6 Nisan 2021 Salı

Savaş Çığırtkanı- 4.Bölüm (Roman)


 

BÖLÜM 4

  

Seçilmişlere Mektup-Butah

 

Avcı uzun bir yolculuğun ardından, kayaların çevrelediği mağaranın girişine vardı. Son yaşananları tekrar zihninde canlandırdı. Liderlerin hararetli tartışması devam ederken her taraf sisle kaplanmış ve beklenmedik bu durum liderleri şaşırtmıştı. Ancak Zorkan diğerlerinden daha dikkatli çıkmış ve onu fark etmişti.  Eğer orada yakalansaydı her şey sona ermiş olacaktı. Bu ihtimali düşündükçe deli oluyordu.

Kara Elçi’nin uyarısına rağmen avı için böyle çarpıcı bir son hazırlamak istemişti. Tüm bu olumsuz düşünceleri kafasından atarak gülümsedi. Ne de olsa o toplantı anını seçerek gerçekten çok yankı uyandıracak bir iş yapmıştı. Aldığı büyük riske değmişti.

“Her şey daha yeni başlıyor. Muhakkak, muhakkak liderler birbirine girecek,” dedi sinsice gülümseyerek.

Avcı yine maskeyle yüzünü gizliyordu. Gece karası pelerini arkasında dalgalanırken kendinden emin adımlarla ilerledi. Bu mağara uzun süredir gizli sığınakları olmuştu. Elindeki meşalenin aydınlattığı geçitte metrelerce yol kat etti. Koridorlar çok düz ve güvenilir görünmesine rağmen her ihtimale karşı Kara Elçi tarafından tuzaklarla donatılmıştı. Avcı bir süre sonra bir salonu andıran boşluğa adım attı.

“Avcı, seni bu kadar çabuk burada görmeyi ummuyordum,” dedi şaşıran ihtiyar. Ayağa kalkıp Avcı’ nın yanına geldi.

“Ne zaman bir işi ağırdan aldığımı gördün ki? Yakaladığım ilk fırsatı değerlendirdiğim için, işim tahminimden kısa sürdü. Sadece kolumdan yara aldım ama mühim değil.”

“Kimdi seni fark eden?” dedi kaşları çatılan Kara Elçi.

“Lider Zorkan.”

“Anlıyorum, o çok garip birisi. Ona karşı dikkatli olmalıyız. Fakat Zorkan' ın sabırsızlık ve öfkesinin bizim işimize yarayacağını düşünüyorum.”

“Kesinlikle haklısın. Zaten daha o anda Lider Saraç’ ı indirmeye çalıştı. Bu kadar çabuk tepki göstermesini ben bile ummazdım,” dedi Avcı gülümsemesini gizleyemeyerek. “Ama çok da güçlü. Kolum bayağı kesilmişti. Geride iz bırakmamak için yoğun çaba göstermem gerekti.”

“Kolunu kullanabilecek misin peki?”

“Sorun yok, büyük oranda iyileşti bile.”

İhtiyar, gözlerini Avcı’ nın üzerinde gezdirdi. Bakışlarında tatmin olmuş gibi bir ifade vardı. Bu yüzden ona içtenlikle gülümsedi.

“Bir dahaki sefere kendine daha fazla dikkat etmelisin. Başına bir şey gelmesini istemem. Sadece sana güvenebileceğimi biliyorsun. Şimdi planımızın diğer aşamalarını uygulamaya koyabiliriz.”

“Elbette. Ne istersen yapacağımı biliyorsun.”

“Sırası geldikçe sana görevlerini açıklayacağım. Yalnız Butah halkına dikkat etmelisin. Liderini kaybetmiş bir halka ne yapacağı konusunda güvenemezsin,” diye onu uyardı ihtiyar.

Kara Elçi, ilerlemiş yaşına rağmen dinç görünümlü biriydi. Bembeyaz, uzun saçları sakalına karışmıştı. Yüzündeki kırışıklıkların fazlalığı hedefi uğruna yıllarını heba etmekten ileri geliyordu. Etekleri yere kadar uzanan eski, yırtık bir kıyafet giyerdi. Halk arasına karışıp da ağzından laf alamayacağı kimse yoktu. Ne de olsa kimse bu zavallı ve yaşlı adamdan şüphelenmezdi.

