28 Kasım 2025 Cuma

Gece Açan Çiçekler (Kitap)

 



Tarık Tufan'ın Gece Açan Çiçekler kitabı ismi ve kapağı ile ilgimi çekmişti. Yazarın kendine has dramatik tarzı okurken yine kendini belli ediyor. Şanzelize Düğün Salonu ve Heyal Meyal benim için daha çarpıcı, dikkat çekici kitaplardı. Bu da ilgi çekici ama bir yerden sonra belki yazara alışınca daha sıradan geldi. Tabii finali etkileyiciydi orası ayrı. :)

Hikaye Uğursuz Konak olarak adlandırılan Canfeda Konağı'nda geçiyor. Konaktan artık kurtulmak isteyen Halide ve konağın satışı için eve gelen kardeşlerinin hikayelerini okuyoruz. Kitap bir yandan da bizi geçmişe, Derviş Ali'nin acı dolu hayatına götürüyor. Konak tüm isimlerin ortak noktası.

Uzun zaman sonra konakta bir araya gelen kardeşler birbirleriyle yüzleşiyor. Geçmiş hepsinde yara bırakmış ama onlar kenetlenmek yerine başkalarını suçlamaktan öteye gidemiyorlar. Yüzleşmek bir şeyleri değiştirecek mi? Acılar her ne kadar Derviş Ali'ye kadar uzanıyor gibi görünse de kardeşlerin annesi esas sorunu yaratan kişi bence. Masumlar Apartmanı'ndaki anneyi hatırlattı bana. Hayal kırıklığı yaşayan kadın tüm hıncını çocuklarından çıkarmış, hepsine düşman olmuş adeta. Bu da zamanla kardeşleri farklı yerlere, yanlışlara savurmuş.

Derviş Ali ve Halide çektikleri ile en ilgimi çeken karakterlerdi. Kendini suçlayan, aşka düşen ve sonunu bekleyen Ali; herkes için çırpınmışsa da hiç görülmemiş, anlaşılmamış olan Halide... Kesişen hayatları okumak güzeldi. Sonunu oldukça etkileyici buldum, çok güzel bağlanmış. Bazı yerleri klişe gelse de genel olarak sevdim.


Yüreği hassas, kalbi incelikli insanlar, her an bir azabın içindeydiler.

Çünkü insan ölünce bedeni çürür, geriye yalnız hikayesi kalır ve bütün hikayeler gece anlatılır.

Hatıralarının içinde hüzünle dolaşmanın ne demek olduğunu bilenler beni nasılsa anlayacaktır.

Kalbimizdeki yanık izleri hiç geçmedi.

15 Kasım 2025 Cumartesi

Sonlu Olasılık (Kısa Hikaye)

 

Sıcak yaz günleri Ender için hep zorlu geçerdi. Aksi gibi vantilatör de bozulmuş nemli ve bakımsız dükkânda çalışmak çile halini almıştı. Oysa Ender'in hayali bambaşkaydı, hukuk okumak isterken kitapların arasında pinekleyen birine dönüşmüştü.

Nemlenmiş saçlarını eliyle geriye tarayınca geniş alnı açığa çıktı. İri gözleri, çıkık elmacık kemikleri, sert olmayan yüz hatları ile gülümser gibi bir ifadesi vardı. Dış görünümünün aksine ruh hali çalkantılıydı. İçindeki sıkıntı giderek büyüyordu. Havalardan olsa gerek, diye düşündü.

Sabahtan beri tek müşteri gelmemişti. İç geçirdi, söylediği soğuk soda nerede kalmıştı?  Masada duran ince kitabı alıp yüzüne doğru sallamaya başladığı sırada kapıda bir müşteri belirdi. Resmi giyimli adam kararlı adımlarla yürüyerek Ender'in karşısında durdu. Çok önemli bir şeyi dile getirecekmiş gibi görünüyordu. Ender ifadesizce süzdüğü müşterinin bakışlarında beliren kınamayı fark edince şaşırdı. “Ne var?” dedi kendini tutamayarak.

“O, yelpaze niyetine kullandığınız Karabibik değil mi? Bir sahaftan böylesine pervasızlık beklemezdim.”

Ender içinden geçenleri bastırıp yapmacık bir gülümseme ile kitabı elinden bıraktı. “Kitapların kabuğundansa içine değer veririm. Buyurun, ne istemiştiniz?”

“Bunu,” dedi müşteri Karabibik’i göstererek. “Elinizde heba olmasına gönlüm razı olmadı. İçi koruyan kabuktur ne de olsa.” Sesi meydan okur gibiydi. “Ya sabır,” diye içinden geçirdi Ender. Neyse ki burada çalıştığı süre içinde insanların garip tavırlarına alışmıştı. Sandalyesinden kalkarak kitabı poşete koydu. “Başka bir isteğiniz var mıydı?”

