9 Haziran 2021 Çarşamba

Savaş Çığırtkanı- 17. Bölüm (Roman)


 


BÖLÜM 17

 

Kurt Saldırısı-Dazzap

 

Har üstüne atlayan ilk kurdu kılıcıyla yaraladı. Kurt acı iniltiler içinde yerde yuvarlanırken iki tanesi daha Har’ ın üstüne çullandı. Çocuk iki eliyle sıkıca kavradığı kılıcını savursa da  gri kurdun dişlerine hedef olmaktan kurtulamadı. Kurt sivri dişlerini koluna geçirmişti. Acısını bastırıp beyaz kurda bir tekme atarak onu uzaklaştırdı. Ancak kolunu bir türlü kurtaramıyor, çabaladıkça canı daha çok yanıyordu. Kurdun koca dişleri çoktan kenetlemişti. Bu sırada alaca renkteki iki kurt daha saldırıya geçince Har korku içinde gözlerini kapatıp sağ kolunu yüzüne siper etti.

O anda öne atlayan Kazzam alaca kurtlardan birine muştayla vurdu. Hayvanın yüzünün bir kısmı dağıldı, acı içinde geri çekildi. Diğer kurtla da Holant ilgilendi. Holant' ın niyeti öldürmek olmadığı için sadece hafif saldırılar yapıyordu. Ön bacakları kesilen kurt bundan etkilenmemişçesine saldırmaya devam etti. Dişlerini Holant’ ın omzuna geçiren kurt onu devirip art arda pençeler indirerek göğsünde yaralar açtı.  

Mir eşyalar arasından zehirli iğneleri ve ince boruları çıkardı. Oyalanacak vakti yoktu ve hızlıca nişan alıp üfledi. Holant’ a saldırmakta olan kurdu boynundan vurup yere indirdi. Kurtların sayısı giderek artarken iki tanesini daha yere indirdi. Mir telaşa kapılmamaya çalışarak dikkatle vuruyor, arkadaşlarını korumaya çalışıyordu. Holant acı içinde yerde kıvranıyordu.

Har hâlâ kolunu kurtarmakla uğraşırken  ablası yardımına koştu. Dorma’ nın çabaları kurdu daha da öfkelendirdi. Hırçınlaşan iri kurt sivri dişlerini iyice derine sapladı ve Har’ ın kolunu kopardı. Çocuğun çığlığı ormanda yankılandı. Kendini kaybeden Dorma öfkeyle kılıcını kurdun boğazına sapladı. Kurt hırıltılar çıkararak can verdi. Dorma kendini toparlamaya çalışarak kardeşini oradan uzaklaştırdı. Har’ ın yüzündeki ifade yaşadığı dehşetin büyüklüğünü gösteriyordu.

“Dayan, kurtulacaksın,” dedi Dorma. Sakin bir alana geçtiklerinde kadın hemen kanı durdurmak için müdahale etti. Kardeşinin acısı karşısında gözyaşlarına hakim olamıyordu. Har dişlerini sıkıyor derin derin nefes alıyordu. Kolundan akan kan her tarafına bulaşmıştı. Gözü kararıyordu.

Markos dikkatle nişan alıp arbeleti ile bir kurdu yaraladı. O anda arkasında hırlama sesi işitti. Daha arbeletini kullanmaya fırsat kalmadan bir kurt üstüne atladı. Markos kuvvetli bir tekme savurup kurdun sendelemesine neden oldu. Ani bir kararla arbeletin ucunu kurdun gözüne sapladı. Kurt öfke ve acı içinde hırlayıp rastgele saldırmaya başladı. Mir fırlattığı iğne ile onu da etkisiz hale getirdi.

Kazzam çevik bir hareketle beyaz bir kurdun sırtına atladı. Güçlü kollarıyla boynuna yapıştı ve kurdun tüm saldırgan hareketlerine rağmen ona tutunmayı başardı. Kurt yavaşladığı bir anda kaslı kollarıyla boğazını sıktı. Hareketsiz kalan hayvan yere yığıldı.

Beyaz kurtlardan biri Dorma’ nın arkasından fırladı ve bir pençe atıp onu savurdu. Yoğun kan kokusu kurdu çekmişti.

“Hayır!” Dorma olacakları anlamıştı. Telaşla ayağa fırladı fakat Kazzam ondan önce davrandı. Kurt çocuğun üstüne atlarken onu arka ayağından yakaladı. Dengesini kaybetmemek için ayağını sertçe yere basıp hızla geriye döndü ve kurdu ağaca fırlattı. Çarpmanın şiddeti ile hayvan yere yığıldı. Dorma bir anda soğuk terler dökmüştü. Rahatlayarak tuttuğu nefesini bıraktı.

Yusan hırçın bir kurdu birkaç okla vurarak ancak durdurabildi. Gece karanlığında ve karmaşa içinde ok kullanmak pek kolay değildi. Kurtlara iyice yaklaşması gerektiği anlar oldu. Yaralanan dostlarına yardım edemese de onlar için çok endişeliydi. Olabildiğince hızlı şekilde dövüşü sonlandırmak istiyordu. Üstüne sıçrayan bir kurdu karnından vurdu.

Holant Mir' in de desteği ile oradan uzaklaşmayı başardı. Yaraları yüzünden dövüşebilecek durumda değildi. Bu kadar hazırlıksız yakalandığına inanamıyordu. Kıyafeti parçalanmış, yaraları sızlıyordu. Buz gibi soğuk da işini kolaylaştırmıyordu. Sırtını ağaca dayamış dövüşün bitmesini beklerken titremesine engel olamıyordu.

Kurtlar bir bir etkisiz hale getirildi. Sonunda ormandaki tüm sesler sustuğunda Kazzam bir süre kendine gelmeye çalıştı. Sadece bacağından ve karnından hafif yara almıştı. Yusan da birkaç sıyrıkla kurtulmuştu. Markos bileğinden ve bacağından ısırılmıştı. Mir hep uzaktan saldırdığı için hiç yara almamıştı. Har ise oldukça kötü görünüyordu. Yusan içi sızlayarak ona baktı. Bir çocuğun kaldıramayacağı bir durum olduğunu düşünüyordu.

“Bizi zamanında uyardı,” dedi Kazzam Dorma’ nın yanına gelerek.

Dorma acı içinde inleyen kardeşinin başından ayrılmıyordu. “İyi olacaksın. Söz veriyorum.”

“Kenara çekilir misiniz? Ben bir bakayım,” dedi Yusan herkesi Har’ ın başından uzaklaştırarak. “Önce at arabalarından birine taşıyalım onu. Burada donacak yoksa.”

 Kazzam ve Mir dikkatlice Har’ ı at arabasına taşıdı. “Kanamasını durdurmak kolay olmayacak, ağrı kesici iğne yapacağım şimdilik. Ancak kan takviyesi lazım, acilen bir sağlık kuruluşuna gitmeliyiz” dedi Yusan.  Umutsuzluk içinde çocuğun koluna baktı. “Har biraz daha dayan. Ağrın birazdan dinecek, uykuya dalacaksın.”

Markos da Holant’ ın koluna girip onu taşıdı. Yarasını iyice temizleyip göğsünü sargı beziyle sardı. “Dikiş gerekebilir, yaralar biraz derin görünüyor. Yusan, Har ile ilgilendikten sonra bir baksın.”

“Daha iyiyim, teşekkürler,” dedi Holant. Markos kalın bir battaniyeyi Holant' ın üstüne örttü. Sonra kendi yaralarını da sardı. Bacağı sızlıyordu, bir süre üstüne basmakta zorlanacaktı.

Kazzam gergin bekleyişin ardından herkesi uyardı. “Bunu söylemenin sırası değil fakat buradan hemen uzaklaşmalıyız. İğne ile bayıltılan kurtlar her an uyanabilir. Ya da başka birileri saldırıya geçebilir.”

“Haklısın, zaten Har’ ı bir sağlık merkezine götürmeliyiz. Hemen yola koyulalım,” dedi Yusan. Kazzam ve Mir atları sürmeye başladı. Bu sürede Yusan Holant' ın durumunu da kontrol etti, gerekli tedaviyi yaptı.

