1 Ocak 2023 Pazar

Yüzüklerin Efendisi (3.Kitap)

 



Kralın Dönüşü


 Merhabalar, son cildi de okuyarak kitabı bitirmiş oldum. Benim için bu süreç unutulmaz, güzel bir yolculuk gibiydi. 😊 

 Artık savaş kapıya dayanmıştır. Gondor düşmanın dibinde yer aldığı için ilk darbeyi alacak yerdir. Pek çok yerden savaşçılar yardım için oraya akın eder çünkü Gondor düşerse her yer düşecek demektir. Yüzük yoldaşlarından biri olan Aragorn, Gondor'un kralı olacak kişi, umutsuzluk içindeyken tek bir şeye sarılır. Hiçbir canlının oradan geçemeyeceğine inanıldığı Ölülerin Yolu'na gitmeye karar verir. Aragorn cesaretini toplayıp ölüleri savaşa davet eder ve uzun zaman önceki savaşta yeminlerini bozmuş olan ölülere yeni bir şans verir.

 Gondor'da savaş çetin geçerken pek çok şey olur. Gondor'un Vekilharcı geleceğin tamamen karanlık olacağını gördüğünü için daha fazla yaşamanın anlamsız olduğuna inanır. Yüzük Yoldaşlarından biri olan gözü pek oğlunu kaybetmişken bir de diğer oğlu Faramir ağır yaralanır, ölümün eşiğine gelir. Umudunu kaybeden baba kendi ölümüne yürür. 

 Gondor'a yardıma gelen komşu ülkenin savaşçıları da ağır yara alır, büyük kayıplar verir. Rohan hükümdarının akrabası olan Éowyn gizlice savaşa katılmıştır. Cesareti ve bir hobbitten aldığı yardım sayesinde büyük bir düşmanı alt eder. Kadın hep önemli işler başarmak istemişti, Aragorn'un kendine ilgisi olmadığını fark ederek onurlu şekilde savaşmayı göze alacak kadar gururluydu. Yine de kader karşısına Faramir'i çıkardı. İkilinin anlamlı ve hoş sohbetlerini gülümseyerek okudum. Zaten Faramir'i baştan beri sevmiştim, romantik yüzünü de görmüş olduk. 😀😊 Ve Faramir'in Aragorn'a, yani asıl varise tahtı bırakması ve ona olan saygısı da ne kadar yüce gönüllü olduğunu gösteriyor. 

 Frodo  ve Sam ağır koşullarda ilerlediler. İkisi için de çok zor bir sınavdı. Satırları okurken o çaresizliği hissettim, bir adım dahi atamayacak hale gelseler de, sürünseler de görevlerini hiç unutmadılar ve sayelerinde bir çağ kapanmış oldu.

  Kitabın sonu benim için duygusaldı. Kara bulutlar dağılmış, güneş açılmıştı. Çabalar boşa gitmedi ve herkesin az ya da çok katkısı oldu zafere giden yolda. Zaten başka türlü zafer elde etmek imkansızdı. 

 Sondaki ek bölümlerin birinde Aragorn'un elf kızı Arwen ile nasıl tanıştığını ve birlikte olamayacak iki ırkın kavuşmayı nasıl yıllarca beklediğini de öğrenmiş olduk. Aragorn'u kitapta çok daha fazla sevdim, filmde karakterin derinliği bu kadar hissedilmiyordu. Ama oyuncu seçiminin isabetli olduğunu düşünüyorum. Kitabı okurken bir yandan filmleri tekrar izleyince oyuncunun bakışı, duruşu, mimikleri ve görkemiyle bile kitaptaki karakteri ne kadar iyi yansıtabildiğini fark ettim, yerinde başkasını hayal edemedim. :)) 

  Üçüncü kitap ikinciye göre daha akıcıydı. Artık sona yaklaşıldığı için daha heyecanlıydı. Yazarın üstün üslubunu tekrar tekrar anlatmama gerek yok sanırım. 😀 Çok beğendim kitabı ve özenle saklayacağım. Yazarın diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum. 😊

 Yaşına rağmen yılmayıp oradan oraya koşan, ırk ayırmaksızın iyi tarafta olan herkes için çabalayan, yine de bazı kimselere yaranamayıp felaket tellallığı ile suçlanan Gandalf'ı; kendi şehrinden hiç uzaklara gitmemiş olduğu halde omzuna yüklenen ve iyi kişilerin bile üzerinde taşımaktan çekindiği karanlık yüzüğü yok etme sorumluluğunu kabullenen ve fersahlarca yol kat eden Frodo'yu; Frodo'yu en iyi anlayan ve adeta onu taşıyabilecek tek kişi olan en iyi dostu Sam'i; cesareti ile dillere destan olmuş, azimli, bildiği yoldan şaşmayan, korumacı, Yolgezer, romantik aşık, beklenen kral Aragorn'u; sadece bir bakışı ile kişinin zihninin derinliklerini keşfeden, güzel uyarıcı ve en cömert ev sahibi asil Galadriel'i; tatlı dilli, neşeli, yemekten başka şey düşünmeyen, yeri gelince cesareti ile şaşırtan minik hobbitler Merry ve Pippin'i; ince ruhlu, anlayışlı, yiğit Faramir ile cesur, sağlam duruşlu, gururla kılıç savuran Éowyn'i ve daha nice kahramanı unutmayacağım. :))


Alıntılar 


 "Kudretli bir hükümdara veliahtının ölüm haberini verirken, buraya vardığında krallığını ilan edecek birinin gelişini haber vermek pek akıl kârı sayılmaz."

 "Sizin hizmetinizi kabul ediyorum. Çünkü sizin gözünüz sözlerden korkmuyor, her ne kadar biz Güney'de yaşayanların kulağına garip de gelse, kibar bir konuşma biçiminiz var. Ve nezaket sahibi bütün halklara ihtiyacımız olacak önümüzdeki günlerde, ister büyük olsunlar ister küçük."

 "Buna müdahale etmedim çünkü cömertçe bir eylem soğuk bir nasihatle denetlenmeye kalkışılmamalıdır."

