22 Ekim 2021 Cuma

Savaş Çığırtkanı 2- 15.Bölüm (Roman)


 


BÖLÜM 15

 

Yas Zamanı - Butah

 

Serenay ile Rembar Krazu’ yu götürüp sağlık personeline teslim ettiler, o iyi olacak gibi görünüyordu. Krazu masaya yatırılırken güçlükle gözlerini araladı ve kendisini endişeyle izleyen Serenay' a gülümsedi. Sadece ağzını kımıldatarak teşekkür etti. Herkes o kadar yoğundu ki Serenay konuşacak vakit bulamadı. Savaşın tüm tarafları yaralılar için canla başla çalışıyordu. Bir yandan görevlerini yerine getirmeye çalışan insanlar bir yandan savaşın kötüye giden gidişatı yüzünden endişeliydi. Düşman tarafından hedef alınabilirlerdi.

Serenay bir kez daha Krazu' ya bakıp kafasında karmaşık düşüncelerle oradan ayrıldı. Savaş ne zaman sonlanacaktı, daha kaç kişinin canı yanacaktı, Krazu ülkesine hemen dönecek miydi tüm bunları merak ediyordu. Aklına gelince diğer tarafa döndü, büyük çadırlardan birine girdi. Bir hemşire ayak altında dolanmaması için onu uyardı. “Tamam, hemen birine bakıp gideceğim.”

Serenay kalabalığın arasından Elbruz’ u görmeyi başardı. Elbruz, savaş meydanından uzakta kaldığı için kötü hissediyordu. Elinden bir şey gelmemesi, diğerlerine yardım edememesi canını sıkıyordu. Bacağından kötü yaralandığı için kısa süre içinde ayaklanması mümkün görünmüyordu. Serenay’ ın ona baktığını fark edince yüzünde bir rahatlama belirdi. Elini kaldırıp hafifçe tebessüm etti. Etraf inleyen, kıvranan insanlarla doluyken konuşup da kimseyi rahatsız etmek istemiyordu. Serenay da aynı şekilde karşılık verdi. Rembar birden arkasında belirdi. “Hadi, gidelim artık.”

Ayda onları görünce yanlarına koştu. “Verda iyi mi? Onun için çok endişeliyim.” Serenay onun ellerini tuttu. “İnan şu an bilmiyorum. Hemen oraya gideceğiz, endişelenme.” Ayda karamsar halde gidişlerini izledi. O sırada bir yaralı getirilince yardıma koştu.

Geri döndüklerinde savaşın yıkıcı etkisi Serenay’ a tokat gibi çarptı. Meydan az önceki halinden çok farklıydı. Pek insan kan içinde yerde yatıyor ya da yaralı halde dövüşe devam etmeye çalışıyordu. Acıyla bağırıp yardım isteyenleri işitti, kan ve yanık kokusu burnunu sızlattı. Tanıdık bir sima görme korkusu içini kemirince yerdeki insanların yüzüne bakamadı. Gözleri dolmaya, elleri titremeye  başlamıştı. Rembar kolundan çekti. “Toparlan, ölmek mi istiyorsun? Mutlaka birileri yardıma gelecektir. O ana kadar elimizden geleni yapmalıyız.” “Ha-haklısın,” dedi Serenay çaresizce. Rembar önden koşup gitti.

Zorkan yalnızca Harula' ya odaklanmıştı. Ona doğru ilerlerken aklında onu yenmekten başka bir şey yoktu. Kılıcıyla ilk hamleyi yaptığında Harula kolayca sıyrıldı. Zorkan’ ın masmavi gözlerinden içinde fokurdayan ateş okunabiliyordu. “Sıradan birine göre fazla cesursun,” dedi onun bu haliyle keyiflenen Harula.

 Zorkan tüm gücüyle kılıcını indirdi. Harula bu kez güçlükle onun hamlesini durdurdu. Pes etmeyen Zorkan hızla dönerek tam aksi yönden saldırdı. İkisinin kılıçları çarpıştığında Harula' nın ayakları toprakta geriye doğru kaydı. Karşısındaki adamın kolay lokma olmadığını anlamıştı. Dazzaplılar da Zorkan’ ın arkasından ilerlemiş fedailerle şiddetli şekilde çarpışıyordu.

Harula hemen sıyrılıp kılıcını Zorkan’ a doğrulttu ve karanlık bir enerjiyi sıkıştırıp fırlattı. Bacağında büyük bir tahribat oluşan Zorkan büyük bir istikrarla, adrenalinin de etkisi ile, acısını bastırmayı başardı. Sağlam bacağından destek alarak ileri atıldı ve kılıcını Harula' nın boynuna saplamaya çalıştı. Karanlık lider gücünü siluetler kadar çok sık kullanamıyordu, o sadece karanlığın gücünü emanet almış bir insandı. Avucunun içindeki siyah mühüre baktı. Bu sayede siluetleri idare edebiliyor, güçlerini devralabiliyordu.

O sırada saldırıyı önlemek için ikisinin arasına bir fedai atladı, boynundan giren kılıç fedainin ensesinden çıktı. Kılıcın ucu Harula' nın boynuna bir iki cm kala durmuştu. Fedai boğazından hırıltılar çıkararak yere devrilirken Harula ilk kez sıradan bir insanın kendini bu kadar zorladığına şahit oluyordu. “Sınırını bilmiyorsun değil mi? Ateşe çok yaklaşırsan yanarsın. Diğerleri gibi mesafeni korumalısın.”

“Gül bahçesinde yürüyen çok olur. Bense hep taşlı yollarda yürümeyi tercih ederim ve asla geri adım atmam. Hele de karşımda acımasız bir cani varsa.” Zorkan, varlığıyla bile insanları titreten Harula' nın karşısında dikilerek adeta ölüme meydan okuyordu. Harula alaycı şekilde güldü. “Sen benim kılıma bile zarar veremeyeceksin.”

Zorkan ile birlikte yanındaki kurtlar da saldırıya geçti. Aralarında şiddetli bir çatışma başladı. Kurtlar hiddetle hırlıyor, Harula' yı yakalamak için fırsat kolluyordu. Siyah olan kurt sivri dişlerini Harula' nın koluna geçirdi. İnatçı kurttan kurtulamayacağını anlayan Harula kılıcını ona saplamak üzereyken Zorkan tökezleyerek de olsa kılıcını savurdu. Kılıç saldırısından sıyrılmaya çalışan Harula geriye doğru kendini atınca kurtla birlikte yuvarlandı. Kurt avını bırakmamakta kararlıydı. Bir fedai yaklaşıp sırtından onu yaraladı ve tekmeleyerek karanlık liderden uzaklaştırdı.

Her geçen dakika Zorkan’ ın ağrısı artarken dayanmakta zorluk çekiyordu. Yerde sürüklediği bacağındaki dağılmış etler görünüyor, bastığı yer kana bulanıyordu. Chitan ve birkaç kişi fedaileri atlatıp liderin yanında yerini aldı. “Efendim, ağır yara aldınız. Sizin için endişeliyiz,” dedi Chitan. Zorkan derin bir nefes aldı. “Biz öne çıkma cesareti gösterelim ki ardımızdakilerde birlik ruhu canlansın.”

Sonunda kolunu kurtaran lider öfkeliydi. Kılıcını savurunca Zorkan ve adamları metrelerce geriye uçtu. Başını taşa çarpan Chitan bayılıp kaldı. Zorkan kılıcına tutunarak güçlükle doğruldu. Fedailer onlara doğru ilerleyince Harula bir el hareketi ile onları durdurdu. İşaret parmağını Zorkan’ a doğrulttu. “Onun ölümü benim ellerimden olacak. Diğerleri size kalsın.”

Çok sayıda fedai savaşçıların etrafını sarıp ateş topları fırlattı. “Şimdi!” diye bağırdı Garnap. Yüksek şiddetteki sesi her yerde yankılanmıştı. Mara başta olmak üzere Sesin Muhafızları eş zamanlı saldırıya geçti. Ses dalgaları diğer fiziksel saldırılardan daha kolay zarar veriyordu siluetlere. Kulaklarında oluşan basınç hem talimatları duymalarını hem de rahatça hareket etmelerini önlüyordu. Yine de etrafa rastgele salınan ateş toplarına, küçük çaplı yıldırımlara yakalananlar oldu.

Yara almamış iri kurtlardan biri Zorkan’ a yaklaşıp, önünde çömeldi. Lider onun ne demek istediğini anlamıştı. Üzerine çıkıp oturdu, tüylerine sıkıca tutundu. “Gidelim,” dedi kendinden emin şekilde. Kurt hırlayarak ileri atıldı. Uzun, sivri dişleriyle ürkütücü görünüyordu. Olabildiğince yükseğe sıçrayarak mesafeyi kapatmaya başladı.

Sakince onu izleyen Harula kurda bir yıldırım fırlattı. Kurt kılıçtan çıkan enerji tarafından vurulmadan önce Zorkan’ ı üstünden atmayı başardı. Aldığı büyük darbe ile her yeri parçalanan kurt ölmüş halde yere düştü. Zorkan için elem dolu bir andı. Hala karanlık lideri yenemediği için kendine lanet ediyordu. Harula, güçlükle doğrulan lidere baktı. “Taşlı yollarda yürümek sandığın kadar erdemli bir davranış değil ha? Ne halde olduğuna bir bak.” Sesindeki küçümseme rahatlıkla fark ediliyordu.

“Su buharı gibi kolayca yükselen biri erdemden söz edemez. Sonunda yere düşmekten kaçamayacaksın.”

 Zorkan daha fazla konuşarak vakit kaybetmek istemiyordu. Gerisinde çatışmalar devam ederken yoğun bir gayretle ilerledi. Harula da dikkatini toplayıp karşı saldırıya geçti. Kılıcını her savurduğunda rüzgar gibi, keskin bir akım kuvveti açığa çıkıyordu.

Cender başındaki fedai ile tek koluyla dövüşmekten ikisine odaklanamıyordu. Hemen bir şeyler yapmalıydı, durumun Zorkan’ ın aleyhine olduğu açıktı. Saldırılara rağmen onun kararlı şekilde ilerlediğini gördü. “Lider Zorkan, bu kadar yeter! Geri çekilin artık!” diye bağırdı. Zorkan ise onu işitmiyordu, tüm enerjisini yürümeye vermişti.

