Bir Karakter meselesi sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Bir Karakter meselesi sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

29 Aralık 2023 Cuma

Jujutsu Kaisen 2. Sezon (Anime)

 


 İlgiyle takip ettiğim animenin 2. sezonu yeni bitti. Çok gecikmeden 3.sezonun çıkmasını istiyorum da iki yılı bulur galiba. 🙄

 Paylaştığım Bir Karakter Meselesi serisinde karakterlere değindiğim için genel olarak konuyu anlatayım. Sezonun ilk birkaç bölümünde, Jujutsu Koleji'nin hocası ve en güçlü Jujutsu büyücüsü olan Gojo'nun ergenlik dönemlerine yer veriliyor. Nasıl daha güçlü hale geldiğini, yenilmez oluşunun hayatında ne gibi değişikliklere yol açtığını görüyoruz. Gojo o zamanlar fazla neşeli ve hayat dolu, tabii ilk darbeleri yedikten sonra biraz değişiyor. Şimdiki korumacı hali ve çabası da o dönemlere uzanıyor bence. En yakın arkadaşı olan Geto ile yollarının ayrılması aslında olumsuzlukların başlangıcı olmuş bir bakıma. Önceleri daha sorgulayıcı, eleştirel olan Gojo iken yaşananlar neticesinde ve onun Geto'ya sorduğu sorularla esas değişimi yaşayan Geto oluyor. Tabii bu değişimi tetikleyen başka şeyler de var. 

  Sezonun sonraki bölümleri genel olarak karanlık ve karamsar geçiyor. Dünyaya farklı pencereden bakanlar, bazı şeyleri kabullenemeyenler kendi emellerini hayata geçirmek için büyük bir plan yapıyor. Tabi bunun için öncelikle Gojo'nun etkisiz hale getirilmesi gereklidir. Bu yüzden pek çok insanın hayatını tehlikeye atmaktan çekinmezler. Shibuya İstasyonunda insanlar rehin alınır, durumu öğrenen Gojo ve diğer jujutsu büyücüleri olay yerine intikal eder. Planın geniş çaplı düşünülmesi ve beklenmedik aşamaları bizimkileri hazırlıksız yakalar. İlerleyen bölümlerde pek çok karakter savaşmak zorunda kalır, kayıplar verilir.

 Ana karakterimiz İtadori ilk sezondan beri lanetler kralı Sukuna'nın taşıyıcısıydı. Burada bir şekilde serbest kalan Sukuna'nın semtte estirdiği dehşeti görüyoruz. Sukuna için o an bir kişi hariç kimsenin canının kıymeti olmadığından verebileceği en fazla hasarı verip aradan çekilir. İtadori suçluluk hissettiği için yaşadığı ruhsal çöküşün ardından toparlanmaya çalışır. Aksi gibi kötü olaylara da hep o şahit oluyor.

 Anime filminden sonra kaç bölümdür görmeyi beklediğim Yuta da tam sezon sonunda karşımıza çıkıyor, hem de aldığı beklenmedik kararla. Yine her zamanki gibi nazik ve düşünceliydi. ☺️

 Pek çok şey yarıda kaldı, bazı karakterleri yaşanan olaylardan sonra bir daha göremedik, kimilerine ne olduğu belirsiz, bir an önce üçüncü sezonun gelmesini istiyorum. 😊 Fırsat bulduğum anda mangasından devam edeceğim. Zaten çoğu önemli şeyi öğrendim önceden. Yine de okuyup detayları bilmek güzel olacak.

 Çizimleriyle, akıcılığı, müzikleri, olay örgüsü, ters köşeleriyle bu sezonu çok beğendim ben. 🤗 Bu sezonda Choso'yu çok sevdim, ilginç ve renkli bir karakter. Nanami'ye daha fazla yer verilmesi de, onu tanımamız adına çok iyi olmuş. Zaten ilk sezonda da severdim onu. Seride gereksiz olduğunu düşündüğüm bir iki karakter de vardı ya neyse. Her şey istediğimiz gibi olmuyor işte. :) (gifler: tenor.com) spoiler içeriyor gifler




Ergen Gojo vs Toji (Megumi'nin babası)


 Shibuya İstasyonundan bir kare (Gojo'yu böylesine yoran hayat bize ne yapmaz. 😅 )




 Megumi vs Toji (Süper hızlı ve güçlü babaya tavşanlarla saldırmak 😅😆)



 Bu nasıl güç, nasıl cesaret? Megumi'nin bile isteye kendi ayağına sıktığı an...