 "Günlerim her zaman amacıma ulaşmak için kısa gelmiştir bana."

 "Sabah verilen öğütler en iyisidir, gece birçok düşünceleri değiştirir."

 "Sadık bir hizmetkardı ama efendisinin felaketi oldu yine de."

 "Umut insanı genellikle kandırır ve o zamanlar ben senin uzağı gören bir kişi olduğunu bilmiyordum."

 "Fakat bu tür zamanlarda hafif sözcükler kullanıp, söylediklerinden daha azını kastetmek benim halkımın bir özelliği. Çok söz söylemeye korkuyoruz."

 Sam, bütün acıların içinde ona (Frodo kastediliyor) en çok, bedene bir yük, akla bir ıstırap olan Yüzük'ün artmakta olan ağırlığının fazla geldiğini düşündü.

 "Fakat bütün gücünü kullanarak sizi ölümden geri çağırıp uykunun tatlı unutkanlığına yollamadan önce, siz ölümün sınırına kadar gitmiştiniz."

 "Ve genç bir askere büyük bir komutan nasıl görünürse, o da öylece kazandı sizin gönlünüzü. Çünkü o öyle biri, insanlar arasında bir hükümdar ve günümüzün en büyük hükümdarı. Fakat o size sadece anlayış gösterip acıyınca o zaman savaşta yiğitçe ölmekten başka hiçbir şey istemediniz."


23 Aralık 2022 Cuma

Yüzüklerin Efendisi (2.Kitap)

 


İki Kule


 Yüzüklerin Efendisi'nin ikinci cildini okudum. Araya başka şeyler girdiği için süreç biraz uzadı. Geç olsun güç olmasın, hemen konuya geçeyim. :)

 Elf diyarı olan Ayrıkvadi'de alınan karar sonucu Frodo ve beraberindekiler yola çıkmıştı. Dokuz kişi ile başlayan zorlu yolculuk bir süre sonra grubun dağılması ile sonuçlanmıştı. Ayrı düşenler birbirinin ne halde olduğundan habersiz yollarına devam etti. Karşılarına çok engeller çıktı ve hiç hayal edemeyecekleri tehlikelerin içinde buldular kendilerini.

 Frodo üzerinde ağır bir yük hissettiği ve dostlarını tehlikeden uzak tutmak istediği için tek başına ilerlemeyi seçmişti. Yine de en yakın dostu Sam onu hiç yanlız bırakmaz. İkilinin işi çok zordu. Bilmedikleri coğrafyalarda, çeşitli tuzaklara rağmen pes etmezler. Umutlarının tam tükendiği anda yeni bir kapı açılır önlerinde ve zor seçimler yapmak zorunda kalırlar. Bu seçimler kaderleri olur adeta. Bu kadar derdin içinde bile bu küçük hobbitlerin nezaketi elden bırakmamaları hoştu. :)

 Eski ariflerden Saruman yoldan çıktığından beri pek çok kötülüğe sebep olmuştur. İsengard'da karanlık bir ordu toplar ve kendisine karşı gelenlerle savaşır. Niyeti yüzüğün peşindeki Karanlıklar Efendisi Sauron'un yanında yer almış gibi görünüp güya sonradan onu alt etmektir. Ancak Gandalf zamanında herkesi yüzüğün hiç kullanılmaması gerektiği konusunda uyarmıştı. Bu kadar büyük bir güç iyi kimselerin elinde bile olsa ancak felakete yol açardı. Yüzük taşıyıcısı Frodo neyse ki bu öğüdü tutup kimseye güvenmedi. Sezgileri onun rehberi oldu, insanların içini okuyabilir hale geldi. O, aksini iddia edenlere inat yüzüğün yok edilmesi gerektiğine inanıyordu. Yanında Sam olmasaydı Frodo ruhen daha çok yıpranır ve fazla ilerleyemezdi. Sam'in bağlılığı ve dostluğu paha biçilemez boyuttaydı. Aynı zamanda iyi insanlarla da karşılaştıkları için şansları yaver gitti. Sona doğru gerilim artıyor. Filmini izlediğim için ne olacağını bilsem de merakla okudum. Frodo'nun da Sam'in de kararlılığına ve azmine hayran kaldım. 

 

 Tolkien'in üslubunu çok seviyorum, dile çok hakim ve kuvvetli bir anlatımı var. Kafasındaki coğrafyayı, ırkları bu kadar iyi şekillendirebilmesi çok iyi. Her ırkın kendine has kültürü, konuşma tarzı ve yaşam standartları var. Ent denen ağaç ırkını çok sevdim mesela, bayağı farklı ve sempatik geldiler bana. :) Karakterlerin gelgitleri, eski günlere olan özlemleri, umutsuz da olsalar başka çare göremedikleri için ilerlemeleri çok güzel yansıtılmış. Bu bölümde upuzun yolculuk devam ediyor, karakterlerle birlikte diyardan diyara yolculuk ediyor insan. Fark ettim ki filmlerinde pek çok şey hızlı gelişmiş. Kitabı okurken çoğu şeyi daha iyi kavradım. Karakterlerin amaçları, neyi neden yaptıkları, hırsları daha iyi anlaşılıyor. 

 Diyaloglar da ayrıca hoşuma gitti. Bazı cümleler basit görünmesine rağmen derin anlamlar içeriyordu, bazıları da gülümsetecek kadar doğal geldi bana. :) Diyaloglar konusunda da en sevdiğim kitap Yüzüklerin Efendisi oldu diyebilirim. O kadar nahif, içten, isabetli, bilgece...

 Kitapta çok kadın karakter yok ama yer verilen kadın karakterler de güçlü ve saygıdeğerdi. Yazarı bir diğer takdir etme nedenim de bu oldu. Yazarların bir kadın karakter ekleyip de konuyu abartılı dış görünüş ve müstehcenliğe bağlamalarından bıktık artık.