“Biliyorsun ki ben yıllarımı, atalarımdan bugüne kalmış gizli mesajları çözmekle geçirdim. Onların bir hayali vardı ve imkânsız gibi görünse de, senin de yardımınla ben bunu gerçekleştireceğim,” dedi dalgın bir şekilde.

Eski masanın üzeri parşömenlerle doluydu. Avcının hiç anlamadığı harfler ve semboller parşömenleri süslüyordu. O kadar eskiydi ki üzerindeki yazı ve semboller neredeyse silinmek üzereydi. Her ihtimale karşı ihtiyar bunların bir kopyasını çıkarmıştı. Yaşlı adam mağaradaki loş ışığın altında volta atmaya başladı. Tüm ciddiyetine sözlerini sürdürdü:

“Şüphe insanları kemirmeye başladığında, uğursuzluk dört bir yanı sardığında, dünya karanlığa gömüldüğünde, işte o an 7. Liderler Savaşı çıkacak. Böylece geçmişin kapıları günümüze açılacak.”

İhtiyarın kini ve yüzündeki acımasız ifade insanın tüylerini diken diken edecek cinstendi. Avcı sadece gülümsedi. Uzun süredir ihtiyara bağlıydı. Yaptıklarını, düşündüklerini ve emirlerini asla sorgulamıyordu. Onu geride bırakarak mağaradan ayrıldı. Serin havaya çıktığında gökyüzüne bakarak kendi etrafında yavaşça bir tur attı. Uzaktan gelen şelalenin sesi dışında tek bir ses bile duyulmuyordu.

Avcı, bir kez içindeki karanlık yanın ortaya çıkmasına izin vermişti ve kendini artık özgür hissediyordu. Kimse onu yakalayamazdı. Yüzündeki maskeyi çekip havaya attı. Gözleri vahşice parlarken Lider Canova' yı öldürdüğü anı tekrar tekrar zihninde canlandırdı. Sis, her zamanki gibi en büyük yardımcısı olmuş ve gizlice liderlerin arasına sızmasını sağlamıştı. Kalbine ölümcül darbeyi indirdiğinde liderin şaşkın bakışları kısa sürede sönmüş, ses bile çıkaramadan yere yığılmıştı. Avcı, Lider Canova’ nın ölümü ile yetinmeyecekti. 

 

*****

 

Lider’ in ölüm haberi kısa sürede tüm ülkeye yayıldı. Canas' ın, babasının yerini alacak olmasını istemeyenler olay çıkarmaya başlamıştı. Yetkililer durumun kötüye gidişini engellemeye çalışıyordu.

 Butah’ ta olaylar bu şekilde sürüp giderken Melmor’ da da bazı aksilikler baş göstermeye başladı. Lider Saraç zorlukla da olsa halkını ikna etmeye çalışıyordu. Kimileri cinayetten onu sorumlu tutarken kimileri de Melmor’ da bir liderin öldürülmesini kabul edilmez bulup gereken önlemleri almadığı için onu aşağılıyordu. Saraç gün geçtikçe daha büyük bir baskı altında kalıyordu.

Sonunda Canas’ ın tahta çıkış vakti gelip çattı. Lider Canova’ ya bağlı olan büyük bir kesim, oğlunun liderliğini kabul etmek maksadıyla meydanda yerini almaya başlamıştı. Serenay da bu özel günü kaçıramazdı. Canas’ ın yapacağı açıklamaları ilk ağızdan duymak istiyordu.

Serenay o gün erkenden kalktı. Kendisine yakıştığını düşündüğü uzun, yeşil elbisesini giydi. Saçlarını at kuyruğu yapıp sevdiği kolyeyi boynuna taktı. Aztek saraya gideceği için onu da götürmeyi teklif etmişti. Onların evine vardığında Serenay' ı fark eden bahçedeki at kişnemeye başladı. At simsiyah, parlak yelesiyle çok güzel görünüyordu. Kız atın başını okşadı, sonra gidip kapıyı tıklattı. Birkaç saniye içinde kapı gıcırdayarak açıldı.

“Hoş geldin Serenay. Biz de seni bekliyorduk. İçeri girsene,” dedi Elbruz gülümseyerek.

“Sen de mi geliyorsun bizimle?”

