7 Temmuz 2021 Çarşamba

Karakterler Listesi (Savaş Çığırtkanı)

 



   Merhaba arkadaşlar. Karıştırıldığı gerekçesiyle romanımdaki karakterlerden kısaca bahsettiğim bir liste hazırladım. :) Henüz okumayı bitirmemiş olanlar için fazla detaya girmedim ve bitirenler için de ikinci kitap öncesi hatırlatma olsun istedim. Kim nerenin lideri, kim kimin nesi ve göreve giden gruplara yer verdim. Önemli olmayan ya da gelecekte bahsetmeyeceğim kişileri ise atladım. Umarım düzgün bir liste olmuştur. :) 


Kara Elçi- Atalarından Lider Harula' yı kendi dönemine getirip onla birlikte dünyaya hükmetmeyi planlayan bir ihtiyar.

Avcı- Kara Elçi ile birleşip dünyayı savaşa sürüklemeye çalışan gizemli maskeli. Liderler toplantısına sızar.

 

Liderler

Lider Canova- Butah' ın lideri. 48 yaşında. Toplantıda herkesi kehanet hakkında uyardığı sırada öldürülür.

Lider Zorkan- Dazzap' ın lideri. 42 yaşında. Kimseye kolayca güvenmez, öfkeli biri. Lider Canova ile yakın dostlardı.

Lider Saraç- Melmor’ un lideri. 30lu yaşlarda. Toplantıya ev sahipliği yapan kişi. Liderlikte gözü yok, şartlar nedeniyle lider olmuş biri. 

Lider Lazinka- Galnas' ın lideri. 43 yaşında. Çıkarları için uğraşan güçlü biri.

Lider Alaz- Libmons' un lideri. 28 yaşında. Lider Lazinka ile iş birliği içinde.

Lider Cender- Meguan' ın lideri. 30lu yaşlarda. Sanata düşkün, renkli ve ilginç birisi.

Lider Canas- Lider Canova' nın oğlu. 26 yaşında. Canova ölünce yerine geçer. Babasının intikamını alacağını söyleyerek araştırma için diğer ülkelere savaşçılarını yollar.

Lider Harula- Tarihin en karanlık lideridir. Geleceğe gidip dünyaya hükmetmek istemektedir.

 

Yardımcılar

Karay- Lider Saraç' ın en önemli yardımcısı, güçlü bir savaşçı.

Garnap, Karyel- Lider Cender' in yardımcıları.

Şeyad, Valyon, Loravn, Sulna- Lider Canova' nın yardımcıları.

Yaputa- Lider Lazinka' nın yardımcısı. Daha önce bir gözünü kaybetmiştir.

Chitan- Lider Zorkan’ ın yardımcısı.

 

Galnas’ a Giden Grup

Serenay- 20 yaşında, okçulukta iyi.

Elbruz- 23 yaşında, kılıç kullanımında iyi. Serenay' ın çocukluk arkadaşı.

Yazel- Serenay' ın kardeşi. 12 yaşında. Görevde ablasına eşlik ediyor.

Janef- 30lu yaşlarda, evli ve çocuğu var. Güçlü bir savaşçı.

Verda, Ayda- İkizler, 30lu yaşlardalar. Verda savaş okulu, Ayda sanat okulu mezunu. Ayda kardeşine eşlik ediyor.

Akbar- İyi bir gözlemci, sessiz biri. Kayıp kardeşini aramaktadır.

Geyul- Dışa dönük, çok konuşan, iri yapılı biri.

 

Melmor' a Giden Grup

Yenira- 30lu yaşlarda, oldukça güçlü kuvvetli, insanlara çabuk ısınamayan biri.

Farak- 24 yaşında, enerjik ve eğlenceli biri.

Tiran- 27 yaşında, ağırbaşlı, Farak’ ın çocukluk arkadaşı.

Boratak- Lider Canova' nın yeğeni, iyi nişancı, asil görünümlü.

Ceddil- 20li yaşlarının sonunda, agresif, enerjik, yakın dövüşte iyi, kamçılı topuz kullanır.

Berzab- 40lı yaşlarda, uzlaşmacı, alçakgönüllü.

 

Dazzap’ a Giden Grup

Kazzam- Fiziksel olarak çok güçlü, ağır yükler taşıyabilir.

Markos- Beyaz saçlı, arbalet kullanır.

Dorma- Binicilik ve yakın dövüşte iyi. Savaş okulundan birincilikle mezun oldu.

Har- Dorma' nın kardeşi, 12 yaşında, Yazel' in okul arkadaşı. 

Yusan- Esmer tenli, tıbbi bilgisi var, iyi bir dövüşçü.

Holant- 30 yaşında, yapılı biri.

Mir- 28 yaşında, minyon tipli. 

 

Meguan' a Giden Grup

Sırat- Yakın dövüşte iyi, el göz koordinasyonu mükemmel.

Colevis- Sırat ın arkadaşı, azimli biri.

Elyama- Dost canlısı, nazik.

Zebbar- İri yarı biri, sabırsız, dövüşlerde genellikle balta kullanır.

Katra- Kısa boylu, şüpheci, görevden başka şeyi önemsemez.

 

Libmons’ a Giden Grup

Benay- Güçlü, azimli bir savaşçı. Binicilikte iyi. 

Podal- Çoğu şeyi ciddiye almaz, kafasına göre yaşayan biri. Saçını sık sık boyar.

Creyn- 30lu yaşlarda, Yusan' ın kocası, ciddi ve sorumluluk sahibi.

Elarin- 20li yaşlarda, sakin ve mantıklı biri.

 

Diğerleri

Fuban- Savaş Ustası olarak bilinir. Güçlü, iyi stratejiler geliştirir.

Mazal- Lider Saraç' ın eşi ve büyük destekçisi. Güçlü bir savaşçı.

Barsuk- Alev Soluyanlardan biri, kendi ekibiyle takılıyor.

Azaka- Sesin Muhafızlarından biri. Kendi halinde dünyayı dolaşıyor.

Jarlon, Zugant- Karanlık Orduyu yönetiyor, Lider Harula döneminde yaşıyorlar.

Saro- Meguan' da yaşayan Butahlı. Elyama’ ya yardım eder.

Rembar- Akbar' ın kayıp kardeşi.

Beyaz, Karan- Serenay ve Yazel' in anne babası.

Hezel, Aztek- Elbruz' un anne ve babası.

2 Temmuz 2021 Cuma

Savaş Çığırtkanı 1- 23.Bölüm (Son)





BÖLÜM 23

 


Avcının Kimliği – Butah

 

Saray savaş hazırlığına yoğunlaşmıştı. Ortamdaki gerginlik ve heyecan fazlasıyla hissediliyordu. Dövüş antrenmanları da hız kazandı. Zırhlarını giyen Canas ve Valyon kapışmaya başladı. İkisi de gücünü yeterince kanıtlıyordu. İzleyici tezahüratları arasında geçen mücadeleye ilgi yoğundu. Valyon bir anlık dikkatsizliği sonucunda kendini yerde bulunca Canas kılıcını indirdi ve elini uzatıp onu kaldırdı. “Burada bitirelim. Çok yorulduk,” dedi gülümseyerek. Nefes nefese kalmışlardı.

Canas akşam saatlerinde bir toplantı düzenledi. Pek çok kişi masada yerini aldı. Toplantı yoğun geçeceğe benziyordu. Yanlarında olacak veya karşılarında yer alacak liderlere göre yeni planlar hazırlandı. Kimlerin savaşa dahil edileceği, alınacak önlemler konuşuldu.

Kadın yardımcılardan Sulna söz aldı. “Lider Canas görevlendirdiğiniz savaşçılardan bir kısmı çok güçlüydü. Hâlâ dönmemiş olmaları önemli bir sorun olabilir.”

Canas ona döndü. “Yakında döneceklerdir. Onların savaşa hemen dahil olmalarını sağlayacak bir strateji geliştirilir. Ayrıca ülkede yeterince iyi savaşçı var. Şimdilik elimizdekilere odaklanalım.”

“Savaş Ustası Fuban da ön saflarda yer almalı. Tecrübesiyle bize çok yardımı dokunacaktır. Doğru şekilde savaşçıları yönlendirebilir.”

“Haklısın Sulna. Şu sıralar Fuban verdiğim bir görev için şehir dışında bulunuyor. Hemen ona ulaşın, geri dönsün.”