 

Alıntılar


 "Ben de geleceğim," dedi Gimli. "Galadriel Hanım meselesi hâlâ aramızda halledilmedi. Daha size kibar konuşmasını öğreteceğim." "Göreceğiz," dedi Éomer. "Öyle garip şeylerle karşılaştım ki, bir cüce baltasının sevgi dolu darbeleri altında zarif bir hanıma hoş söz söylemeyi öğrenmek beni pek şaşırtmayacak. Hoşça kalın!"

(Bu hoş sohbet beni güldürdü. Éomer yeterince tanımadığı Galadriel Hanım hakkında yanlış bilgilere sahip olduğu için önyargılıydı. Ve yakın zamanda tanıştığı asil Galadriel'e laf edilmesi cüce Gimli'ye dokunmuştu.)

"Sanki gözlerin gerisinde asırların hatırası; uzun, yavaş ve sabit bir düşünce ile dolu muazzam bir kuyu varmış gibi görünüyordu; ama yüzeyi şimdiki zaman ile pırıldıyordu."

 "Lisanımız çok latif bir lisandır ama bu lisanda herhangi bir şey söylemek çok uzun vakit alır çünkü eğer o kadar uzun vakitte söylemeye ve dinlemeye değmezse biz hiçbir şey söylemeyiz."

 "Çünkü gövde ve dal yanıyor, ocak harlanıyor; biz de gidiyoruz savaşa! Kasvet diyarına, kıyametin ayak sesleriyle, davullar çalarak geliyoruz; İsengard'a kıyıma geliyoruz!" (Entler sonunda ayaklanıp düşmanın inine doğru baskına giderken...) 

 "Ben ateşten ve derin sulardan geçtim ayrıldığımızdan beri. Bildiğimi zannettiğim şeylerin çoğunu unuttum ve unuttuğum şeylerin çoğunu yeniden öğrendim. Uzakta olan birçok şeyi görebiliyorum ama yakında olan birçok şeyi göremiyorum."

 "Aynı anda hem zorba, hem de öğütler veren biri olamazsınız."

  "Kaçan adam düşmanı çift görürmüş."


6 Aralık 2022 Salı

Yüzüklerin Efendisi (1.Kitap)

 



 Hepsine hükmedecek Bir Yüzük,  hepsini o bulacak

 Hepsini bir araya getirip karanlıkta birbirine bağlayacak


 Film serisini çok sevdiğim ve defalarca izlediğim Yüzüklerin Efendisi'ni okumaya başladım. Unutmamak için okudukça notlarımı yazacağım buraya. Konuya geçmeden önce kitabın başında yer alan bazı detaylardan bahsetmek istiyorum. O yüzden uzun bir yazı olabilir. :)

 Tolkien 1892'de doğmuş ve 1945'te İngilizce Profesörü olmuş. 1954-55 yıllarında Yüzüklerin Efendisi'ni üç cilt olarak yayımlamış. 

 Hayranlarına "Bu öykü gerçek olmalıydı" dedirten de, bu Arayış'ın (yani sembolik anlamda ruhani olgunlaşma sürecinin) içtenliği belki de. Yüzüklerin Efendisi belki bu yüzden bir kült. syf:14

 Kitap o dönemde çok sayıda akademik tartışmalara sebep olmuş. Bazı kimseler yazılardan derin alegorik anlamlar çıkarmaya çalışmış. Oysa Tolkien alegoriden nefret ettiğini söyleyip bunu reddetmiş.

 Gelgelelim içinde yaşadığımız dünyayla doğrudan paralellik kurmaya yanaşmayan bu hikaye, dış dünya için bir anlam taşımayarak günahların en büyüğünü işliyor. Yani koskoca Profesör Tolkien, bin küsur sayfa boyunca resmen "Kaçış Edebiyatı" yapıyor. syf:15

 Bazen insanlar bir eserde görünenden farklı bir şeyler olduğuna inanıp ona bir anlam yüklemeye çalışır. Bunu şimdi de görüyoruz aslında. Yazar şunu kastetti, falanca metaforu kullandı gibi yorumlarda bulunurlar. Bu hep doğru değildir. Bazıları sadece içinden geleni yazar, tıpkı Tolkien gibi, bunu kabullenmek zor olmamalı. :) Onun geniş bir hayal dünyası var ve bu dünyanın zenginliği ve gerçekçiliği başkalarını (fantastiği kabullenmek istemeyen) şaşırtmış ve Tolkien'i tartışmaların odağı haline getirmiş görünüyor. :)

 Filmini izleyenler her ne kadar konuyu biliyor olsa da ben yine de detaylı şekilde anlatmak istiyorum. Kitap 3 ciltten oluştuğu için yazımı üç bölüm halinde yayınlayacağım. İlk kitap 215 sayfadan oluşuyor.


 1.Kitap Yüzük Kardeşliği

 Shire'daki Hobbitköy'de sıradan günlerin aksine bir telaş vardır. Çıkın Çıkmazı'ndan Bay Bilbo Baggings yüz on birinci yaş günü için büyük bir davet hazırlığına girişmiştir. Hobbitler kendi halinde yaşayan ve yiyip içmekten hoşlanan tipler olduğu için bu davet herkesin ilgisini çeker, davetsizlerin bile. Çünkü Bilbo'nun gizemli yolculuğunda çok zengin olup döndüğü söylentileri uzun zamandır dillerde dolanmaktadır. Dahası büyücü Gandalf da çeşitli sürprizlerle (havai fişekler, roketler, maytaplar) gelerek genç hobbitlerin ilgisini çeker.

 Bilbo yine yapacağını yapar ve doğum günü gelip çattığında konuşmasını tamamlar tamamlamaz parmağına gizlice geçirdiği yüzük sayesinde ortadan kaybolur. Bu da büyük dedikoduları beraberinde getirir. Bu Hobbitköylüler dedikodu yönünden bana çok tanıdık geldi, sanki içimizden birileri gibiler. 😅

 Gösterisinin ardından ansızın yeni bir yolculuğa çıkan Bilbo her şeyi, yüzüğü bile varisi olarak duyurduğu Frodo'ya bırakmıştır. Tabi büyücü Gandalf'ın baskıları sonucunda.

