, umutsuz da olsalar başka çare göremedikleri için ilerlemeleri çok güzel yansıtılmış. Bu bölümde upuzun yolculuk devam ediyor, karakterlerle birlikte diyardan diyara yolculuk ediyor insan. Fark ettim ki filmlerinde pek çok şey hızlı gelişmiş. Kitabı okurken çoğu şeyi daha iyi kavradım. Karakterlerin amaçları, neyi neden yaptıkları, hırsları daha iyi anlaşılıyor. 

 Diyaloglar da ayrıca hoşuma gitti. Bazı cümleler basit görünmesine rağmen derin anlamlar içeriyordu, bazıları da gülümsetecek kadar doğal geldi bana. :) Diyaloglar konusunda da en sevdiğim kitap Yüzüklerin Efendisi oldu diyebilirim. O kadar nahif, içten, isabetli, bilgece...

 Kitapta çok kadın karakter yok ama yer verilen kadın karakterler de güçlü ve saygıdeğerdi. Yazarı bir diğer takdir etme nedenim de bu oldu. Yazarların bir kadın karakter ekleyip de konuyu abartılı dış görünüş ve müstehcenliğe bağlamalarından bıktık artık.

 

Alıntılar


 "Ben de geleceğim," dedi Gimli. "Galadriel Hanım meselesi hâlâ aramızda halledilmedi. Daha size kibar konuşmasını öğreteceğim." "Göreceğiz," dedi Éomer. "Öyle garip şeylerle karşılaştım ki, bir cüce baltasının sevgi dolu darbeleri altında zarif bir hanıma hoş söz söylemeyi öğrenmek beni pek şaşırtmayacak. Hoşça kalın!"

(Bu hoş sohbet beni güldürdü. Éomer yeterince tanımadığı Galadriel Hanım hakkında yanlış bilgilere sahip olduğu için önyargılıydı. Ve yakın zamanda tanıştığı asil Galadriel'e laf edilmesi cüce Gimli'ye dokunmuştu.)

"Sanki gözlerin gerisinde asırların hatırası; uzun, yavaş ve sabit bir düşünce ile dolu muazzam bir kuyu varmış gibi görünüyordu; ama yüzeyi şimdiki zaman ile pırıldıyordu."

 "Lisanımız çok latif bir lisandır ama bu lisanda herhangi bir şey söylemek çok uzun vakit alır çünkü eğer o kadar uzun vakitte söylemeye ve dinlemeye değmezse biz hiçbir şey söylemeyiz."

 "Çünkü gövde ve dal yanıyor, ocak harlanıyor; biz de gidiyoruz savaşa! Kasvet diyarına, kıyametin ayak sesleriyle, davullar çalarak geliyoruz; İsengard'a kıyıma geliyoruz!" (Entler sonunda ayaklanıp düşmanın inine doğru baskına giderken...) 

 "Ben ateşten ve derin sulardan geçtim ayrıldığımızdan beri. Bildiğimi zannettiğim şeylerin çoğunu unuttum ve unuttuğum şeylerin çoğunu yeniden öğrendim. Uzakta olan birçok şeyi görebiliyorum ama yakında olan birçok şeyi göremiyorum."

 "Aynı anda hem zorba, hem de öğütler veren biri olamazsınız."

  "Kaçan adam düşmanı çift görürmüş."


6 Aralık 2022 Salı

Yüzüklerin Efendisi (1.Kitap)

 



 Hepsine hükmedecek Bir Yüzük,  hepsini o bulacak

 Hepsini bir araya getirip karanlıkta birbirine bağlayacak


 Film serisini çok sevdiğim ve defalarca izlediğim Yüzüklerin Efendisi'ni okumaya başladım. Unutmamak için okudukça notlarımı yazacağım buraya. Konuya geçmeden önce kitabın başında yer alan bazı detaylardan bahsetmek istiyorum. O yüzden uzun bir yazı olabilir. :)

 Tolkien 1892'de doğmuş ve 1945'te İngilizce Profesörü olmuş. 1954-55 yıllarında Yüzüklerin Efendisi'ni üç cilt olarak yayımlamış. 