Holant kurtların nasıl olup da aniden saldırıya geçtiğini merak ediyordu. Sanki birisi onları kışkırtmıştı. Gerçekten hazırlıksız yakalanmışlardı ve pek çok kurdu öldürmek zorunda kalmışlardı. Lider Zorkan’ ın buna aşırı tepki göstereceği bir gerçekti.

“Of, her şeyi yüzümüze, gözümüze bulaştırdık,” diye söylendi Holant. Doğrulmaya çalıştı ama yüzü acıyla kasıldı. Yusan onu engelledi. “Sakin ol artık. Böyle bir anda elimizden başka şey gelmezdi. Bir süre dinlemelisin.” Holant ilacın etkisi ile mayıştı, kısa süre sonra uykuya yenik düştü.

Gecenin karanlığında ilerlemek zordu. Dolunayın ışığı biraz olsun işlerini kolaylaştırıyordu. En yakın şehre varıp Har' ı bir sağlık ekibine emanet ettiler. Doktorun sorularını daha soğukkanlı olan Yusan cevapladı. Zaten dikkat çekmemek için Dorma ve Yusan haricinde diğerleri gelmemişti.

“Biz Kanyul' a gidiyorduk. Bir aile meselesi yüzünden acelemiz vardı ve gece yola çıktığımız sırada aniden bir kurt saldırdı bize,” dedi Yusan.

Doktor düşünceli halde ona baktı. “Anlıyorum. Normalde kurtların bu şekilde saldırması alışık bir şey değil ama çok aç kalmış olmalı. Elimizden geleni yapacağız, o iyi olacaktır merak etmeyin.”

“Teşekkür ederim.”

Ertesi gün Har toparlanınca hemen oradan ayrıldılar. Herkesi Kanyullu olduklarına ve kısa süre önce Dazzap' a geldiklerine ikna etmişlerdi. Fakat gerçeklerin er geç ortaya çıkacağından korktukları için oyalanmadan yola düştüler.

“Onu buraya getirmemeliydim. O yeterli yaşa gelmemişti daha,” diye söylendi Dorma kendi kendine.

“Yapma bunu. Böyle olacağını nereden bilebilirdin ki?” dedi Yusan.

“Her görevde bir risk vardır. Bu yüzden gerektiği gibi davranmalıydım.”

“Risk herkes için var. O bir savaşçı olmak istiyordu. Her şeyi göze alabilen bir insan gerçekten iyi savaşçı olabilir. Bu yüzden kendini kahretmeyi bırak.”

“Başımız asıl şimdi dertte görünüyor,” dedi Kazzam sessizce. Yusan meraklı ve endişeli gözlerle ona bakınca adam devam etti. “Kurtların burada bize saldırması beklemediğimiz bir şeydi. Onlarla savaşmak zorunda kaldık. Bu olay kısa sürede Lider Zorkan’ ın kulağına gidecektir. Peki, bunun sonucunda ne olur?”

“Lider Zorkan eğer bizi öğrenirse Butah’ ı suçlayacaktır,” dedi suratı asılan Markos.

“Yani başımız ciddi ciddi dertte,” dedi Mir.

“O halde ne yapmalıyız?” diye araya girdi Holant. Zaten canından bezmiş haldeydi. Bir de Lider Zorkan’ ın dikkatini üzerlerine çekmek en son isteyeceği şeydi.

“Şu durumda göreve devam etmemiz imkânsız görünüyor. Ne için geldiğimizi tahmin edip Saklı Mekana vardığımızda bizi yakalayacaklardır. Ben derim ki geri dönelim ve başarısız olduğumuzu açıklayalım,” dedi Kazzam. Her ne kadar başarısızlığı kabul etmek istemiyorsa da risk alamazdı. Lider Zorkan’ ın  -kurtları ölmüşken özellikle de- sağduyulu davranamayacağını biliyordu. Yusan itiraz eder gibi oldu ama sonra diğerlerine saygı duymak zorunda kaldı. İçinde her şeyin kötüye gideceğine dair bir his vardı. Bu yüzden geri dönmeyi kabul etti. Ayrıca Har bu haldeyken göreve devam etmeleri de güç olacaktı.

Har kolunun halini kabullenmekte zorlanıyordu. Vücudundan bir parçasının yok olmasının yanı sıra artık yetenekli bir savaşçı olamayacaktı. Hayal kırıklığı içinde sessizliğe gömülmüştü. Dorma her ne kadar onu teselli etmeye çalışsa da düşüncelerine söz geçiremiyordu. Gururu yüzünden diğerlerinin yanında kendini tutsa da uykuya çekildiği vakitler gözünden yaş eksik olmuyordu.

Akşam olmak üzereydi. Gökyüzündeki beyaz bulutlar o kadar yoğundu ki sanki ellerini uzatsalar dokunabileceklerdi. Hava biraz olsun yumuşamaya başlamıştı.

“Bu şekilde dönmemiz kötü oldu,” dedi Markos yanında atı süren Kazzam’ a.

“Başaramamak onur kırıcı olsa da bunu umursamamaya çalış. Bazen yenilgiyi kabullenmek en doğru seçim olabilir. Hedefler saplantı haline gelirse asıl bundan korkmamız lazım,” dedi Kazzam.

“Haklısın belki de.”

“Görevler basit birer güç gösterisi değildir. Şimdiye kadar çok insan hayatını kaybetmiştir bu uğurda. Bu yüzden her zaman en mantıklı yolu seçmek gerekir.” Söyleyecek bir şey bulamayan  Markos susmayı tercih etti. Başını çevirip yola odaklandı.

Hava karadığında bir şehrin yakınından geçiyorlardı. Biraz aşağıda kalan şehirden yükselen ışık manzarası görülmeye değerdi. Karla kaplı dağın eteğine kurulmuş şehir çok sayıda evi barındırıyordu. Evlerden yayılan gaz lambaları ve mumların oluşturduğu loş ışık ve sokaklara yerleştirilen fenerler göz alıcı görünüyordu. Ülke sınırını geçmelerine az kalmıştı. Belli etmese de herkes  kurtlarla tekrar karşılaşma ihtimalinden korkuyordu ve şimdi biraz olsun rahatlamışlardı.

 

 

*****

 

Aradan günler geçti. Lider Zorkan konuğunu karşılamak için sarayın avlusuna çıkmıştı. Dışarıdan bakınca saray kale gibi sağlam görünüyor, her tarafı çok iyi korunuyordu. Dışarısı karla kaplı olmasına rağmen avlu tamamen kardan arındırılmıştı.

Lider Zorkan yanında yardımcıları ile bekliyordu. Kısa bir süre sonra konuğun geldiğini belirten top sesi duyuldu. Sarayın kapısı ardına kadar açıldı. Lider Canas yardımcılarının eşliğinde, kendinden emin adımlarla ve yüzünde dostça bir gülümseme ile içeriye girdi. Lider Zorkan ilk defa gördüğü genç adamı baştan aşağıya süzdü. Babası gibi cesur fakat aynı zamanda sakin bir karaktere sahip gibi görünüyordu.

Canas hafifçe başını eğdi. “Lider Zorkan size Butah’ ın selamını getirdim. Görüşme talebimi geri çevirmediğiniz için minnettarım.”

“Butah’ ın selamını memnuniyetle kabul ediyorum. Ziyaretinizle bizi onurlandırdınız Lider Canas.”

Hep birlikte saraya doğru ilerlediler. Avluda dolanan kurtların soğuk bakışları bir an Canas’ ın gerilmesine sebep oldu. Zorkan gülümsedi. “Dostlarımıza karşı daima zararsızdırlar. Çekinmeyin lütfen.”

“Anlıyorum,” dedi Canas gülümseyerek.

Her zamanki gibi önce yemek masasına geçildi. Masa olabilecek en iyi şekilde donatılmıştı. İki lider yemek boyunca Butah ve Dazzap hakkında bir süre sohbet etti. Yemekten sonra özel olarak görüşebilecekleri konuk odasına geçtiler. Söze ilk giren Zorkan oldu.

“Lider Canova' nın ölümü hepimizi yasa boğdu. Böyle bir sonu hiç hak etmemişti.”