Zorkan ilerledikçe ona temas eden her akım gövdesinde derin yaralar açtı. Zırhı parçalandı, bedeninde çok sayıda uzun ve derin yarıklar oluştu. Göğsünde, karın bölgesinde, omzunda... Artık ilerleyecek dermanı kalmayan Zorkan rakibine iyice yaklaşmıştı. Dengesi bozuldu ve düşmemek için kılıcını toprağa dayayıp, kabzaya tutundu. Şakaklarından ter boşalıyordu, boynundaki damarlar kendini sıkmaktan patlayacak gibiydi. Harula' nın yüzünde zafer ışıltısı belirdi. Sıradan birinin ne cüretle kendisine meydan okuduğunu anlamıyordu zaten.

 Zorkan’ ın bedeni kızıla boyanmıştı. Gözlerindeki fer sönüyordu. Adım atacak hali kalmamış, ağzından kan gelmeye başlamıştı.  Kısacık bir an için tüm hayatını, ilkelerini, ne için yaşadığını düşündü. Düşüyordu. İçinde beliren son güç kırıntısı ile beklemediği anda kılıcını kaldırıp Harula' ya fırlattı. Şaşkınlıkla geri adım atan Harula kılıcını kullanmaya vakit bulamadı. Eliyle, yüzüne doğru gelen kılıcı yakaladı ama geç kalmıştı. Kılıcın ucu bir gözüne girmiş ve metali tutan eli kesilmişti. Zorkan gürültüyle yüz üstü yere düştü. Yüzünde huzurlu bir ifade belirmişti. Birkaç saniye içinde gözleri kapandı.

Harula dişlerini sıkarak kılıcı çıkardı. Kapanan gözünden aşağı kan süzülüyordu. “Lanet olası, gider ayak yapacağını yaptın!” Alasır endişe içinde karanlık liderin yanına koştu ve yarasına müdahale etmeye çalıştı. Harula burnundan soluyordu. “Elini çabuk tut.”

Zorkan' ın düşüşünü gören Cender hüzne boğuldu. Her ne kadar anlaşamasalar da onun dürüst biri olduğunu biliyordu. “Hikayen burada bitiyor ha,” diye mırıldandı.

Kendini iyice toparlayan Alaz savaşçıları ölürken duramamış savaş meydanına çıkmıştı. Elinden geleni yapmaya kararlıydı. Yardımcıları etrafında ilerlerken Zorkan ve Harula' nın mücadelesine şahit olmuştu. Dazzap' ın liderinin ölümünü hiç beklemediği için şaşkındı. Onun gibi fiziksel güce sahip biri yenilmişse diğer liderlerin pek şansının olmadığını biliyordu. Zorkan’ ın kendi iradesi ile son ana kadar karşı koyduğunu görmüştü. Alaz kendinde böyle bir cesaret ve kararlılığı bulabilecek miydi emin değildi. Şu ana kadar Lazinka’ nın gölgesinde olmaktan başka pek bir şey yapmamıştı. Gerçek benliğine sırt çevirmişti. Canas gibi bir düzenbazın oyununa geldikleri için öfkeliydi.

Dazzaplılar Sesin Muhafızları yardımı ile fedaileri aşıp liderin yanına koştu. Chitan da gürültüden kendine gelmiş, başını tutuyordu. Ne olduğunu anlamaya çalışarak ilerlediğinde Zorkan' ı gördü. Kanlar içindeki bedeni savaşın ağır izlerini yansıtıyordu. Chitan üzüntü ile yere çöktü. Dazzaplı çoğu savaşçı için Zorkan yıkılmaz bir çınar gibiydi, herkesin destek aldığı bir güçtü. Ayakta kalan kurtlar liderin etrafını sarıp bir ağızdan acı acı ulumaya başladı. Ansızın çöken hüzün geceye daha da ağırlık katmıştı. Chitan yumruklarını sıkmış, uzun yıllar yanında yer aldığı lider için sessizce gözyaşı döküyordu.

Ceddil dövüşürken işittiği sese kulak kesildi. “Bir şey mi oldu?” dedi endişe içinde.

Azaka dikkatini sesin geldiği yöne verdi. Bir süre konuşmaları dinledi. “Lider Zorkan ölmüş. Kurtların yası bu.”

Yenira şaşkınlıkla baktı ona. “Bu kadar çabuk bir lideri kaybetmeyi beklemiyordum.”

Ceddil' in yüzü düştü. “O, saldırmadan durabilecek biri değildi zaten. Hepimiz ne çok kayıp verdik. En kötüsü de tüm bu kaosun Butah kaynaklı olması.”

“Butah’ tan değil, Canas adlı hainden kaynaklı.” Yenira düşündükçe çileden çıkıyordu. Canas, Butah’ ı diğer ülkeler karşısında çok kötü bir duruma sokmuş, tüm dengeleri alt üst etmişti. Canas’ ın ihanetinin uzun yıllar hafızalardan silinmeyeceği kesindi.

“Ne fark eder? Hiç birimiz onun gerçek niyetini anlayabildik, onu sorgulama cesareti gösterebildik mi?” Ceddil’ in konuşması bir fedainin uzaktan kendisine ateş topu fırlatması ile bölündü. Ceddil dikenli topuzuyla ateş topuna vurunca topuzu alev aldı. Bunu fırsat bilen Ceddil ileri atılıp topuzuyla fedailere vurdu. İnsanlar nasıl yanıyorsa onlar da anında cayır cayır yanmaya başladı. “Tam düşündüğüm gibi,” dedi Ceddil.

Elyama ve Saro birlikte dövüşüyordu. Ufak tefek darbeler dışında önemli bir hasar almamışlardı. Algı Bozucularla iş birliği içinde olan Katra da onların hedef aldığı fedailere saldırıyordu. Ufak tefek yapısına rağmen hızlı dövüşüyordu. Bir ara fedailer birer birer yaralanıp yere serilmeye başlayınca Katra şaşırdı. Sonra Sırat ve Zebbar’ ı görünce onların Sisle Yıkananları getirdiğini anladı. Hızla işe koyulan Sisle Yıkananlar görünmez halde fedaileri olabildiğince gafil avlayıp dağıtmaya çalışıyorlardı. İçlerinden biri Janef' i kurtardı.

Janef yanmış olan kolunu yeterince kullanamasa da savaş alanını terk etmek istememişti. Sanki bu halde bırakıp giderse kaybedeceklerdi. Yorgunluk iyice bedenini sarmaya başladığında hamleleri gitgide zayıfladı. Verda da ondan farklı görünmüyordu. Ruhsal olarak da çok yıpranmışlardı.

Tedavi gören hafif yaralılar tekrar dövüşe dönüyordu. Kimilerinin gözlerinde korku, kalbinde karamsarlık vardı. Bu, sıradan bir savaştan çok farklıydı ve düşman güçlüydü. Son anlarını yaşadığını düşünecek kadar umutsuz olanlar, kaçmakla kalıp savaşmak arasında bocalayanlar vardı.

Alaz ve  Canas karşı karşıya geldi. “Demek gemide bahsettiğin şey buydu,” dedi Alaz. Düşünceleri kıyıyı döven dalgalar misali sürekli hareket halindeydi. Canas’ ın bakışları ne ima ediyor anlamıyordu bile. Onu bu denli delice bir yola sokan  ve bu yolda kusursuz oyunculuk sergilemesine sebep olan neydi merak ediyordu. Kendini tamamen kaybetmiş birinden intikam almak hiçbir şeyi değiştirmeyecekti. Zira onun ölümden korkar gibi bir hali de yoktu. O, bakışlarıyla meydan okuyor, bulunduğu konuma kimsenin ulaşamayacağını zevkle haykırıyordu.

Canas soğuk şekilde gülümsedi. “Sonunda idrak edebildin Lider Alaz. Ah unuttum, artık tek bir lider var aramızda,” dedi Canas, Harula’ ya bakarak.

“Onun seni bir çırpıda harcamayacağına nasıl inanıyorsun?”

“Hayalim onu sizin başınıza musallat etmekti. Bundan sonra bana ne olacağını umursamıyorum. Çürümüş ideolojilerinizin sonu geldi.”

“Büyük bir yanlışın içindesin. Görmüyor musun bunun sonuçlarının çok ağır olacağını? Bir şeyi düzeltip kurtarma imkanı varken tamamen yıkmak senin bu yaptığın. Sen doğru düşünemeyecek kadar aklını yitirmişsin.”

“Bunu, senin gibi çıkarı için yaşayan ve zayıf ülkelerin üzerine çökmeye çalışan birinden duymak manidar.”

Alaz bir an kalakaldı, Canas’ a laf yetiştirmek zordu. Belki de daha önce biri bunları açıkça yüzüne haykırmadığı için şaşkına döndü. Canas saldırıya geçmek için hareketlenince konuşmaya başladı. “Birlikte her şeyi düzeltebilirdik. Tüm bunlara gerek var mıydı?”

“Bu söylediğine kendin bile inanmıyorsun değil mi? Başlarına büyük bir musibet gelmeden insanlar gerçekleri görmek istemez. Eğer biraz daha uzatırsan benle kapışmamak için vakit kazanmaya çalıştığını düşüneceğim. Tabi, gemideki yenilgiden sonra böyle çekinmen normal.” Alaz sinirlerine hakim olmaya çalıştı. Onun sadece kendisini kışkırtmaya çalıştığının farkındaydı. Gerisinde, saldırmak için hazır bekleyen adamlarına karışmamalarını söyledi. “Eğer cesaretin varsa insan gibi saldır bana, özel gücünü kullanmadan.” Sesindeki ima Canas' ı gülümsetti. “Nasıl istersen öyle olsun.”

Canas, Alaz’ ın üstüne yürümeye başladı. Yarım bıraktığı işini tamamlamaya hazırdı. Sakince bekleyen Alaz elini hızla kemerine atıp minyatür, ahşap bir arbalet çıkardı. Tetiği çektiğinde fırlayan küçük ok Canas’ ın yanağını kesip geçti. Canas elini yanağına götürdü. Alaz’ ın yüzündeki rahatlama canını sıktı, bir işler çeviriyor olduğunun farkındaydı. Ona doğru koşup saldırdı ancak ıskaladı. Bulanık görmeye başlamıştı, başı da hafif dönüyordu. Bir kez daha saldırdı ama Alaz onu kolayca durdurdu. “Sen ne yaptın?” dedi Canas.