 Hayranlarına "Bu öykü gerçek olmalıydı" dedirten de, bu Arayış'ın (yani sembolik anlamda ruhani olgunlaşma sürecinin) içtenliği belki de. Yüzüklerin Efendisi belki bu yüzden bir kült. syf:14

 Kitap o dönemde çok sayıda akademik tartışmalara sebep olmuş. Bazı kimseler yazılardan derin alegorik anlamlar çıkarmaya çalışmış. Oysa Tolkien alegoriden nefret ettiğini söyleyip bunu reddetmiş.

 Gelgelelim içinde yaşadığımız dünyayla doğrudan paralellik kurmaya yanaşmayan bu hikaye, dış dünya için bir anlam taşımayarak günahların en büyüğünü işliyor. Yani koskoca Profesör Tolkien, bin küsur sayfa boyunca resmen "Kaçış Edebiyatı" yapıyor. syf:15

 Bazen insanlar bir eserde görünenden farklı bir şeyler olduğuna inanıp ona bir anlam yüklemeye çalışır. Bunu şimdi de görüyoruz aslında. Yazar şunu kastetti, falanca metaforu kullandı gibi yorumlarda bulunurlar. Bu hep doğru değildir. Bazıları sadece içinden geleni yazar, tıpkı Tolkien gibi, bunu kabullenmek zor olmamalı. :) Onun geniş bir hayal dünyası var ve bu dünyanın zenginliği ve gerçekçiliği başkalarını (fantastiği kabullenmek istemeyen) şaşırtmış ve Tolkien'i tartışmaların odağı haline getirmiş görünüyor. :)

 Filmini izleyenler her ne kadar konuyu biliyor olsa da ben yine de detaylı şekilde anlatmak istiyorum. Kitap 3 ciltten oluştuğu için yazımı üç bölüm halinde yayınlayacağım. İlk kitap 215 sayfadan oluşuyor.


 1.Kitap Yüzük Kardeşliği

 Shire'daki Hobbitköy'de sıradan günlerin aksine bir telaş vardır. Çıkın Çıkmazı'ndan Bay Bilbo Baggings yüz on birinci yaş günü için büyük bir davet hazırlığına girişmiştir. Hobbitler kendi halinde yaşayan ve yiyip içmekten hoşlanan tipler olduğu için bu davet herkesin ilgisini çeker, davetsizlerin bile. Çünkü Bilbo'nun gizemli yolculuğunda çok zengin olup döndüğü söylentileri uzun zamandır dillerde dolanmaktadır. Dahası büyücü Gandalf da çeşitli sürprizlerle (havai fişekler, roketler, maytaplar) gelerek genç hobbitlerin ilgisini çeker.

 Bilbo yine yapacağını yapar ve doğum günü gelip çattığında konuşmasını tamamlar tamamlamaz parmağına gizlice geçirdiği yüzük sayesinde ortadan kaybolur. Bu da büyük dedikoduları beraberinde getirir. Bu Hobbitköylüler dedikodu yönünden bana çok tanıdık geldi, sanki içimizden birileri gibiler. 😅

 Gösterisinin ardından ansızın yeni bir yolculuğa çıkan Bilbo her şeyi, yüzüğü bile varisi olarak duyurduğu Frodo'ya bırakmıştır. Tabi büyücü Gandalf'ın baskıları sonucunda.

 Aradan yıllar geçer. Dış dünyaya kendini kapatmış olan Hobbitler bile bir süre sonra kötü bir şeylerin yaklaştığını anlamaya başlarlar. Farklı ırklar Shire yakınlarında görünmeye ve karanlık söylentiler yayılmaya başlamıştır. Büyücü Gandalf bir gün aniden çıkıp gelir ve Frodo'yu yüzük hakkında uyarır. Sauron güç toplamaya başlamıştır ve dünya için büyük bir tehdit haline gelmiştir. Diğer yüzüklere hükmedecek olan Tek Yüzüğün peşindedir, Frodo'nun taşımakta olduğu yüzüğün. Yüzüğün yok edilmesi hiç kolay değildir, hem taşıyıcıların iradesini eline aldığı için hem de sadece çok güçlü bir ateş onu yakabileceği için. Ve Frodo için yol görünür. Ateş Dağı'nın derinliklerindeki Kıyamet Çatlakları'nı bulup yüzüğü oraya atması gerekmektedir.

 Frodo en güvendiği arkadaşları ile Shire'dan ayrılır ve kendilerini kısa sürede tehlikenin kollarında bulurlar. Bela beklediklerinden çok önce etraflarını sarar. Kara Süvariler yüzüğün peşindedir. 