 Sukuna ve gücü... (ona yürüyen doğal afet diyorum) 


 2. sezonun giriş parçası da çok iyi. Ne kadar spoiler içeriyormuş meğer, tabi bölümleri izledikten sonra anlıyoruz neyin kastedildiğini.



6 Mart 2024 Çarşamba

Shingeki no Kyojin (Attack on Titan) - Anime

 


  Efsane olarak nitelendirebileceğim bir anime. Yıllar önce serinin bir kısmını izlemiştim, şimdi seri tamamlandığı için en baştan başladım. İyi de oldu, unuttuğum ya da dikkat etmediğim pek çok detay varmış. 

 İnsanların soyu devlerin saldırıları sonucu tükenme noktasına geldiğinden beri inşa edilen surlar varlığını sürdüreli yüz yıl geçmişti. İnsanlar güven içinde yaşasa da Eren dış dünyayı merak ediyor, özgürlüğü hissetmek istiyordu. Dahası eğer bir gün bir saldırısı olursa hazırlıksız yakalanacaklarından korkuyordu. Çünkü yüz yılın verdiği rehavet ve rahatlık vardı insanların üzerinde. Kısa süre sonra devlerin aniden saldırması ile Eren'in haklılığını da görmüş olduk. Dış surdaki insanlar katledilirken canını kurtarabilenler iç surlara sığınmaya çalışır ve mülteci konumuna düşer. İnsanların çaresizliği ve yaşadığı dehşet yoğun şekilde hissediliyor.

 Bu karanlık günlerin ardından devleri yok etmeye yemin eden Eren, birlikte büyüdüğü Mikasa ve arkadaşı Armin ile orduya katılır. Eren'in amacı Keşif Birliği'ne katılıp dış dünyaya çıkmak ve insanlığa yararlı olabilmektir. Mikasa içlerinde en yetenekli kişidir, Armin -kendine güveni az ve fiziksel açıdan yetersiz olsa da- zeki ve çözüm odaklıdır. Bu noktada Eren ise kararlığı, azmi ve cesareti ile ön plana çıkıyor. Mikasa, Eren'i ailesi olarak tanımladığı için herkesten çok ona sadıktır ve daima onun ardından gider.

 Keşif Birliği canla başla savaşırken ve sürekli kayıp verirken halkın onları sadece eleştirmesi acımasızcaydı. Özellikle komutan Erwin ve Levi çoğu yükü omuzlamışken bir de diğerlerinin o ikisini duygusuzlukla suçlaması sinir bozucuydu. Onların yerinde başkası olsa bu aşırı stresli görevlerin altından kesinlikle kalkamaz, doğru strateji yapamazdı. Görevler sırasında ikisinin de keskin zekası ve azmine şahit oluyoruz. Özellikle Erwin tam lider, her durumda en doğru sonuca ulaşmayı başarıyor. Levi ise resmen dövüş makinesi, Erwin'e ve kararlarına harfiyen uyar. Keşif Birliği'nin tüm darbelere rağmen tekrar tekrar küllerinden doğması inanılmazdı.

 Anime her ne kadar fantastik olsa da konunun işlenişi ve karakter gelişimleri yönünden distopyaya benziyordu. Başlangıçta her şeyden habersiz olan insanların karşı karşıya olduğu çaresizlik, yaşanan yeni gelişmeler sonrasında aldıkları tavır çok çarpıcıydı. İnsanlar zayıftı, sırlarla ve surlarla örülü dünyada yapabilecekleri kısıtlıydı. En zeki ve yetenekliler bile koşulları pek değiştiremiyordu. İçte de kaos hakimdi, adaletsizlik her yerde olduğu gibi surlar içinde de vardı.

 Devlerle ilgili sırlar uzun yıllardır açığa çıkamamışsa da artık insanlar devler hakkında bir şeyler öğrenmeye başlar. Açığa çıkan sırlar can yakıcıdır. Özgürlüklerinin başlayacağına inandıkları noktaya geldiklerinde artık daha çetin mücadele etmek zorunda kalırlar. Çünkü gerçekler beklenenden çok daha yıkıcıydı.

