8 Mayıs 2023 Pazartesi

Deliliğin Dağlarında (Kitap)

 

 Bilinmeyenin dehşeti her yanımızı sardı. Yüce Eskiler uyanıyor.



 Kitap, jeolog olan karakterimizin yeni keşifle ilgili endişeleriyle başlıyor. Engellemeye çalışsa da sözünü dinletemediğinden bahsediyor. Devamında hikayenin başına dönülüyor. 

 Jeolog, Miskatonic Üniversitesi'den bir ekiple araştırma için Antartika'ya gider. Prof. Pabodie'nin geliştirmiş olduğu delgi sayesinde buzulların içine girip fosillerle ilgili kanıtlar toplarlar. Sonra insan ırkından çok daha önce orada yaşamış olan beklenmedik bir türe rastlarlar. Ekipten Lake bunların bitki mi hayvan mı olduğunu kestirmekte zorlanır. Kamp yerinden ekibin geri kalanına sürekli mesaj yollar ama fırtına yüzünden bir süre sonra iletişim kesilir. Sonunda arkadaşları Lake'in kampına vardığında orada büyük bir yıkım yaşandığını görür.

 Yazardan okuduğum ikinci kitap ve yazarın üslubunu seviyorum ben. Kendinden emin şekilde yazdığını hissedebiliyorum okurken, o yüzden bir yandan gerçekçi geliyor o olağanüstü hikaye. En çok bunu seviyorum sanırım, doğaüstü bir konunun gerçek gibi önümüze serilmesini. Gelgelelim kitapta o kadar detay, açıklama, betimleme var ki bir yerden sonra okumakta zorlandım. Sanki roman değil, bilimsel bir makale okuyordum. Yazar biyoloji, tarih, coğrafya, bilim her şeyi kullanmış. Her ne kadar ortada dehşetli bir şeyler varmış gibi anlatsa da pek bana geçmedi. Çünkü sadece anlatıp duruyor, diyalog yok denecek kadar az, siz bir yerden sonra kopuyorsunuz. Yazarın Karanlıkta Fısıldayan adlı kitabı çok daha heyecan vericiydi, okumak isteyen ondan başlayabilir. Buna rağmen yazarın emeği göz ardı edilemez.


 Bulutlu günlerde karla kaplı yerin ve göğün, ikisi arasında ayrım yapmayı sağlayacak görülebilir bir ufku olmayan, gizemli, menevişli bir boşluk halini alma huyu yüzünden uçmakta zorlanıyorduk.

 Yapılan üstünkörü otopsi, bu görülmedik varlığı sınıflandırmaya yardımcı olacağına, onun gizemini daha da derinleştirmişti.

 O günden sonra onumuz da -ama herkesten çok ben ve öğrencilerden Danforth- duygularımızdan hiçbir şeyin silip atamayacağı ve eğer yapabilirsek insanlıktan saklayacağımız, gizli dehşetlerin iğrenç bir şekilde güçlenmiş dünyasıyla yüz yüze gelmek zorundaydık. 



8 Nisan 2023 Cumartesi

Tomorrow (Dizi)

 

 


 Ne zamandır Kore dizisi izlemediğim için Tomorrow'a başladım, beklediğimden daha güzeldi. 

 Uzun süre işsiz kalmaktan bunalan Choi Joon Woong köprüye gider ve orada birinin intihar etmek üzere olduğunu görür, adama yardım etmeye çalışırken kendi de düşer ve komaya girer. Sonra ruhu bedeninden ayrılır ve karşısında garip birileri belirir. Ölüm meleği olduğunu söyleyen kişiler onu alıp kendi mekanlarına götürür. Eğer Choi 6 ay yanlarında çalışırsa komadan çıkacaktır.

 Böyle başlayan dizi her bölümde farklı olayın işlenmesi ile devam ediyor. Choi'nin katıldığı Risk Yönetim Ekibi'nin görevi intihara meyilli kişileri durdurmaktır. Konu intihar olunca genelde dramatikti bölümler. Kişinin içinde birikenlerin aniden patlak vermesi ve son ana kadar kimsenin tehlikeyi fark etmemesi detayları üzücüydü. Dizi ilerlerken aynı zamanda ekiptekilerin de geçmiş yaşamlarını öğreniyoruz. Hepsinin acı hikayeleri vardı. Son birkaç bölüm özellikle heyecanlıydı, pek çok sır çözüldü.

 Diziyi değindiği konular nedeniyle etkileyici buldum. İnsanlardan baskı görme, psikolojik ya da fiziksel şiddete maruz kalma büyük hasarlara yol açabiliyor. Açıkçası ekiptekilerin kendini tutamayıp suçlu kişileri öldüresiye dövdüğü yerlerde içime su serpildi. Bazı insanlar akıllanmıyor çünkü ve merhameti hak etmiyor.