 Aradan yıllar geçer. Dış dünyaya kendini kapatmış olan Hobbitler bile bir süre sonra kötü bir şeylerin yaklaştığını anlamaya başlarlar. Farklı ırklar Shire yakınlarında görünmeye ve karanlık söylentiler yayılmaya başlamıştır. Büyücü Gandalf bir gün aniden çıkıp gelir ve Frodo'yu yüzük hakkında uyarır. Sauron güç toplamaya başlamıştır ve dünya için büyük bir tehdit haline gelmiştir. Diğer yüzüklere hükmedecek olan Tek Yüzüğün peşindedir, Frodo'nun taşımakta olduğu yüzüğün. Yüzüğün yok edilmesi hiç kolay değildir, hem taşıyıcıların iradesini eline aldığı için hem de sadece çok güçlü bir ateş onu yakabileceği için. Ve Frodo için yol görünür. Ateş Dağı'nın derinliklerindeki Kıyamet Çatlakları'nı bulup yüzüğü oraya atması gerekmektedir.

 Frodo en güvendiği arkadaşları ile Shire'dan ayrılır ve kendilerini kısa sürede tehlikenin kollarında bulurlar. Bela beklediklerinden çok önce etraflarını sarar. Kara Süvariler yüzüğün peşindedir. 

 Kitap düşündüğümden çok daha güzeldi. Tolkien'in anlatımındaki zarafet ve inceliğe tek kelimeyle bayıldım. Cümleler su gibi akıp giderken kendimi o dünyanın bir parçası gibi hissettim. Yazar her şeyi nakış nakış işlemiş adeta. Yeni bir dünya tasarlayıp kültürlerine, karakteristik özelliklerine, coğrafya ve tarihlerine kadar ırkları ve yaşam alanlarını detaylandırmış. Esprili ve samimi bir dil ile karakterleri aktardığı için ilgiyle okudum. Tolkien'in anlatımındaki güce şapka çıkarıyorum. :)) Tabi çevirmeni de ayrıca tebrik etmek gerek. 

  Kitap sevimli bir atmosferle başlayıp tekinsizliğe, karamsarlığa doğru yol alıyor. Bu tehlikeli yolculukta Frodo'ya eşlik eden cesur arkadaşları var. Birbirlerine olan bağlılıkları ve dostlukları iyi yansıtılmış. Özellikle Sam gibi bir arkadaşa sahip olduğu için Frodo çok şanslı. Filmde yer almayan olaylar ve karakterler de vardı kitapta. Aragorn'a kitapta çokça yer verildiği için filmdekinden daha çok sevdim. Frodo ve Gandalf zaten en sevdiğim karakterlerdi. Betimlemelere bayıldığımı ayrıca belirteyim, yazar ustalıkla her bir detaya değinmiş, okurken her şey o kadar gerçekçi geliyor ki sanki belirtilen mekanları karakterlerle birlikte siz de görüyorsunuz. :) Heyecanla okuduğum için elimden bırakamadım bir türlü. Tolkien'le tanışıp sohbet etme imkanım olsa ne güzel olurdu diye bile geçirdim içimden. 🤗 Kitabı tamamen bitirince filmleri tekrar izleyeceğim, canım çekti. :))

 

Alıntılar

"O körolmayasıca büyücü bari genç Frodo'yu rahat bıraksa, belki çocuk kıçını kırar oturur da biraz hobbit basireti edinir."

 "Ondan hem nefret ediyor, hem de seviyordu, aynı kendinden nefret edip, kendini sevdiği gibi. Ondan kurtulamazdı. Artık bu konuda hiç iradesi kalmamıştı."

 "Bilbo'nun elini Gollum'un üzerine inmekten alıkoyan Acıma duygusuydu. Acıma ve Merhamet: Nedensiz yere vurmamak. Ve Bilbo bunun ödülünü de âlâsıyla gördü, Frodo. Emin ol ki, kötülükten bunca az yara aldı ve sonunda kurtulduysa Yüzük'ü sahiplenişi bu duyguyla başladığı içindir. Acımayla."

 "Elfler iyice düşünmeden nasihat vermez pek; çünkü nasihat, bir bilgeden bir bilgeye verilecek olsa dahi tehlikeli bir armağandır ve her yol kötüye çıkabilir." 

 "Kestirme yollar zaman kaybettirir."

 "Bu topraklarda ağaçlar, otlar, yaşayan ve büyüyen her şey, kendi kendisine aittir."

  Gri bir yağmur perdesinin ardından gelen soluk bir ışık gibiydi şarkı önce, derken gitgide kuvvetlenip perdeyi baştan başa cama ve gümüşe dönüştürdü, sonunda da perde dürülüp çekildi ve hızla güneşin altında uzak yeşil bir diyarı Frodo'nun önüne serdi. 

 "Mahiyetini anlamak için bir şeyi kıran kişi de ariflik yolundan sapmış demektir."

"Yol karardığında yolunu ayırana dost denmez," dedi Gimli. "Belki," dedi Elrond, "lakin gecenin çöktüğünü görmemiş olan, karanlıkta yürümeye aht etmemeli."

 "Saldırısını savuşturamadıktan sonra, düşmanın kim olduğu pek fark etmez."

20 Kasım 2022 Pazar

Drizzt Efsanesi 6.Kitap Buçukluğun Mücevheri



 Serinin altıncı kitabı ile yazıma devam ediyorum. Yine çok güzel,  bol maceralı bir bölümdü, Drizzt'i okumalara doyamıyorum. Hatta kitap kapaklarında Drizzt'in yüzü çok belirgin değil diye sizler için artbreeder sitesinden kendi ellerimle temsili bir Drizzt yaptım, her şey sizin için. 🤭 Bence çok güzel olmuş, tam kafamdaki Drizzt karakterine uydu. 😄 Şimdi konuya geçebilirim. :))

  Kiralık katil Entreri tam üç yıldır izini sürmüş olduğu hırsız Regis'i kaçırınca Drizzt ve Wulfgar ikisinin ardından yola çıkar. Takip çok uzun sürer. Regis'i ölüme terk etmek istemeyen dostlar onu kurtarmak için her şeyi yaparlar, denizleri ve çölleri aşarlar. Bu süreçte cüce ve onun büyüttüğü Catti-brie de onlara yetişir. Drizzt arkadaşı için olduğu kadar kiralık katille yüzleşmek için de çabalamaktadır. 