“Babam için hepimiz üzgünüz. O kadar ani oldu ki hâlâ bunu atlatamadım. Siz de tahmin ediyorsunuzdur ki bir süredir babamın ölümünü araştırıyorum. Ancak şu ana kadar elime somut bir delil geçmedi. Ortada ne döndüğünü gerçekten öğrenmek istiyorum. Sizin babamla aranız her zaman iyiydi. Bu yüzden bu konuda bana yardımcı olabileceğinizi düşündüm.”

“Anlıyorum. Lider Canova için elimden gelen her şeyi yaparım. Ben de Melmor’ a adamlarımı yollayıp işin aslını öğrenmeye çalıştım ama bir sonuç alamadım.”

Bir an Lider Canas’ ın gözleri ona takılıp kaldı. Yüzünde şaşkınlık ifadesinin belirmesine engel olamadı. Lider Zorkan’ ın bu kadar çabalamasını beklemiyordu.

“Neden bu kadar şaşırdınız?”

“Sizi takdir ediyorum Lider Zorkan. Çabalarınız beni gerçekten şaşırttı. Babamın ölümü bir karmaşaya sebep olmuşken siz ona olan bağlılığınızı yeterince kanıtladınız.”

“Ama tüm çabalarım sonuçsuz çıktı. Düşmandan geriye  hiç bir iz bulamadık.”

“Kendinizi suçlamayın. Elbette bir çıkar yol bulacağız. Yardımınız olmadan sanırım bu işin altından kalkamayacağım.”

“Peki, şüphelendiğiniz birileri var mı?”

Canas bir süre sessiz kalarak düşündü. “Aslında şüphelendiğim bazı kişiler var ama liderlerin hiçbiri de bundan sorumlu olamayabilir. Takdir edersiniz ki geniş çaplı bazı önlemler almaya çalıştım.”

 “Anlıyorum. Size destek olmak için elimden geleni yapacağım.”

Günün ilerleyen saatlerinde Lider Canas saraydan ayrıldı ve dönüş yolculuğuna geçti. Zorkan ile yaptığı konuşmanın oldukça verimli geçtiğini düşünüyordu. Yüzünde bir gülümseme ile yola odaklandı.

5 Haziran 2021 Cumartesi

Savaş Çığırtkanı- 16.Bölüm (Roman)


 

BÖLÜM 16

 

Kara Elçinin Planları

 

Lider Saraç halkın karşısına çıkıp artık bir konuşma yapması gerektiğine karar verdi. Çeşitli kışkırtmalar neticesinde ülkesinde kendine isyan edenlerin sayısı artmıştı. İnsanlar asılsız pek suçlamada bulunuyordu. Güç ve şöhret için Lider Canova' yı öldürdüğünü iddia edenler bile vardı.

Karay, liderin bu şekilde suçlanmasına tahammül edemiyordu. Her ne kadar sert önlemler almayı önermişse de Lider Saraç bunu reddetmişti. O, bunun sadece ortalığı daha da karıştıracağına inanıyordu.

“Efendim, kendinizi bu kadar yıpratmayın. İnsanlar kafası karışık olduğu için bu şekilde davranıyor. Gerçeği bilselerdi size itaat etmekten bir an bile olsa vazgeçmezlerdi.”

“Suçlu her kimse başıma öyle bir dert açtı ki kolumu kımıldatmaya cesaret edemiyorum. Hangi lidere haber yollayıp konuşmak istesem biliyorum ki diğerleri hemen beni gizli işler çevirmekle suçlayacak. Ülkeleri bir araya toplamak çok zor artık. Butah' ın yeni lideri ve Lider Zorkan buna yanaşmaz biliyorum. Ülke ekonomisi yavaşça düşüşe geçti. İnsanlar bizle ticari bir iş yaparken bile temkinli olmaya çalışıyor. Bu durumun böyle devam etmesine izin veremem. Beş güçlü devleti bir kenara bırakıp orta ve zayıf düzeydeki devletlerle iş birliği yapmayı düşünüyorum. Ticari ortaklığımızı geliştirmeliyiz. Bu konuda bir şey yapmazsak ekonomimiz iyice zayıflayacak. Ve bundan kimlerin çıkar sağlayacağını düşünmek bile istemiyorum,” dedi Lider Saraç. Uzaktaki tepelere baktı. Olayların bu raddeye geleceğini tahmin edemezdi.

“Efendim o halde izin verin, bu işle ben ilgileneyim. Ne kadar gizli hareket edersek o kadar yararımıza olur. Siz aklanana kadar elimden gelenin en iyisini yapacağım.”

“Peki Karay, bu işi sana bırakıyorum. Bir an önce Tora ve Chernac’ a gidip ülke ileri gelenleriyle konuş. Aramızda anlaşabilirsek bizim için çok iyi olur.”

Saraç, tepelerden gözünü alıp dışarıdaki kalabalığa baktı. Binlerce kişi sarayın önünde toplanmış, herkes bir açıklama bekliyordu. Lider dik durmaya çalışarak halkın karşısına çıktı. O anda herkes sus pus oldu. Saraç içindeki sıkıntıyı bastırarak gür ve kendinden emin bir sesle konuşmaya başladı.

“Melmor halkının onuru ve şerefi benim için her şeyden önce gelir. Düşmanım bile olsa asla bir ülkenin liderini öldürmek gibi bir çirkinliğe kalkışmam ki Lider Canova benim için değerli bir insandı. Ölümü beni çok üzmüşken nasıl olur da onun ölümü için beni suçlarsınız?” Herkes çıt çıkarmadan onu dinliyordu.

“Lider Canova' nın ölümünü araştırıyoruz. Katilin bulunmasını ve aklanmayı en çok isteyen kişi benim. Bu süreçte yanımda olanlara müteşekkirim ama beni suçlu ilan edenler ise beni büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Tek isteğim bu konuda birbirinize düşmemeniz. Lütfen hepiniz sakin olun ve gerçekler ortaya çıkmadan yanlış bir hareket yapmayın. Aranızdan bazılarının çıkardığı isyanlar sadece ülkemize zarar vermektedir. Lütfen bir kez daha düşünün ve ülkemizin çıkarını her şeyin üstünde tuttuğunuzdan emin olun.”

Lideri destekleyenlerden büyük bir alkış koptu. Yaptığı konuşmaya rağmen birkaç kişi lidere laf atmaya çalıştı. Lider Saraç onları duymazdan gelerek konuşmasına devam etti. “Eğer suçlu olduğum yönünde kanıt ortaya çıkarsa liderliği bırakırım. Şimdi anlayışınıza sığınarak konuşmamı burada kesiyorum.” Saraç kalabalığı selamlayarak balkondan içeriye girdi.

Son haftalarda yaşadığı stres yüzünden sağlığı bozulmuştu. Sık sık doktor kontrolünden geçiyordu. Bunun yakın tanığı olan saray sakinleri bu yüzden çok endişeliydiler. Liderin eşi Mazal ona hep destek olmaya çalışıyor, sağlığını koruması için elinden geleni yapıyordu. Liderin asık suratını görünce onu bir kez daha teselli etmeye çalıştı. “Güçlü olmalı, ayakta durmalısın. Kalbinin bu kadar kolay kırılmasına izin verme. Sen dik durdukça destekçilerin çoğalacaktır.”

 

*****

 

Lider Zorkan sarayda volta atıyordu. Dazzap' a döner dönmez hemen en güvenilir adamlarını Melmor' a yollamıştı. Toplantı günü yaşananlara şahit olmuş bir kişiye bile rastlamak olayı aydınlatabilirdi. Adamları pek çok kişiye ulaşmış, olayı soruşturmuştu. Ancak insanlar bir şey görmediğini ya da şüpheli olabilecek birini fark etmediğini belirtmişti.

Zorkan tekrar o anı düşündü. Maskeliyi bir yakalayabilseydi her şey gün yüzüne çıkacaktı. Hangi liderin bunu yaptırabileceği üzerine defalarca düşündü. Fakat elinde bir delil olmadığından eli kolu bağlı kalıyordu. Kıısa vadede bir sonuç elde edemeyeceğini anlayınca adamlarını geri çekmişti. Taş tahtına oturdu yavaşça. Sırt ve kol kısmına oyularak şekiller verilmiş tahtın sadece oturma kısmı beyaz bir kumaşla kaplıydı.