“Peki, efendim.”

Sulna zeki bir kadındı. Yakın dövüş ve dikkat dağıtıcı saldırılarda çok başarılıydı. Otuzlu yaşlarının sonlarına gelen kadın yaklaşık on yıldır lider yardımcısı pozisyonunda bulunuyordu.

Loravn söz alıp görüşlerini bildirdi. “Öyle görünüyor ki Lider Lazinka ve Alaz’ ın oluşturacağı birlik ve Lider Zorkan’ a karşı iki cephede savaşacağız. Lider Cender de bize katılacağına göre yükümüz hafifleyecek. Yine de deniz savaşlarına odaklanmalıyız. Kıtamıza ayak basarlarsa onları geri püskürtmek için çok çabalamamız gerekecek.”

Canas onu onayladı. “Donanmamız her an hazırlıklı olmalı. İlk saldırı Libmons üzerinden gelebilir. Ben savaşta o cephede yer alacağım. Dazzap konusunda ise Lider Cender ile iletişime geçelim. Güçlerimizin bir kısmını güneye yığmalıyız. Kaybetmeye yer yok asla. Sen donanmanın eksiklikleri  ile ilgilen Loravn.”

“Emredersiniz efendim.”

Loravn’ ın doğrudan savaşa katıldığı anlar nadirdi. Daha çok geri planda kalıp hataları düzeltmeye, yeni çözümler aramaya, işleri yoluna koymaya odaklanırdı. Bu konudaki başarısıyla uzun süredir yardımcılar arasında yer alıyordu.

Birkaç saatin ardından toplantı sona erdi. Lider Canas başını ovuyordu. Toplantı biraz gergin geçse de kendisine doğrudan karşı çıkan biri olmamıştı.

“İyi misiniz efendim?” Şeyad endişeli görünüyordu.

“Sadece başım ağrıyor, ilacımı getirsinler.”

“Peki, efendim. Bugün yeterince yorucu bir gündü. Kendinizi bu kadar zorlamayın, sağlığınız bizim için çok önemli.”

“Evet, yorucu bir gündü ve vakit geç oldu. Kalan konuları görüşmek için yarın yeni bir toplantı organize etmen gerek. Şimdi odama çekileceğim, dinlenmem gerekiyor. Sabaha kadar rahatsız edilmek istemiyorum.”

“Emredersiniz efendim, bununla ilgileneceğim.”

Valyon geceleri antrenman yapmayı severdi. Tüm işlerden fırsat bulduğu bir anda yine atına binip gecenin karanlığına karıştı. Kafası son zamanlarda gelişen olaylara takılmıştı. Lider Canova’ nın toplantıdaki son sözleri aklından gitmiyordu. Lider Canas savaş için hevesli görünürken Valyon yapacak bir şey bulamıyordu. Canas’ ın kendini halka ve diğer liderlere kanıtlamak için hırslı davrandığını düşünüyor, her şeyin kötüye gitmesinden korkuyordu.

Bir süre sonra atından inip yürümeye başladı. Temiz hava iyi gelmişti. Belki de her şeyi fazla abartıyordu. Kılıcını çıkardı, önünde hayali bir rakip varmış gibi hızla savurdu. Amacı çok daha hızlı dövüşebilmekti. Yorulana kadar art arda kılıcını savurdu. Biraz soluklanmak için durduğunda uzaktaki ateş böceklerini fark etti. Işıltılı manzarayı daha yakından görmek  için onlara doğru yürüdü. Bulutsuz gecede yıldızlar da olabildiğince parlıyordu.

Canas odasına geçip kapıyı kilitlediğinde kendini serbest bıraktı. Sabahtan beri gergin bir yüz ifadesi takınmak gerçekten başını ağrıtmıştı. Altın varaklı boy aynasında kendine baktı. Dudakları yukarı kıvrılmış, gözleri ışıltıyla parlıyordu. Kalbi heyecanla çarpmaya başladı. Çabalarının karşılığını yavaş yavaş alıyordu artık. Gardıroba doğru yürüdü, kilitli gözü açtı. İçinde önlenemez bir heyecan vardı. Siyah maskeyi çıkarıp yüzüne taktı. “Kara Elçi beni bekliyor olmalı.” Işıkları kapatıp bir süre bekledi. Görünmez olup balkona çıktı ve seri hareketlerle çıkıntılara basarak, sütunlara tutunarak aşağı indi. Etraftaki savaşçılara dikkat ederek ses çıkarmadan saraydan ayrıldı.

Canas vakit kaybetmek istemediği için atla gidecekti. Gözlerden uzaktaki ahıra girip atını çıkardı. Hemen mağaraya doğru yola koyuldu. Yol boyunca kimseyi görmediği için rahatladı. Birileri bir atın tek başına nereye koştuğunu merak edebilirdi. Kayalıklara yaklaştığında atından indi. Mağaraya varmak üzereyken ateş böcekleri dikkatini çekti. Her gördüğünde onları izlemeyi severdi ama şimdi vakti yoktu. O sırada Kara Elçi’ yi gördü. İhtiyarın endişeli bekleyişini fark edince tekrar görünür oldu.

“Ah Avcı, geldin demek. Bugün de gelemeyeceğini sanmıştım. Liderlerden bir yanıt alabildin mi?”

Canas gülümseyerek ihtiyara yaklaştı. “Haberler iyi, zafer yakındır.” Çevik bir hareketle kayalığın üstüne tırmandı. O sırada ihtiyarın bakışları değişti. Avcının omuzlarından geriye bakıyordu. “Takip mi edildin?”

“Maskeli, dur bakalım!”

Sesi tanıyan Canas gerildi. Takip edilmediğine emindi. “Yanlış zamanda yanlış yerdesin,” diye mırıldandı. Neyse ki Valyon konuşmaları işitemeyecek kadar uzaktaydı. Valyon mağaranın çok yakınında kendisini görmüşken onu öylece bırakamazdı. Aşağı indi ve ona doğru yürüdü.

“Demek karşıma çıkacak cesaretin var. Saraya sızan kişi sendin değil mi?” dedi Valyon. Canas sesini çıkarmadı. İstese sesini değiştirebilirdi ama Valyon bunu fark edecek kadar dikkatli biriydi. “Kimsin sen? Konuşsana!” Avcı’ nın sessizliği Valyon’ un iyice emin olmasını sağladı, o yakından tanıdığı biriydi. İkisi de aynı anda kılıçlarını çekip birbirlerine doğru koştu. Valyon tam kılıcını savuracakken etrafı sis kapladı ve aynı anda Avcı görünmez oldu.

Valyon’ un zihninde liderler toplantısı canlandı. Aynı o andaki gibi diye düşündü. “Lider Canova’ yı öldüren de sendin değil mi?” Avcı yanıt olarak kılıcını savurdu. Valyon bacağından yaralanıp geri çekildi. “Rakiplerini ancak bu şekilde yenebilirsin değil mi? Ne kadar korkak biri olduğunu görebiliyorum.”

Avcı gücünü kullanmayı bıraktı, görünür hale geçti. Bir kişi için bu kadar uğraşmaya gerek yoktu, onu kolayca yenebilirdi.

Ateş böceklerinin ışığının yansıdığı kara gözler Valyon’ a tanıdık geldi. Yine de karşısındakinin kim olduğunu çıkaramıyordu. Bir süre kılıçla dövüştüler. Valyon rakibinin hamlesini kılıcıyla durduğu anda ansızın sol yumruğunu Avcı’ nın yüzüne savurdu. Avcı yüzüne darbe almamak için son anda kendini yana attı. Kılıcını düşürmüştü ama bu darbeden kurtulmuş olması daha önemliydi. Yüzünde belirecek şişlik ya da morarma için bir bahane bulamazdı. Valyon birden üstüne atlayıp maskeyi yüzünden çekti. “Bu, bu ne demek oluyor?” dedi öfke ve şaşkınlık içinde. Donup kalmıştı. 