29 Mart 2023 Çarşamba

İrade Terbiyesi (Kitap)

 


 Kitabı kurstan bir arkadaşım ödünç verdi. O yüzden alıntılara daha fazla yer vereceğim. Böylece zaman zaman gelip okur, bilgilerimi tazelerim. Kitap 1909 yılında yayınlanmış ama okurken o kadar güncel geldi ki sanki günümüzü anlatıyor. İrade konusunda demek hâlâ pek bir yol kat edilememiş.

  Yazar başarısızlıklarımızın sebebinin irade zayıflığı olduğunu, devamlı bir çabaya karşı nefret duyduğumuzu belirtiyor. Pek çok şeyin tembelliği tetiklediğinden bahsediyor, durumu örneklerle açıklıyor. İrade nedir, tembellikten nasıl kurtuluruz bunlara yanıtlar buluyoruz. Kitapta irade terbiyesinin psikolojik ve fiziksel yönlerine de yer veriliyor.

 Kitabı çok beğendim, her şey kısa ve öz olarak anlatılmış. Farkında olmadan yazarın bazı tavsiyelerini zaten yapmakta olduğumu fark ettim. Eksiklerimin de farkına vardım, plan yapmanın ve hedefine doğru yavaş yavaş ilerlemenin önemini daha iyi anladım. Herkese tavsiye ediyorum.


İrade gücü, çok çaba harcamaktan öte zihnin bütün güçlerini aynı amaca ve aynı yöne doğru yönlendirmek olarak izah edilebilir. 

Esas zihinsel çalışma, bütün uğraşların açık ve kesin bir hedef ve sonuca doğru yönelmesiyle yapılan çalışmadır.

Zaten hiçbir sınavda adayın ne olduğu ve ne olması gerektiği sorunuyla ilgilenen çıkmaz. Yalnızca bilgi çokluğu aranır ve bu sebeple hafızanın doldurulmasından başka bir şey istenmez. Bu yüzden öğrencinin zeka seviyesi, öğrendiği bilgiyle yükseleceği yerde düşmektedir. 

Bir fikrin veya hissin kendimize mâl edilmesi ve hayatımızda etkili olabilmesi için, onun bilincimize yerleşmesi veya sık sık akla gelmesi ve başka fikirlerle bağlantılı olması gerekir.

İnsan, kendini kontrol etmenin paha biçilmez bir değer olduğunun zamanla farkına varacaktır.

Fikir, duygusuz kaldığı takdirde hiçbir güce sahip değildir. 

Gerçekte, duygusal ruh hâllerinin şiddetine maruz kalan zekâ, irade karşısında çok fazla memnuniyet duymaz. İrade ise zekâdan aldığı emirleri yerine getirmeyi sevmez. Duygusal gücünse daha çok tutku ile renklendirilmiş duygusal emirlere ihtiyacı vardır. 

Bizim yapmamız gereken sadece kötü alışkanlıklar yerine azar azar iyilerini koymak. Amacımız, arzularımızı ve tembelliği makul sınırlar içinde tutmak, kilit vurup tamamen ortadan kaldırmak değil. 

Unutmayalım ki, başladığımız bir işi tekrar etmez, onu tamamlamak ve çizgileri kuvvetlendirmek için çalışmazsak, dışsal teşvik ve tahrik dalgaları yeniden bilincimize işler ve daha kısa süre içerisinde hepsini -şimdiye kadar yapılan her şeyi- siler. 

Tembel insanların düşünceleri, sürülmemiş ve ekilmemiş bir tarlada olduğu gibi birçok zararlı ot barındırır. Bu insanlar zamanlarını boş fikirlere ve bayağı hislere kurban ederler.


24 Mart 2023 Cuma

Küçükbey (Kitap)

 


  Yazardan okuduğum ikinci kitap oldu. Akıcı olduğu için de çabuk bitirdim.

 Küçükbey çocukluğundan beri saf ama dürüst biri. Aklından geçeni doğrudan söyler hep. Ailesi tarafından pek sevilmeyen biriydi. Onlar ölünce abisi de kendi yolunu çizdi. Tek destekçisi ev işlerine bakan yaşlı kadındı. Küçükbey eğitimini tamamlayıp kırsalda matematik öğretmenliği yapmaya başlar. Gittiği ortamı pek sevemez, istifa etme fikri sürekli kafasındadır. Bazı öğretmenlerin entrikaları ve öğrencilerin kötü şakaları onu bıktırır. Doğru sözlü olduğu için sık sık alay konusu olur. Yediği yemekten, nerelere gittiğine kadar anında herkesin haberi olmaktadır. 