Lider Zorkan tahta ilk çıktığı zamanı düşündü. Tam on beş yıl olmuştu. Ağabeyi Jaler kendisinden beş yaş büyüktü. Halk daha güçlü olan Zorkan’ ın tahta geçmesini istese de artık yaşlanan babası tercihini Jaler’ den yana kullanmıştı. Zorkan’ ın hırslı ve gözü kara biri olduğunu biliyordu. Onun tahta geçmesini riskli görüyordu. “Öfke seni de halkı da yer bitirir,” demişti babası.

Jaler her zaman kardeşine göre sakin ve anlayışlı biri olmuştu. Herkesi çok kolay affederdi. Bu yüzden Zorkan ile sık sık tartışırlardı. Zorkan affetmenin bir erdem değil, hata olduğunu düşünüyordu. Ağabeyini yok eden de bu kişiliği olmuştu. Tahta geçiş hazırlıkları devam eden Jaler bir gün komşu ülkeye bir seyahat yapmak üzere saraydan ayrıldı. Ona eşlik eden sadece birkaç kişi vardı. Yardımcılardan birisi daha önce sarayın sırlarını başkalarına sızdırmıştı. Jaler yardımcısının cezasını kesmek yerine onun ikna edici sözlerini dinledikten sonra onu affetmişti. Adamın özür dilemesi, çeşitli bahaneler sunması ve pişmanlığını dile getirmesi Jaler için her şeyden önemliydi. Ancak bir daha aynı hataya düşmesi halinde onu ağır bir şekilde cezalandıracağını söylemişti. Henüz ülkeden ayrılmadan yardımcısı sinsi planını uygulamaya koymuştu. Herkesin içeceğine zehir karıştırıp resmi belgeleri çalarak ortadan kaybolmuştu. Jaler ölürken sağ kalabilen tek yardımcı saraya gelip her şeyi anlatmıştı.

Bu olay Zorkan’ ı daha da öfkeli biri yaptı. Katı kurallarından asla vazgeçmezdi. Üzüntüden babası da bir süre sonra hayata gözlerini yumunca Zorkan tahta geçti. Korkutucu, tutucu ve bazen acımasız bir lider olsa da adaleti her şeyin üstünde tutardı. Ağabeyinin anısı ise daima onunla yaşamaya devam etmiş, ona güç vermişti.

Günün birinde Lider Zorkan ağabeyini öldüren kişinin yakalandığı haberini aldı. Zorkan hemen zindana inip adamın karşısına çıktı, kendini tutamayıp suratına sert bir yumruk geçirdi. Adamın burnu kırılmıştı, buna rağmen sesini çıkarmadı.

“Merhamet bazen insanın en zayıf noktası olabiliyor. Her ihanetin bir bedeli vardır. Seninki de ölüm olacak.” dedi Zorkan.

“Yaptığım her şeye rağmen o ölmemi istemezdi,” dedi adam soğukkanlı bir şekilde.

Lider Zorkan ona tiksinti dolu bir bakış attı. “Böyle fütursuzca ondan bahsetme sakın. Bir hainin sözleri beni zerre kadar etkilemez. Sen kime hizmet ediyorsun onu söyle.”

   Adam sırıttı. “Söylesem de söylemesem de beni öldüreceksiniz zaten değil mi? O yüzden bir isim vererek size yardımcı olmayacağım.”

Zorkan öfkeden köpürmeye başladı. Pişkin adama tekrar saldıracaktı ki yanındakiler onu durdurdu. Yardımcılardan Chitan söze girdi. “Efendim sakin olun. Bir süre onu konuşturmayı deneyelim.” Lider kabul edip hışımla zindandan ayrıldı.

Zorkan anılarını bir kenara bıraktı. Şu sıralar farklı bir telaşı vardı. Kısa bir süre önce Lider Canas' tan bir mektup almıştı. Canas Dazzap' ı ziyaret edeceğinden ve kendisi ile özel olarak görüşmek istediğinden bahsediyordu. Lider Zorkan hemen Lider Canas' ın ziyaretinden memnun olacağını ve şeref duyacağını belirttiği bir mektup yollamıştı.

Tahta yeni çıkmış bir liderin kendisi ile hemen görüşmek istemesi Lider Zorkan' ın hoşuna gitmişti. Büyük ihtimalle Lider Canova' nın ölümü konusunda bir strateji geliştireceklerdi. Birlikten kuvvet doğardı ve böylece rakiplerinin karşısında elinin daha da kuvvetleneceğini düşünüyordu.

 

*****

 

Butah her zamanki gibi yeni bir güne uyanmıştı. Sarayın yoğun programı herkesi yoruyordu. Lider Canas kendini halka kabul ettirmek için çok çalışıyordu. Zaman zaman göreve yolladığı savaşçıların yakınları gelip onlar hakkında bilgi almaya çalışıyordu.

“Önemli bir haber olsa elimize ulaşırdı. Sadece sabredip biraz daha bekleyin,” diyordu onları yatıştırmak isteyen yardımcılar.

Canas’ ın ziyaretine önemli kişiler de gelir dünya meseleleri hakkında tavsiyede bulunur veya tavsiye isterlerdi. Canas konuklarını en iyi şekilde ağırlar ve onlara olabildiğince saygılı davranırdı. Lider bugünkü son konuğunu da uğurladıktan sonra yorgunluk içinde tahtına oturdu. Gözlerinin altı morarmaya başlamıştı. Gülümsemeye çalıştı. “Bu iş tahmin ettiğimden de yorucuymuş.”

“Lider Canas kendinizi bu kadar harap etmeyin. Gayretinizi takdir ediyorum fakat gücünüz ve sağlığınızın yerinde olmasına da dikkat etmelisiniz,” dedi Şeyad.

“Efendim, bu çabalarınız halkın gözünden kaçmayacaktır,” dedi Valyon.

“Bir liderin yapması gereken halkını daima düşünmektir. Bundan doğal ne olabilir, ” dedi Lider Canas.

“Çok mütevazısınız efendim,” dedi Valyon.

O anda başka bir yardımcı içeriye girdi. Elinde bir mektup vardı. Lider Canas’ ın huzuruna çıkınca başını eğerek onu selamladı ve konuya girdi.

“Efendim, Galnas’ a yolladığınız gruptan bir haber var.”

“Peki, hemen oku Loravn.”

 Loravn yüksek sesle okuduktan sonra mektubu katladı. Janef, Geyul hakkında olan biten her şeyi anlatmış ve ayrıca maskeliden bahsetmişti. Bir de Lider Canas’ ı saraya sızmış olabilecek o maskeli konusunda uyarmıştı. Lider Canas düşünceli bir şekilde ayağa kalktı. Mektubun ardından orada bulunan herkes liderin ne söyleyeceğini merak ediyordu.

“Alev Soluyanlar mı? Onlar da kim? Maskeli kimmiş acaba?” diye hep bir ağızdan fısıltılar yükseldi. Canas konuşmaya başlayınca herkes sustu.

“Buna kim cüret edebilir? Butah’ tan birisi benim seçtiğim savaşçıları yok etmeye kalkacak, olacak şey değil. Geyul haddini fazlasıyla aşmış.”

“Efendim Alev Soluyanların gerçek olduğuna inanamıyorum. Onların varlığı sizi endişelendirmiyor mu? Şimdiden meselemize karışmışlar. Janef’ in ekibi Geyul' u sağ salim getirseydi belki ağzından laf alabilirdik,” dedi Valyon.

“Elbette Geyul' u sorgulamak isterdim. Affedilmez bir suç işledi ancak Janef de onun bir şey bilmediğini söylemiş. Ayrıca Geyul' u teslim etmeseler Alev Soluyanlar bizimkileri kolayca bırakmazdı. Daha önce bir Alev Soluyanla tanışmıştım, çok inatçıdırlar. Şu an için Galnas grubunun görevi daha öncelikli. Alev Soluyanlar haksız bir saldırıda bulunmadığı sürece beni ilgilendirmiyor,” dedi lider gözlerini kısarak.