 İnsanları kaçamayacakları, iğrenç bir kâbusun içine hapsedip onları canları pahasına, vahşice savaşmaya iten zihinler geçmişte olduğu gibi yine onlara şeytan gözüyle bakıyordu. Tarih tekerrür edermiş, acı sonuçlar başka acıları doğururmuş hep. (Spoiler vermeden en kapalı haliyle böyle açıklayabiliyorum finali, yani 4.sezonu.) İnsanlık yüzleşemediği korkuları içlerinde gittikçe daha büyütüp esas kendileri şeytan haline geldi. Bunun bedelini de çok kişi ödedi. Eren'in yaptıkları, yüzyıllardır birikmiş toplum iradesinin dışa vurmuş hali gibiydi. Son sezon beyin yakıyor, her şey o kadar karmaşık ve birbiriyle bağlantılı ki esas suçluyu aramak bu noktadan sonra anlamsız oluyor. Finali izleyince her şey bunun için miydi diye soruyor insan. Pek çok karaktere kızdığım da oldu, saf iyi olan kimse yok açıkçası. Herkes bir yerden sonra yapmaz dediğimiz şeyleri yapabiliyor, çaresizlik ve idealler de en büyük etken tabi. Mutlu sonla biten animelerden değil ama çok çarpıcıydı. Seçimlerimizin kaderimizi nasıl belirlediğini iyi anlatıyor. Muhakkak izlenmesi gereken animelerden biri, etkisinden çıkmak güç. (Gifler: tenor.com)

Eren Yeager


Erwin Komutan

Levi Ackerman

Mikasa Ackerman

Armin






 En ilginç karakter bence Levi'ydi. Ne yapacağını kestirmek güçtü. Kendinden emin tavırları,  gücü ve özgüveni onun kusursuz olduğu izlenimini verirken değişik düşünce yapısı, ani ve sert çıkışları, temizlik konusundaki hassasiyeti onu belirsiz kılıyordu. Hayır, bir insan aynı anda nasıl bu kadar havalı, güçlü, karizmatik, huysuz, ürkütücü, ciddi, saygıdeğer olabilir. 😎🤭 Ufak tefek olmasına rağmen ondaki karizma kimsede yoktu. Bence kalıplı olmaması, ona dövüş konusunda avantaj sağladı. Devlerle savaşırken manevra teçhizatını onun kadar iyi kullanan yoktu.

 Eren'e gelirsem onla ilgili söylenecek çok şey var. Bir Karakter Meselesi serisinde ona yer vereceğim için fazla uzatmayım. Belki de en zor kararları almak zorunda olan kişiydi. Çok çabaladı, direndi, ölümüne savaştı. Eren'in yaydığı karamsarlık içinize işliyor.

 Armin sevimli bir çocuk gibi görünür, aslında her şeyden çabuk da etkilenir ama çoğu kişinin göremediği detayları fark edip çözüm bulur. Duygusal konuşmaları gaza getirir cinsten. Belli yönlerden komutan Erwin'e benzetiyorum onu. Ruhen çökse de bir şekilde umut etmeyi kesmeyenlerden biri. 

 Mikasa, Ackerman soyunun güçlü yanlarını taşıyor. Levi gibi güçlü, gözü kara, zaten Levi de bir Ackerman. İkisini de birbirine benzettiğim çok oldu. Yine de Mikasa, Levi zorba gibi göründüğü için ondan pek haz etmezdi. Eren'e olan bağlılığı olmasa Mikasa bu kadar canını dişine takıp savaşmazdı gibi geliyor. Keşif Birliği için büyük bir nimetti. İzlediği yol pek çok hayatı da etkiledi, yapması gerekeni yaptı hep. 


 Animenin en sevilen müziğini de paylaşayım. Türkçe altyazılı, sözler tam da Eren'i yansıtıyor.





23 Aralık 2022 Cuma

Yüzüklerin Efendisi (2.Kitap)

 


İki Kule


 Yüzüklerin Efendisi'nin ikinci cildini okudum. Araya başka şeyler girdiği için süreç biraz uzadı. Geç olsun güç olmasın, hemen konuya geçeyim. :)

 Elf diyarı olan Ayrıkvadi'de alınan karar sonucu Frodo ve beraberindekiler yola çıkmıştı. Dokuz kişi ile başlayan zorlu yolculuk bir süre sonra grubun dağılması ile sonuçlanmıştı. Ayrı düşenler birbirinin ne halde olduğundan habersiz yollarına devam etti. Karşılarına çok engeller çıktı ve hiç hayal edemeyecekleri tehlikelerin içinde buldular kendilerini.