Canas sert bir tekme atarak Valyon’ u ağaca fırlattı. Öfkeliydi. “Sen her zaman işime karıştın zaten. Burada olmak zorunda mıydın? Artık ciddileşeceğim.” Kaşla göz arasında hançerini çıkarıp Valyon’ un göğsüne sapladı. Valyon göğsünü tutarak acı içinde kıvrandı, zor nefes alıyordu. Gözleri hala karşısındaki adama kenetliydi. O gözlerdeki hırsı, öfkeyi, çılgın tutkuyu görebiliyordu. “Gerçek yüzün bu demek, ne acı,” dedi zorlukla. Şu anki tek üzüntüsü maskelinin kimliğini ortaya çıkaramadan ölüp gidiyor olmasıydı. Birkaç saniye sonra gözleri kapandı. “Sen yetenekli bir savaşçıydın, yazık oldu,” dedi Canas.

Kara Elçi yukarıdan sakin bir halde olup biteni izlemişti. Beklediği gibi Avcı rakibini alt etti. Bunca yıl uğraştıktan sonra sırlarının açığa çıkmasına izin veremezlerdi.

“İyi iş çıkardın.”

“Valyon güçlü bir savaşçıydı. Onunla bu şekilde karşılaşmak istemezdim.”

“Hadi ama, bana karşı da mı böyle bir ifade takınacaksın? Rol yapmana gerek yok.”

Canas ona döndü. Şimdi yüzüne sinsi bir sırıtış yerleşmişti. “Uzun süredir kendi üstümde kurduğum kontrolü bırakmak kolay olmuyor tabi.”

“Anlıyorum, zor olmalı. Ondan kurtulalım,” dedi ihtiyar Valyon’ a bakarak.

Canas hızlıca her şeyi özet geçti. Kimin kime savaş açtığını, toplantıda alınan kararları... İhtiyar neşelendi. “Bu kadar çabuk olacağını düşünmemiştim. Sonunda 7. Liderler Savaşı başlıyor. Yeteneklerine bir kez daha hayran kaldım.”

“Benim artık dönmem lazım. Bu son gizli görüşmemiz olacak. Lider Harula geldiğinde savaş meydanında görüşürüz artık.”

“Tabi, doğru dedin. Bundan sonra daha tedbirli olman gerekir. Ben savaşın başlamak üzere olduğunu Lider Harula’ ya ileteceğim.”

“Tamam, gerisini sana bırakıyorum Kara Elçi.”

Valyon’ u ortadan kaldırdıktan, delilleri temizledikten sonra Canas saraya döndü. Odasına tırmandı, her şey normal görünüyordu. Kapı da zorlanmamıştı, gittiğini anlayan yoktu. Çok yorgundu, üstünü değiştirip kendini öylece yatağa attı. Kısa sürede rüya görmeye başladı. Uyandığında güneş çoktan yükselmişti. Hemen hazırlandı, yıkanıp kendine geldi. Gururlu bir şekilde tahttaki yerini aldı. Etrafındaki insanlarla bir bir göz teması kurdu. Yavaşça ayağa kalktı.

“Zor bir süreç bizi bekliyor ama hepinizin gözlerindeki o azmi, enerjiyi görebiliyorum. Birlikte başaracağız, elinizden geleni yapın.”


Açıklama

Seri olarak planladığım Savaş Çığırtkanı 1' in son bölümünü paylaşıyorum. İkinci kısma geçmeden önce iyice plan yapmak, her şeyi kafamda oturtmak istediğim için bir süre ara vereceğim paylaşıma. 

Açıkçası başta tereddütlüydüm, çok uzayacağı için okunmayacağını düşünmüştüm. Şu ana kadar ilk kısmı okuyup yorumlarıyla bana destek olan herkese teşekkür ederim. 😊 Benim için keyifli bir süreçti. Burada paylaşmazsam romana devam etmeyecek, ikinci kısmı yazma isteği bulamayacaktım hiç. 

 

29 Haziran 2021 Salı

Savaş Çığırtkanı- 22.Bölüm (Roman)



BÖLÜM 22

 

Savaşa Adım Adım

 

Yeni haberler Butah’ ta farklı yankılar uyandırmıştı. Lider Canas Dazzap’ tan dönüşünün hemen ardından Libmons’ taki gruptan haber almıştı. Gönderilen belgeler herkesi şaşırtmıştı. Kimse Libmons ve Galnas gibi iki devletin küçük devletleri ele geçirmeye çalıştığına inanamıyordu. Lider Canas bu süreçte umduğundan fazlasını bulmuştu.

Şeyad mutlu görünüyordu. “Efendim bu delilleri lehimize kullanabiliriz. Bence tüm dünyanın bu belgelerden haberi olmalı.”

“Benim de planlarım var Şeyad. Elbette bu gizli oyunu bozmaya niyetliyim. Yaptıklarını onların yanına bırakamam. Liderler arasında ön plana çıkmam için bir fırsat bu.” Canas kendinden emin konuşuyordu.

“Haklısınız Lider Canas. Genç yaşınıza rağmen büyük işler başardığınızı görmeliler.” Şeyad hevesle konuşuyordu ancak Canas' ın sorusuyla keyfi kaçtı.

“Maskeli hakkında bir gelişme var mı? Bu işi çözeceğini söylemiştin.”

“Üzgünüm efendim. Henüz hiçbir ize rastlamadım. Gözüm herkesin üzerinde.”

“Anlıyorum. Görevini ihmal etme. Bu süreçte bir aksilik çıkmasını istemiyorum. Şimdi gidebilirsin.”

Şeyad ayrıldığında yemek vakti gelmişti. Lider donatılmış masaya oturdu. Bugün tek başına yemek istemişti. Kafasındaki planları gözden geçirmek için sessizliğe ihtiyacı vardı. Gizli belgeleri hemen açığa çıkarmayı düşünüyordu. “Böyle önemli bir gelişmeden herkesin haberi olmalı,” dedi kendi kendine. Mendilini masaya bırakarak kalktı. Bulunduğu odanın içini, dışarıdaki manzarayı izledi. Yıllar çabuk geçiyordu. Her şey değişse de sarayda değişen bir şey yoktu. Muazzam düzen ve her adımında kontrol ediliyor olduğu hissi hiç bitmemişti. Anılarını bir kenara attı. Şimdi harekete geçme zamanıydı.

Canas yardımcılarını çağırdı. Melmor, Dazzap ve Meguan’ ın liderlerine acilen mektup göndereceğini bildirdi.

 

 

*****

 

Kurtların yaralanmış ve katledilmiş halde bulunması sarayda bomba etkisi yaptı. Tahtında oturan Zorkan haberi aldığı anda yumruğunu tahtın koluna geçirdi. Öfkeli olduğu anlarda acıyı pek hissetmezdi. Ayağa fırladı, esip gürlemeye başladı.

“Buna kim cüret eder?”

Liderin yardımcılarından biri söze girdi. “Efendim, bölge ıssız bir yerde olduğu için fark edilmesi zaman aldı. Bunu yapanların izine ulaşmaya çalışıyoruz.”

“Bu vahşeti affedemem. Sorumlular kimse en ağır şekilde cezalandırılacak. Ölü ya da diri ele geçirin onları!”

“Emredersiniz efendim.”

Liderliği boyunca böyle bir şeye şahit olmamıştı Zorkan. Kurtlarının katledildiğine inanamıyordu. Bunun kendisine yapılmış büyük bir kabahat ve saygısızlık olduğunu düşündü.

Sonraki günlerde Canas' ın mektubu saraya ulaştı. Zorkan hayret ve öfke içinde mektubu okudu. “O ikisine zaten hiç güvenmiyordum. Böyle bir şey yapacakları belliydi,” diye söylendi. O sırada beti benzi atmış halde yardımcılardan Chitan içeri girdi. Zorkan onun halini görünce haberlerin pek iç açıcı olmadığını anlamıştı.

“Neler oluyor Chitan?”

“Efendim suçluları yakalayamadık fakat geride bıraktıkları izlerden onların nereli olduğunu öğrendik.”

Lider Zorkan’ ın gözleri öfke ile açıldı. Kaçakların yakalanamamış olmaları gerçeğini bir kenara bırakarak onların kim olduğunu sordu hemen.

“En az birkaç kişiden oluşan grup Butah’ tan buraya gelmiş efendim. Kullandıkları silah çeşidinden bu anlaşılıyor. Bulduğumuz oklar da Butah üretimine benziyor.”

“Butah mı dedin? Bundan emin misin?”