“Hayır, bu kâfi. Belki başka sefere.” Müşteri ödemeyi yapıp kapıdan çıkana kadar çatık kaşlarla onu izledi. Sonra çekmeceden bir defter çıkarıp sattığı kitabı not etti. O sırada bakkalın çırağı kapağını açtığı sodayı bırakıp gitti. Ender’in sakarlığı tuttu, uzandığı soda parmağına dokunduğu gibi defterin üzerine döküldü. “Hay aksi!” diye söylendi. Eski bir bezle masayı silmeye koyuldu.

Dakikalar sonra içeriye orta yaşlarda bir kadın girdi. Derli toplu giyimi, topuz yapılmış saçları Ender’de onun öğretmen olabileceği izlenimini uyandırdı. “Hoş geldiniz, nasıl yardımcı olabilirim?”

Kadın bir kitap ismi söyledi. “Çok gezdim ama baskısı bitmiş, hiçbir yerde bulamıyorum.” Ender kitabın ismini hiç duymamıştı ama dükkânın önceki sahibinin çok eski kitapları bodrum kata indirdiğini biliyordu. “Elimizde bu kitap var mı emin değilim hanımefendi. Vaktiniz varsa ben aşağıya bakayım, siz de oturup dinlenin.”

“Peki, beklerken kitaplara bakayım o halde.”

“Elbette, rahatınıza bakın.”

Ender alt katın düğmesini açıp dar, demir basamaklardan aşağı indi. Her adımında rutubet kokusu yüzüne vuruyordu. Tozlardan nefes almak hayli zordu. Benzer türdeki onlarca kitaba göz gezdirdikten sonra aradığını buldu. “Hah,” dedi büyük bir iş başarmış gibi. Gömleğinin koluyla kitabın kapağındaki tozu sildi. O sırada kitapların arasına karışmış olan deri kapaklı bir defter gözüne ilişti. Aceleyle göz atınca sayfalarının boş olduğunu gördü, sevindi. “Eski ama iş görür, güzel.” Defteri koltuk altına sıkıştırıp bir an önce temiz havaya ulaşmak için basamakları hızla çıktı.

“Bugün şanslı gününüzdesiniz. Kitabı buldum.” Kadın çok teşekkür ederek kitabı aldı, incelemeye başladı. Mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Ender onun neye bu kadar sevindiğini bir türlü anlamıyordu, omuz silkti. Kadın bir de klasiklere göz atacağını söyleyince yerine geçip oturdu. Göz ucuyla bir süre kadını izledikten sonra aşağıdan getirdiği deftere dokundu. Kapak çok yumuşaktı, farklı bir dokusu vardı. Yaprakları tek tek çevirmeye başladığında içinde bir kıpırtı hissetti. Sanki uzun zamandır sahip olmaya çalıştığı şey sonunda eline geçmişti. Kendindeki bu garip değişimi sorgulayan Ender ilk sayfaya döndü. Alışkanlık olduğu üzere üst köşeye o günün tarihini attı. Bazen müşterilerle sorun yaşadığı için sattığı kitapları not ederdi. Henüz bilgisayara ihtiyaç duymuyordu, çok da lazım değildi. Ona vereceği parayla... Aklına düşen bir hatıra içini sıktı. Dudağının bir kenarını huzursuzca kemirmeye başladı. Birkaç saniye sonra ise yüzünde bir gülümseme belirdi. Onu biri görse ruh halindeki bu anlık değişim karşısında hayrete düşebilirdi. Ender’in gözü duvardaki saate kaydı bu kez. Dalgın halde deftere saati de yazdı. 10.40

O anda garip bir şey oldu. Kadın ikinci rafın önündeyken birden ilk rafın önünde belirdi. Ender şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Müşteri ne olduğunun farkında bile değil gibiydi. Elini uzatıp Suç ve Ceza’nın sırtına dokundu. “Ama bu hareketi demin yapmıştı,” diye içinden geçirdi Ender. Ve sonraki hareketini de tahmin edebildiğinde durumun ne olduğunu kavradı. Zamanda iki dakika geriye gitmişti. Çünkü duvar saati normalden iki dakika gerideydi.

Birkaç dakika sonra müşteriyi uğurladıktan sonra heyecanla defterin başına oturdu. Bu, gerçek olabilir miydi? Deftere yazdığı müddetçe istediği her ana gidebilir miydi? Bir süre duruma kafa yorduktan sonra o ana gitmeye karar verdi. Evet, beş yıl önceki o kış gecesine gidip evinde çıkan yangını önleyecekti. Böylece küçük kardeşini kurtarabilecekti. O an cesaretsizliği yüzünden alevlerin içine girememiş olan biteni uzaktan izlemişti. İçinde hissettiği eziklik o kadar büyüktü ki o yangın hiç yaşanmamış gibi hayatına devam etmişti. En büyük pişmanlığı aslında bu yok sayıştı, gerçek bir yas tutamayıştı. Şimdi kardeşini kurtarmak mı yoksa bu takıntıdan özgür kalış mı onu daha rahatlatacaktı emin değildi. Kalbi hızla çarpmaya başladı.