“Önemli bir şey değil. Sadece zehirli otlardan oluşmuş bir karışım. Kana bir miktar karışmasıyla bile etkisini gösterir.”

“Senden bekleneceği gibi,” dedi Canas etrafı algılamaya çalışarak. Ne yöne dönse karmaşık, bulanık şekillerden başka bir şey görmüyordu.

“Dürüst olduğumu iddia etmedim.”

Canas böyle devam edemeyeceğinin farkındaydı. Hemen görünmez olup uzaklaşmaya çalıştı. Etraftakilere çarparak ilerlediği için Alaz ve adamları peşine takıldı. Canas kılıcını savurarak onları uzak tutmaya çalışıyordu. Son çare olarak etrafı sisle kapladığında izini kaybettirebildi. Alaz’ ın arkadan bağırdığını duydu. “Yakalayın onu!” Canas zehrin etkisinin yavaş yavaş geçeceğini umuyordu. El yordamıyla ilerleyerek, birilerine çarparak kendini meydanın dışına attı. Bir ağacın gövdesine dayanıp oturdu. İzlenme ihtimaline karşı hala görünmez halde bekliyordu ama uzun süre bu halde kalamazdı. Dinlenirken kalp atışı yavaş yavaş düzene girdi. Oturana kadar çok yorulduğunu fark etmemişti. Kolundaki kesikle ilgilendi.

 Holant, Mir, Markos üçlüsü ortak saldırılar yaparak fedaileri yenmeyi ve uzak tutmayı başarmışlardı. Dövüş stillerine alıştıkları için birbirlerini tamamlayabiliyorlardı. Mir sık sık konuşarak onları motive etmeye çalışıyordu. “Umutsuzluğa yer yok, başaracağız. Buradan çıktığımızda dışarıda birlikte takılacağız daha.” Markos arbaletiyle bir fedaiyi vurduktan sonra yanıtlamak için Mir’ e döndü. “Tabi ki...” O anda Mir’ in arkasında aniden beliren fedaiyi gördü. Fedai kılıcını Mir’ in boynuna doğru savururken Markos içgüdüsel olarak harekete geçti. Elini Mir’ in ensesine atıp hızla kafasını yere eğdi. Kılıç eğilmiş haldeki Mir’ in üstünden geçti. Markos anında tekme atarak fedaiyi geriye savurdu. “Çok yakındı,” dedi Mir tuttuğu nefesini bırakarak. İkisinin üstüne birden kan sıçrayınca donup kaldılar. Holant ayaklarının dibine düştü.

Harula, Alasır yaralarına bakıp gözünü sandıktan sonra tüm fedaileri etrafına topladı. Hiddeti sözlerine yansıyordu. “Her yere dağılın, Butah en kısa sürede düşmeli!” Siluetlerin çoğu hızla uzaklaştı, onlarda yorgunluktan hiç eser yoktu. Kalanlar Harula' nın etrafında, onun vereceği emri bekliyordu.

Janef’ in içini korku sardı. O vakte kadar arka planda kalıp dövüşmeyen fedailer de işe dahil olmuştu. Onlar yerleşim birimlerine ulaşırsa neler olacağını düşünmek bile istemiyordu. Karısı ve çocuğu aklından çıkmıyordu. Şu ana kadar iyi dayanmıştı ama artık kanı çekilmiş gibi hissediyordu. Uzaklaşan siluetleri izlerken dizlerinin üstüne çöktü. Verda omzuna dokundu. “Bu sen değilsin, toparlan. Esas şimdi sorumluluğumuz arttı.” Harap olan görüntüsünün aksine kadının gözlerinde kararlılık vardı. Serenay sonunda onları bulduğu ve sağ olduklarını gördüğü için rahatlamıştı. Onlara katılıp fedailerin ardına düştü.

19 Ekim 2021 Salı

Top 10 Anime Listem

 Merhaba arkadaşlar, bugün sohbet havasında bir şeyler yazmak istedim. En sevdiğim animelerin listesini çıkardım. Aslında ilk 5' te kararsızlık yaşamadım ama diğerlerine karar vermek zor oldu. Bir kısmını daha önceleri tanıttığım için kısaca geçeceğim. Sizler de en sevdiklerinizi yazabilirsiniz, fikir alışverişinde bulunmuş oluruz. :)

 Genelde fantastik, aksiyon türünü severim. Tabi ki karakter gelişimleri güzel olacak, kurgu başarılı olacak. Bunun dışında psikoloji, polisiye, dram gibi türleri severim. İlginç ve dikkat çekici konusu olan, fazla tanınmamış animeleri keşfetmeyi de severim. İzlenecekler listemde çok anime var daha. :) İlk 10' un dışında kalan ve çok sevdiğim başka animeler de var. O yüzden eğer favori animeleriniz yoksa hayal kırıklığına uğramayın. :)


1-Naruto


 Naruto' nun en sevdiğim yönü karakterlerinin detaylı oluşturulmasıydı. İnsan ister istemez karakterlerle bağ kuruyor. İlk gördüğümüzde kızıp eleştirdiğimiz bir karakter için ilerleyen bölümlerde ağlayabiliyoruz. Evet, en çok ağladığım animedir kendisi, halbuki dram türünde de değildir. Nasıl bağlanmışsam artık. Vakit bulunca Naruto' nun oğlunun sezonuna (Boruto) başlayacağım. Yıllar ne çabuk geçiyor. 😀
Detaylı tanıtım için tıklayınız. naruto , naruto shippuuden

2-Death Note


 Bu liste içinde izlediğim ilk animeydi. Akıl oyunlarını çok sevdim. Elindeki ölüm defterini kullanarak kötüleri öldüren Kira' yı mı yoksa onun peşine düşen dedektif L' i mi daha çok sevdiğime bir türlü karar veremedim. İkisinin savaşını izlemek keyifliydi. İnsan, benim elimde o defter olsa acaba ne yapardım diye düşünmeden edemiyor. :)


3-Monster


 Psikoloji ve polisiyenin harmanlandığı harika bir anime. Doktor Tenma iyiliği temsil ediyordu ve aldığı kararları yerinde buldum. Johan ise unutulmaz karakterler içinde yerini aldı. Gerçekçi bir konuyu gerçeküstü şekilde anlatan mükemmel bir yapım.
Detaylı tanıtım için tıklayınız.

4-Bleach / Shingeki no Kyojin (ikisini ayıramadım)


 İkisini de çok severim. Shingeki no Kyojin' in tamamını izlemedim fakat izlediğim kadarıyla bile şaşırtıcı, nefes kesiciydi. Surların içinde yaşayan insanların devlerle mücadelesi, büyük sırlar...
 Bleach, tarz olarak Naruto' ya benzettiğim ama karakterler yönünden Naruto' nun gerisinde kalan fantastik anime. Dövüş sahneleri çok güzeldir.


5-Jujutsu Kaisen


 Yakın zamanda izlemiştim. Karanlık atmosferi var, bol miktarda kanlı dövüşler içeriyor. Anormal karakterleriyle ile biraz uçuk kaçık bir anime. Dövüş kısımlarını heyecanla izlemiştim. İkinci sezonu çok merak ediyorum. Megumi göreyim seni, potansiyelini ortaya çıkar artık. :) 
Detaylı tanıtım için tıklayınız.

6-Fullmetal Alchemist: Brotherhood


 İzleyeli uzun zaman oldu, detayları hatırlamıyorum pek. İki kardeşin annelerini kaybetmelerinin ardından onu hayata geri döndürme çabaları başlarına belalar açar. Fırsat bulursam tekrar izleyeceğim bu ikilinin maceralarını.

7-Your Name


 Bunu pek çok kişi biliyor zaten. Görsel efekt, müzik ve kurgusuyla çok etkileyici bir anime. İki farklı kişinin kesişen yaşamı, birbirine olan bağlılığı bu kadar iyi aktarılabilirdi.


8-Ergo Proxy


 Gizemli bir bilim kurgu. İnsanlar robotların onlara refakat ettiği kubbe denilen yerlerde yaşamaktadır. Kubbenin dışında ne olduğu ise tam bir sırdır. Anime, gizemli bir karakterin kendini bulma çabası sonucunda önemli şeyleri keşfetmesini konu alır. Kurgu oldukça iyiydi. 
Detaylı tanıtım için tıklayınız.

9-Joker Game

 
 Yeni bitirdiğim bir anime. Casusluk konusu kısa ve öz olarak güzel işlenmiş. Her bölümde farklı bir casusun maceralarını görüyoruz. Etkileyici diyaloglar ve olaylar var. 
Detaylı tanıtım için tıklayınız.


10-91 Days


 Sona ne koysam diye çok düşündüm. Miyazaki' nin çok sevdiğim iki animesi var ama 91 Days konunun işlendiği dönem, gerçekçi karakterleri, şaşırtıcı olayları ile bir tık öne geçti ve tanıtım yazımda düşündüğümden biraz daha az puan vermiştim. O yüzden son sıraya bu yerleşti. İçimde vurdulu kırdılı sahnelerden hoşlanan bir aksiyonsever var ne yapayım. :))

Detaylı tanıtım için tıklayınız. 


17 Ekim 2021 Pazar

Joker Game (Anime Tanıtım)


  Bir süredir anime tanıtımı yapmıyordum. İlk kez casusluk konulu bir anime izledim. Beklentisiz başlamıştım ama çok hoşuma gitti. Anime yirmişer dakikalık 12 bölüm ve beşer dakikalık 2 OVA(ek bölüm)' dan oluşuyor.


 Hikaye 1930' larda geçiyor. İmparatorluk Ordusu, Yarbay Yuuki' nin teklifi üzerine onun casus eğitim birimi oluşturmasını kabul eder. Yuuki, Büyük Doğu Asya Kültürel Derneği adı altında bu casusluk örgütünü kurar. Teğmen Sakuma da orada görevlendirilir. Sakuma aslında casusluğu korkaklık olarak gördüğü için oradakilerden pek haz etmez. Dahası yetiştirilecek ajanların hiçbiri harp okulundan mezun olmamıştır, bunlar sıradan vatandaşlar içinden seçilip belli teste tabi tutulmuşlardır. Sadece sekiz kişi testleri geçmiştir.