 Yazarın anlatımı akıcı, kitap bir çırpıda okunabilir. Küçükbey garip ve dikkat çekici bir karakter. Saflık boyutunda dürüstlüğü var. Öğretmenlik yapacağı okula ilk gittiğinde müdür bir öğretmenden beklediği prensipleri sıralayınca 'asla dediğiniz gibi biri olamam," diyip geri dönmeye yeltenen biri. Çabuk öfkelenmesi ve herkesle inatlaşması yönüyle de kendime benzettim biraz. 😅 Kitabı genel olarak sevdim, derin bir konusu yok ama insanın yeni girdiği farklı ortamlarda kolayca kandırılıp dışlanabileceği, arkasından ne tür entrikalar döndüğünü fark etmesinin zor olacağı gibi detaylara yer verilmiş. Ya uyum sağlayıp onlara benzemek ya da uzaklaşmaktan başka seçenek pek yok gibi. Yazarın kendi hayatı da zor geçmiş, belki de bu karakteri yazarken kendi sıkıntılarını da aktarmıştır. Mizahi anlatımı da karakteri daha ilginç biri haline getirmiş. Kitabın sonu biraz sönük geldi, daha uzamalıydı diye düşündüm yani. :) 


"Eğer kötü değilsen toplum başarılı olamayacağına inanıyor gibi. Arada bir dürüst, temiz birini gördüklerinde acemi, toy diyerek hatalarını bulup küçümsüyorlar."

"Saflığın ve dürüstlüğün gülünç bulunduğu bir dünyada yapacak başka bir şey yoktu."

"Başkalarının yaptığını yapmak zorundaysam buna katlanmam mümkün değildi. Eğer aldatanı aldatmadan üç öğün yemek yenemeyeceğine karar verirsem hayatta oluşumu yeniden düşünmem gerekirdi. Böyle bir durumda ölmek çok daha iyi bir tercih gibi geliyordu."


22 Mart 2023 Çarşamba

Martin Eden (Kitap)



 

  Kitabı azar azar okuduğum için bitirmem uzun vakit aldı. :)

 Martin Eden bir gün üst sınıflardan birinin evine davet edilir, orada tanıştığı Ruth'a aşık olur. O evdeki herkesin üstün ve nazik olduğunu düşünür. Ruth'a denk olmak, ona yakın olabilmek için kendini geliştirmeye karar verir, kitaplara gömülür. Kısa sürede çok şey öğrenirken insanlara olan bakışı da değişir. Önceki fikirleri yerle bir olur ve ulaşmak istediği konum yerdiği bir konuma dönüşür. Her şeye rağmen Ruth'a olan tutkusu devam eder.

 Çok çalışkan, azimli bir genç adamın hayatını anlatıyor kitap. İnsan öğrendikçe farkındalığı artıyor doğal olarak, düşünce yapısı değişiyor. Martin herhangi birinden çok daha okuma, öğrenme, yazma sevdalısı. Asla durmuyor.

 Ben Martin karakterine pek ısınamadım. Çabalaması, çok çalışması güzel ama tavırlarındaki keskinlik ve hırçınlık bir süre sonra okurken yordu beni. Sanki hayattaki tek amacı haklı çıkmaktı, bu kısımlarda biraz sıkıldım. Sevdiğim kısımlar onun edebiyata düşkünlüğü ve yazma konusunda hiç pes etmemesiydi. Kendine güveninin tam olması iyiydi. Ruth ile olan aşkı ise bana hiç geçmedi açıkçası. Baştan beri ikisinin birbirine uymadığını düşündüm. Sonlara doğru Martin'in bir şeylerin farkına varıp kendi içine dönmesini sevdim, en azından daha samimi geldi bana.

 Yazarın anlatımı güçlü ve dikkat çekici, benim karakterlerle pek yıldızım barışmadı sadece. :) Yazarın Ateş Yakmak adlı kitabını çok daha sevmiş ve çarpıcı bulmuştum. Sanırım insanın vahşi doğa ile mücadelesi daha ilgimi çekiyor. Yine de tavsiye ederim bu kitabı, genel kültür anlamında insana bir şeyler katacaktır. Sınıf ayrımının  keskinliği, insanların kendi gibi olmayanı hor görüp istediği kalıba sokma çabası güzel yansıtılmış. Bir insanın hayallerini gerçekleştirmek için binbir güçlükle zirveye tırmandıktan sonra gelen hayal kırıklığı ağır olmalı. O yüzden bazı şeyler yaşamadan, tecrübe edilmeden anlaşılamıyor. Martin yaşadığı da tam olarak buydu.


"Yazdıklarına bakarak onun ruhunun ve kalbinin neye benzediğini sezebilir, rüyalarının yapıldığı malzemeyi ve yeteneğinin gücünü az da olsa kavrayabilirdi."

"Geçmişte işçi sınıfına göre daha derli toplu görünen, iyi giyimli kimselerin zekânın iktidarına ve güzelliği takdir gücüne sahip olduğunu sanmakla ne büyük aptallık etmişti."


15 Mart 2023 Çarşamba

Nagasaki'nin Çanları (Kitap)



 Kitap ince olduğu için evde değil de otobüste, kursta okudum. Eskisi gibi hızlı okuyamıyorum meşgul olunca. 