“Efendim bana izin verin. Bu mesele ile ben ilgileneyim. Maskeli adamın izini sürüp en kısa zamanda yakalayacağım onu. Şu an içimizde dolanıyor bile olabilir,” dedi Şeyad.

Tüm yardımcılar şaşkınlık ve tedirginlik içinde birbirine baktı. Gerçekten içlerinde bir hain olabilir miydi?

Lider, Şeyad' ın  gözlerinin içine baktı. Bir süre sessizliğini korudu. “Peki, bu önemli görevi sana devrediyorum. Elinden geleni yap,” dedi gülümseyerek. Şeyad memnuniyetle başını eğdi. Liderin kendisine güvendiğini biliyordu. İzin isteyip oradan ayrıldı.

 

*****

 

Gecenin karanlığında kayaların tepesinde oturan Kara Elçi etrafı izliyordu. Avcı çok geç kaldığı için endişelenmişti. Hedeflerine adım adım yaklaşırlarken bir aksilik çıkmasını istemiyordu. Lider Harula dünyaya hükmetmek için büyük bir ordu hazırlıyordu. Kara Elçi ömrünü buna adamıştı ve sonunda emeklerinin karşılığını alacağı için mutluydu. Ömrünü neredeyse yalnız geçirmişti. Bazen bu durum canına tak etse de yılmamıştı. Şimdi acele etmesinin nedeni ise elden ayaktan düşmeden önce ataları ile karşılaşmaktı. Onlarla birlikte dünyaya hükmedecekti. Uzaktaki küçük bir kayanın ardında bir karartı fark edince ayağa kalktı. Yaklaşan kişinin maskeli olduğunu görünce rahatladı. 

“Kusura bakma geç kaldım. İşim başımdan aşkın ve buraya gelmek biraz vakit alıyor,” dedi Avcı.

“Yeni gelişmeleri öğrenmek istiyorum hemen. Sana verdiğim görevleri yerine getirebildin mi?”

“Tüm dediklerini harfi harfine yerine getirdim,” dedi Avcı gülümseyerek.

“Mükemmel.” dedi ihtiyar rahatlayarak.

“Yalnız bir sorun var. Libmons’ a yolladığım adam verdiğim görevi başaramamış. Yakalanmış ve öldürülmüş. Müjdeli haberi hemen saraya uçurdular,” dedi Avcı kinayeli bir şekilde.

“Onu kafana takma sen. Ne de olsa senin hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Geyul' un ağzından bilgi almış olmaları imkânsız,” dedi ihtiyar.

“Evet, orası öyle.”

“Anlıyorum. Yine de bundan sonra daha temkinli olmalısın. Şimdiye kadarki başarılarını takdir ediyorum doğrusu fakat bir dikkatsizlik sonucu kimliğini ele verme.”

“Merak etme. Beni öyle kolay kolay kimse yakalayamaz.”

“Dazzap' ın lideri ile yapılacak buluşma konusunda da bazı planlarım var. Zorkan’ ın Butah ile olan bağlarını öyle bir koparalım ki Zorkan Efendi Butah' ı karşısına almak zorunda kalsın. İnatçı ve dik başlı oluşu işimize yarayacak.”

“Dazzap' a giden grup eninde sonunda tuzağımıza düşecek. Kurtları kışkırtmak zor değil. Aralarında her an bir dövüş patlak verebilir.”

“Ve sonra Butah’ ın arkasından iş çevirdiğini düşünen Zorkan deliye dönecek. Ancak görevlendirdiğin kişilere çok dikkat etmelisin.”

“Merak etme sen. Hiçbiri gerçekte kim olduğumu bilmiyor. Hem yıllardır ne için hazırlık yapıyoruz,” dedi Avcı.

“Haklısın. Azmine her zaman hayranım, bana kendimi hatırlatıyorsun.”

İhtiyarın gözleri ışıldadı. Eğer dilediği şekilde Zorkan' ı oyuna getirebilirse belki de onun 7. Liderler Savaşı' nın kıvılcımı olmasını sağlayabilirdi. Avcı kayaya tırmanıp Kara Elçi' nin yanına oturdu. Gecenin bu vaktinde ayaklarının altındaki şehir manzarasını izlemeyi severdi. Yakında her şey daha karanlık olacaktı.

Bir süre sonra Avcı saraya dönmek üzere yola koyuldu. Burada fazla vakit kaybetmesi dikkatleri üzerine çekebilirdi. Gerçi Sisle Yıkananlardan biri olmanın yararını fazlasıyla görmüştü şimdiye dek. Bu yeteneğini keşfetmesi onun için bir sürpriz olmuştu. Kendi soyundan gelenlerde uzun yıllardır gözükmeyen bu yetenek onda ortaya çıkmıştı. Avcı bunun kader olduğuna inanıyordu.

 

*****

                                        

Lider Alaz ile Lider Lazinka gözlerden uzak bir mekânda bir araya geldi. Buluştukları nokta Galnas ve Libmons’ un sınırında bulunan gizli bir mahzendi. Karanlık mahzenden iki ülke boyunca kilometrelerce uzanan geçitler vardı. Bu geçitlerin yerini çok az kişi bilirdi. Her iki liderin acil ve gizli olarak görüşmesi gerekiyorsa burayı seçerlerdi. Tanınmamak için her ihtimale karşı kılık değiştirmişlerdi.

Alaz yırtık bir pantolon, bir tunik ve eski püskü bir ayakkabı giymişti. Yüzüne da biraz kömür tozu sürmüş sokakta yaşayan zavallı bir adam havası çiziyordu. Lider Lazinka ise yaşlıların giydiği tarzda kıyafetler giymiş ve başına uzun, beyaz bir peruk takmıştı. Uzaktan bakıldığında gerçekten de yaşlı bir adamı andırıyordu. Gaz lambası ile aydınlatılan mahzende masanın başına oturmuşlardı. Söze ilk giren Lider Lazinka oldu.

“Burnuma kötü kokular geliyor. Butah’ ın lideri öldüğünden beri herkes birbirinden şüpheleniyor. Biz bu işe hiçbir şekilde karışmadığımıza göre bunu yapan kim olabilir sence?”

Lider Alaz elinde olmayarak bir an gülümsedi.

“Sen bile ilk şüphelenilecek kişiler arasında ikimizi görüyorsun yani.”

“Asıl mesele de bu işte. Şimdiye kadar yaptıklarımız nedeniyle fazlasıyla dikkat çektik. Bu da birilerinin işine oldukça yaramış görünüyor,” dedi Lider Lazinka düşünceli bir şekilde.

“Sence Lider Cender bir iş çeviriyor olabilir mi? Genelde toplantılarda pasif davranır ve görüşlerini çok bildirmez. Ayrıca liderlerden kime güvendiğini ya da kime güvenmediğini de pek belli etmez. Tüm bunları düşününce bana en mantıklı gelen onun suçlu olduğudur,” dedi Lider Alaz ellerini masanın üstünde kavuşturarak.

“Kendinden çok emin konuşuyorsun,” dedi Lider Lazinka karşısındaki adamı süzerek.

“Lider Saraç’ ı iyi tanırım. Kendi ülkesinde kesinlikle böyle bir riski göze almaz. Cinayet başka bir ülkede işlenmiş olsa belki onu suçlayabilirdim. Lider Zorkan ise güvendiği insanlar konusunda çok korumacıdır. Lider Canova’ ya ihanet etmiş olabileceğini sanmıyorum,” dedi Lider Alaz sakin bir ses tonuyla.

“Yani suçlamak için geriye sadece Lider Cender’ in mi kaldığını düşünüyorsun?” dedi Lider Lazinka gözlerini kısarak.

“En azından şimdilik öyle görünüyor.”

“Bence ortada çok daha garip şeyler dönüyor,” dedi Lazinka.

Bu kez Lider Alaz gözlerini kısarak baktı ona. Söyleyeceklerini fazlasıyla merak ediyordu çünkü Lider Lazinka kolay kolay yanılan bir insan değildi.