 Buraya kadar anlattıklarım animenin giriş kısmıydı. Her bölümde başka bir casusun yaşamından kesitler görüyoruz. Yarbay Yuuki ise neredeyse her bölümün kilit noktası. İleri görüşlülüğü ve zekası ile kendine hayran bırakıyor. Yetiştirdiği kişiler de gayet zeki. Bir de bunların bir sloganı var: "Ölme, öldürme." Yani zor durumda kalıp düşmanı öldürmek ya da intihar etmeyi bir casusun yapacağı en kötü şey olarak görüyorlar. Bunun tam aksini savunan kesim de vardı: "Tereddüt etmeden öldür, onurunla öl." 

 Animenin isminin nereden geldiğini de açıklayım. İlk bölümde Sakuma diğerlerinin poker oynadığını görüp onlara katılır. Kaç el oynasa da hep kaybeder, pes eder. Sonunda casuslardan biri hile yaptıklarını itiraf edince Sakuma sinirlenir. Aslında casusların niyeti poker oynamak değildir, oyun üzerinden casusluk stratejilerini geliştirmektir. Böylece bu oyun da animenin simgesi haline geldi.

 Genel olarak animeyi çok sevdim. Bölümleri gayet normal izliyorsun izliyorsun son 2 dkda yüz ifaden buna dönüyor. 😲 Yani bayağı şaşırtıcı bitiyor. :) Tek sıkıntı karakterler o kadar benziyordu ki, hele de şapka taktıklarında, ayırt etmek zordu. Zaten isimleri de pek akılda kalıcı değil. Ayrıca bunlar casus olduğu için ha bire sahte isim kullanıyorlar, iyice kafa çorba oluyor, kim kimdi diye. Sonunda netten isimleri ve resimlerinin olduğu görsel bulup her bölümden sonra tek tek bakarak kafamda oturtabildim. Tabi kişilere odaklanmadan da izlenebilir. Bölümler ilgi çekici ve tahmin edilemezdi. Özellikle 1. 5. ve 10. bölümü çok beğendim. İzlerseniz OVA bölümleri de atlamayın, çok tatlı bir kara kedinin maceraları var. :) 

 Animenin daha uzun olmasını isterdim. Bazı bölümler hızlı geçilmişti sanki. Sevdiğim Sakuma ve Tazaki' yi de az gördük. Gerçi çok gördüğümüz kimse yok. 😀 Karakterleri bir aradalarken daha çok görmek isterdim. Başta soğuk buldum ama eğlenceli elemanlarmış. Puanım 10 üzerinden 9. 






15 Ekim 2021 Cuma

Savaş Çığırtkanı 2- 14.Bölüm (Roman)

 



BÖLÜM 14

 

Büyük Yıkım - Butah

 

Herkes,  havada süzülen karanlık lideri gözünü dahi kırpmadan izliyordu. Cender hiç bu kadar gergin hissettiğini hatırlamıyordu. Kendisi uzun zamandır bu anın geleceğini bilse de diğer herkes kadar endişeliydi. Sonucunu şimdiden kestirmenin zor olacağı  bir kaosa sürükleneceklerdi. Cender' in tek beklentisi topladığı kişilerin Harula' yı yenmek için yeterli sayıda olmasıydı. Bir kısmı henüz oraya ulaşmamıştı bile. Geç kalmamış olmayı diledi. Harula ve sayısız siluet boyut kapısının kapanmasıyla birlikte yavaşça yere inerken etrafa yayılan uğursuzluk ve güvensizlik hissi tüm bedenini sardı.

“Doğruymuş,” dedi Barsuk. Hayret içinde manzarayı izliyordu. Adamlarına döndü. “Saldırı için hazır bekleyin.”

Ceddil endişe ve heyecanı bir arada yaşıyordu. İçinde kıpırdanmaya başlayan güçlü bir enerji vardı.  Azaka' nın umutsuz bakışları siluetlere odaklanmıştı. “Çok kalabalıklar.”

Gece savaşa devam edebilmek için alanın çevresine bir sürü meşale yerleştirilmişti. Savaşçıların onları yakması ile ortam biraz olsun aydınlandı.

Lider Harula yere ayak bastığında yüzünde bir zafer ifadesi ile etrafına bakındı. Yeni dünyayı keşfetmeye çalışıyordu. Tüm savaşçıları süzdü. “Demek ezilecek böcekler buradaymış. Aferin size, birbirinize savaş açarak, işimi kolaylaştırdınız. Kapıyı açacak olumsuz enerjiyi sayenizde topladım. Bu kadar kör olmasaydınız içinizdeki filizlenmiş zehirli tohumların farkında olurdunuz.”

 Harula’ nın gür sesi çok soğuk ve tehditkar çıkıyordu. Silahını insanlara doğrultup birkaç saniye bekledi. En yanındakiler şaşkın şaşkın bakarken kılıcın ucunda zift karası ışık belirdi, yıldırım gibi fırlayıp insanların içine düştü. Işığın değdiği genişçe alan parçalanmış, insanlar etrafa savrulmuştu. Bir kısmı oracıkta can verdi.

“Sen nesin böyle? Ne yaptığını sanıyorsun?” Sesini duyurabilmek için bağıran Zorkan’ dı. Yanındaki kurt da hırladı.

“Beni sorgulayacak vaktin olduğunu sanmıyorum.” Harula’ nın ani saldırısı sonucu fırlayan siyah ateş topu Zorkan' ın başının dibinden geçti ve arkasındaki bir savaşçıya isabet etti. O anda tüm vücudu yanmaya başlayan savaşçı çığlıklar içerisinde kendini yere attı. “Tüh, ıskaladım,” dedi Harula alaycı şekilde. Zorkan öfke dolu gözlerle Harula' ya bakmaya devam ediyordu. Harula' nın nasıl bir güce sahip olduğunu bilse çoktan ona saldırmış olurdu. Kendisini zor tutuyordu. Şimdiden pek çok insan ölmüştü.

Harula yeni bir saldırı yapmaya çalışıyordu ki kalabalığı yarıp ona doğru yürüyen ihtiyarı gördü. “Sen Alasır olmalısın, soyumdan gelen.” Alasır hafifçe başını eğdi ve gülümsedi. “Değerli Lider Harula sizi çok bekledim. Bu günleri görebildiğim için çok mutluyum.”

“Sana çok şey borçluyum Alasır. Yardımın olmazsa şu an burada olamazdım.”

Alasır' ı tanıyan Fuban şok oldu. Onun sarayda yıllarca Canas' ın eğitmeni olarak kaldığını ve sonra aniden gittiğini hatırlıyordu. Telaş içinde gözleri Canas' ı aradı, şüphelerinin doğru olmamasını o kadar istiyordu ki.

Zorkan, az önce Canas' a saldırmak üzere olduğunu hatırlayınca tekrar ona yöneldi. Kılıcını kaldırıp koşmaya başladı. Çakan şimşeklerin arasında gözleri ışıl ışıl parlayan Canas birden yok oldu. Zorkan ve bunu fark eden diğerleri şaşkına döndü. Yanlış gördüğünü düşünerek gözlerini kırptı Zorkan. Kısa süre sonra Canas Alasır’ ın yanında belirdi. “Seni sağ salim gördüğüme sevindim,” dedi Alasır. Ardından Harula’ ya dönüp Canas’ ı tanıttı. “Kendisi bize yardım ettiğinden bahsettiğim lider, Canas.”

Harula güçlü sesiyle konuştu. “Çabaların boşa çıkmayacak genç lider.” Canas’ ın yüzünde halinden memnun  bir ifade vardı.

“Neler oluyor burada? Lider Canas neden onların tarafında?” dedi Cender şaşkınlıkla. Onu işiten Zorkan Cender' e yanıt verdi. “O bir hain. Lider Canova' yı öldürüp yerine geçmiş!” Bunu beklemeyen Cender daha da sarsıldı. “Olamaz. Bu ihtimali nasıl düşünemedim? Demek toplantıdaki maskeli oymuş. Şimdi taşlar yerine oturuyor.”

Serenay kendini toparlamaya çalıştı. Az sonra kötü şeyler olacağının farkındaydı. Canas konusunda yaşadığı şok da onu germişti. “Ah, Lider Canas bunu nasıl yaparsınız? Karanlık lideri dünyamıza getirirken ne düşüyordunuz?” diye geçirdi içinden. Yüzünden düşen bin parçaydı. Endişe ile etrafa bakınırken herkesin aynı şekilde donup kaldığını gördü. O sırada Krazu’ yu fark etti. Kötü bir yara almış gibi görünüyordu, yanına koştu hemen. Saçına bağladığı fuları hemen çözüp sıkıca Krazu' nun bacağına doladı. “İyi olacaksın, yardım edeceğim.” Yarı baygın haldeki Krazu yanıt veremedi. Rembar' ı çağırdı Serenay. “Fark edilmeden götürelim.”

“Ben hallederim,” dedi Rembar. Sadece üçünün etrafını saracak şekilde sis tabakası oluşturdu. Kalabalığın içinde karanlıkta ilerlerken sisin dikkat çekmeyeceğini umuyordu. Rembar bacağı yüzünden hızlı ilerleyemiyordu ama Serenay’ ın desteği ile Krazu' yu götürmeyi başardılar.

Boratak öfke ile öne çıktı. “Canas bu ne demek oluyor? Alasır mı beynini yıkadı?”

“Sevgili kuzenim ne kadar safsın. Alasır ile düşüncelerimiz uyuştuğu için onun yanında yerimi aldım. Küçük insanların küçük hedefleri olur. Ben yıllardır bu an için çalıştım. Bu uğurda babamı bile harcadım.”

Boratak’ ın öfkeyle açılan gözleri doldu. “Amcamı öldüren sen miydin?” Canas, gözlerini dikip kibirle baktı. “Lanet olsun sana! Nasıl böyle bir şey yaparsın?” diye bağırdı Boratak. Canas’ ın yüz ifadesi değişmedi bile. Bir zavallıymış gibi kuzenine bakıyordu. Canas' ın itirafı herkesi şoka uğratmıştı. Bağırarak tepki göstermeye çalıştılar.