 Atom bombası atıldığında, 1945'te, Nagasaki'de bir hastanede çalışmakta yazar gördüklerini ve yaptıklarını anlatıyor. 1951'de de hayatını kaybetmiş.

 Kitap bomba saldırısının hemen öncesinden başlıyor. İnsanlar başlarına ne geleceğini bilmeden normal hayatlarına devam ediyorlar. Elbette savaş sürdüğü için uçak saldırılarına karşı önlem almaya çalışıyorlar, hastanedekiler plan yapıyor. Ancak o gün öyle bir yıkım oluyor ki insanların hepsi kendi tepelerine bomba düştü sanıyor. Atom bombasının etkisi geniş bir alana yayılıyor, yangınlar çıkıyor. Doktorlar ve hemşirelerin bir kısmı ölürken bir kısmı insanlara yardım ediyor. Yazar kaç kez ölümden dönüyor, yaralı ama durmuyor yine de. İlerleyen bölümlerde tıbbi ve bilimsel bilgiler de yer alıyor ama çok fazla değil, akıcılığı bozmuyor. İnsanların radyasyondan nasıl etkilendiğine, saldırı sonrası hayatlarını nasıl sürdürdüklerine değiniyor yazar. Doktorların kendi aralarında konuştuğu kısımlar çarpıcıydı, insanların acısı olduğu gibi aktarılmış. Olanları hayal etmek bile insanı üzüyor. Yapanların yanına kâr kalması da ayrı bir acı. Zaten bu olay ne zaman aklıma gelse ABD'yi nefretle anıyorum. Kitabı tavsiye ederim, olanları ilk ağızdan öğrenmek önemli.


 Takami, ineğinin yularından çekerek Koba'ya dönme niyetiyle Urakami'den iki kilometre uzaktaki Odorise Yolu'nda yürürken atom bombası patladı. Kuvvetli bir parıltı görüldüğünde mangalın yanındaymışçasına bir sıcaklık hissetti ve ineği de kendi de tutuşup yandı.


"Nedense Nagasaki yok olacakmış gibi hissediyorum."

"Ben de nedense kalacakmış gibi hissediyorum."

Bulundukları yere atom bombası düştü.


 Bilimin zaferi, vatanımın yenilgisiydi. Fizikçilerin sevinci, Japonların kederiydi. Karmaşık duygular yüreğimi yakarken atom bombasıyla kavrulan, sefil durumdaki topraklarda dolandım.


 O gün, o anda bu topraklara yayılan cehennem manzarasına tek bir bakış dahi atsaydınız yeniden savaşmak için aptalca bir duyguya kapılmazdınız kesinlikle.


25 Şubat 2023 Cumartesi

Yağmur ve Ay Öyküleri

 



 Kitap, 1768'de tamamlanmış dokuz adet öyküden oluşuyor. Öyküler genel olarak halk hikayelerinden beslenen doğaüstü konuları ele alıyor.

 Bir imparatorun hayaleti ile onun yaşamında yaptıkları konusunda tartışan keşiş, kendisini kurtardıktan sonra kardeşi olarak gördüğü kişiye söz verdiği için sadakatin sınırlarını zorlayan samuray, güzel ve iyi eşini aldattığı için başı belalardan kurtulmayan koca, korkunç bir tuzağa düşen ve kendisine musallat olan şeyden kaçmaya çalışan balıkçının oğlu... Özellikle samurayın hikayesini sevdim. Öyküler genel olarak ders verici ve düşündürücüydü. Çok şaşırtıcı olduğunu söyleyemem, ben ilk başladığımda gerilim olacağını sanmıştım ama daha çok dram ve çaresizlik üzerine kuruluydu kitap. Genel olarak kitabı sevdim, akıcıydı, eski Japon kültüründen, düşünce yapısından izler görüyoruz. Mutlaka okunmalı diyemem ama farklı bir kitaptı. 

 

"Dünya kutsal bir gemidir ve hakikat şudur ki açgözlülükle onu ele geçirmeye çalışan kişi kim olursa olsun başarısız olmaya mahkûmdur."

"Akana sözüne sadık, onurlu bir samuraydır. Sözünü mutlaka tutacaktır. O geldikten sonra hazırlığa başlarsam bu, ona güvenmediğim anlamına gelir ve ben böyle bir şeyden utanç duyarım."

"Sevgili anne, yaşam su üzerindeki köpük gibidir... Ne zaman kaybolacaklarını bilemeyiz ama emin ol ki yakında geri geleceğim."

"Kıskançlık öyle bir şeydir ki ölümlerinden sonra bile intikam peşine düşerek korkunç bir yılana ve şiddetli gök gürültüsüne dönüşürler. Bu insanların öfkesi o denli büyüktür ki nefretin muhatabı olan kişinin etini parçalayıp tuza yatırsalar bile sakinleşmezler."