 Drizzt'in sohbet ettiği anlar keyifle okuduğum kısımlardı. Karakterin düşünce yapısı ve duruşunu çok iyi yansıtıyor bu anlar. Her ne kadar dostlarının sayısı giderek artsa da Drizzt kendi farklılığının farkında hep. Gemi yolculuğu sırasında kaptanla olan sohbeti onun ince detaylara bile önem verdiğini ve insanları daha iyi tanımak için uğraştığını gösteriyor. 


 "Ve belki de, öyle bir saldırı olursa onların yardımına koşacağımızı düşünüyorlardır, değil mi?" diye sormakta çabuk davrandı Drizzt.

Deudermont, Drizzt'in aslında öyle bir saldırıda Su Perisi'nin diğer gemiye yardıma gidip gitmeyeceğini öğrenmeye çalıştığını biliyordu. Deudermont anlamıştı ki; Drizzt'in şeref duygusu çok büyüktü.


 Kiralık katil konusunda Drizzt'in kafasına takılan bir şeyler vardı ve düşüncelerini çekinmeden belirten Catti-brie ile konuşması bir şeylerin farkına varmasını da sağlamıştı.


 "Entreri," diye yanıtladı Drizzt yavaşça.

 "Onu öldürmeye mi niyetlisin?"

 "Öldürmek zorundayım."

 Catti-brie bu sözleri düşünüp tartmak için arkasına yaslandı. "Eğer Entreri'yi Regis için öldüreceksen," dedi en sonunda, "ya da başka birilerine zarar vermesini engellemek için öldüreceksen, kalbim bana bunun iyi bir şey olduğunu söylüyor.... ama bunu kendini kanıtlamak ya da onun kişiliğini reddetmek için yapacaksan, kalbim hüzünle doluyor."

 

 Kara elfimiz sonunda Entreri ile mücadeleye giriyor. O kadar atıp tutan ve prensipleri yüzünden elfi küçük gören kiralık katilin ne kadar boş biri olduğunu da görüyoruz. Drizzt ile tamamen zıt olan Entreri yine şaşırtmadı. 

 Guenhwyvar, bundan pek bahsetmedim şu ana kadar. Drizzt'in farklı bir düzlemdeki yol arkadaşı, kara panter. Heykelciğe sahip olan onun efendisi oluyor ve o emirlere itaat eden karanlık bir varlık. Daha doğrusu öyle idi ama gururlu bir elfin gururlu panteri olur. :)) Yıllar onu da çok değiştirdi ve sahibi ile derin bağ kurdukça bazı pişmanlıklar hissetti ve içine sinmeyen emirlere itaat etmemeyi öğrendi. Seride en hoşuma giden bu ikisinin sarsılmaz dostluğuydu. Öyle ki Guenhwyvar geçmişteki zalim efendilerinin acımasız emirlerine boyun eğmek zorunda kaldığı günlerden elfle şakalaştığı günlere geçince huzuru buldu diyebilirim. Drizzt ve dostları onun için çok önemli hale geldi.

 Konuştukça konuşuyorum ben, en iyisi lafın bir kısmını sonraki kitaplara saklayım. Görüşmek üzere. :))


12 Kasım 2022 Cumartesi

Sessizliğe Övgü

 


 Her şeye övgü yapan kitaplar var ben de sessizliği öveyim bari dedim. 😅 Beni dinlendiren tek şey huzur dolu bir sessizlik sanırım. Her şeyin sustuğu ve zihnimin gevşediği o anları çok seviyorum. Başka şeyler düşünmek yerine sessizliğin mükemmelliğine odaklanıyorum o an. Sanki yoğun bir trafikte düğmeye basılmış da tüm arabalar birden yok olmuş gibi bir his, öyle bir rahatlama...

 Toplum içinde yüksek sesle konuşulması çok sinirimi bozar. Kişi haklıysa bile bastıra bastıra konuşması ve ses düzeyini kontrol edememesi beni çileden çıkarıyor. Her yerde vardır böyle insanlar, bir de sinirli ve tez canlı olma bahanesine sığınırlar. Ben de çok gergin ve sinirliyimdir ama bağırarak konuşmam, sinirimi kendi içimde yaşarım. Hiç susmamacasına konuşan insanlar bir süre sonra beynimde zonklama hissetmeme neden oluyor ve bir sussa da kurtulsam diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Lütfen gereğinden fazla konuşmayalım, karşıdakilerin rahatsız olabileceğini de düşünelim. 😣 Bir de toplumda az konuşmak bir problem gibi algılanıyor, bir keresinde bir yaşlı akraba bana az konuşmamın kınanmama sebep olacağını bile söylemişti. Boşuna çenelerini yoruyorlar, ben hep aynı kalacağım. Bence asıl sorun insanların çok konuşması, keşke herkes biraz susmayı öğrense. Ayrıca kavgacı insanların ağzına da bant yapıştırma isteği oluyor bende. 😅

 Sakin insanlara, sakin bir hayata ihtiyacımız var bizim. Yoksa karmaşa ve kontrol edilemeyen öfke bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıyor. İş ortamları da bu yüzden en sevilmeyen yerler bence çünkü huzur yok. Sessizlik anında kendimi yenilenmiş gibi hissediyorum, kafamı toparlayabiliyorum, düşüncelerim yoluna giriyor, nabzım bile düzene giriyordur. :))) Sessiz ve mutlu günler diliyorum herkese. 😊

 


8 Kasım 2022 Salı

Mutlu Günlerimiz (Kitap)

 


 Kitap Yu Jong isimli varlıklı ve güzel Yu-Jong ile idam mahkumu Yun-Su'nun keşisen yollarını anlatıyor. Yu Jong geçmişinin travmasını atlatamamıştır. Bu yüzden hırçın ve asi biridir. Birkaç kez intihar girişiminde bulunduktan sonra rahibe olan halası onu cezaevine götürür. Orada Yun-Su ile karşılaşır, onu gözlemler, onun nasıl biri olduğunu anlamaya çalışır, sonunda birbirlerine benzediklerini düşünür.