“Denemeye değer,” diye düşündü. Tamamen değişmiş bakışlarla bambaşka biri gibi görünüyordu, kurşun kalemi eline aldı. Eli titriyordu, kalbi karmaşa içindeydi, boğazı düğümlenirken ne hissettiğinden emin değildi. Tarihi ve saati yavaşça yazdı.

Az önce sahaftan ayrılan kadın bir şey unuttuğunu fark ederek geri döndü. İçeriye baktığında kimseyi göremedi, seslendi ama yanıt alamadı. Durumu garipseyip daha sonra gelmek üzere oradan ayrıldı.

Aniden bir rüzgar çıktı, masada terk edilmişçesine duran deri kapaklı defterin sayfaları çevrildi ve kalın harflerle yazılmış uyarı açığa çıktı.

Bu sırlı bir defterdir, onunla her şeyi yapabilirsin. Dikkat et, o seni en gizli arzularına yönlendirir. Defteri kullandığında bilinçdışına bağlı sayısız olasılıktan birine ulaşırsın. Bir ihtimal karşılaşacağın olasılık eğer sonunsa gerçekte hiçliğe karışırsın. 


12 Ekim 2025 Pazar

Güzel Kokulu Çiçekler Zarafetle Açar (Anime)

 


Animeyi bir yerden haftalık izliyordum ama meğer başka sitede tamamı yayınlanmış. Kaoru Hana wa Rin to Saku ismiyle arayınca buldum ve hemen bitirdim. 13 bölümlük bir anime.

İzlediğim en tatlı animelerden. Rintaro erkek lisesine gidiyor ve ailesi pastane işlettiği için arada onlara yardım ediyor. Normalden uzun boyu ve sert görünümü ile küçüklükten beri korkulan biri. Birkaç arkadaşı hariç konuştuğu kimse yok. Çünkü diğerleri korktuğu için ona yaklaşmıyor. Sürekli yanlış anlaşılmalara maruz kalıyor.


(Böyle bakarsan kim olsa korkar tabii. 😅)

Bir gün pastanede çalışırken bir müşteri onu görünce kaçar. Rintaro kızı korkuttuğunu düşünüp üzülür ama durum düşündüğünden farklıdır. Kız tekrar pastaneye gelip Rintaro ile görüşmek ister. İkili zamanla iyi anlaşır, sohbet eder hale gelir. Ancak bir sorun vardır, Kaoruko elit kız okuluna gidiyordur, Rintaro ise tembellerle dolu erkek okuluna ve iki okul birbirine düşmandır.

Öncelikle animenin tatlı atmosferini çok sevdim. Rintaro'nun düşünceleri ve değişim süreci en sevdiğim kısım oldu. Dış görünüşüne rağmen çok nazik, düşünceli biri ve fazla utangaçtı. Tabi öfkeye kapıldığı anlarda yine sert olabiliyordu. Ondaki değişimi önce sınıfındaki arkadaşları fark etti. Tabi saf Rintarocum duygularını kimseye belli etmediğini sanıyordu. Eskiden düşündüklerini paylaşmayan, içe dönük biriydi ama artık değer verdiği insanlara kendini anlatmaktan çekinmeyen birine dönüşür. 




Anime dostluk ve bağ konusunu güzel anlatıyor. Desteklendiğini ve anlaşıldığını hisseden kişi olumlu anlamda değişiyor ve bunu çevresine de yansıtıyor. İkiliyi ve arkadaş çevrelerini çok sevdim. İnsan öyle bir ortamda bulunabilmeyi istiyor. :))

Rintaro'nun Kaoruko ile olan bağı çok özel ve güzeldi. Bir insan nasıl bu kadar düşünceli olabilir, her açıdan durumu analiz etmeye çalışır, bir yandan da dostlarına karşı hissettiği sorumluluk altında ezilebilir? Kaoruko çok şirin, hislerini hemen belli eden biriydi zaten ama Rintaro'yu özellikle sevdim. Çünkü genelde onun bakış açısından izledik hikayeyi. Kendince zor olan şeyler başardı. Dışlanmaya alışkın biriyken değer görmenin şaşkınlığını yaşadı, aynı zamanda birilerine güven duymanın kıymetini de anlamış oldu. Animeyi izlerken bölümler hiç bitmesin istedim. 🌸🌸



(Babası niye bu kadar yakışıklı ya. Son zamanlarda animelerde babalar oğullardan daha dikkat çekici oluyor. 😅)




5 Eylül 2025 Cuma

Tuval (Kısa Öykü)

 

Ne zamandır kısa öykü yazmıyordum. İzlediğim korku animesinden esinlenerek kısa bir öykü yazmak istedim. 😊

Gün batımı yaklaşırken hava iyice kapandı. Tam otobüsten indiğim anda bastıran yağmur koşarak kurs binasına girmeme sebep oldu. Elimde saçlarımı düzeltmeye çalıştım, neyse ki durak yakın olduğu için fazla ıslanmamıştım. Evden heyecanla çıkışımın sebebini anımsayınca hızlı adımlarla yağlı boya sınıfına ilerledim.