18 Şubat 2023 Cumartesi

Drizzt Efsanesi 7.Kitap Miras

 


 Bir süredir seriye devam edememiştim, yedinci kitabı da bitirdim. Drizzt'i okumayı özlemişim. :)

 Gün geçmiyor ki Drizzt'in başı derde girmesin, kötüler yakasını bırakmıyor bir türlü. Bu kez ailesinden sağ kalmış olan ablası Vierna ve beraberindeki kara elfler Drizzt'in peşindeler. Yıllar önce Drizzt yer altından kaçtığı için ailesi Örümcek Kraliçe'nin gözünden düşmüş ve hezimete uğramıştı. Vierna tekrar yüksek mevkiye ulaşmak için Drizzt'i kurban etmekte kararlıdır ve bunun için kiralık katil Entreri ile anlaşma yapar. Entreri önceki bölümlerde Drizzt'in başına dertler açmış, onu tek rakip olarak gördüğü için onla uğraşmaktan asla vazgeçmemişti. Bu kez de fırsatı kaçırmaz, Drizzt'i zor durumda bırakmak için elinden geleni yapar. Tek derdi Drizzt ile teke tek dövüşmek ve kazanarak kendini tatmin etmektir. Tabi bir noktada Vierna ile Entreri'nin çıkarları çatışır. Cücelerin mekanında patlak veren kavgayı Drizzt ve dostları en az hasar ile atlatmaya çalışır.

 Kitabın sonunda kara elfler ve cüceler arasındaki mücadelenin daha çok süreceğine dair işaretler vardı. Geçmişi iki bin yıl öncesine dayanan planını uygulamaya koymak isteyen yaşlı bir kara elf harekete geçmek için adım atar.

 Bu bölümde daha çok Drizzt ve Entreri hesaplaşması ön plana çıkmış. Takıntılı ve inatçı kiralık katil her ne olursa olsun kara elfle yüzleşmek istemektedir. Daha önce yarım kalan dövüşü tamamlamak niyetindedir. Ancak Drizzt'in kendisi gibi boş hırsa kapılmadığını ve bir şeyleri kanıtlama çabasında olmadığını anlayınca işi iyice inada bindirir. Drizzt'i sıkıştırıp hem onun hem de dostlarının canını tehlikeye sokar ki istediği sert dövüş gerçekleşebilsin. İşler ciddileşince kara elf de artık öfke ile saldırıya geçer.

 Kitap detaylı dövüş tekniklerine rağmen akıcıydı. Kurgunun derinliğinden çok yazar yine karakterlere ve hislerine yoğunlaşıyor. O yüzden bu yazarın üslubunu seviyorum. Drizzt'in yıllar geçtikçe kendini bulmasını ve hemen galeyana gelmeyip her durumda düzgünce karar verme çabasını, yanlışı doğruyu iyice tartmasını, karşılaştığı sorunlara kafa yorup en iyi yolu izlemesini seviyorum. Değerli gördüğü kişiler için her şeyi yapabilecek biri, pes etmek nedir bilmiyor. Drizzt'in ağzından yazılmış kısımlar genelde en sevdiğim kısımlar oluyor. Çünkü duyguları samimi bir şekilde yansıtılıyor. 

 

 "Her bir ırka mensup bir sürü kimse, sevgi denilen şeyi pek anlamıyor gibi görünüyor. Zira onun basit güzelliğini, önyargılı düşünceler ve gerçekçi olmayan beklentilerle karalıyorlar. Ne gariptir ki ben, içinde sevgi yeşermeyen Menzoberranzan'ın karanlığından kaçtığımda, bütün hayatları boyunca sevgiyle beraber ya da en azından sevgi olasılığıyla yaşamış bir sürü kimseden daha fazla tutunuyorum bu kavrama."


 Drow, Artemis Entreri ile savaşmak için, daha doğrusu herhangi bir sebepten dolayı Calimport'a geri dönmeyecekti. Eğer dönerse kiralık katilin ahlaki seviyesine inmiş olurdu. Bu da ahlaksız halkına sırtını dönmüş olan drowun, dünyadaki her şeyden daha fazla çekindiği bir şeydi.


 "Prensiplerime dayanan en ciddi yeminimi, halkımdan birinin canına kastetmeyeceğime dair ettiğim yemini bozduğumda nasıl da sarsılmıştım. Palalarımın yaptığı o acımasız şeyi anladığımda duyduğum acı, başarısızlık ve kaybetme hissi çok keskindi.

 Fakat bu suçluluk duygusu çabucak dindi. Kendimi herhangi bir başarısızlık konusunda affetmemden dolayı değil, gerçek başarısızlığımın o yemini etmemde yattığını anlamamdan dolayı."

 

 "Ben öldüğümde... benim için matem tutacak, paylaştığımız neşeleri ve acıları, yani benim hatıramı yaşatacak dostlarım olsun isterim. 

 İşte ruhun ölümsüzlüğü, her zaman baki kalan mirası budur. Kader ateşinin yakıtıdır. Ama aynı şekilde, inanç ateşinin de yakıtıdır."