 Başta Yu Jong'u pek sevemedim. Bir yandan 15 yaşında atarlı biri gibi davranırken bir yandan çok olgun düşünebiliyor. Çok tutarsız buldum bunu ama zamanla alıştım. Kitabın ortalarına doğru daha iyi anlamaya başlıyoruz karakteri. Yaşadıkları çok zor ama belki de acısını unutmak için isyankar davranıp kendini belalara bulaştırmasının yüreğini ferahlattığını hiç sanmıyorum. Aslında kendine yapıyor ne yapıyorsa. Yun-Su'nun hikayesi de üzücü, çok şeyle baş etmek zorunda kalmış.

 Kitapta verilen mesajlar farkındalık oluşturuyor ama yine de katılmadığım bazı noktalar vardı. Her suçlu için geçmişte şunu yaşamış da o yüzden böyle olmuş, hadi affedelim gitsin demek fazla uçuk geliyor bana. Affedebilmek de kolay değildir, özellikle bunu mağdur ya da yakınlarından beklemek. Suçlular suç işlerken kurbanla hiç empati yapıyor mu peki? En büyük ceza belki vicdandır ama vicdansız çok insan da var. İnsanı suça teşvik eden sebepler önceden ortadan kaldırılmaya çalışılsa çok daha iyi olur. 

 Bazı şeyler sanıldığı ya da görüldüğü gibi olmayabiliyor. Kitapta bu güzel işlenmiş. Adalet sistemine eleştiriler var. Mahkumların hapisteki zor koşullarına çokça değinilmiş. Hak etmediği cezayı çekenler olması da üzücü. Kitap durağan biraz ama dili akıcı olduğu için kolay okunuyor. Sonu duygusaldı, değişik hissediyor insan. Okurken altını çizdiğim pek çok yer vardı, birkaçını paylaşacağım. Tavsiye edeceğim bir kitap, farklı bakış açısı katacaktır okuyuculara.


"Bana ölüme yaklaşan her insanın değişemeyeceğini ve insan oldukları için ölümle yüzleştiklerinde sadece kendi kabahatlerinin farkına varanların daha sonrasında yeni biri olabilme yeteneklerini keşfedeceğini anlatıyordu."


"Ölmek istediğini dile getirmek belirli bir düzen içinde yaşamak istemediğini söylemenin başka bir yoludur. Belli bir düzen içinde yaşamak istemediğini söylemek ise iyi bir hayata sahip olmak istediğini dile getirmenin başka bir yoludur... Öyleyse ölmek istiyorum demek yerine daha iyi bir hayata sahip olmak istiyorum demeliyiz."


"Size yemin ediyorum ki, insanlar iki ayaklarının üstünde yürümeye başladığı günden bu yana şiddet vakalarını ortadan kaldıracak hiçbir çözüm metodu geliştirilememiştir... Bir tane bile."


23 Ekim 2022 Pazar

BCP Ekim- Sarı Duvar Kağıdı, Karanlıkta Fısıldayan (Kitap)

 

 Blogları Canlandırma Projesinde bu ayki temamız gotik/zombi. Birkaç ay önce sırf bunun için aldığım iki kitap vardı. İthaki'nin karanlık kitaplık serisinden olan kitaplara fotoğrafta gördüğünüz üzere tatlı bir dokunuş yapmak istedim. :)) 




 Sarı Duvar Kağıdı

 Kitap dört öyküden oluşuyor ve girişte yazarın sarı duvar kağıdını neden yazdığıyla ilgili açıklama var. Bu yazısını dikkat çekici buldum. Sonu da şöyle bitiyor:

 "Bu öykü insanları delirtsin diye değil, delirmekten kurtarsın diye yazıldı ve işe yaradı da."

 Kitaba adını veren öykü ilk öykü. Benim de en sevdiğim öykü oldu, diğer üç öyküye göre daha çarpıcı buldum. Kitap hasta olduğu için ailesiyle birlikte eski bir konağa taşınan kadının hikayesini anlatıyor. Kocası ve çevresindekiler kadını yeterince ciddiye almıyorlar ve iyileşene kadar çalışmaması gerektiğini söylüyorlar. Kadın da gizli gizli yazılarını yazmayı sürdürüyor ve diğerlerinin yanında normal davranmaya çalışıyor. Kadın yatak odasındaki sarı duvar kağıdından nefret ediyor, eşine duvar kağıdını istemediğini söylese de adam onu ciddiye almıyor, masraf yapmak istemiyor falan. Duvar kağıdını zamanla takıntı haline getiren kadın artık sürekli duvardaki desenleri incelemeye ve değişimleri gözlemlemeye başlıyor.

 Kitap akıcı ve yazarın tarzını sevdim. Hem gizemli hem de etkileyici bir öyküydü. Sinir bozukluğu yaşayan insanların her şeyden mahrum edilip koparılmasına ve bu yüzden daha da kötüye gitmelerine tepki niteliğinde yazılmış. Öykünün sonunda da bunu çok iyi görüyoruz. Öykü zaten kısa, daha fazla açıklama yapmayım.

 "John gerçekte ne kadar acı çektiğimi bilmiyor. Acı çekmem için bir sebep olmadığını biliyor, bu da onu tatmin ediyor."

 "Ondan önce uyuduğumu sandı ama uyumamıştım - yatakta öylece uzanıp öndeki desenle arkadaki desenin birlikte mi yoksa ayrı ayrı mı hareket ettiğini anlamaya çalıştım saatlerce."

 "Uzun süre arkadaki şeyin, o soluk desenin ne olduğunu anlayamamıştım ama şimdi bir kadın olduğundan eminim."