İki aydır devam ettiğim kursun benim için özel bir anlamı vardı. Burada resim yaparken zihnimi boşalttığımı hissediyor, rahatlıyordum. Sanata pek düşkün olmayan erkekler nedeniyle sınıftaki oranımız epey azdı ama böylesi daha iyiydi. Sınıftaki nezaket ve sessizliği seviyordum. Herkes kendi halinde çalışmasına odaklanıyor, dersi ciddiye alıyordu.

Kursiyerlerden birinin tablosu ülke çapında bir yarışmada ödül almıştı. Bugün eser sınıfta sergilenecek hoca yorumları ile bize katkı sağlayacak, yol gösterecekti. Belki bir gün ben de eserimle kendimi kanıtlayabilirdim. 

Tam açık kapıdan sınıfa dalmıştım ki ödüllü manzara tablosunun önünde dikilen kızı gördüm. Tabloya dokunan eli o kadar beyazdı ki bir an için eldiven taktığını sandım. Kömür karası gözlerinde anlam veremediğim bir ifade vardı. Sanki tablonun içinde kaybolup gitmek istiyor gibiydi. Ona bakarken üzerimde ürpertici bir baskı hissettim. Kimdi bu?  

Sonunda beni fark edip başını çevirdiğinde ciddi yüz ifadesi bir adım gerilememe sebep oldu. “Bunu kim yaptı?” Sesi fısıltı gibi ama güçlüydü. “Buna kim cüret etti?” der gibiydi. O sırada pencereleri döven yağmur iyice hızlanmıştı. “Be-ben değil,” deyiverdim şaşkınlıkla. Ellerimi de teslim olmuş gibi kaldırmıştım. Ne saçmalıyorum böyle?

Neden sonra bakışları yumuşadı, sanki istediği cevabı almıştı. Tüm dikkati tekrar tabloya kaydı. “Benim geldiğim yer,” diye mırıldandı. Çekinerek de olsa yaklaşıp tabloya baktım. Mükemmel bir çalışmaydı. Eğer bu kadar koyu ve kasvetli olmasa masal dünyasının resmedildiğini düşünebilirdim. Yine de insanı içine çeken büyüleyici bir renk uyumu ve geçiş vardı. Bir mağaranın içinden dış manzara yansıtılmıştı. Koyu yeşil, gri ve mavi tonları anafor oluşturmuş, deniz nerede bitiyor, gökyüzü nerede başlıyor ayırt etmek zordu. Kaosun içindeki düzen diyebilirdim buna. Çok ötede bir köy vardı, belli belirsiz. “Bu köyden mi bahsediyorsun?” dedim. 

Gülümseme denebilecek bir hareketin ardından elini yavaşça uzattı, parmağını mağaranın sınırlarında dolaştırdı. “Mağaradan bahsediyorum.”

Şaşkın halde ona bakakaldım. Ne demek istiyordu? O sırada içeri giren kurs hocası gülümsedi. “Tabloyu inceliyorsunuz demek. Çok güzel değil mi?”

“Ben de resim yapabilir miyim?” diye sordu kız. Yaydığı tuhaf enerjiyi hoca hissetmiyordu anlaşılan. “Elbette, seni ilk kez görüyorum ama resim yapmayı seven birini engelleyecek değilim. Bugün bize katılabilirsin hem belki kursiyerimiz olursun.” Kız başını sallarken aklı çok başka yerde gibiydi. Aslında hocayı pek de dinlediğini sanmıyorum.

Herkes sınıfta yerini aldığında hoca eser hakkında bizi bilgilendirdi. Yapılan çalışmanın farklı ve özgün yanlarından bahsetti. Bir gün hepimizin kendimizi aşacağımız o mükemmel eseri ortaya koyabileceğini söyledi.

Tuvalin başına geçtiğimde içimde beliren ilhamla heyecanlanmıştım. Bugün farklı çalışmalar denemek, kendimi sınamak istiyordum. Hangi renkleri kullanmam gerektiğini düşünüyordum ki gizemli misafirimizin hiç düşünmeden tuvalde çalışmaya başladığını gördüm. O kadar odaklanmıştı ki her şeyden soyutlanmış gibiydi. Dikkatim dağılınca ben de onu izlemeye başladım. Ortaya ne çıkacağını gerçekten merak ediyordum. Fırçayı seri ve sert kullanışı onu daha çok savaşıyor gibi gösteriyordu. Hoca bir iki öğrenciyle sohbet ediyor, kalanlar da sessizce çalışıyordu. 