“Dövüşün yaşandığı bölgenin yakınındaki bir hastanenin görevlisine ulaştık. Söylediğine göre bir çocuk şüpheli şekilde yaralanmış. Yanındaki kadınlar da yalan söylemişler. Görevli, kadınlardan birinin düşürdüğü notları bulmuş. Notlarda gizli görev ve Dazzap’ a sızmakla ilgili detaylar yer alıyormuş. Onları Lider Canas' ın görevlendirdiği çok açık.”

Lider Zorkan bu noktada kendini kaybetti. Bu kesinlikle ihanet demekti. Lider Canas hem iş birliği talebinde bulunmuş hem de gizlice savaşçılarını Dazzap’ a yollamıştı. Dahası kurtların acımasızca katledilmesinde parmağı vardı. Daha önce hiç bu kadar küçük düşürüldüğünü hatırlamıyordu. Öfkeyle bağırdı, mektubu parçaladı. “Seni iki yüzlü sahtekar!”

Zorkan’ ın mavi gözleri hırçın dalgalar gibi öfke saçıyordu. Yardımcıları onun gözlerine doğrudan bakmaya çekiniyordu. Zorkan acilen tüm önemli kademedeki kişileri ve savaşçıları topladı. Onun nasıl bir karşılık vereceğini tahmin ettikleri için endişeliydiler.

“Canas haddini çok aştı. Her ne kadar babası en yakın dostum olsa da Canas' ın babasının erdemlerini almadığı kesin. Bunu bir meydan okuma olarak kabul ediyor ve Butah’ a savaş açıyorum. Herkes yaptığının bedelini ödemeli.   Hazırlıklar hemen başlasın!”

Zorkan kimseyi dinleyecek gibi görünmüyordu, kontrolden çıkmıştı. Yapılacak itirazları anında susturdu. “Beni durdurmaya çalışacak olan varsa şimdiden saraydan defolsun.”

 

*****

 

Lider Saraç elindeki mektuba bir kez daha göz attı. Lider Alaz ve Lider Lazinka arasındaki gizli anlaşma onu şaşırtmıştı. Lider Canas bu konuda gerekli tedbirleri alacağını söylüyordu. Saraç onun bahsettiği tedbirlerin herkesi ilgilendirecek kadar ciddi ve büyük olacağını biliyordu. En azından Lider Canova’ nın ölümüyle ilgili şüpheleri üzerinden atmak için bu konunun üstüne gitmeye karar verdi. Dünya bu belgeleri öğrenirse tarafsız kalamazdı. Bu yüzden Lider Canas’ ın yanında yer alacaktı. Böylece Lider Lazinka ve Lider Alaz’ ın da planları yatacaktı.

Müzedeki gizli belgeleri kimin çaldığı da hâlâ tespit edilememişti. Saraç önlemleri daha sıkı tutmaya karar verdi. Müzeye sızanların Canas’ ın adamları olduğundan şüphelense de olayı büyütmemeye karar verdi. Sonuçta Lider Canova kendi ülkesinde ölmüştü ve oğlunun cinayeti araştırmaya hakkı vardı. Zaten yanlış bir işe bulaşmadığı için Saraç’ ın korkacağı bir şey yoktu.

“Karay sence ne yapmalıyım?” dedi lider. Aslında amacı sadece kendi düşüncelerini onaylayacak birini bulmaktı.

“Lider Saraç öyle görünüyor ki bu iki ülkenin lideri büyük işlere kalkışmış. Ayrıca bizim ticari açıdan anlaşmaya niyetlendiğimiz ülkeleri ele geçirmek niyetindeler. Bunu engellemek için öncelikle Lider Canas ile iş birliği yapmanız gerektiğini düşünüyorum. Açığa çıkan belgelere Lider Cender ve Lider Zorkan da tepki gösterecektir. Tarafımızı seçmeliyiz.”

“Aynı görüşte olduğumuza sevindim. Lider Canas’ ın yanında yer almamız biraz da olsa halkı yatıştıracaktır. Lider Canas’ a ona desteklediğimize ve yanında olacağımıza dair bir mektup gönder. Onun harekete geçmesini bekleyeceğiz. Şimdiden gerekli hazırlıklara başlayalım.”

“Emredersiniz efendim.” Karay oradan ayrıldığında Saraç geleceğin ne kadar belirsiz olduğunu düşündü. Dünyada her an dengeler bozulabiliyordu ve Saraç yıkılmamak için güvenli sınırların içerisinde kalması gerektiğini biliyordu. Kararı saray içinde yayıldı. Liderin eşi bu durumdan hoşnutsuzdu. Uygun bir anı bekleyip onla yalnız konuştu. “Böyle bir zamanda büyük bir risk almak senin yapacağın bir şey değildir. İyi düşündün mü hayatım?”

Saraç, Mazal’ ın ellerini ellerinin arasına aldı. “Elbette hayatım. Zaten böyle bir zamanda olduğumuz için Lider Canas' ın yanında yer almalıyım. Benim için daha fazla endişelenme.”

Kadının yüz ifadesi ciddileşti. Bir elini beline koyup işaret parmağını Saraç’ a doğru salladı. “Şunu bil ki eğer savaş çıkarsa ben de savaşta yerimi alacağım. Bunca zaman sadece destekçin olarak kaldım. Unutma babanın döneminde en iyi savaşçılardan biriydim.”

Saraç, eşinin zaman zaman böyle çıkışlarına alışmıştı. Ancak bu kez fazla ciddi görünüyordu ve bir savaş çıkarsa Mazal’ ı bundan uzak tutamayacağının farkındaydı. Eşinden başka kimsenin bir liderle parmağını sallayarak konuşamayacağının farkındaydı. Gülümsedi. “Onu zamanı geldiğinde konuşuruz güzel karıcığım. Hem beş yaşında bir oğlumuz var. Onun benden fazla sana ihtiyacı var.”

“Ben her şeyi göze alarak bir savaşçı oldum. Herkesin de bakması gereken çocukları var. Bu sorumluluğu alabilecek kapasitedeyim. Hem böyle bir anda seni yalnız bırakamam, evlatların her zaman babalara da ihtiyacı vardır.”

“Yine bana söyleyecek bir söz bırakmıyorsun.” Saraç yatağında uyumakta olan oğlunun yanına gitti. Saçını okşadı, öptü. “Belki de gelecekte yerimi alacak. Ben isteğim dışında tahta geçirildim fakat onun iyi yetişmesi için her şeyi yapmalıyız. O tamamen sana çekmiş görünüyor,” dedi  Saraç gülümseyerek.

 

*****

 

Lider Canas’ ın yapacağı konuşma için tüm hazırlıklar tamamlandı. Valyon endişeliydi,  halkın karşısına çıkmadan önce liderle konuşmaya karar verdi. “Efendim, emin misiniz? Böyle bir açıklama için erken olabilir.”

“Endişeni görebiliyorum Valyon. Birileri gizli emellerini uygulamaya koymuşken elimiz kolumuz bağlı duramayız değil mi? Vakit kaybetmemiz onlara daha fazla cesaret verecektir.”

“Anlıyorum efendim. Peki, diğer liderlerin bizi destekleyeceğinden ne kadar emin olabiliriz?”

Canas, kendisini sorgulanıyor gibi hissettiği için yavaştan sinirlenmeye başlamıştı. Sesini sakin tutmaya çalıştı. “Bekleyip göreceğiz orasını. Ben bir adım attığım takdirde onlar da harekete geçecektir. Konuşma burada bitmiştir Valyon.”

Son haberler ülkede heyecanı artırmıştı. Lider Canas' ın alacağı karar konusunda endişeli olanlar da vardı, onun bir önce harekete geçmesini isteyenler de. Canas kaftanı içinde tüm azameti ile halkın karşısına çıktı.

“Hepiniz olanları biliyorsunuz. Lider Alaz ve Lazinka uluslararası kanunlarımızı çiğnemiştir. Gizli bir ittifak yaparak topraklarını genişletmeyi planlıyorlar. Zaten son toplantıdaki tutumlarının altından böyle bir ittifak çıkması beklenen bir şeydi. Tüm liderlere bilgilendirme mesajı yolladım, beni destekleyeceklerini umuyorum. Affedilmez suçları nedeniyle Libmons ve Galnas’ a savaş açıyorum!”