“Diyeceğim şu ki, bence karar vermek için çok erken. Ne Melmor’ un ne de Dazzap’ ın liderine güvenebiliriz. Ülkelerimiz arasındaki yakınlık diğer ülkeleri geriyor olabilir. Suçlu kim bilmiyorum ama diğerleri bizi suçlayıp akbabalar gibi üstümüze çullanabilirler. Buna izin vermemiz mümkün değil.”

“Peki, ne yapmayı düşünüyorsun,” dedi Alaz.

“Eğer bir şekilde ileride bir savaş çıkacaksa hazırlıklı olmalı ve mantıklı hareket etmeliyiz. Ayrıca gözümüzü dört açmalıyız. Ben şu yeni lider Canas’ a da güvenmiyorum. Aptalca bir hareket yapıp Zorkan ile birleşip bizi tuzağa düşürmeye çalışabilir.”

“Edindiğim bilgilere göre babasının intikamını alacağından söz ediyormuş. Bilgi toplama bahanesiyle ülkemize gizlice adamlarını sokabilir. Eğer Teulon ve Tora konusundaki planlarımız açığa çıkarsa sırf bunun için bile bize savaş açabilirler,” dedi Lider Alaz gergin bir şekilde.

“Bak, o konuda haklısın. Canas’ tan böyle bir hareket beklenir. Biz de adamlarımızı ülkenin her bir yanına konuşlandıralım ki şüpheli birileri ülkeye girerse icaplarına baksınlar.”

“Onları gizlice ortadan kaldırmayı mı planlıyorsun yani?” dedi Lider Alaz.

“Hemen öldürmektense bir süre elimde yem olarak tutmayı düşünüyorum. Ağızlarından laf almak hiç zor olmayacaktır,” dedi Lider Lazinka ürkütücü yüz ifadesini takınarak.

Alaz gülümsedi. “Anlıyorum. İşkenceci ekibinin eline kimse düşmek istemez.”

“Bundan sonra atacağımız her adımda temkinli olalım. Özellikle şu sıralar bir yanlış anlaşılmaya mahal vermemeliyiz.”

“Haklısın. Açığımızı arayanlara fırsat vermemeliyiz.”

“Şu saldırgan kafamı çok kurcalıyor. Sisle Yıkananlardan biri olmalı ama sıradan insanların içinde onları fark etmek zor. Aramızda kaç tane Sisle Yıkanan var onu bile bilmiyoruz. Ancak son yıllarda sayılarının arttığı bir gerçek.”

“Hâlâ elinde tutuyor musun o Sisle Yıkananı?”

“Tabi ki. Benim en önemli silahlarımdan biri o.”

“Anlıyorum. Her zaman işini sağlama alırsın.”

Lider Lazinka birden ciddileşti. “Eğer ters bir durum yaşanırsa sadece birbirimize güvenebiliriz. Her zaman seni destekleyeceğimi bil. Olur da birileri bize savaş açacak bir gerekçeye sahip olursa güçlerimizi birleştirelim.”

“Beklenmedik bir durum yaşanırsa güçlerimizi birleştirmek en mantıklı yol olacaktır elbette. Aynı düşüncede olmamıza sevindim.” Alaz' ın samimi sözleri üzerine Lazinka gülümsedi. “Sanırım burada bitirsek iyi olacak. İkimizin de işleri çok yoğun. Bir şey olursa haberleşiriz.”

“Peki, görüşmek üzere. Saygılarımla.” Alaz ayağa kalktı ve başıyla Lazinka' yı selamladı.

Vedalaştıktan sonra mahzenden ayrılıp farklı geçitlere girdiler. Ellerinde gaz lambası ile kilometrelerce yol kat edeceklerdi.

1 Haziran 2021 Salı

Savaş Çığırtkanı- 15. Bölüm (Roman)


 

BÖLÜM 15

 

Sıra Dışı Liste-Meguan

 

Sırat her şeyi tüm ayrıntısı ile Lider Cender’ e anlattı. Lider Canas' ın aldığı kararları, cinayeti çözmek için her ülkeye bir grup gönderdiğini, Saklı Mekânlara ulaşmaya çalıştıklarını... Şimdi herkes Cender' in vereceği kararı merakla bekliyordu. Sırat’ ın konuşması bittiğinde Lider Cender düşünceli bir halde ayağa kalktı.

“Lider Canas’ ın böyle büyük çapta bir planı olmasına şaşırdım. Saklı Mekânlara sızmak gerçekten çok risklidir ve herkes benim kadar anlayışlı olmaz. Bunu Lider Canas' ın toyluğuna ve acısına veriyorum. Bana her şeyi anlattığın için minnettarım Sırat. Ve bunun karşılığında ben de size bir şey göstereceğim.” Herkes liderin neden bahsettiğini merak ediyordu.

“Karyel, bana şu kara kitabı getir,” dedi Lider Cender. “Öncelikle şunu söylemeliyim ki Lider Canova’ nın ölümü bir şeyleri değiştirdi.” Grup üyelerinin bir şey anlamadıklarını fark eden Cender tahtına oturdu, her şeyi en başından anlatacaktı.

“O gün toplantıda Lider Canova unutulmaya yüz tutmuş bir şeyi bize hatırlattı. Çoğu kişi inanmasa da benim de bir kehanet olduğunu düşündüğüm rüyadan bahsetti. Herhalde o gün olanları siz de duymuşsunuzdur?” Bunun üzerine beşi de başını salladı.

“Kehanet 7. Liderler Savaşı’ nın gelecekte bir gün çıkacağını gösteriyordu. Bunun alametleri günümüzde ortaya çıkmaya başladı bile. Lider Canova bu konuda önlem almamız gerektiğini söylemişti ki o anda saldırı gerçekleşti.”

“Yani Lider Canova’ nın bu yüzden mi öldürüldüğünü düşünüyorsunuz. Peki, neden?” dedi Elyama.

“Bence o an tüm liderlerin iş birliği yapıp kehanet, daha doğrusu savaş konusunda önlem almalarını engellemek istedi birileri. Bu savaşın çıkmasını isteyen, dahası  körükleyen birileri var ortada.”

“Peki, siz kimden şüpheleniyorsunuz?” diye sordu Colevis.

“Emin değilim. Her ne kadar Lider Alaz ve Lider Lazinka bu kehanete şiddetle karşı çıksalar da onları suçlayamam. Belki de liderlerden bağımsız olarak gizli işler çeviren birileri vardır. Asıl mesele de bunu çözebilmek. Tarafsız bir gözle bakıp resmi doğru algılamalıyız.”

“Bu konuda ne yapmamızı öneriyorsunuz?” dedi Sırat.

“Artık geri dönüşü olmayan bir yola girmiş olabiliriz. Kehanet ciddiye alınmalıydı. Bu yüzden geriye yapılabilecek tek bir şey kaldı. Çıkması çok muhtemel olan bu savaş için hazırlık yapmalıyız,” dedi Lider Cender son noktayı koyarcasına. Bunu beklemediklerinden herkes donup kaldı. Büyük bir savaşın patlak verecek olmasının düşüncesi bile kötüydü.

“Fakat biz ne yapabiliriz ki?” dedi Elyama.

Katra ise Lider Cender’ in hâlâ bir kaçık olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden tek kelime bile etmeye niyeti yoktu. Onun sözlerini ciddiye almıyordu.

“Sırat,  daha önce sarayda anlatılanlardan bahsetmiştin. O kişi Lider Harula’ yı ve savaşçılarını görmüştü değil mi?”

“Evet efendim. Fakat bunun konumuzla alakasını anlamadım.”

“Bana öyle geliyor ki bu normal bir savaş olmayacak. Tarihin en karanlık lideri bize musallat olacak gibi görünüyor. Lider Harula, liderliği sırasında zayıflama dönemine girdiği sırada yok edilmişti. Hem de Butah’ ı kuracak kişinin atalarından biri tarafından.”

“Yani Lider Harula’ yı öldüren kişinin soyundan gelen birisi yıllar sonra Butah’ ı kurmuş oldu,” dedi Sırat ilgi içinde.

“Aynen öyle evlat.”