Harula olanca haşmetiyle bağırdı. “Bu kadar yeter! Herkes söyleyeceklerimi iyi dinlesin. Eğer bana itaat etmeyi düşünen varsa şimdi benim tarafıma geçsin. Aksi halde hepinizi öldürmek zorunda kalacağım.”

“Senin emrine girmektense ölmeyi tercih ederiz!”

Harula, Boratak' a ters ters baktı. Kılıcını ona doğrultup çok sayıda ateş topu gönderdi. Herkes onun bu saldırıdan kurtulamayacağını düşünürken bir anda Barsuk önünde belirdi. Alev toplarını nefes alırcasına içine çekti, ardından eliyle ağzını sildi. “Pek lezzetli değilmiş.”

Harula meydan okurcasına ona baktı. “Bak sen, bir Alev Soluyan. Burada olmana şaşırdım doğrusu. Karşıma kim çıkarsa...”

Barsuk kaşla göz arasında mızrağını fırlattı. Mızrak tam Harula’ nın kalbine girecekken siluetlerden biri bir fedai gibi önüne atladı. Ağır darbeyi alan fedainin simsiyah kanı etrafa sıçradı. Lafı bölünen Harula sinirlenmişti, fedaiye bakmadı bile. Barsuk hiç beklemeden son hızla karanlık lidere koştu. Öyle ki Boratak onu gözleriyle takip etmekte zorlanıyordu.  Harula kılıcını savurunca Barsuk metrelerce geriye fırladı.

Vahşi bir ifade Harula' nın bakışlarına yerleşmişti. Harekete geçmek için sabırsızlanıyordu. Bir işareti ile tüm fedaileri aynı anda saldırıya geçti.

Cender acele etmeleri gerektiğinin farkındaydı. “Garnap sen Sesin Muhafızlarını yönlendir. Diğer yardımcılar da özel gruplarla ilgilensin. İyi organize olmadan onları yenemeyiz.” Garnap her şeyle ilgileneceğini söyleyerek oradan uzaklaştı.

 Dorma okuyla nişan alıp fedailerden birini vurmaya çalıştı. Bedenlerinin etrafında koruyucu bir duman kalkanı vardı ve ok bedene girmeden yere düştü. Bu saldırıyı hisseden fedai Dorma’ ya yöneldi. Ani bir kılıç darbesi ile kadının karnında boydan boya bir kesik açtı. Dorma kımıldayamadan külçe gibi yere yığıldı. Kesik sıradan bir kılıcın açacağından çok daha derin ve acı vericiydi. Yerde ızdırap içinde kalan Dorma’ nın gözlerinden yaş süzülüyordu. Çok kan kaybettiği için nefesi düzensizleşmişti. Kımıldayacak, yardım bile isteyecek hali yoktu. Gözleri kapanmadan önce son gördüğü savaşın dehşetli manzarasıydı. Tutunamadığı yaşam ellerinden kayıp gitti.

Daha önce özel güçlülerin izinde olan Sırat ve diğerleri Butah’ a varmış, savaş alanına doğru ilerliyordu. Yanlarında Sisle Yıkananlardan ve Algı Bozuculardan bir grup vardı. Karanlık gökyüzü Sırat’ ı hayrete düşürmüş, Cender’ in bahsettiklerinin gerçekleştiğini anlamıştı. Savaş meydanına yaklaştıkça içindeki endişe artıyordu. Orada göreceği şeylere hazırlıklı olması gerektiğinin farkındaydı. “Bu, hiç hayra alamet değil,” dedi Zebbar. İlk defa bu kadar şaşkın ve endişeli görünüyordu. “Biliyor musun, buraya dönene kadar Lider Cender' in sözlerine pek inanmamıştım. Daha doğrusu kabullenmek istemedim. Hem kulağa çok mantıksız geliyordu, haksız mıyım?” Sırat anlayışla baktı ona. “Bu, hepimizin için geçerli. Şimdi bunları düşünmenin sırası değil. Katılmamız gereken bir savaş var.”  

Zorkan ve savaşçıları sertçe dövüşüyor fakat her geçen dakika insanlar ölmeye devam ediyordu. Fedailerin saldırıları o kadar şiddetliydi ki her yer kana bulanmış, herkes neredeyse tanınmaz hale gelmişti. “Dayanın! Dikkatli olun!” diye bağırıyordu Zorkan. Kurtlar lideri koruyor fedailerin üzerine atlıyordu. Keskin bir kılıç darbesi kurtlardan birinin başını uçurduğunda Zorkan öfkeden deliye döndü. Siluetin üstüne atlayıp yumruğunu geçirdi. Eli, karanlık bedene temas etmişti ama uygulamak istediği gücün çok altında kuvvet uygulayabilmişti. Hırsını alamayınca kılıcının kabzasını iki eliyle kavrayıp bütün gücüyle indirdi. Göğsünü yardığı fedainin kanı yüzüne fışkırdı.

Fuban tüm bu olanlara inanmakta güçlük çekiyordu. Canas’ ın babasını öldürmesi ve herkesi kandırarak bunca zaman liderlik yapması affedilemeyecek bir şeydi. Butah tarihinde böyle bir şey yaşandığı görülmemişti. Fuban tüm bunları düşünürken sabrı taşmış halde Canas’ ın üzerine yürüdü. Canas onun yüzündeki kızgın ifadeyi görünce alaycı şekilde baktı. “Savaş Ustası Fuban.”

“Lider Canova’ dan ne istedin? Tüm bu yaşanan katliam çok mu hoşuna gidiyor? Aklını yitirmiş olmalısın. Hepimizi sürüklediğin şu duruma bak!”

“Pislikten arınmak için önce içinde bulunduğun kirli ortamı temizlemek gerek.”

“Esas kir senin taşlaşmış kalbinde. Neydi bu kadar gözlerini döndüren?”

“Yalanlar, acılar, sahte kişilikler, entrikalar...”

“Saydığın tüm bu şeyleri kendinin de yaptığının farkındasındır umarım.”

Canas başını iki yana sallayarak güldü. “Etkiye tepki diyelim o halde.”

“Hiçbir şey yanına kâr kalmayacak, Lider Canova’ ya yemin olsun ki seni pişman edeceğim.”

Fuban kılıcını kaldırarak koştu, ilk hamleyi yaptı. Kılıcın ucu Canas' ın zırhını sıyırıp geçti. Fuban anında ileri çıkıp ikinci hamleyi yaptı. Bir anda görünmez olan Canas eğilip darbeden kurtuldu. Hızla yana geçip sessizce bekledi. Niyeti Fuban’ ın kafasını karıştırıp sabrını sınamaktı.

Savaş ustası herhangi bir yönden darbe geleceğini varsayarak temkinli olmaya çalışıyordu. Bir süre beklemesine rağmen saldırı gelmeyince Canas’ ın kendisiyle oyun oynama niyetinde olduğunu anlamıştı. Gözleriyle hızla etrafını taradı. Çok yakınında kimse bulunmadığı için kendi ekseni etrafında dönerek rastgele kılıcını savurmaya başladı. Az kalsın boynundan yaralanacak olan Canas son anda geri çekildi. Zırhın çıkardığı metalik sesi işiten Fuban o yöne doğru hamle yaptı. Göremese de bir şeyi kestiğini fark etmişti, kılıcın üzerinde de kan lekesi vardı. Canas kesilen sol kolunu tuttu. Derin değildi ama uzun bir kesik açılmıştı. Yine de ansızın harekete geçip Fuban’ ı gafil avladı.  Bacağının üst kısmından yaralanan Fuban geriye doğru sendeleyip yere düştü. İkinci ağır darbeyi zırhında bulunan açık noktadan, kolunun hemen altından iki kaburgasının arasına aldı. Canı çok yanıyordu ama hareket edecek gücü kendinde bulabildi. Kan ter içinde ayağa kalktığında Canas sert bir tekme savurdu. Algıları yeterince açık olmayan Fuban karşılık vermeye çalışsa da yere yuvarlandı.

“Bakıyorum da ölene kadar pes etmemeye kararlısın. Son darbeyi indirmemi ister misin? Halini gördükçe içim parçalanıyor,” dedi yapmacık bir eda ile.

Fuban yerden kalkmaya çalışırken kaburgasındaki sancı dayanılmaz boyutlara ulaştı. Canas’ a laf yetiştirecek hali yoktu, güçlükle nefes alıyordu. “Esas acınacak halde olan sensin, yalnızsın.”

Canas dirseğini büküp Fuban’ ın kaburgasına geçirdi. Acı tüm vücuduna dağılmış gibiydi savaş ustasının, gözü karardı ve yere yığıldı.

Alev Soluyanlar meydanın dört bir tarafına yayıldı. İnsanlara ateş topları fırlatan fedailerin karşısına çıkıp saldırılarını etkisiz hale getiriyorlardı. Bir kısmı da mızrakları ile onları deşmeye çalışıyordu. Büyük bir güç uygulamadıkça fedailerin bedenleri zarar görmüyordu. Hızlı Alev Soluyanlar onlara ayak uydurabilse de sayıları az olduğu için ellerinden fazla bir şey gelmiyordu. Kendine gelen Barsuk dövüşe dönmüştü. İnsanları avlamadan önce fedaileri durdurmak için uğraşıyordu. Bir Alev Soluyanın aldığı beklenmedik darbe sonucu boğazı yarısı kesildi. Darbeyi indiren fedai de Barsuk tarafından mızraklandı. Öfke içindeki Barsuk defalarca kafasından vurdu onu. Doğrulurken gözüne sıçrayan kanı sildi.