Dakikalar içinde kızın tuvali dolmaya başladı, ürpertici göründüğünü söyleyebilirim. Taş bir sunağın üzerinde bir şey vardı. Saydam, gölge benzeri varlık bir ruhu andırıyordu. İnsana hiç benzemediği için onun ne olabileceğini düşünüyordum. Belki de beden denen kabuktan sıyrılmayı anlatan bir resimdi. Sunağın üzerinde olması da ölümü mü ifade ediyordu?

Sunağın etrafındaki kayalıklar geçit vermez bariyerler gibiydi. Bir mağaranın girişi de göze çarpıyordu. Biraz ötesi uçurumla sonlanıyordu. Yakın olan kayalık alan karanlık, ruhsuz, belirsiz şekilde resmedilmişken, uçurumun gerisindeki manzara çok net ve canlı renklere sahipti. Bu, garip şekilde uzaklık yakınlık algımı bozuyordu. 

Kız resmi sonlandırdığında herkes araya çıkmıştı. Bense sanki durup onu beklemem gerekiyormuş gibi yerimden dahi kımıldayamadım. Belki de ilhamının bozulacağı fikrine kapıldım. Elimdeki fırçayı bıraktığında nihayet konuşacak cesareti buldum. “Bu inanılmaz görünüyor.”

Yüzünde yine garip bir ifade vardı. Bir şeylere hazırlanıyor ve sabırsızlanmış gibiydi. Nerede olduğunu yeni fark etmişçesine bana döndü. Yine belli belirsiz gülümsedi. “Belki ziyaretime gelirsin.”

“Anlamadım? Bir yere mi gidiyorsun?”

“Geri dönüyorum insan. Mağarama. Seni tanımak güzeldi.” Yaptığı tuvale doğru ilerledi ve dokundu.

Dışarıda fırtına iyice artınca ışıklar gidip gelmeye başladı. Şaşkın halde kıza bakarken elektrikler kesildi, her yer karanlığa gömüldü. Hemen telefonumu çıkarıp ışığı yaktım ama kız yerinde yoktu. Donup kaldım, ne yapacağımı bilemez haldeydim. Telefonu tuvale doğru tuttuğumda sunağın üstündeki varlığın karanlık enerjisinin tüm tuvali kaplaması ile tuvale de ben de geriye düştük. Daha doğrusu ben şaşkınlıktan kendimi geriye atmıştım.

Ondan geriye sadece eski haline dönmüş o tuval kaldı. Kurs hocasına ve diğerlerine kızın ortadan kaybolduğunu söyleyemedim. Uzun zamandır hoca onun eserini almaya geleceğine inandığı için tuvali saklıyor. Açıkçası eseri çok beğendi ve başına bir şey gelmesini istemiyor gibi görünüyor. O hiç dönmeyecek biliyorum ama arada sırada gerçekten onu ziyaret etmemi bekliyor mu diye düşünmeden edemiyorum. 


25 Ağustos 2025 Pazartesi

Hayat ve Alışkanlıklar Üzerine

 

Toplumda kabul görmüş bazı alışkanlık ve tutumlar zaman zaman durumu sorgulamama neden oluyor. En başta evlerimizi nasıl döşediğimizden, ev ve kendimiz için yaptığımız masrafa kadar... Pek çok şey artık anlamsız ve mantıksız geliyor. Belki böyle bir ortama doğduğumuz için bazı şeylerin farkına varamayabiliyoruz. Olana uyum sağlama niyetiyle hayata bir şekilde devam ediyoruz.

İnsan aza kanaat etmeyi unuttu. Zaten kredi kartları çıktığından beri borç ve faizler yüzünden çoğu kişinin iki yakası bir araya gelmiyor. Tüketim çılgınlığını da geçtim harcamaların çoğu başkalarının gözünde nasıl görüneceğimiz üzerine kurulu. Evim daha büyük olsun, çok mobilya koyayım, göze hitap etsin, daha fazla misafir ağırlayım... Misafir ağırlamak önemli ama durum artık gösterişe ve kendini başkasına beğendirme yarışına döndü artık.

İnsanımız ne zamandır bu kadar yeme, içme derdine düşüp hayatı ıskalar oldu. Herkes yemek için yaşıyor gibi, bu beni çok boğuyor. Ana öğünler dışında bile sürekli bir şeyler atıştırma halindeyiz. Günde iki öğünden fazlası abartılı bence. Mide neye alışırsa onu istiyor, bu da durumu normalleştirmez. 