“Yani intikam mı almak istiyor Butah’ tan,” diye sordu Elyama.

“Daha da kötüsü. O dünyaya hükmetmek için gelecek. Verdiğiniz bilgiler bunu doğrular nitelikte.”

“Ama bu nasıl olur? O yıllar önce ölmedi mi?” dedi Colevis duyduklarını zorlukla sindirerek.

Cender sesine gizem katarak konuştu. Sanki büyük bir sır veriyordu. “Evet öldü fakat imkânsız olarak görünen bazı şeyler ansızın karşımıza çıkabilir.”

O sırada Katra’ nın alaylı gülümsemesi dikkatinden kaçmadı liderin. Kaşlarını kaldırarak ona döndü. “Demek söylediklerimi komik buluyorsun Katra.” Kadının yüzü bir an renkten renge girdi. Kendini toparlayıp konuşmayı başardı. “Üzgünüm efendim fakat bu söyledikleriniz fazla olağanüstü görünüyor.”

“Size göstereceğim kitap da öyle,” dedi Cender.

“Lider Cender, sizinle paylaşmam gereken bir şey var.”

“Peki, seni dinliyorum seni Zebbar.”

“Saklı Mekân’ a girdiğim sırada kendimi birden bir mahzende buldum,” diye başladı genç adam ve orada şahit olduğu her şeyi anlattı.

“Bak sen. Demek Lider Harula çoktan planını yapmaya başlamış. Bu yolun geri dönüşü yok gençler,” dedi lider tekrar ciddi bir hale bürünerek.

“Buyrun efendim,” dedi içeriye giren Karyel ve eğilerek kitabı uzattı.

Cender yerinden kalkıp kitabı aldı ve misafirlerini peşine takarak salona geçti. Salon oldukça gösterişliydi. Duvar sanki bir ressamın elinden çıkmışçasına rengârenkti.  Mobilyalar ve süs eşyaları oldukça gösterişliydi. Duvarlara monte edilmiş parçaların üstüne mumlar yerleştirilmişti. Mumlardan etrafa güzel kokular ve renkli dumanlar yayılıyordu. Cender salonun ortasında bulunan masaya geçti ve koca kitabı yavaşça masaya bıraktı. “Hadi, ne bekliyorsunuz? Oturun siz de,” dedi.

Şaşkınlık ve gerginlik içinde her biri bir sandalyeye oturdu. Cender kitabın kara kapağını açtı. “Bu çok eski bir kitaptır. Bunu iki yüz yıl kadar önce bir gezgin yazmış. Neredeyse tüm hayatı boyunca dünyayı dolaşmış ve değişik bilgiler toplamış. Sonunda böyle bir kitabı yazmayı uygun görmüş. O gezgin çok yaşlanınca da ölmeden önce çok güvendiği torununa bırakmış kitabı. Yıllar sonra ise kitap benim dedeme hediye edildi.”

“Ne tür bilgiler var içinde?” diye sordu Colevis.

“Kitap şu ana kadar duymamış olacağın çok çeşitli bilgiler içeriyor. Özellikle de sıra dışı olanların listesi ilgi çekici.” Lider kitabın sayfalarını karıştırıp belli bir bölüme gelince durdu. Yazılar iyice soluklaşmıştı ama okunabiliyordu.

“Bu listede bir takım özel güce sahip insanlardan bahsediliyor ve burada yer alanların bir kısmının soyunun tükendiği tahmin ediliyor. Her bir özel grup hakkında önemli bilgiler var. Öncelikle bu insanların nasıl olup da özel güçlere sahip olduğunu anlatayım size.

Yüzyıllar önce dünya üzerinde büyük savaşlar çıkmış. Savaşlar karanlığı güçlendirirmiş çünkü böyle anlarda umut ve güven duygusu yok olur, kalpler zayıflarmış. İnsanlar her geçen gün daha fazla kayıp vermeye başlamış. Aydınlık, barış çok gerilerde kalmış. Günün birinde savaşı durdurmaya kararlı insanlar çıkmış ortaya. Asırlardır bahsedilen kristal bir kılıç varmış. Rivayete göre bu kılıç, içinde bir takım güçleri barındırıyormuş. Kılıca sahip olan kişiler aynı zamanda bu güçlere sahip olurmuş. Bu, dünyaya barışı getirmenin tek yolu gibi gözükmüş savaşçılara. Bu yüzden kılıcı bulabilmek için yola çıkmış ve neredeyse tüm dünyayı dolaşmışlar. Gittikleri her yerde daha fazla acıya, vahşete, gözyaşına şahit olmuşlar. Asla pes etmeyip yollarına devam etmişler. Günün birinde gökyüzünün tamamen kara bulutlarla kaplı olduğu, güneşin asla yüzünü göstermediği, şiddetli yıldırımların esir aldığı bir adaya rastlamışlar. Ürkütücü ada sanki dünyadan kopuk, farklı bir boyuta ait gibiymiş. Ada Karanlığın Ordusunun hâkimiyeti altındaymış. Tüm kötülüğün yayıldığı, savaşların başladığı yer burasıymış.  Savaşçılar o ana kadar edindiği tecrübe ve bilgileri sayesinde savaşı bitirmek için Karanlığın Ordusu ile savaşmaları gerektiğini anlamış. Savaşı kazanmanın zor olduğunu ama geri dönerlerse savaşın asla bitmeyeceğini biliyorlarmış. Her biri birbirine ölümüne güvenerek adaya adım atmış ve bir şekilde kılıcı ele geçirmişler. Cesaretleri ve birbirlerine olan bağlılıkları sayesinde o anda ilginç yeteneklere sahip olmuşlar. Yeni yetenekleri ile büyük güçlere kavuşan bu kişiler Karanlığın Ordusunu yenip onları adanın derinliklerine hapsetmeyi başarmış. Böylece insanların kalplerine savaşı sokan gerekçeler, vesveseler de birer birer yok olmuş. Yıkım ve kaos yavaş yavaş sonlanmış.”

Lider Cender masadakilerin tepkisini ölçmek için bir süre durdu. Herkes hikâyeye dalmış görünüyordu. “Karanlığın Ordusunu yenmenin tek bir yolu vardı. Kararlılık ve bağlılık. Güçlerini birleştiren bu savaşçılar, kılıçtan dökülen yedi özellikle inanılmaz derecede güçlü hale geldi ve düşmanı yenebildiler. Onlara geçen her bir özellik böylece sonraki nesillere aktarılmış oldu.”

Lider sözlerini bitirince kitaptaki cümleleri aynen okumaya başladı.

“Alev Soluyanlar; kireç gibi bembeyaz bir tene ve tamamı kara gözlere sahiptir. Soludukları alevler güçlerine güç katar. Keskin nişancıdırlar ve hisleri son derece gelişmiştir. Güvenilmezdirler, sıradan birinin onları yenmesi çok güçtür.

Sesin Muhafızları; fiziksel olarak güçlü ve dayanıklıdır.  Bir çoğu gri saçlıdır. Sesi istedikleri şekilde kullanabilir, karşısındaki kişiye sesle işkence edebilirler. Fazla konuşmayı tercih etmezler, hislerini sesler aracılığı ile aktarmayı severler.

Algı Bozucular; fiziksel olarak güçlü sayılmazlar. Zihinleriyle oynamak suretiyle insanların gözlerini çeşitli şekillerde boyayabilirler. Anıları değiştirip yeniden şekillendirme güçleri de vardır. Tuzaklarına düşmek kolaydır.

Ruh Bağlayıcıları; vücutları kınadan oluşan sarmal şekillerde dövmelerle kaplıdır. Bir kişinin ruhunu kısa süreliğine kendi bedenlerine hapsedebilirler. Uzun süredir bu kişilere rastlanmadığı için soylarının devam edip etmediği bilinmiyor.

Ölüm Neferleri; yüzlerindeki damarlar kırmızı bir şekilde göze çarpar. En tehlikeli olanlardır. İstedikleri anda düşmanlarının bedenini lime lime edebilirler. Öfkelendiklerinde onlardan kaçmak imkânsızdır. Son derecede tehlike teşkil eden bu grubun soyunun tükendiği düşünülüyor. Bazı âlimler kendilerini idare etmekte zorlanan bu kişilerin, güçlerinin kimseye zarar vermemesi için kendilerini yok ettiklerini söyler.