Cender adamlarına Ruh Bağlayıcıları korumalarını emrederek kadınları dövüş için yönlendirdi.  Roliba  gördükleri karşısında dehşete kapılmıştı, yine de sakin kalmaya çalışarak ilerledi. Önemli bir gücü varken bu insanlara yardım etmeliydi. Ona üç savaşçı eşlik ediyordu. Kadın derin bir nefes aldı, birleştirdiği ellerinin üstünde kınadan dövmeler oluştu. Gözleriyle etrafı taradı. O sırada Boratak bir fedainin saldırısından kaçmaya çalışıyordu. Alev topu zırhına değdiği anda metal zırh yanmaya başladı. Boratak hızla zırhını çözüp attı. Daha önce böyle bir şey görmediği için şaşkındı. Fedai ölümcül darbeyi Boratak’ ın karnına indirecekken öylece donup kaldı. Şaşkına dönen Boratak atik davranıp kılıcını fedainin göğsüne sapladı. Roliba onu kurtarabildiğini görünce rahatladı ve ellerini serbest bıraktı. Yanındakilere döndü. “Onları çok uzun süre tutamam. O kadar güçlüler ki birkaç saniye bile beni zorluyor. Bu yüzden her şeye hazırlıklı olun.”

Ruh Bağlayıcılardan bir başkası yere yığılan bir kadını fark etti. Durumu nasıldı bilmiyordu ama kadına yönelmiş iki fedai gördü. İkisinin kılıcının ucunda aynı anda karanlık enerji birikmeye başladığında Ruh Bağlayıcı araya girdi. Ellerini birleştirmiş halde mırıldanırken ikisini birden kontrolü altına almaya çalıştı. Ruh Bağlayıcının ellerinin titrediği gören başındaki savaşçı onun fazla direnemeyeceğini anladı. “Dayan biraz!” diyerek fedailere doğru koştu. Yerde sıçrayarak elindeki kılıçları fedailerin göğsüne var gücüyle sapladı. O ana kadar kendini zor tutan kadının başı döndü, gözü karardı. Yanındaki savaşçı tutmasa düşecekti.

 Markos koşarken ayağı bir şeye takıldı. Yerde yatanın Dorma olduğunu fark edince korkarak ona yaklaştı. Kadının yüzündeki tüm canlılık çekilmişti. Onun ölmüş olduğunu anlayan Markos kederle gözlerini kapattı. Yusan’ dan sonra bir takım arkadaşını daha kaybetmek ağır gelmişti. Arkadan gelen çığlıkları işitince onu öylece bırakarak gitmek zorunda kaldı. Daha önce sarayda gördüğü diğer gruptan Elarin’ i tanımıştı. Bacağına ağır darbe alan genç kadının kemiği kırılmış, dışarı çıkmıştı. Markos onun nasıl bir acı çektiğini anlayabiliyordu. Elarin’ in arkasında beliren karanlık silueti başından arbaletle vurdu. Yakın mesafeden vurduğu için koruyucu kalkanı aşabilmişti. Fedainin yere yığıldığını görünce Elarin’ e yardım etmek için yanına koştu. Genç kadın acıdan dişlerini sıkıyordu, yüzü kıpkırmızı olmuştu.

Kanyul’ dan gelmiş olan Algı Bozucular eylemlerine başlamıştı. Herkes güçleri doğrultusunda fedaileri hayali bir kapana kıstırmaya çalışıyordu. Çoğunluğu ilerlemiş yaşta olduğu için saldırı kısmı Sesin Muhafızlarına ve diğer savaşçılara kalıyordu. Yaşlı bir Algı Bozucu acımasız bir fedaiyi gözüne kestirdi. Fedai tam karşısındaki adamın kalbini yarmaya çalışırken birden elindeki kılıç çiçek demetine dönüştü. Fedai, şaşkınlık ve tiksinti içinde elindeki silahı atınca Garnap öne çıktı. Ellerini sertçe zemine vurup, gücünü yoğunlaştırarak karşısındaki fedaiye yönlendirdi. Ses dalgalarının şiddeti onu geriye fırlattı. Fedai başını zemine çarpınca sersemlemişti. Tam oradan geçmekte olan bir Alev Soluyan da mızrağıyla onun gövdesinde bir delik açarak yoluna devam etti.

Orta yaşlardaki bir Algı Bozucu Harula’ nın insanlara zalimce saldırmasına dayanamadı. İkizini yanına aldı ve aynı anda harekete geçtiler. Harula büyük bir yıldırım düşürmek için bir süredir karanlık enerji topluyordu. Gökyüzünün yavaşça aydınlandığını fark etti. Bulutlar dağıldı, güneş tüm parlaklığı ile ortaya çıktı. Harula bir şeylerin ters gittiğini ve tekrar tarihin tozlu sayfalarına gömüleceğini düşündüğünden kaygıya kapıldı. Güç aldığı karanlık tamamen yok olmuştu. Gözleri Alasır’ ı aradı. Etrafa baktığında bomboş bir çölde olduğunu fark etti. Etkisini gittikçe artıran gün ışığı gözlerini yakıyordu adeta. Harula’ nın tüm bunların bir yanılsama olduğunu fark etmesi çok uzun sürmedi. “Algı Bozucular!” Onların da geldiğine inanamıyordu. Sanki biri olacakları tahmin edip önlem almıştı. Kızarmış gözlerini kısarak kılıcında biriktirdiği enerjiyi rastgele savurdu, ta ki içinde bulunduğu yanılsama sonlanana dek.

Alev Soluyanlar olabildiğince çabuk alevleri sindirmeye çalışıyordu. Barsuk yanan bir kadını kurtarmıştı. Kadın kımıldayamayacak haldeydi, acı içinde ve minnetle Alev Soluyana bakıyordu. Harula’ nın saldırısı sonlanmış olduğu için Barsuk yaralıyı öylece bırakamadı. Kadının çaresizliği, yanık bedeni içini sızlatmıştı. Kadını dikkatle kucağına alıp rüzgar gibi ilerledi. Sağlık merkezinin önü çok kalabalıktı, savaş uzadığı için halk da yardım için çağrılmıştı. Ayda yaralı kadını taşıyan Barsuk' u görünce koştu. Kadının ağır yanıkları karşısında şok oldu. “Onu buraya bırakabilirsin, ben ilgilenirim,” dedi. Alev Soluyan bir şey söylemeden denileni yaptı. “Tekrar karşılaştık. Sen iyi misin peki?” dedi Ayda, harap halde görünen adama. Libmons’ ta ilk kez gördüğünden beri bu ürkütücü gözleri unutması pek mümkün değildi. “İyiyim, gitmem gerek. O sana emanet. ”

Pek çok yerden kara alevler yükseliyordu. İnsanlar kaçmak zorunda kalmış, kurtlar yaralanmıştı. Gri kurt Zorkan’ ın önüne atlayıp alevlere yakalanmıştı. Kurdun can çekişerek ölüşünü izleyen Zorkan öfkeden köpürdü. Kaybettiği insanlar, kurtlar kalbine bir acı olup saplandı.  Kendini kaybetmiş halde doğruca Harula’ nın üstüne yürüdü. Ondan başka görüş alanına giren herkes silinmişti. Sert adımları o yürüdükçe toprağı sıkıştırıyordu. Sesler susmuş, zaman durmuştu onun için.


8 Ekim 2021 Cuma

Savaş Çığırtkanı 2- 13.Bölüm (Roman)



BÖLÜM 13

 

Lider Harula - Butah


Krazu, seçimini yapmış, Ceddil yerine Canas’ a doğru yönelmişti. Şu an onu daha tehlikeli görüyordu ve ipleri eline almaya karar vermişti.

Yırtıcı bir kaplan gibi her yöne saldıran Canas babasının sesini işitince bir an donup kaldı. “Özünü unutmamalısın, oğlum,” dedi ses bir kez daha. Canas sesi kafasından atmaya çalıştı. Heyecanlanmış, eli titremeye başlamıştı. Son anda harekete geçmese rakibi onu ciddi şekilde yaralayacaktı. İşittiği sözler çarpışan kılıçların sesini bile bastırıyordu. Neler olduğunu anlamaya çalışan Canas öfke ile etrafına bakındı. Yakınlardaki Krazu’ yu fark edince gözleri kısıldı. Bunun, onun marifeti olduğuna emindi artık. Krazu, tüm dikkatini lidere vermiş, onun üstünde baskı kurmaya çalışıyordu. Bu durum hoşuna gitmese de Canas’ ı hem fiziksel hem ruhsal açıdan zorlamanın önemli olduğunu düşünüyordu.

“Kes şunu!” dedi Canas. Krazu’ nun kendisini duyacağının farkındaydı. “Yoluma çıkmakla başına iş açıyorsun. Bunu, kendin istedin.”

Canas rakibini atlatıp Krazu’ nun üzerine yürüdü. Sesin Muhafızı, Canas’ ın sabrının taştığını, onu biraz daha zorlasa kontrolünü kaybedeceğini görüyordu. Bu da onun avlanmasını kolaylaştıracaktı. Lider Canova’ yı önceki toplantıda görmüştü. Akılda kalacak bir ses tonu vardı, sakin ve vurgulu. Canas’ ın tepkisi ise beklediğinden farklıydı. Sesi duyduğu ilk anda üzüntü veya şaşkınlıktan çok sanki suçluymuş gibi yüzünde korku dolu bir ifade belirmişti. Krazu bunun üstüne gitmeye karar verdi.

Lider Canova’ nın sesi tekrar Canas’ ın zihninde yankılandı. “Neden benim yolumdan gitmiyorsun Canas? Kalbin öfke ve hırsla dolu.”

Canas ileri atılıp Krazu’ nun yüzüne sağlam bir yumruk geçirdi. “Kes dedim sana! Yerini bil, haddini aşıyorsun.” İkisi dövüşmeye başladığında Fuban lidere yaklaştı. “Efendim, şu an kazansak bile bu savaş bitmeyecek. Bu kadar yorulmuşken Dazzaplıları yenemeyiz.” Canas rakibine o kadar odaklanmıştı ki Fuban’ ı işitmiyordu bile. Kılıcı ile seri hamleler yapıyordu, tek derdi Krazu’ yu durdurmaktı.

“Lider Canas! Kendinize gelin. Köşeye sıkıştığımızı neden görmüyorsunuz?”

Canas bir anda öfke ile ona döndü. “Fuban, kendi işine bak sen! Pes etmek gibi bir niyetim yok. Herkes dayanmak zorunda, git motive et onları.” Fuban çileden çıkmak üzereydi. Liderin tecrübesiz olduğunu ve genç yaşından ötürü hırs yaptığını düşünüyordu. Yine de kendine denileni yapmak üzere uzaklaştı. Şu şartlarda lidere itaatsizlik etmek daha büyük sorunları doğurabilirdi. Atına atlayıp insanların arasında dolaşmaya başladı. Herkese sabretmeleri gerektiğini, kaybetmeyeceklerini söylüyordu.

