Kitap oldukça ilgimi çekti. Hikaye bir beyin konağında verilen ve saraydan önemli isimlerin teşrif ettiği bir ziyafetle başlıyor. Sofrada çıkan bir gerginlik her şeyi kökten değiştiriyor ve konağın aşçısı, Aşçıbaşı olarak saray mutfağına yerleştiriliyor. Pir-i Lezzet olarak anılan Aşçıbaşı yemekler konusunda o kadar maharetli ki herhangi bir insanın ruh halini, sıhhatini bile rahatlıkla etkileyebilecek seviyededir. Saraya tek bir amaçla gelmiştir ve bunun için büyük riskler alarak planını uygulamaya başlar. Zaten ekonomik sorunların baş gösterdiği sarayda onun hamleleri sonucu beklenmedik gelişmeler yaşanır.
Kitabın en sevdiğim yanı elbette yemeklerdi. Yazar o kadar iyi anlatıyor ki hiç bilmediğim yemekleri bile okurken merak edip yemek istedim. :) Yemeklerin saray halkının kaderini bile nasıl etkileyebildiğini görünce hayret ediyor insan. Aşçıbaşı hangi insana hangi lezzeti sunacağını bildiğinden insanları kolayca yönlendirebiliyordu. Kimini öfke konusunda yoldan çıkarıp intikam aldı, kiminin sakinleşmesini sağlayıp istediğini yaptırdı. Ara ara karakterin geçmişini de okuyor ve kimlerden eğitim alıp da bu günlere gelebildiğini okuyoruz. Biraz masalsı geldi aşçının Pir-i Lezzet olma yolculuğu. Tabi bir de sevdiği bir kız var, bir türlü kavuşamadığı. Sarayla ilgili bölümler genelde mutfaktan ibaret olduğu için biraz sade geldi. Yani sarayı ve saray halkını daha detaylı okumak isterdim. Başlarda öğrendiğimiz sır nedeniyle daha farklı bekliyordum hikayenin gidişatını. Yine de güzeldi, okuması keyifliydi.
"Senin kabiliyetin lezzetlerin uyandırdığı tüm gizli hislere hükmedecek kadar kuvvetli."
"Lakin, sadece gıdalar değil, gördüklerimiz, duyduklarımız, kokladıklarımız, hatta dokunduklarımız ve tecrübe ettiklerimiz de sıhhatin bozulmasına sebep olabilir."
"İsmini duymayı özlemektir yalnızlık."