Bu yüzden misafirlikler çekilmez hal aldı. Ne pişirsem, başka ne ikram etsem derdine düşmek sinir bozucu. Bir yanda dünyanın başka yerlerinde açlıktan susuzluktan ölenleri düşünüyorum. Biz daha sabah akşam yemek yeme, misafircilik oynama derdindeyiz. Eskiye göre daha az yiyorum artık, kilo da verdim, böyle mutluyum. Yemek yemek, güzel kıyafet giyip süslenmek o kadar ön plana çıkarıldı ki insanlar robotlaştı sanki. Evin tüm bireyleri harcama konusunda hassasiyet göstermiyorsa masraflar dağ gibi büyüyor zaten. Buna bir dur demek lazım. Hayat bundan ibaret değil. Bu kadar harcama normal mi, gerekli mi diye bir durup düşünmek lazım.


Hayalim küçük, az eşyalı bir evde, az ve sağlıklı yiyerek yaşamak. Mümkünse hayatımda az insan olsun, bir uzaklaşayım gösteriş üzerine kurulu sistemden. Muhafazakar çevrelerde bile gördüğüm bu. Biraz parası olan evini saray gibi donatma, her elektronik aleti alma, evin her köşesine lüks eşya yığma derdinde. Bu evler ruhumu daraltıyor. 

Artık misafirliğe gitmeyi de sevmiyorum. (Sadece birlikte vakit geçirmeyi sevdiğim arkadaşlar hariç) Ye ye diye ısrar etmeler, daha şunu da yiyeceğiz diye zorla alıkoymalar... Ben yemek derdinde değilim ya, bu kadar basit. İmkanın varsa ihtiyacı olana yedir, başkasına yardım et. Son yıllarda abartılı sofralar yüzünden kimseye iftara gidesim de yok. Keşke kimse çağırmasa diyorum hatta. Herkes patlayacak gibi yiyip yiyip oturup kalıyor. Ramazan'ın özünü anlamaktan da uzağız.


Bu sıralar Riyâzü's Sâlihin diye bir kitap okuyorum. İçinde ayet ve hadisler yer alıyor. Az önce okuduğum şu satırlar nedeniyle bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim.


Adam onlara bir koyun kesti. Onlar da koyun eti ile hurmanın bir kısmını yediler ve su içtiler. Karınları doyduktan ve suya kandıktan sonra Peygamberimiz,  Ebu Bekir ve Ömer'e şöyle buyurdu:

-"Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki kıyamet günü, bu nimet hakkında sorguya çekileceksiniz. Açlık sizi evlerinizden çıkmaya zorlayınca bu nimete kavuşuncaya kadar geri dönmediniz." (Müslim)


Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:

-"İnsanoğlunun şu maddeler dışında hiçbir hakkı yoktur: Barınacağı bir ev, edeb yerlerini örten bir elbise ve ekmek koyacak kabkaçak." (Tirmizî)


Bir söz vardı. İnandığınız gibi yaşayamazsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız. Durum tam da bu malesef. 


24 Temmuz 2025 Perşembe

Giresun'a Yelken Açıyorum

 

Arkadaşlar ikinci merkezi atama dönemi de gelip çattı. Bölümümden ilk atama sayısı çok az olunca aylardır gergin halde bekliyordum. Bu kez daha güzel bir alım oldu şükür ve ilk tercihim olan Giresun tuttu. Tercih dönemi de biraz zor oldu benim için. Alımların çoğu Ankara'dandı ve Ankara bana çok yakın. Yine de pahalılığı ve yoğunluğunu düşünerek daha sakin bir şehirde yaşamak istediğime karar verdim. Zaten Karadeniz'de yaşamak hayalimdi. Uzak da olsa Giresun'u istedim, İnşallah gerisi de güzel olur. Allah pişman etmesin. :)) Şimdi güvenlik soruşturması süreci vs olacağı için neredeyse 3 ayı bulur işbaşı yapmak. Bir sıkıntı çıkmazsa İnşallah artık Giresun'da yaşayacağım. 😊 O kadar bekledim ki hâlâ gerçek değil gibi geliyor, işe başlarsam ancak inanırım. 😅

Bugün canım arkadaşım Sevda da kardeşi ile bana sürpriz yaptı. Japon parkında buluştuk. Şirin bir pasta da almışlar, termosla çay getirmişler. Tefrikacığımın güzel hediyeleri de beni çok mutlu etti. 🥰🌸 Minato anahtarlığına ayrıca bayıldım. 😃 Kitap da okumak istediklerimden biriydi. Kendisine çok teşekkür ediyorum. 