1 Şubat 2023 Çarşamba

Ouroboros Yılanı (Kitap)

 


 Kitap ilk epik fantastik roman olarak kabul ediliyor, 1922 yılında yazılmış. İsmi kendi kuyruğunu yiyen yılandan geliyor ve sonsuz bir döngüyü simgeliyormuş. Arka kapakta da iyi ve kötü arasındaki sürekli ve muazzam mücadeleyi temsil ettiği yazıyor ve kitap Tolkien ve Le Guin'i bile etkilemiş. 

 Merkür'de çeşitli diyarlar vardır. Cadılar Diyarı'ndan İblisler Diyarı'na bir elçi gelir ve iblislere krala itaat etmeleri gerektiğini iletir. Bunun sonucunda iblisler kralı güreşe davet eder, hangi taraf kazanırsa onun dediği olacaktır. Tarafsız bir bölgede yapılan güreşi kral kaybeder. Çeşitli hinlikler sonucu henüz ülkelerine varamadan iblislere komplo kurulur ve onlara bir Musallat yollanır. Lord Juss ve birkaç kişi kurtulmayı başarır ancak öfkeyle ve başkalarının gaza getirmesi ile hazırlıksız bir savaş taarruzuna girişirler. Planlar hiçbir tarafın istediği gibi gitmez. Cadılar ve İblisler Diyarı arasındaki sürtüşme hep devam eder. Lord Juss bir rüyanın ardına düşüp kaybettiğini bulmaya çalışır. O, İblisler Diyarı'ndan uzakta iken yurdu talan edilir ancak iblislerin geri dönüşü muhteşem olur.


 Kitap hakkında neredeyse hiç bir bilgim yoktu, sırf epik fantastik türünde olması nedeniyle aldım, iyi de yapmışım severek okudum. 😃 Yazarın değişik bir hayal dünyası ve anlatımı var. Nasıl diye soracak olursanız Tolkien'in içine Shakespeare kaçmış gibi. 😅 Fantastiğe romantik bir yaklaşım getirmiş yazar. Aslında kitapta romantizm üzerine fazla bir şey yok, asıl yazarın kendisi romantikti bence. :)) Betimlemeleri detaylı, cümleleri şiirseldi, diyaloglar bile hoştu. Çok çabuk okunacak bir kitap değil, tasvirler dolu ve dövüş kısımları ise çok sürmüyor. Yine de o dünya bana büyüleyici geldi. :)


 Her ne kadar farklı diyarlar olsa da karakterler normal insanlar gibiydi. Yani periler uçmuyor, cadıların süpürgesi falan yok. 😀 Biraz spoiler vereceğim şimdi. Sanırım en çok İblisler Diyarı'ndan Lord Juss'u sevdim. Güçlü olması yanında sağduyulu ve ilkeli biri. Kolay galeyana gelmiyor. Periler Diyarı'ndan atarlı prensi de sevdim. 😆 Cesur ve dostu olarak gördüğü kişileri hiç yanlız bırakmıyor, başına büyük dert açılacağını bilse de. Cadılar Diyarı karakterlerini sevmedim genel olarak, şan şöhret peşindeler, zevk sefa içinde yaşamayı seviyorlar. Kazanmak için her yol mübah onlara göre ancak bu hırsları ve kibirleri başlarına çok dert açıyor. Lord Gro ise en tuhaf karakterdi, güvenilmez biri olsa da zekası ve bilgisi nedeniyle kimin tarafına geçmişse o taraf kazanıyordu. Aslen Gulyabani olan Gro kendi diyarını bırakıp Cadılara hizmet etmeye başlamış, sonra İblislerin tarafına geçiyor. Son ana kadar ne yapacağını kestiremedim.

 Genel olarak kitabı sevmekle birlikte konunun uzadığını düşünüyorum. Bilindik akıcı kitaplardan değildi ama yazarın amacının da kitabın çabuk okunup bitirilmesinden yana olduğunu düşünmüyorum zaten. Bir savaş başlayacaksa öncesinde pek çok tartışmalar ve planlar yapılıyor, karakterler birbirini ikna edip zafer yolunu bulmaya çalışıyor. Tasvirlerle de mekanları ve karakterleri daha iyi anlayabilmemizi sağlıyor yazar. Entrika, ihanet, merhamet, çaresizlik gibi pek çok konu iyi işlenmiş. Kitabın sonunun nereye varacağını merak etmiştim, tam da ismine uygun bir şekilde sonlandı. 


 "Pelerini giyene dikkat et, hafif karanlık çehresine, gözlerindeki mor aleve, gülümsemesinin geç günbatımında sonbahar ormanlarına benzer ağırbaşlı sıcaklığına dikkat et. O, Lord Juss, bu asırlık kalenin lordu..." (Bir romana böyle havalı giriş yapan bir karakter görmedim ben. Paragrafın çoğunu almadım bile, anlatıla anlatıla bitmedi adam.  😅🤭)

 "Seyreyle, şaşır ve tut matemini," dedi kırlangıç, "çünkü gündüzün masum gözleri, ebedi gecenin çocuklarına bakmaya mecbur bırakıldı..."