 Frodo üzerinde ağır bir yük hissettiği ve dostlarını tehlikeden uzak tutmak istediği için tek başına ilerlemeyi seçmişti. Yine de en yakın dostu Sam onu hiç yanlız bırakmaz. İkilinin işi çok zordu. Bilmedikleri coğrafyalarda, çeşitli tuzaklara rağmen pes etmezler. Umutlarının tam tükendiği anda yeni bir kapı açılır önlerinde ve zor seçimler yapmak zorunda kalırlar. Bu seçimler kaderleri olur adeta. Bu kadar derdin içinde bile bu küçük hobbitlerin nezaketi elden bırakmamaları hoştu. :)

 Eski ariflerden Saruman yoldan çıktığından beri pek çok kötülüğe sebep olmuştur. İsengard'da karanlık bir ordu toplar ve kendisine karşı gelenlerle savaşır. Niyeti yüzüğün peşindeki Karanlıklar Efendisi Sauron'un yanında yer almış gibi görünüp güya sonradan onu alt etmektir. Ancak Gandalf zamanında herkesi yüzüğün hiç kullanılmaması gerektiği konusunda uyarmıştı. Bu kadar büyük bir güç iyi kimselerin elinde bile olsa ancak felakete yol açardı. Yüzük taşıyıcısı Frodo neyse ki bu öğüdü tutup kimseye güvenmedi. Sezgileri onun rehberi oldu, insanların içini okuyabilir hale geldi. O, aksini iddia edenlere inat yüzüğün yok edilmesi gerektiğine inanıyordu. Yanında Sam olmasaydı Frodo ruhen daha çok yıpranır ve fazla ilerleyemezdi. Sam'in bağlılığı ve dostluğu paha biçilemez boyuttaydı. Aynı zamanda iyi insanlarla da karşılaştıkları için şansları yaver gitti. Sona doğru gerilim artıyor. Filmini izlediğim için ne olacağını bilsem de merakla okudum. Frodo'nun da Sam'in de kararlılığına ve azmine hayran kaldım. 

 

 Tolkien'in üslubunu çok seviyorum, dile çok hakim ve kuvvetli bir anlatımı var. Kafasındaki coğrafyayı, ırkları bu kadar iyi şekillendirebilmesi çok iyi. Her ırkın kendine has kültürü, konuşma tarzı ve yaşam standartları var. Ent denen ağaç ırkını çok sevdim mesela, bayağı farklı ve sempatik geldiler bana. :) Karakterlerin gelgitleri, eski günlere olan özlemleri, umutsuz da olsalar başka çare göremedikleri için ilerlemeleri çok güzel yansıtılmış. Bu bölümde upuzun yolculuk devam ediyor, karakterlerle birlikte diyardan diyara yolculuk ediyor insan. Fark ettim ki filmlerinde pek çok şey hızlı gelişmiş. Kitabı okurken çoğu şeyi daha iyi kavradım. Karakterlerin amaçları, neyi neden yaptıkları, hırsları daha iyi anlaşılıyor. 

 Diyaloglar da ayrıca hoşuma gitti. Bazı cümleler basit görünmesine rağmen derin anlamlar içeriyordu, bazıları da gülümsetecek kadar doğal geldi bana. :) Diyaloglar konusunda da en sevdiğim kitap Yüzüklerin Efendisi oldu diyebilirim. O kadar nahif, içten, isabetli, bilgece...

 Kitapta çok kadın karakter yok ama yer verilen kadın karakterler de güçlü ve saygıdeğerdi. Yazarı bir diğer takdir etme nedenim de bu oldu. Yazarların bir kadın karakter ekleyip de konuyu abartılı dış görünüş ve müstehcenliğe bağlamalarından bıktık artık.

 

Alıntılar


 "Ben de geleceğim," dedi Gimli. "Galadriel Hanım meselesi hâlâ aramızda halledilmedi. Daha size kibar konuşmasını öğreteceğim." "Göreceğiz," dedi Éomer. "Öyle garip şeylerle karşılaştım ki, bir cüce baltasının sevgi dolu darbeleri altında zarif bir hanıma hoş söz söylemeyi öğrenmek beni pek şaşırtmayacak. Hoşça kalın!"

(Bu hoş sohbet beni güldürdü. Éomer yeterince tanımadığı Galadriel Hanım hakkında yanlış bilgilere sahip olduğu için önyargılıydı. Ve yakın zamanda tanıştığı asil Galadriel'e laf edilmesi cüce Gimli'ye dokunmuştu.)

"Sanki gözlerin gerisinde asırların hatırası; uzun, yavaş ve sabit bir düşünce ile dolu muazzam bir kuyu varmış gibi görünüyordu; ama yüzeyi şimdiki zaman ile pırıldıyordu."

 "Lisanımız çok latif bir lisandır ama bu lisanda herhangi bir şey söylemek çok uzun vakit alır çünkü eğer o kadar uzun vakitte söylemeye ve dinlemeye değmezse biz hiçbir şey söylemeyiz."