Elbruz, hoş bir siyah takım elbise giymişti. Saçları ilk kez özenle taranmış görünüyordu. Serenay onun alışılmışın dışındaki bu halini tuhaf karşıladı.

“Evet. Tabi, sen bu halimi görünce şaşırdın. Bilirsin işte babamı. Sadece onun isteği bu,” dedi zarif bir ses tonuyla.

Serenay, Elbruz’ un arkasından içeriye girdi. Salon oldukça büyüktü. Duvar değişik tablolar ve halılarla süslenmişti. Ahşap mobilyalar salonun her bir yanına yerleştirilmişti. Hezel odaya girdi, aceleci görünüyordu .

“Hoşgeldin canım. Benim şimdi çıkmam lazım. Sağlık ekibiyle toplantımız var.”

Serenay daha yanıt veremeden kadın gözden kayboldu. Ardından eşi içeri girdi.

“Hoş geldin Serenay. Hadi çıkalım, geç kalmayalım.”

“Aztek Amca, Sibina görmeyeli oldukça güzelleşmiş.”

“At bakımı en iyi anladığım şeydir,” dedi  adam gülümseyerek.

Üçü birlikte yola çıktılar. Aztek at arabasını sürerken Serenay ve Elbruz da arkada ayaklarını aşağıya sarkıtıp oturdu. İkisi yeni lider hakkında sohbet etmeye başladı.

“O, Lider Canova’ nın oğlu. Pek tanınan biri olmasa da liderimiz onu en iyi şekilde eğitmiştir. Hem duyduğuma göre Lider Canas sıradan insan gibi halkın içinde dolaşıp, pek çok kişiye yardım edermiş.”

“Onu çoktan kabullenmiş gibi görünüyorsun,” dedi Elbruz gözlerini Serenay’ a dikerek.

Bir çarşının içinden geçiyorlardı ki dükkanının önünde oturan ayakkabıcı bağırdı: “Hey, saraya mı gidiyorsunuz Aztek?” Aztek atı durdurdu: “Evet. Ne oldu ki?”

“Boşuna gitmeyin bence. O kişinin bir silah bile tutamadığını duydum. Geçmişte savaş okulundan atılmış, buna inanabiliyor musunuz?”

“Ne var yani sen de atılmamış mıydın?”

Adam öylece kalakaldı. Sonra omuz silkip işine döndü. Aztek derin bir nefes alıp atı sürdü. Yol boyunca benzer durumlarla karşılaştılar. Serenay henüz Canas başa geçmeden niye insanların bu kadar önyargılı olduğunu anlamıyordu.

“Aztek Amca, sence bu insanların derdi ne?”

“Bilemiyorum. Bunun sebebi ancak Canas' ı tanımadıklarından olabilir. Diğer liderler oğullarını küçük yaşta eğitmeye başlamış ve önemli görevlere yollamışlardı. Canas, göz önünde olan biri değildi. Sanırım lideri tanıma işini zamana bırakmalıyız. Lider Canova' nın ani ölümü sarstı Butah' ı. Herkesin kafası karışık doğal olarak.”

Sarmav’ a giden yol biraz engebeli olduğu için öğle vaktinde ancak oraya yetişebilmişlerdi. Meydan hınca hınç doluydu. Yoğun güvenlik önlemleri alınmıştı. Saray birlikleri Canas’ ın can güvenliği için ellerinden geleni yapıyor, şehirde adeta kuş uçurtmuyordu. Bir süre sonra sarayın kapıları halka açıldı. Herkes kapıdaki görevlilerce kontrol edilerek içeriye alındı. İçeri girmeyi başarabildiklerinde Serenay bahçenin büyüklüğüne şaşırdı.

Metrelerce genişlikteki kemerli girişten büyük bahçeye geçiliyordu. Taşlarla örülü yolun etrafı şimşir çitlerle sarılıydı. Duvarların dibinde ise alev çalıları yükseliyordu. Serenay bahçe peyzajına bayılmıştı. Rengarenk çiçek tepeleri göz alıcıydı. Ağaçlar cıvıldayan kuşlarla doluydu. Doğal taş ve kayalardan oluşan yapay şelalede ördekler yüzüyordu. Balkondan aşağıya sarkan sarmaşıklar saraya hoş bir görünüm katıyordu.