 "Benimkileri mi diyorsun, ey Gaslark? Bu kurulu dünyada benim olan nedir, öyle ki çarçabuk alınıyor elimden kalbim, kardeşim, kolumun gücü, hükümdarlığımın en önemli sığınağı?"

 "Goldry, Musallat tarafından yakalanmış. Nefretimle tutunduğum bir arzum var ona karşı. Efsunları sayesinde yıkımdan kurtulmuş bunlar, intikamımın açık ağzına koşturacak kadar delirmişler."

 "Ruhların ince tabiatı, silahların kudretinin ötesindedir."

 "Biz," dedi Juss, "gökkuşağının ötesine uçtuk. Ve orada yüreğimizin arzuladığı masalsı diyarı değil ancak ıslak yağmurla rüzgârı ve soğuk bir dağ yamacını bulduk. Ve yüreğimiz donuklaştı bu yüzden."


14 Ocak 2023 Cumartesi

Gönül (Kitap)

 


 Kitabı alalı çok olduğu için zamanı geldi artık diye okumaya başladım. İlk sayfaların ardından kitap beni o kadar içine çekti ki bırakmak istemedim. Nedense kitabın ismi, kapağı ve arka kapak yazısı bende biraz önyargı oluşturmuştu. Acaba yasak aşk vb. bir şey mi çıkacak altından diye okumayı uzun süre erteledim. Ancak kitap beklediğimden çok farklı çıktı ve beni şaşırttı. Ana karakteri önce kadın sandım, erkekmiş.

 Kitabın çevirisi hakkında çevirmen önsüzünde düşülen şu not ilgimi çekti. "Denilebilir ki Türkçede "gönül" gibi gerekli anlam derinliğini haiz bir kelime bulunmasaydı, bu kitabın Türkçe başlığı "Kokoro" olarak kalabilirdi." Kitap 1914 yılında yayımlanmıştır, üç kısımdan oluşuyor. İlk ve son kısmı çok beğendim, ikinci kısımda hafif sıkılır gibi oldum. 

  Genç bir üniversite öğrencisi olan ana karakterimiz yüzmeye gittiği sıralarda 'hocam' diye hitap edeceği kişiyle karşılaşıyor. Bir süre sonra arkadaş oluyorlar ve genç, hocanın evini ziyaret etmeye başlıyor. İkili arasında pek samimiyet yok gibi görünse de sık sohbet etmeye başlıyorlar. Hoca garip bir adam, tam kapalı kutu ve karamsar biri. Hayata bakışındaki farklılık dikkat çekici. Karakterimiz de sürekli onun sözleri üzerine kafa yorup, onu anlamaya çalışıyor, sonra fark ediyor ki hocanın karısı da aynı dertten muzdarip. Hocanın eskiden böyle olmadığını, yavaş yavaş değiştiğini, ona ne olduğunu anlamadığını söylüyor. Buraya kadar olanlar birinci kısımdandı.

 İkinci kısımda ana karakterimiz memleketine dönüyor. Babası da rahatsız, o yüzden bir türlü ayrılamıyor oradan. Burada karakterin ailesini daha yakından tanıyoruz, bizim insanlarımızı hatırlatan bir yan da vardı. Sonra karakter uzun bir mektup alıyor ve üçüncü kısım bu mektuptan ibaret. Hoca kendi geçmişini uzun uzun anlatmış, değişiminin sebeplerini açıklamış.

 Yazarın kalemi harika, kitabın içine çekiveriyor insanı. Kitap sakin ilerlediği halde merakla okutuyor kendini. Okurken o  kadar çok yerin altını çizme ihtiyacı hissettim ki nereyi çizeceğimi şaşırdım. :) Yazarın cümleleri farklı tatlar bıraktı bende. Zaten kitap kendi hayatından da izler taşıyormuş, o yüzden böyle derin geldi bana galiba. Çok severek okudum, daha önce okumamış olduğuma üzüldüm. Uzak Doğulu yazarlar içinde kalemini en çok sevdiğim yazar oldu Natsume. Bu kitabı ancak ince düşünceli ve nazik biri yazmış olabilir diye düşündüm. Karakterlerin ruh dünyasını öyle incelikle anlatıyor ki şaşırıp kalıyorsunuz. Kitapta hareketlilik arayanlar sıkılabilir ama o cümlelerin verdiği tat çok ayrı. O yüzden sonuna kadar okunmayı hak ediyor. Sonunda hoca karakterinin neden böyle bir ruh hali içinde olduğunu gayet iyi anladım. Başkası yazmış olsa belki sıradan gelecek bir konu ama kelimelerin gücü kendini fazlasıyla hissettiriyor. O yüzden herkese tavsiye ederim. Çevirmen de çok iyi bir iş çıkarmış.