 Kitap düşündüğümden çok daha güzeldi. Tolkien'in anlatımındaki zarafet ve inceliğe tek kelimeyle bayıldım. Cümleler su gibi akıp giderken kendimi o dünyanın bir parçası gibi hissettim. Yazar her şeyi nakış nakış işlemiş adeta. Yeni bir dünya tasarlayıp kültürlerine, karakteristik özelliklerine, coğrafya ve tarihlerine kadar ırkları ve yaşam alanlarını detaylandırmış. Esprili ve samimi bir dil ile karakterleri aktardığı için ilgiyle okudum. Tolkien'in anlatımındaki güce şapka çıkarıyorum. :)) Tabi çevirmeni de ayrıca tebrik etmek gerek. 

  Kitap sevimli bir atmosferle başlayıp tekinsizliğe, karamsarlığa doğru yol alıyor. Bu tehlikeli yolculukta Frodo'ya eşlik eden cesur arkadaşları var. Birbirlerine olan bağlılıkları ve dostlukları iyi yansıtılmış. Özellikle Sam gibi bir arkadaşa sahip olduğu için Frodo çok şanslı. Filmde yer almayan olaylar ve karakterler de vardı kitapta. Aragorn'a kitapta çokça yer verildiği için filmdekinden daha çok sevdim. Frodo ve Gandalf zaten en sevdiğim karakterlerdi. Betimlemelere bayıldığımı ayrıca belirteyim, yazar ustalıkla her bir detaya değinmiş, okurken her şey o kadar gerçekçi geliyor ki sanki belirtilen mekanları karakterlerle birlikte siz de görüyorsunuz. :) Heyecanla okuduğum için elimden bırakamadım bir türlü. Tolkien'le tanışıp sohbet etme imkanım olsa ne güzel olurdu diye bile geçirdim içimden. 🤗 Kitabı tamamen bitirince filmleri tekrar izleyeceğim, canım çekti. :))

 

Alıntılar

"O körolmayasıca büyücü bari genç Frodo'yu rahat bıraksa, belki çocuk kıçını kırar oturur da biraz hobbit basireti edinir."

 "Ondan hem nefret ediyor, hem de seviyordu, aynı kendinden nefret edip, kendini sevdiği gibi. Ondan kurtulamazdı. Artık bu konuda hiç iradesi kalmamıştı."

 "Bilbo'nun elini Gollum'un üzerine inmekten alıkoyan Acıma duygusuydu. Acıma ve Merhamet: Nedensiz yere vurmamak. Ve Bilbo bunun ödülünü de âlâsıyla gördü, Frodo. Emin ol ki, kötülükten bunca az yara aldı ve sonunda kurtulduysa Yüzük'ü sahiplenişi bu duyguyla başladığı içindir. Acımayla."

 "Elfler iyice düşünmeden nasihat vermez pek; çünkü nasihat, bir bilgeden bir bilgeye verilecek olsa dahi tehlikeli bir armağandır ve her yol kötüye çıkabilir." 

 "Kestirme yollar zaman kaybettirir."

 "Bu topraklarda ağaçlar, otlar, yaşayan ve büyüyen her şey, kendi kendisine aittir."

  Gri bir yağmur perdesinin ardından gelen soluk bir ışık gibiydi şarkı önce, derken gitgide kuvvetlenip perdeyi baştan başa cama ve gümüşe dönüştürdü, sonunda da perde dürülüp çekildi ve hızla güneşin altında uzak yeşil bir diyarı Frodo'nun önüne serdi. 

 "Mahiyetini anlamak için bir şeyi kıran kişi de ariflik yolundan sapmış demektir."

"Yol karardığında yolunu ayırana dost denmez," dedi Gimli. "Belki," dedi Elrond, "lakin gecenin çöktüğünü görmemiş olan, karanlıkta yürümeye aht etmemeli."

 "Saldırısını savuşturamadıktan sonra, düşmanın kim olduğu pek fark etmez."

Pir-i Lezzet (Kitap)

  Kitap oldukça ilgimi çekti. Hikaye bir beyin konağında verilen ve saraydan önemli isimlerin teşrif ettiği bir ziyafetle başlıyor. Sofrada ...