 "Çünkü gövde ve dal yanıyor, ocak harlanıyor; biz de gidiyoruz savaşa! Kasvet diyarına, kıyametin ayak sesleriyle, davullar çalarak geliyoruz; İsengard'a kıyıma geliyoruz!" (Entler sonunda ayaklanıp düşmanın inine doğru baskına giderken...) 

 "Ben ateşten ve derin sulardan geçtim ayrıldığımızdan beri. Bildiğimi zannettiğim şeylerin çoğunu unuttum ve unuttuğum şeylerin çoğunu yeniden öğrendim. Uzakta olan birçok şeyi görebiliyorum ama yakında olan birçok şeyi göremiyorum."

 "Aynı anda hem zorba, hem de öğütler veren biri olamazsınız."

  "Kaçan adam düşmanı çift görürmüş."


26 Mart 2024 Salı

Monte Cristo Kontu II (Kitap)

 


 Bu ikinci kitabı daha severek okudum. Belki de ilk kitapta giriş kısmı ve karakter tanıtımları uzun sürdüğü için biraz sıkılmıştım.

 Monte Cristo Kontu hedefine adım adım ulaşırken herkesin hayatına iyi ya da kötü dokunmaya devam ediyor. Tabii dillere destan zenginliği ve gizemli kişiliğiyle de insanlar arasında sıkça adından söz ettirmeyi sürdürüyor. Nereye gitse gözler onun üzerinde ve o soğukkanlılıkla insanların hayatına müdahale etmeyi sürdürüyor. Tesadüf gibi görünen çok şeyin arkasında o var.

 Savcı Villefort'un hanesinde gün geçtikçe kötü olaylar yaşanmaktadır. Savcı geçmişinden bir düşmanın varlığından şüphelense de kanıtı olmadığı için çaresiz kalmaktadır. Başına gelen musibetleri atlatmanın yollarını arar. Öte yandan sosyetenin ileri gelenlerinden Morcerf kontunun başı da geçmişi yüzünden derde girer. Kontun oğlu Albert babasını felakete sürükleyenin kim olduğunu öğrenmek için can atar. 

 Evlilikte ve sosyal hayatta servet en önemli konu olarak görüldüğü için insanların paradan başka şey düşünmemesi beni baydı biraz. Sürekli para mevzusu dönüyor. Kültürden kaynaklı olacak her şey gurur meselesi yapılıyor, düellolara fazla anlam yükleniyor. 

 Monte Cristo Kontunun intikam almak uğruna adım adım ilerleyişi nereye kadar sürecek bunu merak etmiştim. Düşündüğüm gibi sonlarda biraz bocalıyor ve farklı hislere bürünüyor. 

 Kitabı genel olarak sevdim. Sürükleyici ve merak uyandırıcıydı. Kont her ne kadar intikam alıyor olsa da onun geçmişiyle doğrudan bağlantısı olmayan kişilerin de bundan nasibini almış olması üzücüydü. Gerçi yine bir çoğu paragöz ve açgözlü olmanın kurbanı oldu. Kont zaman içinde, sahip olduğu güç ve ünün kölesi haline gelmiş gibiydi, bu yüzden kendini fazla kibirli bulduğumu da belirtmeliyim. Kendini yaratıcının elçisi olarak görecek boyutta körü körüne intikamına tutunmuştu. En ilgimi çeken Franz karakterinin kitapta bu kadar az yer alması ise kötüydü. 


 Ölü gibi solan Kont'un yüreğine hücum eden kan, ardından boğazına doğru yükseldi ve yanaklarına yayıldı ve gözleri kamaşmış gibi birkaç saniye boyunca etrafına kararsızlıkla baktı. 

 Belki de yüreğim başkalarından daha zayıf olduğu için onlardan daha çok acı çektim, hepsi bu.

 Düşünceler ölmez efendim, bazen uykuya dalarlar ama uyumadan öncekinden daha güçlü bir şekilde uyanırlar.

 Ahlâki yaraların gizlenseler de asla kapanmamak gibi bir özellikleri vardır; dokunulduklarında ağrımaya, kanamaya hazırdırlar; yürekte canlı ve açık beklerler.

 Sevinç, uzun süre acı çeken yüreklerde güneşten kavrulmuş toprağın üzerine düşen çiy gibi bir etki yaratır; yürek de toprak da üzerine damlayan bu iyiliksever yağmuru içine çekse de bunu hiç belli etmez.


Kitap Alışverişim

  Ne zamandır kitap sipariş etmemiştim. Birden esince şu kitapları aldım. Üsttekiler Fırtınaışığı Arşivi Serisinin devam kitapları. İlk kita...