 Eğer bir şekilde hocam, kendisine yönelik bu ilgimin onun üzerinde bir araştırma yapma amacı gütmemden kaynaklandığı hissine kapılsaydı, affı asla mümkün olmayacak bir durumda, aramızdaki samimiyet bağı kopuverirdi galiba.

 Hocamın güzel aşkının altında korkunç bir trajedi yatmaktaydı. Bu trajedinin hocama nasıl bir ıstırap verdiğinden hanımefendi bihaberdi.

 "Vaktinde dizimin dibinde el pençe divan durdunuz; sonradan başımı ayaklarınız altına almak isteyeceksiniz. Ben yarınki hakaretinize uğramamak için bugünkü takdirinizden feragat etmeyi yeğliyorum."

 Öyle alnında kötü insan yazan birisi yok bu dünyada. Normalde herkes iyi. En azından herkes, normal birer insan. Umulmadık bir zamanda birden kötü insana dönüvermeleridir korkunç olanı.

 Geçmişim sadece benim tecrübem olması sebebiyle, sadece benim mal varlığımdır da diyebiliriz. Bunu bir başkasına devretmeden ölmenin acı bir şey olduğu söylenebilir.

  Onun ağzından çıkanları olduğu gibi ve aynı hitabette ona geri fırlatmıştım. Lakin kesinlikle bir öç değildi bu. İtiraf ediyorum ki öç almaktan da öte zalimane bir niyetim vardı. K'nin önüne uzanmış aşk yolunu bir kelimeyle kapatmak istiyordum. 

8 Ocak 2023 Pazar

Ateş Yakmak (Kitap)

 


 Elimdeki kitapların hangisini okuyacağıma karar veremeyince ince olan Ateş Yakmak'ı seçip aradan çıkarmak istedim. :) Kitap 58 sayfa olduğundan kısa sürede bitti.

 Kitap 3 bölüm ve çevirmen notlarından oluşuyor. Kitaba ismini veren hikayenin iki versiyonu var. Yazar birkaç yıl arayla iki farklı sonu olan bu öyküleri yazmış. Üçüncü sırada da Yaşama Azmi isimli öykü yer alıyor.

 En çok ilk öyküyü sevdim. Karlarla kaplı, hava sıcaklığının eksi 45 derecenin altında olduğu bir yerde ilerleyen bir adam ve onu takip eden kurt köpeği ile başlıyor öykü. Başlangıçta adam havanın gittikçe soğumasına aldırmıyor, genç ve kuvvetli olmasına aldanıyor, yolculuğu tek başına da tamamlayabileceğini düşünüyor. Ancak işler istediği gitmiyor ve türlü aksiliklerle karşılaşıyor.

 Yaşama Azmi, bu öyküde de yine zorlu bir yolculuk yapan adam var. Ayağını burktuğu için yol arkadaşı onu beklemeden devam ediyor. Adam kısa süre sonra açlık çekmeye başlıyor. Bir yanda buz gibi soğuk, bir yanda kuvvetli açlık hissi ile adam perişan oluyor ama içinde ölüme direnen bir yan da var.

 Yazarın üslubunu çok sevdim ben, kitap beklediğimden çok daha güzeldi. Yazar o sert kışı çok iyi betimlemiş, anlatımı çok gerçekçiydi. Karakterlerin çaresizliğini dramatize etmeden olduğu gibi doğal halde aktarması bana ilgi çekici geldi. Sanki oradaymışım da onları izliyormuşum gibi hissettim. İnsanın doğa karşısındaki çaresizliğine şahit oluyoruz. Doğa koşulları hafife almaya gelmez.

 Kısa olmasına rağmen kitap bana dolu dolu geldi. Bu kitabı okumayı düşünenlere kitabın ardından Fumetsu no Anata e animesinin ilk bölümünü izlemelerini tavsiye ederim. Orada da soğuğu iliklerimde hissedip çok etkilenmiştim. Yazarın diğer kitaplarını da okumalıyım diye düşündüm. :)


 Köpek ateşi tanımıştı ve şimdi ateş istiyordu, yoksa karın içinde açtığı bir çukura kıvrılıp sıcacık yatarak soğuğu kesmesini de iyi bilirdi.

Kuzey Topraklarında insanların hareketlerine yön veren kurallardan biri, "Asla tek başına yola çıkma" der.

  Bir dakika öncesinin kuvvetli, kabına sığmayan, doğanın güçlerine boyun eğdirmekle övünen adamı, şimdi tam da o güçlere karşı hayatta kalma mücadelesi veriyordu.

 Tıpkı yavaş yavaş yükselen durgun deniz gibiydi bu öldüren rehavet, kabardıkça adamın bilincini azar azar suyun altında bırakıp boğuyordu.


Kitap Alışverişim

  Ne zamandır kitap sipariş etmemiştim. Birden esince şu kitapları aldım. Üsttekiler Fırtınaışığı Arşivi Serisinin devam kitapları. İlk kita...