Ağaçların arasından savaşı izleyen Barsuk sıkılmaya başlamıştı. “Bir savaşı bu kadar uzatmayı nasıl başarıyorlar anlamıyorum. Biz dahil olsak hemen bitivermişti.”

“Emret, hemen girelim aralarına,” dedi adamı.

Barsuk derin bir nefes aldı. “Nereye giriyorsun? Boş konuşma. Onların kavgası bizi ilgilendirmiyor. Biz sadece karanlık lideri bekleyeceğiz. Tabii gerçekten gelirse.” Daha fazla izlemeyi bırakıp bir ağacın dibine oturdu, mızrağını yanına koydu. Alev Soluyanlar sabırsızdı, bir an önce her şeyin bitmesini ve geri dönmeyi istiyorlardı.

Benay, bir kadın rakibi ile dövüşüyordu. Rakibi dişli çıktığı için ona bir türlü üstünlük sağlayamıyordu. İyice yorulduğu için dikkatini toplamakta zorlanıyordu. Sağ omzunda hissettiği keskin bir acıyla silahı elinden düştü. Biri arkasından saldırmıştı. Creyn yetişip adamın karşısına çıktı, dövüşmeye başladılar. O sırada uzaktan serbest bırakılan bir ok Creyn’ in baldırına girdi. Rakibinin kılıcı savurmasıyla eş zamanlı olarak dizinin üstüne çöken Creyn kılıç darbesini boynuna aldı. Hissettiği acı dayanılmazdı, gözleri dehşetle açılmıştı. Yana doğru yıkıldı, çok kan kaybediyordu. Onu yaralayan kişi de bunu beklemediği için donup kalmıştı. Benay hemen Creyn’ in yanına koştu, eline geçirdiği bir kıyafet parçasını boynuna bastırdı. “Elarin! Onu götürmeliyiz hemen.” Benay’ ın feryadını işiten Serenay ve Verda onlara doğru koştu. Creyn’ in solmuş yüzünü, zorlukla nefes aldığını gören Serenay kötü hissetti. Verda “çabuk olalım!” diye bağırdı.

“Dayanmalısın!” Benay’ ın eli ayağına dolanmıştı. Creyn hızla kan kaybettiğinin farkındaydı, kurtulamayacağını biliyordu. Yusan’ ı düşünürken kısa sürede bilinci kapanmaya başladı. “Hayır!” diye bağırdı Benay. Elleri tamamen kana bulanmıştı. “Çabuk! Sen bastırmaya devam et,” diye yerini Elarin’ e devretti. Kaslı kolları ile Creyn' i koltuk altlarından tuttu. Verda da hemen ayaklarını kaldırdı. Olabildiğince hızlı şekilde onu taşıdılar. Sağlık ekibinden biri ilk kontrolü yaptığında üzüntü içinde onun ölmüş olduğunu bildirdi. Benay ve Elarin yıkıldı. Kabul etmek istemeseler de Creyn’ in öldüğünü çoktan anlamışlardı.

Lider Cender de ordusu ile birlikte Butah’ a vardı. Omuzlarını ve gövdesini saran örme zırh giymişti. Kırmızı pelerini arkasında dalgalanıyordu. Garnap ve beraberindekiler de onlara katılmıştı. Cender yerini aldığında Zorkan’ ın tehditkâr bakışlarına maruz kaldı. Zorkan atını ona doğru sürüp karşısında durdu. “Neden buradasın Lider Cender? Hâlâ beni durdurma niyetinde misin?”

Cender hafifçe tebessüm etti. Sözlerini dikkatle seçerek tane tane konuştu. “Sizi durdurmanın bir yolu olmadığını çoktan anladım. Ben daha ulvi bir amaç için buradayım.”

“Neden söz ediyorsun?”

“Size daha önce de anlattım. Harula' yı durdurmak ve dünyayı kurtarmak için elimden geleni yapıyorum.”

“Dediklerinin gerçekleşeceğinden ne kadar eminsin. Hayal aleminde yaşamaya devam et. Bense Canas ile hesaplaşacağım anı bekliyorum.”

Cender acı bir tebessüm etti. “Daha fazla konuşmaya gerek yok. Yakında gerçekle yüzleşeceksiniz nasılsa.” Zorkan omuz silkti ve bir şey demeden yerine döndü. Cender geçen sürenin ardından artık daha kararlı  ve rahat hissediyordu. Kafasını yeterince toplamıştı ve şu ana kadar her şey yolunda gidiyordu.

Elyama ile Mara çoktan savaşa dahil olmuştu. Bir köşede Alaz’ ın savaşçıları ile dövüşüyorlardı. Garnap, Cender’ in yanında dikilmiş savaş meydanını gözleriyle tarıyordu. Sonunda onu bulması çok sürmedi. At kuyruğu yapılmış, oradan oraya savrulan gri saçlar gözüne çarptı.

“Tiran toparlandı, daha iyi görünüyor,” dedi Berzab. Dövüşe Ara verdiği sırada gidip onu görmüştü. “Bu, iyi bir haber,” dedi Yenira. Üzerine doğru koşan düşmana dikkatini verdi.  Kendinden emin halde kılıcını savurduğunda rakibi onu durdurdu. Kılıçları çaprazlamasına birbiriyle tokuşmuştu. İkisi de kılıçlarını sertçe iterken bir anda denge bozuldu. Rakibinin kılıcı kendi kılıcının üzerinden kayıp Yenira’ nın omzuna girdi. Yenira acısını bastırıp bir tekme savurdu, rakibinden kurtuldu. Kılıç yerinden çıkınca dişlerini sıktı, gücünü ayaklarına verip dengesini sağlamaya çalıştı. Aniden önünde beliren Ceddil topuzuyla düşmanı püskürttü. “İyi misin?”

“İdare eder. Çok derine girmedi,” dedi Yenira. Kanamasını durdurmaya çalışıyordu. “Hadi, sen git, yarana baksınlar,” dedi Yenira’ ya. Ardından dövüşmekte olan Berzab ve Azaka’ ya katıldı. Azaka rakibini şaşırtmak için kurt sesi kullandı. Arkasında hırlayan, vahşi bir kurt olduğunu sanan adam yerinden sıçradı. Tam o anda Azaka onu boynundan yakaladı. Nefessiz kalan adam debeleniyordu, neredeyse bayılacaktı. Defalarca dirsek atmaya çalışsa da Azaka’ nın mengene gibi sıkılı kolundan kurtulamadı. “Ceddil, çantamdan bir ip daha çıkar, şunu bağlayalım.” Savaş sırasında esir alınanlar bir yerde toplanıyor ve sorgulanıyordu. Amaç onlardan bilgi alabilmek ve eğer varsa kendi içlerinden esir alınmış kişilerle takas yapmaktı. Sorgu ekibinin başında uzun yıllar tecrübe edinmiş bir lider yardımcısı bulunurdu.

Güneye giden savaşçıların dönüşü ile çok yorulan kişiler çekilmişti. Kazzam daha önce yaralanmışsa da toparlanmıştı. At arabasında gelirken gücü yerine gelmişti. Elinden gelen tüm gayreti gösteriyordu. İri cüssesi, güçlü yapısı ile düşmanlarının korkulu rüyasıydı. Bir elinde kılıç diğer elinde muşta ile saldırılarını sürdürdü. Muşta ile bir kişinin burnunu, birinin de el tarak kemiğini kırmıştı.  

Janef bir süre dinlendiğinden kendine geldi. Şimdi ruh hali biraz daha iyiydi. Geride bıraktığı eşini ve çocuğunu düşünüp dikkatli davranıyordu. Rembar ve Serenay’ ın babası ile sırt sırta dövüşüyordu.  Yakınlarına ateşli bir patlayıcı düşünce hepsi kendini yerde buldu. Janef’ in kolu yanmıştı. Rembar’ ın bacağına yapışan kumaş köz gibi olmuştu, yüzü acıyla kasıldı. Patlama sırasında fırlayan bir metal parçası da Karan’ ın bacağını kesmiş ve düşerken başını yere vurduğu için biraz sersemlemişti. Canı yansa da belli etmemeye çalışıyordu. Serenay endişe içinde yanlarına koştu. “İyi misiniz? Baba yardım edeyim.”

“Sakin ol kızım, iyiyiz.”

Janef koluna dokunamıyordu. Ön kolu büyük ölçüde yanmıştı. Serenay yavaşça babasını kaldırdı, kime yetişeceğini bilemiyordu. Karan’ ın yürümesine yardım ederken iyice bunalmaya başladı. Sanki savaş hiç bitmeyecek, herkesi birer birer kaybedecekti. Hava ağırlaşmış gibiydi. Dolan gözlerini babasına göstermemeye çalıştı. Üşüyordu, çok üşüyordu. Uzun süredir uzak kaldığı evine dönmek, annesine kavuşmak istiyordu.

“Dikkat et!” diye bağırdı Karan.

Serenay aniden karşısına çıkan silahlı adama kılıcıyla karşılık verdi. Ancak yeterince güçlü bir saldırı yapamadığı için adam kolayca kurtulup dönerek kılıcını savurdu. Bir anlığına ürküp başını geriye çeviren Serenay acı darbeyi bekledi ama hiçbir şey olmadı. Şaşkınlıkla dönüp baktığında adamın yere yığıldığını gördü. Krazu, Serenay’ ın başının dertte olduğunu fark edince kayıtsız kalamamıştı. “İyi misin sen?”

Serenay şaşkınlığı üzerinden atınca teşekkür etti. “Yine karşılaştık,” dedi. “Neden burada olmak zorundaydın? Aklım sende kalacak. Şimdilik gitmeliyim, dikkatli olun.” Serenay daha bir şey diyemeden Krazu koşarak gitti. Karan’ ın kafası karışmıştı. “Onu tanıyor musun?” dedi. Serenay lafı değiştirdi hemen. “Şimdi sırası değil baba, gitmeliyiz.”