19 Temmuz 2025 Cumartesi

Beyşehir Gezimiz

 

Bir süredir Konya'nın Beyşehir ilçesini gezmek aklımızdaydı. Sonunda Sevda ve kardeşi ile birlikte gitme fırsatı bulduk. Keyifli bir gün oldu. 😊

Otogardan başlayan yolculuğumuz 1.5 saat sürdü. Tabii oraya ilk gidişimiz olduğu için göl civarını pek bilmiyoruz. Nilüferleri görmek ve tekne turu yapmak istedik ilk. Oldukça ıssız bir yer olduğu için taksici amca sağ olsun bizi bekledi. Tekne turumuz yarım saat kadar sürdü, ben sevdim fakat kuraklık yüzünden su bulanıktı ve nilüfer yaprakları solmuş, yıpranmış haldeydi. Yine de tekne gezisi çok hoştu. Bol bol fotoğraf video çektik. Yağmur azlığı nedeniyle tekne turları bu yıl son olabilirmiş. Üzücü, yağışlar normale döner İnşallah.

Oradan tarihi Eşrefoğlu Camisine geçtik. Hediyelik eşya dükkanları da caminin yanındaydı. Ben hemen hasır piknik sepeti aldım, çok uygundu. Ne zamandır almak istiyordum, iyi denk geldi. :) Sonra göl kenarında oturup keyifli vakit geçirdik, bir şeyler yedik içtik. Taş köprüyü gittik. Daha çok yer gezebilirdik ama sıcaklar yüzünden bayağı bunaldık ve aracımız da olmayınca ancak bu kadar oldu. 🤗🌸 Tur tercihi de var ama bu sefer kendimiz keşfetmek istedik, dilediğimiz gibi takıldık. İleride kısmet olursa farklı yerlere de gidebiliriz. Kafa dengi arkadaşlarla geziler oldukça keyifli oluyor. 🥰🌸
















5 Temmuz 2025 Cumartesi

Kuroko no Basket (Anime)

 


Öylesine, beklentisiz başlayıp da çok severek izlediğim bir anime oldu. Basketbolu sıkıcı bulacağımı sanmıştım ama birbirinden ilginç karakterlere hemen bağlandım ve sonraki bölüme hızla geçerken buldum kendimi.

Animeye ismini veren Kuroko kısa boylu olması, çok güçsüz görünmesine rağmen herkesten farklı özelliği ile dikkatleri çekiyordu. O, beklenmedik pasların uzmanı, kendi tabiri ile bir gölge. Yani güçlü bir ışıkla birlikte yeteneği ancak ortaya çıkıyor.

Seirin takımı önceki yılın acı yenilgisini unutmak ve Japonya'nın en iyi takımı olmak için sıkı çalışır. Kuroko ve Kagami takıma yeni katılan sürpriz oyunculardır. Ancak takım ne kadar güçlense de rakipler de sürekli güçlenmekte ve beklenmedik durumlar yaşanmaktadır. Kuroko ve Kagami ikilisi için bile aşılması çok zor engeller vardır, başta Mucize Nesil üyeleri.

Mucize Nesil, Kuroko'nun ortaokul takımındaki en güçlü kişilerden oluşuyor. Bu beşli müthiş güçlü ve lisede hepsi farklı okullara dağılsalar da onların bulunduğu takımlar hâlâ en güçlüler. Kuroko bu beşlinin bencil oyun tarzından haz etmediği için onları yenmek istemekte, bu yüzden basket tutkusu yüksek olan Kagami ile birlik olur. Yine de hiçbir şey kolay değildir.

Animede en ilgimi çeken karakterlerin güzel işlenmesi oldu. Hem gerçekçi, hem sıra dışılar. Onlarla sevinip, onlarla üzülüyorsunuz. Maçlar oldukça ilginç ve keyifliydi. Özellikle Kuroko'nun sıradışı pasları, Aomine'nin yırtıcı bir kaplan misali oynayışı, durdurulamaması, Kagami'nin son saniye atakları ve tabii Akashi'nin çılgın oyun tarzı. Dostluk ve mücadele konusunu sevenler animeye bayılacaktır. Maç anındaki hislerin ve üstlenilen sorumluluğun sonuçları nasıl değiştirebildiğini görmek güzeldi. 

 En sevdiklerimi tanıtayım şimdi. (gifler: tenor.com) 



Kuroko

Sakin görünümlü, daima ciddi ve azimli. Başta sıradışı paslarından başka pek varlık gösteremiyordu. Yine de hayallerinin peşinden gidip güçlenmeye çalıştı. Takım çalışmasına, dayanışmaya önem verir. En sevdiğim özelliği kendine has durgun ama yeri gelince çarpıcı yanı.  Aklından geçenleri anlamak zor. Şeker mi şeker ve hep doğrucu biri. 🌸



Kagami

Enerjik, depresif biri. Hemen gaza geliyor ve öfkeleniyor. İçindeki basket tutkusu çok büyük, güçlü rakiplerle yarışmak için sabırsızlanıyor. Her zaman daha iyisini yapması gerektiğine inanıyor. Daima göründüğü gibi biri, kolay okunuyor. En sevdiğim yönü bu ve sınırlarını zorlaması. Kuroko ile birlikte çok güçlü ama bunun yetersizliğini gördüğünden beri bireysel olarak da kendini aşmaya çalışan biri.