 Hayat Zırhlıları; saydam görünümdedirler. Sahip oldukları güç sayesinde etrafını sardıkları kişiyi ölümcül saldırılardan kurtarabilirler. Fiziksel olarak çok dayanıklıdırlar.

Sisle Yıkananlar; istedikleri anda görünmez olabilirler. Sisin içinde çok hızlı ve güçlüdürler.  Sis adeta onların zihinlerini besler. Görünmez olduklarında sadece dikkatli ve enerjisi olağanüstü olan insanlar tarafından fark edilebilirler. Diğer özel kişilere göre yaşamlarını sıradan bir şekilde sürdürmeye alışkındırlar. Belirli bir fiziksel özellikleri yoktur. Zeki olmakla birlikte duygusaldırlar.”

Cender konuşmasını bitirince diğerleri işittiklerine bir anlam vermeye çalışıyordu. Sırat çocukken dedesinden duymuştu  bunların bir kısmını fakat hepsinin bir masal olduğunu sanıyordu. Şimdi Lider Cender’ den tekrar bunları işitmek onu çok şaşırtmıştı.

“Lider Canova' yı öldürenin de bir Sisle Yıkanan olduğunu düşünüyorum. Aniden beliren sis ve katilin geride bir iz bırakmaması bunu gösteriyor. Tabi işin arkasında kim var bilemiyoruz henüz.”

Sırat ne tepki vereceğini bilemedi. Duyduklarına inanmakta zorlanıyordu. “Bu nasıl olur?”

“O gün olayın şokuyla böyle bir şey aklımın ucundan geçmedi ama en mantıklı ihtimal bu görünüyor. Bildiğim kadarıyla yalnızca Alev Soluyanlar, Sesin Muhafızları, Algı Bozucular ve Sisle Yıkananların soyları bu güne kadar gelebilmiş. Onlar da dünyanın çeşitli yerlerinde tek ya da gruplar halinde yaşıyor. En azından her türden bir kişiye ulaşabilsek diğerlerine de ulaşma imkânımız olacaktır. Bir de bildiğim kadarıyla onların soyundan gelen herkes bu güçlere sahip olamamış. İlginç değil mi? Aktarılan genler aracılığı ile sadece belli kişilerde bu güçler ortaya çıkmış. Ve yıllar içinde kullanılmayan bazı güçler de yok olmuş görünüyor.”

Herkes şaşkın halde lideri dinliyordu. Lider gözlerini Katra' ya dikti. “ Tabi, şimdi bana inanmanız için size bir de kanıt sunmam gerekecek.” Katra düşüncelerinin yüzüne vurmasını engellemeye çalıştı. “Bana Garnap' ı çağırın,” dedi lider.

Lider Cender' in en önemli yardımcısı kısa sürede salonda belirdi. Cender onu görünce gülümsedi. “Garnap, misafirlerimize Sesin Muhafızı olduğunu gösterir misin?”

“Emredersiniz efendim.”

Zebbar mağaradaki anı hatırladı. İşittiği müzikten sonra kendini kaybetmişti. Sessizce olacakları izlemeye başladı.

Garnap yapacağı gösteriye odaklandı. Bir elini yavaşça havaya kaldırdı. Bir süre bekledikten sonra hızla bir dizinin üstüne çökerek elini sertçe yere vurdu. Aynı anda büyük bir gürültü kopunca boş bulunan herkes yerinden sıçradı. Sanki ortalarına bomba düşmüştü. Büyük bir ses dalgası yayılmış, camlar çatlamıştı.

Cender sızlayan kulağını tuttu ve yardımcısına çıkıştı. “Garnap, bu kadar abartman gerekmiyordu. Hepimizi sağır etmeye mi niyetlendin?”

“Affedersiniz efendim. Bir dahaki sefere daha dikkatli olacağım.”

Lider büyük bir gülümseme ile diğerlerine döndü. “Sanırım şimdi anlamışsınızdır. Neyse ki Garnap sesten ziyade kaba kuvvet kullanmayı tercih ediyor. Gidebilirsin Garnap.”

Katra sesin şiddetinden bir süre bir şey duyamaz oldu. Zebbar da çınlayan kulağını ovuyordu. Lider Cender sözlerini sürdürdü. “Ayrıca şunu da eklemeliyim ki Zebbar’ ın anlattıklarına göre bu Karanlık Ordu bir şekilde serbest kaldı ve şu an Lider Harula’ nın emrine girmiş vaziyetteler. Harula' nın kendi büyük ordusu da yeterince güçlü olmalı. ”

“Olaylar gittikçe ilginç bir hal alıyor,” diye düşündü içinden Katra.

“Yani Lider Harula’ nın Karanlığın Ordusunu üzerimize salacağını mı düşünüyorsunuz?” dedi Elyama şaşkınlık içinde.

“Bunların hepsi elbette bir tahminden ibaret. Fakat ortada bir sürü gizemli şey dönerken elimiz kolumuz bağlı duramayız değil mi? O halde işe bu listedekileri bize yardım etmeleri için ikna ederek başlayabiliriz. Kitapta onların yaşadığı belli yerlere değinilmiş. Rahatsız edilmeyi pek sevmedikleri için ortalıkta kolay kolay görünmezler.”

“Eğer savaşı kazanmak istiyorsak onları bulacağız,” dedi Sırat.

“Benim merak ettiğim bir şey var. Bu Karanlığın Ordusu ne gibi özelliklere sahip?” dedi Katra.

“Sonunda ilgini çekebildim demek ki,” dedi lider. “Karanlığın Ordusunun kötü ruh ve karanlığın bileşiminden oluştuğu söyleniyor. Bu yüzden bedenleri de bir insana göre çok dayanıklı,” dedi ürkütücü bir ses tonuyla.

“Bu yedi özelliğe sahip soylardan bazılarının yok olduğunu söylemiştiniz. O halde Karanlığın Ordusunu nasıl yenebiliriz?” dedi Sırat düşünceli bir halde.

“Elimizdekilerle idare edeceğiz artık. Sıra dışı ve sıradan olan insanların bir araya gelerek bu engeli aşabileceklerini düşünüyorum. O halde güçlerimizi birleştirmeye var mısınız? Ben elimden geldiğince size yardımcı olacağım.”

“Ben varım,” dedi Sırat içtenlikle.

“Bulalım şunları,” dedi Colevis kendinden emin bir şekilde.

“Elbette neden bu işi özellikle sizden istediğimi merak etmiş olabilirsiniz. Lider Harula eğer gelecek olursa ilk önce Butah’ a saldıracaktır. O yüzden herkes üzerine düşen görevi yerine getirmeli. Tek başıma tüm sorumluluğu almamı benden bekleyemezsiniz.”

“Anlıyoruz efendim,” dedi Colevis.

“O halde sizi bir süre daha misafir etmek zorundayım. Her şey netleşirse yola çıkabilirsiniz. Ayrıca kendi ekibimden de birilerini görevlendireceğim. Ne kadar çok kişiyle yola düşerseniz o kadar iyi olur. Sıra dışı olanları ikna etmek biraz zordur.”

“Eğer 7. Liderler Savaşı çıkarsa bu onları da fazlasıyla ilgilendirecektir,” dedi Sırat.

“Liderler Savaşı gerçekten büyük yıkımlara sebep olan savaşlardır. En güçlü ülkelerin katılımından oluşan bu savaşların sonucu neredeyse tüm dünyayı etkiler. Neyse fırsatınız varken şimdilik biraz dinlenin.”

Cender kitabı yardımcısına uzattı ve zarifçe masadan kalktı. Diğerleri de hemen ayağa kalktı. Lider salondan ayrılırken pencereden vuran rüzgâr uzun saçlarını dalgalandırıyordu.

 

Pir-i Lezzet (Kitap)

  Kitap oldukça ilgimi çekti. Hikaye bir beyin konağında verilen ve saraydan önemli isimlerin teşrif ettiği bir ziyafetle başlıyor. Sofrada ...