 

Karanlıkta Fısıldayan

 Bu kitap beklediğimden çok daha iyiydi, gizemli ve dikkat çekici. Kitap bir profesörün yaşadığı gizemli durumu anlatışı ile başlıyor. İlk sayfada durumu pek anlamıyorsunuz ama kitabın sonunda neyi kastettiğini anlıyorsunuz. Vermont selinin ardından insanlar nehirlerde garip varlıklar gördüğünü iddia etmeye başlıyor. Profesör New England folkloruna da hevesli biri olduğu için tartışmalara dahil oluyor. Çeşitli ve detaylı açıklamalarda bulunup durumu reddediyor. Ta ki bir gün çiftlikte yaşayan Akaley'den mektup alana kadar. Mektubun içeriği profesörü şaşırtıyor ve zamanla ikili arasındaki mektuplaşma başlıyor.

 Yazarın anlatım gücüne hayran kaldım. Sıradışı bir kurguyu gerçekçi şekilde anlatmış. Karakterin çelişkilerini, korkusunu ve aynı zamanda bilinmeyene olan merakını iyi aktarmış. Akaley'in mektupları en merakla okuduğum kısımlardı, bir de finali tabi. Spoiler olmasın diye fazla açıklamıyorum ama baştan sona beğendim kitabı. Gerilim ve gizem sevenlere tavsiye ederim. Yazarın başka kitaplarını okumak için sabırsızlandığımı söyleyebilirim. :) Profesörün Akaley hakkındaki çıkarımlarını içeren alıntılarla yazımı sonlandırıyorum. 

"Beynim altüst oldu; önceden olsa açıklamalara sığınacağım yerde şimdi hayretlerin en inanılmazına, en anormaline inanmaya başlamıştım. Hayati kanıtların kapsamı menfur biçimde geniş ve boğucuydu; Akaley'in serinkanlı, bilimsel tavrının -ki o tavır çıldırmış, bağnaz, histerik ve hatta aşırı hayalci bir tavırdan son derece uzaktı- düşüncelerim ve yargılarım üzerinde büyük etkisi olmuştu."

"Adamın tüm karakteri sinsi bir mutasyona uğramış gibiydi, öylesine kökten bir mutasyon ki, hem önceki hem şimdiki halinin akıl sağlığının aynı ölçüde yerinde olduğu varsayımlarını uzlaştırmayı imkansız kılıyordu. Kelime seçimi, imla, hepsi hafifçe farklıydı. Yazı üslubuna karşı akademik hassasiyetim sayesinde, her zamanki tepki ve ritimlerde sapmalar seziyordum. Bu kadar kökten bir değişime yol açan duygusal sarsıntı veya ruhsal aydınlanma çok şiddetli olmalıydı."


12 Ekim 2022 Çarşamba

Kitap Alışverişim 7

 


 Merhabalar, Amazon'da prime üyeleri için indirim günleri var, bugün son gün sanırım. Listeme önceden eklediğim kitaplara bakınca pek de indirim denk gelmemiş. Genelde %10 indirim var kitaplarda, hiç indirim olmayan da var. Bazı kitaplarda %50 %60 falan indirim gördüm ama onlar almayı düşündüğüm kitaplar olmayınca almadım.

 Drizzt'in 11. kitabını indirimli aldım. Başka sefere belki daha zamlı olacak, az da olsa indirim indirimdir dedim. :) Seri beni hiç sıkmadığı için okudukça bir yandan almaya devam ediyorum. :) Seriyi ilk okuduğumda 8.kitaba kadar okumuştum, gerisini hiç bilmiyorum. Spoiler yemeyim diye konusuna da bakmadım kitabın. :) 

 İthaki'nin Unutulmuş Fantastik Klasikler serisi bu aralar dikkatimi çekince iki kitabını aldım. İndirimde değildi ama ucuzdu kitaplar. Özellikle 545 sayfa olan Ourobos Yılanı'nı 14'e alınca sevindim. Diğeri de 22 lira. Soğuk esprimi de yapayım, unutulmuş olunca ucuz tabi kitaplar. 😅😅 Kapaklarına bayılıyorum bu serinin, renkler ve tarz çok iyi. 

 Esma-i Hüsna kitabını da ara ara okumak, faydalanmak için aldım. Bende bir tane vardı kaybetmişim, bunu aldım bu sefer. Şimdilik benden bu kadar, Başka alışverişlerde görüşmek üzere. :) 


4 Ekim 2022 Salı

Drizzt Efsanesi 5.Kitap- Gümüş Damarları

 



 Drizzt'in maceraları devam ediyor, uzun bir aradan sonra 5.kitabı okudum. :) Serinin 4. kitabının sonunda Drizzt ve arkadaşlarının yeni bir maceraya çıktığından bahsetmiştim. Bu bölümde bu maceralı yolculuğun detaylarına iniyoruz. 

 Cüce Bruenor, pek az hatırladığı kadim yurdu Mithril Salonu ve hazineleri bulma konusunda kararlıdır hatta bu, hayattaki en büyük amacıdır. Uzun yıllar özlemini çektiği cüce diyarını bulabilmek umuduyla kara elf Drizzt, barbar Wulfgar ve buçukluk Regis ile yollara düşer. Rahatına düşkün ve tembel Regis'in neden böyle tehlikeli bir yolculuğa katıldığı ise dostlar arasında merak konusu olur. Peşindeki amansız kiralık katil Entreri'nin farkına varan Regis için tek çare evinden apar topar uzaklaşıp bu gruba katılmak olmuştur.

 Yol arkadaşlarının isimleri bir önceki kitapta gelişen savaş nedeniyle millerce öteye ulaşmıştır. Bu da farklı sorunları beraberinde getirir. Bir büyücü Drizzt'in elinde çok önemli bir nesne bulunduğunu varsayarak onu gözüne kestirir. Hem katil hem büyücünün adamları grubun peşindedir. Yol arkadaşları ise bilgi peşinde çok yol kat edip cücenin yurdunu aramaya devam ederler. Pek çok tehlike atlatıp ölümden dönerler. Yine de ölüm onları bulmadığı sürece pes etmeye niyetleri yoktur.