Sarayın dört bir yanına okçular vardı. Hepsi de dizlerine kadar uzanan krem tunikler giymiş, hazır bekliyordu. Kısa bir süre sonra liderin halkın huzuruna çıkacağı duyurulunca herkes sessizliğe büründü. Yüksekçe taş balkonda önce liderin en yakın yardımcıları belirdi. Liderin gelmesini bekleyen Serenay iyice sabırsızlanmıştı, gözlerini bile kırpmadan balkona bakıyordu. Ağır adımlarla balkona adım atan genç lider sonunda göründü.

Canas babasının giydiği kaftanın aynısını giymişti. Yüzünde ciddi ve üzgün bir ifade vardı. Buna rağmen kendinden emin bir duruşu, güçlü bir yapısı vardı. Koyu renk gözleri, simsiyah ve parlak saçları, sert yüz hatları ile dikkat çekiciydi. Serenay, bir an hayranlıkla bakakaldı lidere. Bu arada insanlar aralarında fısıldaşmaya başladı.

Canas bir süre sessizce halkı izledi. Herkes Canas’ ın anlatacaklarını ve onun babasının yerini doldurabilecek kapasitede olup olmadığını merak ediyordu. Canas geniş balkonda biraz daha ileriye çıktı ve ellerini balkonun korkuluklarına dayadı. Eski liderin en iyi yardımcısı Şeyad ona cesaret vermek istercesine yanı başında dikiliyordu. Daha doğrusu liderin her adımını takip ediyordu. Bu durumdan bunalan genç lider bir an gözlerini kısarak ona baktı. Bunun üzerine Şeyad bir kaç adım geriledi. Lider sonra halka döndü, hafifçe öksürüp konuşmasına bir giriş yaptı.

“Ben, Lider Canova’nın oğlu, yeni lideriniz Canas. Aranızdan birçoğunuz belki de beni ilk defa görüyor. Genç olmam sizi yanıltmasın. Babamın yerini doldurmak kolay değil. Yine de Butah halkı için elimden geleni yapacağıma emin olabilirsiniz. Biliyorsunuz ki yakın bir zamanda babam Lider Canova, hunharca katledildi. Katil veya katillerin kim olduğunu henüz bilmiyoruz. Kim, bir lideri öldürebilecek kadar ileri gidebilir bilmiyorum. Fakat bu, sonucu değiştirmeyecek. Babam artık aramızda yok,” dedi ve kelimeler boğazında düğümlendi.

Serenay, Canas’ ın haline üzülmüştü. Liderin gözleri çökmüş ve biraz da yorgun görünüyordu. Babasının ölümü onu çok sarstığı belliydi. Tüm bunlara rağmen Canas ayakta durup halkın karşısına çıkabilmişti. Herkes dikkatle onu dinliyor ve sözünü kesmemek için çıt bile çıkarmıyordu. Canas kendini toparlayarak konuşmasına devam etti.

“Bunu yapan her kimse bulacağız. Babam bu ülkenin gelişimi için çok uğraştı. Şu ana kadar geri planda kalsam da babamın misyonunu artık ben üstleneceğim. Yakın bir zamanda aranızdan seçeceğim bazı kişilere görevler vereceğim. Babamın katilinin bulunması ve cezalandırılması için gerekli bir görev bu. Desteklerinizi benden esirgemeyin. Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Sağlıcakla kalın.”

Canas eğilip halkı selamladıktan sonra yardımcılarıyla birlikte içeriye girdi. Az sonra sarayın içinde tören düzenlenecekti. Herkes içeriye akın ederken Aztek artık geri dönmeleri gerektiğini söyledi. Serenay kalıp töreni izlemeyi çok istemesine rağmen karşı çıkmadı. Uzun uğraşlar sonucu insan selini aşıp sarayın dışına adım atmayı başardılar. At arabasına binip yola koyuldular.

“Sence Lider Canas güvenilir birisi mi?” diye sordu Elbruz.

“Henüz bir şey söylemek için erken ama yine de söylediklerinde samimi gibi geldi bana,” dedi Serenay.

“Umarım öfke ya da üzüntü içinde aceleyle hareket edip de Butah’ a zarar verecek kararlar almaz. Bana biraz tecrübesiz gibi göründü.”

“Bence sen abartıyorsun. Her şeyin yoluna gireceğine inanıyorum ben.”