İnsanlar arasında birden uğultu çıktı. Liderin yaptırım uygulanacağını düşünmüşlerdi ama bu kadar çabuk savaş açacağını kimse düşünmemişti. Geçmişte bu tarz planlar ortaya çıktığında diğer güçlü devletler o ülkeye savaş açardı. Kendilerince bir cezalandırma yöntemiydi bu ancak delillerin doğru ya da yanlış olmasına aldırmadan savaş açılması da geçmişte yaşanmış talihsizliklerdendi.  Diğer ülkeler de Galnas ile Libmons’ a savaş açacak gibi görünüyordu. Bekleyip olan biteni görmekten başka çare yoktu. Lider Canas’ ın tahta geçmesinden sonra ilk önemli atağı olmuştu bu. Elbette onun diğer liderler tarafından destek görememe ihtimali de vardı. Uzun süredir yaşanmayan savaş toplumların refahını artırmışken kimse birbirine savaş açmak istemeyebilirdi. Galnas ve Libmons’ un da Saklı Mekanlarına girildiği için Butah’ a savaş açması kaçınılmazdı.

Canas büyük bir tutkuyla sözlerini sürdürdü. “Tez zamanda hazırlıklar başlayacak. Butah' ın gücünü ve kararlılığını herkese gösterelim. Birlik olma vaktimiz geldi!” Konuşması bitince kendinden emin adımlarla içeriye girdi.

Lider Canas cevap mektuplarını almaya başlamıştı. Melmor’ un kendisini destekleyecek olmasına sevindi. Lider Saraç’ ın başka seçim şansı olmadığını zaten biliyordu. Lider Zorkan’ ın ateş püsküren yanıtı ve Butah’ a savaş açtığını ilan etmesi ise herkesi şoka uğrattı.

“Bu nasıl olur?” dedi Valyon.

Canas’ ın sesi gergin çıkıyordu. “Görevlendirdiğim grup başarısız oldu. Kurtlarla savaşmaları beklenmedik bir şeydi. Dahası ben de acemilik ettim. Grubun kendisini açığa çıkarmayacağını düşündüm. Lider Zorkan gibi önemli bir müttefiği kaybettik, ona güvenmemezlik etmemeliydim.”

“Siz elinizden gelenin en iyisini yaptınız Lider Canas. Ne kadar çabaladığınızı görüyoruz. En azından Lider Cender’ in bizi destekleyeceğini umalım. Çıkacak savaşı kazanırsak herkesin gözünde büyük bir itibar kazanırsınız,” dedi Şeyad.

“Lider Zorkan’ ın dostluğunu kaybetmek kötü oldu. Onu vazgeçirmek için bir çare düşünebiliriz efendim,” dedi Valyon.

Canas gergin görünmesine rağmen dimdik duruyordu. Lider Zorkan’ ın meydan okuması karşısında geri çekilmeyeceğini, okun yaydan çıktığını söyledi. Valyon ise diyecek başka söz bulamadı. Loravn liderin huzuruna geldi. “Görevlendirdiğiniz gruplar arasından Dazzap grubu döndü efendim. Az önce saraya giriş yaptılar.”

“Döndüler demek. Onları hemen buraya getir Loravn.”

“Anlaşıldı efendim.” Lorav oradan ayrıld ve kısa sürede diğerleriyle döndü. Canas ayağa kalkıp savaşçılara yaklaştı. Herkes yorgun ve hırpalanmış görünüyordu. Har' ın kolunu fark edince bir süre onu süzdü. Sonra diğerlerine döndü.

“Neler oldu, anlatın.”

İlk sözü Kazzam aldı. “Maalesef belgelere ulaşmayı başaramadık efendim. Ansızın kurtların saldırısı ile karşılaştık. Bu, Lider Zorkan' ın kulağına gideceği için geri dönme kararı aldık. Başarısız olduk, affedin bizi.” Kazzam ve herkes başını yere eğmişti.

“Kaldırın başınızı. Bu, zor bir görevdi kabul ediyorum, elinizden geleni yaptığınıza da inanıyorum. Ancak Lider Zorkan’ ın bize savaş açtığını bildirmeliyim.”

Kazzam hayret içinde lidere baktı. “Demek kim olduğumuzu anlamış,” dedi düşünceli halde. Holant başından beri böyle olacağını tahmin ediyordu. Liderin karşısında herkes sessizdi.

“Başarısız olsanız da hepinizin geri dönebilmesine sevindim. Bir süre dinlenin, savaş hazırlıklarına yardım edeceksiniz.”

Kazzam liderin ne düşündüğünden emin olamıyordu. Kızgın mıydı, değil miydi? Soğukkanlı davranmaya mı çalışıyordu? Başını hafifçe eğdi. “Emredersiniz.” Diğerleri de bir ağızdan aynı şeyi söyledi.

Lider Zorkan’ ın Butah’ a savaş açması kısa sürede ülkeye yayıldı ve ortalık çalkalanmaya başladı. Bu beklenmedik durum insanların canını sıktı. Libmons ve Galnas’ la olan gerginliğin üstüne bir de bu çıkmıştı. Lider Saraç' ın kendi taraflarında olması ise insanları biraz olsun rahatlattı.

Göreve çıkan kişilerin aileleri oldukça endişeliydi. Beyaz sürekli çocuklarını düşünüyor başlarına bir şey gelmeden dönmelerini umuyordu. Özellikle de çocukları Galnas’ a gitmişken içi içini yiyordu. Karan da en az eşi kadar endişeliydi. Ancak Beyaz’ a moral vermek için güçlü görünmeye çalışıyordu. “Bizim çocuklar henüz dönmemişken nasıl böyle bir karar verilir?” diye çıkıştı Beyaz. Karan onu yatıştırmaya çalıştı. “Sakin ol. Onlar başlarının çaresine bakabilir. Hem dönmek üzeredirler, içini ferah tut.”

“Beni dinlemediler ki. Yazel daha çok küçük. Hele bir dönsünler beni bu kadar yıpratmalarının hesabını soracağım onlara.”

O gün ikisi de yemeklerini yiyemedi. Vakit geçmek bilmiyordu. Karan gergindi, sabırsızlık içinde çocuklarının yolunu gözlüyordu. Şu an ne halde olduklarını düşünmeden edemiyordu.

 

*****

 

Lider Lazinka öfke içerisinde yardımcılarını azarlıyordu.  Lider Canas’ a o kadar kızgındı ki eline geçirse onu bir kaşık suda boğabilirdi. Doğal olarak sinirini beceriksiz olarak gördüğü yardımcılarından çıkarıyordu. Göz bandı olan adamı karşısına aldı.

“Sana güvenmekle hata yaptığımı görüyorum Yaputa. Canas’ ın savaşçıları kolayca saraydan kaçabildiler. O ikilinin onlara yardım ettiğine inanamıyorum. Hemen tüm kaçakları yakalayın.”

“Üzgünüm Lider Lazinka. Hatamı telafi edeceğim,” dedi Yaputa. Başarısızlığın mahcubiyetini yaşıyordu.

“Tüm bunlar yetmiyor gibi Lider Alaz da Saklı Mekanını korumayı başaramamış. Tüm dünya planlarımızı öğrenecek. Butah’ ın lideri gecikmemiş göğsünü gere gere bize savaş ilan etmiş. Bu ne demek biliyor musunuz? İşimiz bitti demektir! Herkes onun tarafında yer alırsa ne yapacağız?” Lider bağırdığında saray inliyordu adeta. “Dönüşü olmayan bir yola girdik artık!”

Lideri yatıştırmak için ne diyeceğini bilemiyordu yardımcılar. Söylenen her şey Lazinka’ yı daha da kızdırıyordu. “Yapılabilecek tek bir şey kaldı. Geriye adım atmayacağız ve kendimizi savunacağız. Lider Alaz ile birlikte verdiğimiz karar sonucunda Butah’ a savaş açıyoruz! Ülkedeki tüm güçlü savaşçıları toplayın.”

Lazinka huzursuzdu. Canını sıkan bir diğer konu da ablası ve iki erkek kardeşiydi. Geçmişte yaşadığı sıkıntı yüzünden hepsini zindana attırmıştı. Eğer işler yolunda gitmez de serbest kalırlarsa başını çok ağrıtacaklardı. Yardımcılardan birine emir verdi.

“Gri Zindan’ daki güvenlik önlemlerini artırın. Savaş boyunca orası mutlaka sıkı korunmalı.”