 Kitap boyunca macera devam ediyor ve vardıkları noktada cüce beklediğinden çok farklı ve acı bir gerçekle yüzleşiyor. Bütün çabaları boşuna mıydı ve yıllarca hayalinde büyüttüğü mekân cüce için artık ne ifade ediyordu? 

 Yazarın tarzını sevdiğim için kitabı yine beğenerek okudum. Karakterleri ifade ediş şekli, iç seslerini aktarışı, onları harekete geçiren motivasyonlara değinişi güzel. Bu sayede karakterler daha gerçekçi geliyor ve onlarla birlikte kızıp üzülebiliyorsunuz. Yazarın dili de akıcı olunca kolay okunuyor. Dövüş kısımları da okurken gözümde canlanabiliyor, bu da yazarın bir başka yeteneği.

 Her ne kadar yüzey dünyasında dışlanmaya alışkın olsa da Drizzt'in beklemediği bir yerde ve anda kapıdan geri çevrilmesi ile nasıl hayal kırıklığına uğradığını gördük. Tek, küçük bir beklenti bile insanı duygusal çöküntüye sokabiliyor. Bunu dostu da hemen fark ediyor.

"Seni geri çevirmeleri kalbini kırdı," diye gözlemledi Wulfgar. "Kaderini gönüllü olarak kabul ettiğini sanıyordum. Bu seferki neden o kadar farklı?"

 Drizzt ile kiralık katilin yüzleşmesi ve ikisinin de kendisini diğeri ile kıyaslaması sevdiğim detaylardı. Bu noktada hâlâ görüyoruz ki Drizzt kendinin yeterince farkında değil. Sürekli geride bıraktığı karanlık ırkını ve ailesini düşünüp kendisinin gerçekten onlardan farklı olup olmadığını sorguluyor. Acaba bir hataya düşecek miyim, onlara benzeyecek miyim endişesi var üzerinde. Halbuki karakteri çoğu kişiden daha sağlamdır. Aşağıdaki alıntı da ikili arasındaki durumu iyi özetliyor.

 Entreri de Drizzt'e eşit derecede nefretle bakıyordu. Drowda(Drizzt) gördüğü potansiyel ne büyüktü oysa! Fakat affedilmez nitelikteki bir zayıflıkla lekeleniyordu. Belki de kiralık katil, Drizzt'te fark ettiği sevgi ve şefkat duyma özelliğini kalbinin derinliklerinde kıskanıyordu. Kendisine tıpatıp benzeyen Drizzt, adamın duygusal boşluğunu daha fazla vurguluyordu.


8 Eylül 2022 Perşembe

Kitap Alışverişim 5



 

 Bu yıl fırsat buldukça kitap alıyorum. :) Ne zamandır Tolkien'in kitaplarını okumak istiyordum. Şu ana kadar sadece Hobbit'i okumuştum. Yüzüklerin Efendisi film serisine bayılsam da kitaplarını henüz okumadım, onları daha sonra almayı düşünüyorum. Amazon'da bu üç kitabı indirimde görünce hemen aldım. Üçü 110 tl tuttu, aynı gün 120 tl kitap alana 40 tl indirim kampanyası başlamış, onu kaçırdım. Kitap alacaksınız aklınızda bulunsun. :)) 

  Kitapların resimli olduğunu bilmiyordum, görünce sürpriz oldu, çok güzel baskılar. Gondolin'in Düşüşü renkli baskılı, Hurin'in Çocukları renksiz baskılı. Silmarillion'un ise sayfadaki kenar boşlukları biraz fazla ama olsun. Tolkien fantastiğin babası gibidir. İthaki'den bu kitapları okuyacağım için mutluyum. :)






4 Eylül 2022 Pazar

BCP Ağustos- Masallar(Kitap)



 "Ama yetişkinlerin çok azı, bir zamanlar kendilerinin de çocuk olduğunu ve bir çocuğun nasıl yaşadığını, nasıl çalıştığını, nasıl oynadığını ve neyi sevip sevmediğini anımsar."


 Bu ayki yazım gecikti, okuma konusunda pek hızlı değilim bu aralar. Ağustos ayının teması Latin Amerika ya da seçkin yazarlar ve yönetmenler. Ben Nobel edebiyat ödüllü Hermann Hesse'nin Masallar adlı kitabını seçtim. 

 Kitap çok sayıda masaldan oluşuyor. Yazarın anlatımını ve çeviriyi beğendim. Birbirinden ilginç masallar insanı farklı dünyalara sürüklüyor adeta. Bazıları çok akıcı ve bir çırpıda okunurken bazıları fazla durağan geldi bana. İçlerinde pek sevemediğim birkaç masal olsa da çoğunu sevdim ve okuduğuma memnun oldum. Betimlemeler ve karakter tahlilleri çok iyiydi. Yeşil kapağı da kitabın doğanın bir parçası olduğunu düşündürdü hep bana. :)

 Buradaki masallar daha çok büyüklere hitap ediyor ve alışılmışın aksine pek de mutlu sonla bitmiyor. Okurken bazı karakterlerle ben de sürüklenip gittim. Yeri geldi çirkin cüceyle birlikte çaresizliği ve öfkeyi hissettim, yeri geldi Augustus'u tutup kendine gelmesi için silkelemek istedim. Başka bir gezegenin kralına barış için çözüm önermeye çalışan gençle birlikte içime hüzün düştü. Ozan Han Fook ile seslerin izinde kaybolup gittim. Iris'in Anselm'e verdiği naif görev gözlerimde bir ışıltının belirmesine sebep oldu. 

 Masallar her ne kadar hayali olsa da gerçekçi yanları da vardı, güzel mesajlar içeriyordu. Uzun zaman önce yazılmasına rağmen güncelliğini koruyor, zamanımızın pek çok sorununa değinmiş yazar. Masallara farklı bir bakış getiren, insanı düşler aleminde yolculuğa çıkaran bu kitabı herkese tavsiye ederim. :)


Kitap Alışverişim

  Ne zamandır kitap sipariş etmemiştim. Birden esince şu kitapları aldım. Üsttekiler Fırtınaışığı Arşivi Serisinin devam kitapları. İlk kita...