“Bakıyorum da dikkatini çeken başka şeyler var. Ama sen böyle gidip durursan biz nasıl kapışacağız?” dedi Canas imalı şekilde. Krazu, tekrar Canas’ ın karşısında yerini almıştı. “En büyük meselem sizi yenebilmek. Kurtlar bile üstünüze çökmek için sırada bekliyor. Nasıl bu kadar rahatsınız? Güvendiğiniz bir şey mi var?” Canas’ ın sırıtışı sorusunun cevabı oldu. “Gitmekten de söz etmiştiniz daha önce.”

“Düşündüm de bu leş gibi dünyada daha fazla sürünmeye gerek yok. Aradığım şey burada değil,” dedi Canas.

“Ölümünüz benim ellerimden olacak zaten, hiç merak etmeyin.”

“Yapabiliyorsan yap.”

Canas’ ın kini bakışlarına yansıyordu. Sakin görünmeye çalışarak yavaşça Krazu’ ya yaklaştı. Sağ elindeki kılıcı aşağı doğru tutuyordu. Aniden hareketlendi, diğer elini hızla kaldırıp avucundaki kumları savurdu. Rüzgarın da etkisi ile kumlar Krazu’ nun gözüne girdi. Gözlerini açmakta zorlanan Krazu ansızın dibinde biten Canas’ a karşılık verdi. İşitme duyusu yüksek olduğu için onun adımlarını ve hareketlerini çözebiliyordu. Canas sertçe saldırdı, doğruca Krazu’ nun üstüne koştu ve sıçrayarak karnının ortasına iki ayağını birden geçirdi. Krazu sendeleyip geriye düşerken Canas kılıcını onun boynuna doğru savurdu. Yeterince yakında olmadığı için sadece ince bir kesik açabildi. Krazu elleriyle yerden destek alarak gövdesini hafifçe kaldırdı ve sırtını geriye vererek yukarı doğru tekme savurdu. Canas omzuna gelen sağlam tekmeyle dengesini kaybetti. Hızla ayağa kalkan Krazu sızlayan gözlerini ovuyordu. Boynundan sızan kan ince bir şerit halinde aşağıya süzülüyordu. Canas yeni bir hamleye yeltenmişti ki Alaz’ ın yardımcılarından biri onu engelledi. “Demek önce sen ölmek istiyorsun?” dedi Canas.

Garnap, Mara’ nın yanında yerini almıştı. İkisi bir olmuş ses saldırıları yapıyor, düşmanı zayıflatmaya çalışıyordu. Mara insanların gevşemelerine sebep olup onları sersemletirken Garnap yolladığı ses şoku ile bayılmalarına neden oluyordu. Elyama da bayılanları bağlamakla meşguldü. Ancak adamlardan biri bir anda kendine gelip Elyama' nın boğazına yapıştı. Kadın debelenirken birisi gelip adama tekme attı. Yüzü kırmızıya dönen Elyama başını kaldırıp bakınca şaşırdı. Bir yandan boynunu tutarken yavaşça ayağa kalktı. “Sen neden buradasın?”

“Saygıdeğer hanımefendi sizin bu savaşta yer alacağınızı tahmin ettiğim için Lider Cender’ in peşine takıldım. Neyse ki dövüşebildiğimi söyleyince kendisi bunu sorun etmedi. Savaşı duyunca sizin için nasıl endişelendim bilemezsiniz.”

Elyama hâlâ şaşkındı. Saro’ yu bir daha görmeyi beklemiyordu. Ayrıca şu an gerçek bir savaşçı gibi görünüyordu. Saro arkadan yaklaşan bir adamı fark edip ona döndü. Kılıcının kabzası ile başına vurduğu adamı bayılttı. “Ah, ne diyordum? Siz iyisiniz, değil mi?”

“Sayenizde iyiyim,” dedi Elyama.

“Sizinle birlikte dövüşecek olmak benim için bir şereftir.”

Elyama, Saro’ nun ciddi ve samimi ifadesi karşısında gülümsemekle yetindi. Böyle bir anda ne diyeceğinden emin değildi. “Hadi, başlayalım o halde.”

Canas, Krazu’ yu  koruyan yardımcının karnına kılıcını saplamıştı. Adam olduğu yere çöktü. Krazu kan çanağına dönen gözlerini yeni açabilmişti. Arkadaşının yere yığıldığını görünce öfkelendi, yavaş yavaş kontrolünü kaybediyordu. Bakışları uzaktaki birine odaklandı. Ne yapıp edip onu şimdi savaşın içine sürüklemeliydi. Her şeyin bir an önce sonlanması için Dazzaplılara ihtiyacı vardı. Canas için daha fazla vakit harcamak istemiyordu.

Zorkan kaşları çatık ve canı sıkkın halde beklerken işittiği sesle irkildi. “Ben Lider Alaz’ ın yardımcısı Krazu. Şu an Lider Canas ile dövüşmekte olan kişiyim. Kendisinin gizli bir planı olduğundan ve bu uğurda herkesi gözden çıkarabileceğinden şüpheleniyorum. Vakit geç olmadan onu birlikte durdurmalıyız. Lütfen bana kulak verin.” Lider şaşkınlıkla ve sabırla konuşmanın sonlanmasını bekledi. Bakışlarıyla alanı taradı, ikisini bulması biraz zaman aldı. Krazu’ nun sesi tekrar zihninde yankılandı. “Şimdi size aramızdaki konuşmayı aktaracağım.”

Chitan liderin dikkat kesildiğini fark etmişti. “Efendim, bir şey mi oldu?”

Zorkan hemen elini kaldırdı. “Sessiz ol.” Sesindeki vurgu yardımcısının hemen susmasına neden oldu. Liderin mavi gözleri kısılmıştı.

“Lider Canas gerçek yüzünüzü tam olarak ne zaman göstereceksiniz? Savaşı kaybedince mi yoksa? Zira kazanacağınıza ihtimal vermiyorum.”

“Ben istediğimi elde etmeden asla pes etmem. Sizin vaktiniz doluyor artık işe yaramaz sisteminiz başınıza çökecek.”

“Nasıl olacak o?”

Canas güldü. Başını hafifçe göğe kaldırdı. “Karanlık, benim en büyük yardımcım olacak.” Sonra koşup tekrar saldırdı.

“Sizi anlamakta zorlanıyorum.”

“Merak etme, yakında acı gerçeklerle yüzleşeceksiniz hepiniz.”

“Lider olduğunuzdan beri çok değiştiniz. Yoksa Lider Canova’ nın ölümü sizin için bir fırsat mı oldu? Babanız için gerçekten üzüldünüz mü?”

“Babamın adını ağzına alma! Beni duygusuzluk ve çıkarcılıkla itham edemezsin.”

“Yaptıklarınızla sözleriniz uyuşmuyor ama.” Krazu kılıcıyla kendini savunuyordu.

Canas büyük bir hırsla kılıcını Krazu’ nun uyluğuna sapladı. O kadar sert vurmuştu ki Krazu kemiğinin kırıldığını sandı. Acıdan yüzü renk değiştirdi. Ses giderek azalınca Zorkan endişeye kapıldı, her şeyi duymak istiyordu. Canas delicesine güldü. “Aptal. Söylediklerinden çok daha fazlası var. Kehaneti gerçekleştirmek için onu ben öld...” Ses tam o sırada kesildiğinde Zorkan’ ın gözleri dehşetle açıldı. “Bu olamaz.” Yaşadığı ilk şoku atlatınca atının üstünde geriye döndü. “Herkes peşime düşsün, şimdi savaşa giriyoruz!” Savaşçılar hemen atlarına atladı, kurtlar hazır vaziyete geçti. Zorkan adeta gürledi. “Hücum!” Aynı anda herkes aşağı doğru inmeye başladı.

Canas kılıca daha da bastırınca açılan kesikten yoğun şekilde kan akmaya başladı. Krazu dayanamayıp bağırdı. Canas kılıcını çekip bu kez Krazu’ nun göğsünü hedef aldı. Krazu zorlukla kendini yana atınca kılıç yere saplandı. Bacağından dökülen kan toprağı boyuyordu. Canas savaş naralarını işitince başını kaldırdı. Kurtların hırlayarak ileri atıldığını, Zorkan’ ın öncülüğünde savaşçıların alana yayıldığını gördü. Heyecandan bir an ne yapacağını şaşırdı. Gözünde sanki her şey ağır çekimde hareket ediyordu.

Zorkan tüm heybetiyle ilerliyordu. Hedefi doğrudan Canas' tı. Az önce işittiklerini hala kabullenemiyordu. Canas’ ta bir bozukluk olduğunun farkındaydı ama onun babasını öldürmüş olabileceğini tahmin edemezdi. Öfkeden deliye dönmüştü. O anda gözünün karardığını sandı ama karanlığa gömülen gökyüzüydü. Sanki birden güneşin önünü bir cisim kapatmıştı. Herkes şaşkın halde kalakaldı, dövüşü bıraktı. “Neler oluyor?” dedi Zorkan hayretler içerisinde. Kurtlar huzursuzca kımıldamaya, ulumaya başladı.

Serenay ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Gün ansızın geceye dönmüştü. Art arda düşen yıldırımlar etrafı aydınlatıyordu. Herkesin yüreğini ağzına getirecek büyük bir gürültü koptu. Havada bembeyaz bir ışık belirdi. Giderek genişleyen ışık kapısından içeri çok sayıda karanlık siluet girmeye başladı. O kadar kalabalıklardı ki manzarayı gören herkes dehşete kapıldı.

Şimşek çakınca Serenay gördüğü şey karşısında bayılacak gibi hissetti. Havada süzülen ve zırhının göğüs bölgesinde akrep sembolü olan kişi Harula’ dan başkası değildi. Tıpkı zaman kaymalarında göründüğü kadar korkutucuydu. Arkasında dağılarak süzülen pelerini dumandan oluşmuş gibiydi. Kötücül bakışları tek bir şeyi çağrıştırıyordu: ölüm.

Pir-i Lezzet (Kitap)

  Kitap oldukça ilgimi çekti. Hikaye bir beyin konağında verilen ve saraydan önemli isimlerin teşrif ettiği bir ziyafetle başlıyor. Sofrada ...