 

*****

 

Lider Cender elindeki fırçayı ritmik hareketlerle tuvale sürüyordu. Resim yaparken adeta hayattan kopuyor kendini yaptığı işe kaptırıyordu. Ancak Garnap’ ın aceleyle  içeriye girmesi yüzündeki gülümsemeyi silip attı.

“Endişeli görünüyorsun Garnap. Yeni haberler mi var?”

“Evet, efendim. Sizin de tahmin ettiğiniz gibi çok kısa bir zaman dilimi içerisinde ortalık fazlasıyla karışmış.”

“Daha ayrıntılı anlatır mısın şunu?”

 “Lider Lazinka ve Lider Alaz gizli bir anlaşma yapmış. Bunu ortaya çıkaran Lider Canas o ikisine savaş açmış. O ikisi de Saklı Mekanlarına girdi diye Lider Canas’ a savaş açmış. Öyle görünüyor ki Lider Saraç da Lider Canas’ ı destekliyormuş.”

“Vay be, durum o kadar vahim demek ki,” dedi Lider Cender, duygusal bir ses tonuyla. Soru sormaya niyetlenmişti ki Garnap önce davrandı. “Dahası Lider Zorkan da Lider Canas’ a savaş açmış.”

“Ne dedin sen?”

Bu son duyduğu Cender’ in şaşkınlık içinde yerinden fırlamasına sebep oldu. Boyalar etrafa saçıldı, tuval battı. “Bu, hiç iyi değil. Ortada garip bir şey döndüğü kesin.” Kaşları çatılan lider hızla odadan çıktı. Sırat ve diğerlerini acele ile huzuruna çağırtıp olanları anlattı. Hepsi şaşkınlık ve endişe içinde birbirine bakakaldı. Bu kadar kısa sürede gerilimin aniden nasıl tırmandığını anlayamıyorlardı.

“Şimdi neden bahsettiğimi anladınız değil mi? Kehanet tüm hızıyla gerçekleşiyor. Üzgünüm fakat Lider Canas’ ın yaptıkları acemiceydi. Belli ki gereksiz bir acelecilik yapmış. Aldığı kararlar ülkeleri birbirine düşürmekten başka işe yaramadı. 7. Liderler Savaşı çıkmak üzere ve şimdi harekete geçmenin tam zamanı. Lütfen bana olan bağlılığınızı dile getirin.”

Sırat şaşkın ve düşünceliydi. “Olanlar tamamen kontrolden çıkmış gibi. Sözlerinizde haklı çıktınız fakat planınız gerçekten işe yarayacak mı Lider Cender?”

“İşe yaraması için her şeyi yapacağız. Karanlık Ordu gelirse onu ancak özel güçlülerle birlikte yenebiliriz. Başka çıkar yol görünmüyor. En kısa zamanda yola çıkmalısınız.”

Zebbar, Colevis, Elyama ve Katra çok şaşkındı. Hiçbiri ülke dışındalarken liderlerinin savaş çıkaracağını düşünmemişti. İçlerindeki ses hemen Butah' a dönmelerini haykırsa da şu an kaçınılmaz olan savaşa karşı önlem almak daha önemliydi. Her biri tek tek Cender’ e bağlılık sözü verdi.

“O halde Lider Canas’ a savaş açanlara savaş açıyorum. Olaylar daha ilginç hale gelmeden müdahale edelim bakalım. Yarından itibaren özel yetenekli kişileri bulmak üzere yola çıkıyorsunuz. Ben de ortalığı yatıştırmanın bir çaresine bakacağım.” Cender durumu bir de yardımcıları ile görüşüp, tavsiyeler aldı. Sonunda kararını açıkladı. “Garnap, Lider Canas' a cevap yazalım. Bu savaşta onun tarafında olacağım.”

Savaşçılar hızla hazırlıklara başladı. İzlenecek rotalar belirlendi. Savaşılacak muhtemel cepheler düşünüldü. Savaşa dahil olmadan, kayıp vermeden en kısa sürede özel insanlara ulaşmak ve onları ikna etmek temel öncelikleri olacaktı. Ertesi sabah erkenden atlara binip yola çıktılar. Kaybedecekleri vakit yoktu.

26 Haziran 2021 Cumartesi

Savaş Çığırtkanı- 21.Bölüm (Roman)

 



BÖLÜM 21

 

 

Sesin Muhafızı-Melmor

 

Tüm olanları geride bırakan grup akşama kadar yolculuğa devam etti. Ormanlık bir alana vardıklarında durdular. Güneş, bulutları pembe ve turuncu arası bir renge boyamış, dağların ardında kayboluyordu. Akşamın hoş esintisi iç ferahlatıcıydı. Leylekler yuvalarına kurulmuş etrafı izliyordu.

Yenira, Ceddil hakkındaki gerçekleri henüz diğerlerine anlatamamıştı. Dahası Ceddil’ in söyleyeceklerine ne tepki vereceğini bilmiyordu. Tiran’ ın içine kapanmış olması da canını sıkan bir diğer konuydu. Onunla konuşup kendini toparlamasına yardımcı olmalıydı. Sıkıntı içinde kendini çimenlere bıraktı.

“Sende bir haller var,” dedi ağaca yaslanmış halde oturan Boratak.

“Son olaylar işte. Hepimizin canı fena sıkkın.”

“Başka bir şey yok yani?”

“Hayır!” Boş bulunup yüksek sesle söylediği için kendine kızdı Yenira. Boratak daha fazla şüphelense de susmayı tercih etti. Vakti geldiğinde Yenira’ nın gerekli açıklamayı yapacağını düşünüyordu.

O sırada Ceddil ağaçların altında dolanıp duruyordu. Kaç saattir oturmaktan bacakları ağrımıştı. Önemli bir şeyi unutmuş gibi hissetmekten kendini alamıyordu. Yürümek biraz olsun kafasını dağıtıyordu.

Berzab acıkmış, elma yiyordu. Bir yandan da evine dönüp rahat yatağında uyuyabilmenin, ev yemeklerinin hayalini kuruyordu. Ceddil’ i izlerken ağaçtan sarkan kocaman yılanı fark etti, hemen bağırdı. “Ceddil dur!” Yılan yavaşça süzülerek Ceddil’ in omzuna indi. Yenira dikkatle hançerini fırlatıp yılanı vurdu. Yılan yere düştüğünde bile Ceddil hareketsiz kalmayı sürdürdü. Gözleri şaşkınlıkla açılmış, elleri titriyordu.

Berzab yanına koştu. Onun dehşete kapılmış halini görünce yılan fobisi olduğunu düşündü. “İyi misin? Bir şeyin yok ya.” Berzab’ ın az önceki haykırışı Ceddil’ in hafızasını tetiklemişti. Önceki dövüşte Tiran’ ın nasıl bağırarak koştuğunu, kendisininse gözü dönmüş halde Yenira’ nın üstüne yürüdüğünü, onun korku dolu bakışlarını, her şeyi hatırlamıştı. İçindeki karanlık gücün varlığıyla sarsıldı. Zor da olsa kendini toparladı. “İyiyim, merak etme,” dedi Berzab’ a. Yavaşça yere otururken bakışları Yenira’ ya kaydı. O da endişeli halde Ceddil’ i izliyordu. Bir süre ikisi de konuşmadı.

Yorgun olan herkes ilerleyen saatlerde açık havanın da etkisi ile uyumaya başladı. Yenira’ yı bir türlü uyku tutmuyor, yattığı yerden yıldızları seyrediyordu. Cırcır böceklerinin sesinden başka bir şey işitilmiyordu. Ceddil’ in kalktığını ve sessizce oradan uzaklaştığını gören Yenira peşine düştü.

Bir süre amaçsızca ilerledi Ceddil. Sanki bir boşluğa düşmüştü, ne yapacağını bilmez haldeydi. Olanları hazmedemiyor, dönüştüğü şeyden ölesiye korkuyordu. Hançerini çıkarıp iki eliyle kavradı ve keskin ucunu boğazına dayadı. Elleri titriyordu.

Onu izleyen Yenira telaş içinde bağırdı. “Dur, yapma!”

Ceddil kımıldamadan bekledi. Sesi sertti. “Yaklaşma!”

“Yanlış yapıyorsun. Bırak onu.”