“Ayrıca liderler arasında en genç kişi o olacak şimdi. Sözünü nasıl geçirebilir, diğer liderlerin saygısını nasıl kazanabilir bilmiyorum. Gerçi Lider Canova gibi kimse olamazdı.”

“Bunun yaşla ilgili olduğunu düşünmüyorum. Saygıyı kazanmak için akıl ve sağlam bir karakter yeterlidir.”

Elbruz bir şey diyecek oldu ama sustu. Yol boyunca pek konuşmadan Karta’ ya vardılar. Serenay Aztek’ e teşekkür etti ve oradan ayrıldı.


4. bölüm devam edecek...

13 yorum:

  1. Canas'ı zor günler bekliyor gibi 😅 Kaleminize sağlık, harika gidiyor 🙏☺️

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle gibi görünüyor. Bakalım Canas ne kararlar alacak? :) Beğenmenize sevindim, yorumunuz için teşekkür ederim. :)

      Sil
  2. Ortalık kızışıyor. Yazdıklarını okumak çok heyecanlıydı. Devamını bekliyorum. Kalemine sağlık. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, ortalık yavaş yavaş karışıyor. Heyecanlı bulmana sevindim, benim için önemli bir nokta. :)

      Sil
  3. hımm şimdi önce avcı ve kara elçi ye de geçtik, o yönden de ilerilicek demekki roman, neymiş bakalım şu kin ve intikam, geçmişten gelen bir sır var herhalde, canas da geçti başa hayırlısı, romanda en tatlı tayfa serenay ve çevresi şimdilik :) very good very nice :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Avcı ve elçiye ara ara değineceğim, onları unutturmamam lazım. :))
      Yakında bir sürü yeni karakterler eklenecek, belki daha çok sevdiğin olur. :) Güzel yorumun için teşekkür ederim.

      Sil
  4. canas iyi biri gibi ama tecrübesiz olması da dezavantaj tabi halkın panikle onu kabul edememesi normal :) umarım saçma kararlar almaz acısıyla :) belki ajanlar gönderecektir olayı kendi araştırmak için ve muhtemelen serenay da onların içinde olacak :) devamını merak ettiim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle bu kadar çabuk okumanı beklemiyordum. Harikasın, teşekkür ederim yorumların için de. 😀
      Canas' ın yeni kararları yakında belli olacak. Serenay da dahil olacak evet. :)

      Sil
    2. ders çalıştığım için çok sık blog dolaşamıyorum son zamanlarda o yüzden uzun süre gidemediğim olduğunda aklım kalıyor bir uğrayınca da birkaç yazı birden okumayı seviyorum :) Hikaye de gerçekten merak uyandırıcı ve heyecanlı olunca son bölüme kadar geliverdim :D Merakla bekliyorum devamını :)

      Sil
  5. Canas'la Serenay arasında duygusal bir ilişki oluşacak muhtemelen. Ama bunun için önce Canas'a biraz kendini göstermesi gerekiyor:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O konuda fazla yorum yapmayım. Aslında görevleri bayağı sürecek. Yorum için teşekkürler. :)

      Sil
  6. Yolda yeni lider hakkında atıp tutan adama Aztek'in verdiği cevap çok iyiydi :) Yeni lideri de yakışıklı biri olarak bekliyordum öyle çıktı :) Bence sandıklarından daha güçlü birisi olacak. Bir de sonunda isimlere alıştım. Başlangıçta biraz karıştırmıştım açıkçası ama bu bölümde fark ettim ki her şey oturmuş zihnimde. Bir de hani bir kurguyu okurken keşke uyarlaması olsa deriz ya bazen, senin kurgunu okurken de öyle düşünüyorum şimdi :) Aklımda her şey dizi gibi dönüyor :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aztek iyi biri ya. :) Yeni lider güçlü ve yakışıklı evet. :)) İsimlere alışmana sevindim. Biraz garip isimler seçiyorum ama okunması kolay olsun diye dikkat ediyorum. :) Uyarlama hayali bile çok güzel, uyarlamaya değer görmen mutlu etti beni. :)

      Sil

Savaş Çığırtkanı 2- 16.Bölüm (Roman)

  BÖLÜM 16   Harula’ nın Doğuşu- Tilkar   Birkaç asır önce... Kadının doğum sancıları uzun süredir devam ediyordu. Ebe alnındaki...