“Neden bana anlatmadın?”

“Neyi?”

“O gün orada yaptıklarımı.” Yenira sessiz kalınca devam etti. “Artık her şeyi hatırlıyorum. Nasıl canavarlaştığımı ve insanları katlettiğimi...”

“O gün ne oldu bilmiyorum ama sen kendinde değildin. Senin suçun değildi. Hadi, bırak o elindekini.”

Ceddil' in içindeki sıkıntı giderek büyüdü. Olaylar gözünde canlanınca kalbi suçluluk duygusuyla sıkıştı. “Ya yine kendimi kaybedersem, buna dayanamam. Git buradan. Anlamıyor musun, ben seni de öldürecektim!” Olduğu yere çöktü, gözünden akan yaşları engelleyemiyordu.

Yenira yanına koştu, elindeki hançeri alıp uzağa fırlattı.  Elini Ceddil’ in omzuna attı. “Daha önce bunun üstesinden geldin değil mi? Bundan sonra da gelebilirsin. Yılmamalısın. Bir şekilde bir çaresini bulacağız.”

“Nasıl?”

“Bir yolu olmalı. O an seni geri döndüren neyse ona odaklanmalıyız.”

Ceddil sessizliğe bürününce Yenira da öylece yanında bekledi. Bir süre sonra birlikte diğerlerinin yanına döndüler. “Hadi uyu. Ben nöbet tutacağım,” dedi Yenira. Ses çıkarmadan yerine geçti Ceddil. Bir süre sonra nefes alışverişi yavaşladı, uyuyakaldı. Dizlerini karnına çekmişti. Onu izleyen Yenira gülümsedi. Uyurken ne kadar da masum ve savunmasız görünüyordu. Yanlış bir hareket yapmaması için artık gözü hep üzerinde olacaktı.

Gün ışıkları ile herkes kalktı. Diğerlerinden farklı olarak buradaki Saklı Mekan bir şehrin ortasındaydı. Yenira oraya gizlice girmenin zor olacağını düşünüyordu. “Hedefe varana kadar bir şehirden daha geçmemiz gerekecek. Çok vaktimizi almayacak gibi ama Saklı Mekana sızarken dikkatli olmalıyız,” dedi Yenira. Haritayı incelerken diğerlerine açıklama yapıyordu. “Ayrıca ne olursa olsun bir dövüşten kaçınmalıyız. Tamamen iyileşmediğiniz için kendinizi zorlamanızı istemiyorum.”

Ceddil bakışlarını kaçırınca Boratak gözlerini kıstı. “Bilmediğimiz bir şey mi var? Ceddil dünden beri çok farklı davranıyorsun. Aynı şekilde sen de Yenira,” dedi. Berzab da meraklanmıştı. Tiran konunun ne olduğunu tahmin edebiliyordu. Yine de araya girmek istemedi.

Ceddil derin bir nefes aldı, yere bakıyordu. “Anlat onlara. Bilmeye hakları var,” dedi. Yenira bir süre tereddüt ettikten sonra her şeyi anlattı. Sadece Ceddil’ in bir gece önceki intihar girişiminden bahsetmedi. “Şimdilik görev tamamlanıp dönene kadar Ceddil’ i kışkırtacak her şeyden kaçınmalıyız. Öyle görünüyor ki yaşadığı öfke ve yıkım anında böyle bir tepki veriyor.”

Boratak bunu hiç beklemiyordu, çok şaşırdı. Berzab huzursuz oldu. Olaya şahit olmadığı için kendini şanslı hissediyordu. Sonuç olarak durumu kabullenmeye ve Yenira’ nın sözlerini dikkate almaya karar verdiler.

“Bu, ilk kez mi oluyor Ceddil?” dedi Berzab.

“Evet.”

“Anlıyorum,” dedi Berzab düşünceli halde. Daha önce çok sayıda dövüşe katılmış birinin neden bu son dövüşte böyle yıkıcı bir güce sahip olduğunu anlayamıyordu aslında.

“Hadi toparlanın artık. Vakit kaybetmeyelim,” dedi Yenira. İki saat sonra vardıkları şehirde karınlarını doyurdular, biraz dinlendiler. Akşam üstü Saklı Mekanın bulunduğu şehre vardılar. Artık daha dikkatli davranıyorlardı. Şehir kalabalıktı ve hızlı ilerlemek dikkat çekebilirdi. At arabasını uygun bir yere bırakıp iki gruba ayrılıp yürümeye başladılar. Yenira hedefin olduğu noktada yüksek duvarlı tarihi bir müze görünce şaşırıp kaldı. “Saklı Mekanın bir müze olacağı aklıma gelmezdi.”

Berzab çoktan karamsarlığa kapılmıştı. “Bu kadar ziyaretçi varken işimizi nasıl halledeceğiz?”

Yenira onu yanıtladı. “Harekete geçmek için gece olmasını bekleyelim. Ama şimdi normal ziyaretçi gibi içeriye girip inceleme yapabiliriz.”

İçerisi taş heykellerle doluydu. Ülkenin sembolü olan şahinler, silahlı savaşçılar, ağaçlar, minyatür gök cisimleri müzeyi süslüyordu. Boratak heykelleri yakından inceledi. Heykellerin altında büyükçe kaideler, duvarlarda büyüklü küçüklü tablolar vardı.

Yeteri kadar oyalandıktan sonra çıkışa yöneldiler. Müzeden ayrılırken Yenira başını hafifçe yukarı kaldırdığında müzenin karşısındaki kalenin duvarında oturan birini fark etti. Baştan aşağıya siyah giyinmiş kişinin gözleri müzedeydi. Bir bacağını aşağıya sarkıtmış, büktüğü diğer bacağına kolunu dayamış hareketsizdi. Rüzgârda dalganan siyah saçları olmazsa heykel sanılabilirdi. “Parşömenleri nereye saklamış olabilirler acaba?” dedi Yenira. O anda kaledeki adam başını onlara doğru çevirdi. Sanki Yenira' nın kendisini izlediğini anlamıştı.

“Şimdilik gidelim, göz önünde durmayalım,” dedi Yenira. Bakışlarını garip adamdan çekti. Az önceki yakalanmış olma hissi onu germişti. Sakin bir yere geçtiklerinde Yenira müzenin izleniyor olabileceğini, çok gizli hareket etmeleri gerektiğini söyledi.

“Planımız ne peki? İçeriye nasıl gireceğiz?” dedi Boratak.

“Önce varsa dışarıdaki gözcüleri tespit etmeliyiz. Onları etkisiz hale getirmeden içeri giremeyiz. Sonra pencerelerden birinden içeri sızmayı deneriz. Kapılarda belki dışarıdan zorlamaya karşı mekanik bir sistem olabilir. İçeri girdiğimizde de hepimiz dağılıp gizli belgeleri ararız.”

Gece yarısı olduğunda dolunay gökyüzünde parlıyordu. Havada tek bir bulut bile yoktu. Savaşçılar fark edilmemek için siyah kapüşonlu pelerinler giymişlerdi. Uzun süre etrafı gözlediler ancak müzenin çevresinde kimseye rastlamadılar. Plan doğrultusunda pencereye tırmanıp camı kırmadan çıkarmayı başardılar ve hızlıca içeri girdiler.

Tiran nefesini tutmuş, sessizce ilerliyordu. O, tabloların arkasını inceleyecek, duvarlarda gizli bir bölme olup olmadığına bakacaktı. Karanlıkta neredeyse hiçbir şey göremiyorken bu biraz zor olacaktı. Yenira ve Berzab heykellerin altına, kaidelere bakacaklardı. Kalanlar da diğer kısımları kontrol edecekti. Birbirlerine  ya da eserlere çarpmamak için çok dikkat ediyorlardı.

Yenira kafasındaki soruları atamıyordu bir türlü. Belgelere ulaşmaları bu kadar basit olamazdı. Güvenlik önlemi mutlaka olmalıydı. Sonra işine odaklanıp diğerlerine yardım etti. Her yeri aramışlar bir şey bulamamışlardı. Bakmadıkları tek bir şey kalmıştı. Yüzlerce kilo ağırlığındaki en büyük heykeli yerinden oynatmayı başardıklarında alt kısımda bir kapak gördüler. Yenira hemen kapağı kaldırdı. Altta bir bodrum katı vardı.

“İlk ben giriyorum. Biriniz yukarıda kalsın,” dedi Yenira.

Dışarıdan fark edilmeyeceği için aşağı inince meşaleyi yaktı. Berzab hariç hepsi aşağı indi. İçeride bir sandıktan başka hiçbir şey yoktu. Yerler kare şeklinde fayanslarla döşenmişti. Yenira tedirgin halde bir adım atmıştı ki bastığı fayans aşağı çöktü. Devamı da geldi, birkaç saniye içinde zemin tamamen yıkıldı, aşağı düştüler.

“İyi misiniz?” diye bağırdı Berzab.

Meşale sönmüş herkes zorlukla kalkmaya çalışıyordu. Yenira söylene söylene ayağa kalktı. Ortalık toz duman olmuştu. Herkes iyiydi, ciddi şekilde yaralanan yoktu.

“Berzab bir şey göremiyoruz, bir meşale yak,” dedi Boratak.

Yukarıdan ışık vurunca sandığı yıkıntıların içinden çıkardılar. Ne kadar uğraşsalar da kapak açılmıyordu. Yenira yukarıda gürültü işitince ve ışık sönünce hemen o tarafa döndü. Berzab’ ın yakalandığını anlamıştı.

Birkaç saray görevlisi Berzab’ ı etkisiz hale getirmeye çalışıyordu. Meşaleyi fark edip içeri girmişlerdi. Dışarıdaki diğer görevlileri yerlerinde bulamayınca müzeye birilerinin girdiğini anlamışlardı. Berzab kılıcına sarılmıştı ki içeri gizlice giren biri görevlileri etkisiz hale getirdi.

“Berzab! Ses ver.” Aşağıdan Ceddil bağırdı.

Üst kattan Berzab yerine başkası başını uzattı. Yenira onun kalede gördüğü adam olduğunu hemen fark etti. Berzab’ a zarar verdiğini sanıp öfkelendi. “Berzab iyi, merak etmeyin. Şimdi sizi çıkaracağız.”

Siyahlı adam ve Berzab halat uzatıp herkesi yukarı çekti. Herkes sandığın etrafına toplandığında gizemli adam bir anahtar çıkararak gülümsedi. “Anahtarı daha önce ele geçirmiştim. Beni sandığı arama zahmetinden kurtardınız.” Herkesin gerildiğini görünce sözlerini sürdürdü. “Hemen ciddileşmeyin. Niyetim sadece belgeleri görmek, doğrulamak istediğim bir şey var. Ama önce buradan uzaklaşalım.”

Sandığı dışarı çıkarıp gözlerden uzak bir alana geçtiler.

“Sen kimsin? Bize niye yardım ettin,” dedi Yenira.

“Ben Azaka. Uzun süredir belgeleri ele geçirmeye çalışıyordum. Bugün müzenin önünde sizi işitince...”

Yenira şaşkınlıkla lafını böldü. “Kalenin üstünden bizi mi işittin yani?”

Azaka gülümsedi. “Bu benim için basit bir detay. Aslında görevlileri dinliyordum o sırada. Yanlışlıkla radarıma sizin sözleriniz takıldı. Yoksa herkesi gizlice dinleyen bir pislik olduğumu falan düşünmeyin.”

“Çok ilginç,” diye düşündü Yenira.

“Sonra etraftaki tüm gözcüleri etkisiz hale getirip bir yere kapattım ve sizi beklemeye başladım. Tek başıma oradaki sandığı bulup çıkarmam zor olacaktı.”

“O belgeler bize lazım,” dedi Yenira.

“Tamam. Ben belgeleri gördükten sonra onları alabilirsiniz.”

Ceddil inanmıyor gibi şüphe içinde bakıyordu adama. “Nereden bilelim Lider Saraç için çalışmadığını.”

“Sakin ol. Öyle olsa size niye yardım edeyim.” Anahtarla sandığın kapağını açtı.  Parşömenleri görünce rahatladılar, hemen okumaya başladılar. Hiçbir yasal olmayan durum, anlaşma yoktu metinlerde. Ticari ortaklık anlaşmaları, feshedilen bazı anlaşmalar, gelecek yıllara dair planlar, mali belgeler...

“Burada suç teşkil edecek herhangi bir şey yok,” dedi Azaka.

Yenira onu onayladı. “Evet, her şey normal görünüyor.”

“Daha önce pek çok ülkede yaşadım. Buraya yeni geldim sayılır. Lider Canova hakkındaki dedikodular beni rahatsız edince doğrusunu öğrenmeye karar verdim. Böylece Lider Saraç için çalışacak bir savaşçı olabilirim.”

“Peki, lider için çalışmayı planlıyorsan neden bize belgeleri vermeyi kabul ettin?”

“İtiraf etmem gerekirse lider çıkarcı biri olsaydı yaptıklarının açığa çıkmasını isterdim. Şu an ortada yanlış bir şey olmadığına göre belgeleri almanızın bir önemi yine yok.”

“Sormayacak mısın kim olduğumuzu?” dedi Berzab.

“Butahlısınız biliyorum. Lider Canas sizi görevlendirmiş.”

“Onu da mı işittin?” dedi Yenira hayret içinde.

Azaka ayağa kalktı. “Ben Sesin Muhafızıyım. En küçük sesleri işiteceğim gibi herhangi bir sesi istediğim kişinin duymasını da sağlayabilirim. Mesela bir aslan sesi.” Yenira ve Ceddil güçlü bir aslan kükremesi işitince irkildi. Azaka “Kimler duydu bunu?” dediğinde sadece iki kişi elini kaldırdı. Sesi işitmeyenler ise ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Yenira birden heyecanlandı. “Dur bir saniye. Ben bu gücün kaynağını bilmek istiyorum.”

Azaka kısaca özet geçtiğinde Yenira gülümsedi. “Ölüm Neferlerinden biraz daha bahseder misin bize?” Azaka gözlerini kıstı. “Dediğim gibi içimizdeki en tekinsiz, korkunç gruptur. Anlatılanlara göre yüzyıllardır onlardan biri aramızda görülmemiş. Sahip oldukları şiddetli gücün altında ezildiler denebilir. Kendilerini kontrol edememeleri sonlarını getirdi.”

Yenira hemen araya girdi. “Ama bence kendilerini kontrol edebilmelerinin bir yolu vardır.”

“Bilmem, belki.”

Yenira kendini tutamadı. “O zaman bize yardım et.”

Azaka şaşkınlıkla ona döndü. “Bu da ne demek şimdi?”

“İçimizde bir Ölüm Neferi var demek istiyor,” dedi Boratak. Azaka inanamayan gözlerle ona baktı. Gergin hissediyordu. “Bu, nasıl olur?”

Yenira, Ceddil’ i gösterdi. “O, seslere karşı duyarlı gibi görünüyor. O anlarda eğer kendini kontrol etmesine yardımcı olabilirsen bu durumun üstesinden gelebilir.”

Azaka, Yenira’ nın bahsettiği  o anlar ı düşünmek bile istemiyordu. “Böyle bir şeyin gerçekten ona yardımcı olabileceğine inanıyor musun?”

“Denemeden bilemeyiz.”

Azaka diğerlerinin gözlerindeki umut ışığını görünce canı sıkıldı. “Hadi ama yapmayın. Hem ne ara bu kadar güven duymaya başladınız bana? Ben gidiyorum.” Elindeki anahtarı Yenira’ ya fırlatıp arkasını döndü, yürümeye başladı.

Ceddil, Azaka’ nın arkasından bakarken düşüncelere daldı. Bir yabancının  kendi sorununu çözebileceğini düşünmüyordu zaten.

Yenira arkasından seslendi. “Bir kez daha düşün. Bunca yıl sonra bu gücün açığa çıkmasının iyi bir sebebi olmalı. Bahsettiğin efsanevi güçteki savaşçılar belki yeniden birleşmek zorunda kalacak. Sabahın ilk ışıkları ile buradan ayrılacağız, o vakte kadar düşün.”

Azaka bir yanıt vermedi. Düşünceli halde uzaklaşmaya devam etti.

Pir-i Lezzet (Kitap)

  Kitap oldukça ilgimi çekti. Hikaye bir beyin konağında verilen ve saraydan önemli isimlerin teşrif ettiği bir ziyafetle başlıyor. Sofrada ...