Mucize Nesil'den Aomine

Aşırı güçlü ve rakiplerini ezip geçmesi onu zalim gibi gösterse de yetenek var ne yapsın yani. Şaşırtıcı atışları ve hızı ile durdurulması zor bir canavar gibi. Yine de hevesini kaybetmiş biri, çünkü üstün yeteneğini kim görse hemen pes ediyor. Bu da çok sevdiği basketi neşeyle oynamasını engellemiş. Gerçek rakip özlemiyle yanıp tutuşuyor. Sevdiğim yanı soğuk göründe de haksızlığa gelemeyen yapısı ve gücü. Kuroko ile olan dostluğunu seviyorum. Şimdi rakip olsalar da ikisinin de birbirine saygısı var.



Mucize Nesil'den Kise

Biraz ciddiyetsiz görünür ama bu samimi olmasından kaynaklanıyor. Kimseye karşı art niyeti yok, içten biri. Yeteneği gördüğünü rahatça kopyalayabilmesi ve çabuk öğrenmesi. Sonuna kadar mücadele eder. En sevdiğim yönü öyle görünmese de içten içe duygusal oluşu ve hep direnmesi.



Mucize Nesil'den Akashi

Mucize Nesil'i bir araya toplayan kişiydi. Hâlâ hepsinin üstünde otorite kurabiliyor. İnsanları kolayca etkisi altına alıp manipüle edebiliyor. Bunu da kendisini çok karizmatik göstererek yapıyor. Mükemmel akıl okuyuşu, öngörüleri ve üstün zekası sayesinde kişiler üzerinde onları hipnoz ediyormuş gibi bir etki bırakıyor. Kendine güveni, egosu, kararlılığı, attığı her adımı ile farklı kafada biri. Kuroko gibi sakin görünümlü olmasına rağmen tekinsiz havası bir kilometre öteden hissediliyor. Animenin en ilginç karakteri. Sevdiğim yanı kusursuz özgüveni ve öngörülemez oluşu. 






29 Haziran 2025 Pazar

Hayat Acemileri İçin Yaşam Rehberi (Kitap)

 


Beyhan Budak'ı videolarından tanıyordum. İlk kez kitabını okudum ve gayet faydalı buldum. Çoğu kişinin aksine bunu okuyunca/izleyince hayatınız değişecek diye büyük iddialarda bulunan biri değil. Zaten kitabında da her şeyin çözülmesinin mümkün olmadığını söylüyor. Yine de bazı sorunları hafifletmenin yollarını aktarıyor.

Kitabı okurken kendim, ailem ya da çevremle ilgili bazı şeylerin de farkına varmış oldum. Psikoloji ile ilgilenenler az çok bilir ama yine de farkındalık oluşuyor. Mesela yazar bu ara çok moda olan "affet gitsin" ya da "asla pas etme" gibi ifadelerin hangi durumlarda doğru hangi durumlarda yanlış olduğunu açıklıyor. Herkes birbirinden çok farklıyken bir sorunun tek cevabı olması da mantıklı değil elbette. Bir şeylere farklı pencereden bakmak, kendini daha iyi tanımak isteyenlere kitabı tavsiye ederim.


Kitap boyunca pek çok şeyi düşündüm ben de. Bir şeyleri hep içime atıp sinir stres olurdum, artık az da olsa aklıma geleni doğrudan söylüyorum, öfkemi belli ediyorum. Bu bile rahatlatıcı geldi. Bir de sıkıntımı karşı tarafa belli ediyorum, çünkü aşağıdaki alıntıda da göreceğiniz gibi sorun yok gibi davranınca hatalarını asla düzeltme yoluna gitmiyorlar. Ne olursa olsun tarafını, tavrını belli etmek gerekiyor. Suçluluk hissi konusu takıldığım bir diğer nokta oldu. Başkalarının yapsa hiç umursamadığı şeyleri kendim yapınca hemen suçluluk hissedebiliyorum ya da kendim için güzel bir şey yapmak gereksiz gibi gelebiliyor. Tabi çok düşünüp durma sıkıntısı da var. Artık daha rahat ve olumsuz düşüncelerden uzak yaşamak istiyorum. Kendimle ilgili bana iyi gelecek planlar kuruyorum. Güzel anları kaygı ve stresle yok etmeye bir son vereceğim. Beyhan Budak da değişimin küçük adımlarla başlaması gerektiğini söylüyor. Bir yerden başlayacağım artık ben de. :)) 


Bir şeyleri elde etmek için kendini kanıtlaman gerektiğine inanıp, savaşıp durursan hem kendini yorarsın hem de beklediğin şeyleri elde edemezsin.

İnsan kendi içindeki karanlıkla, hüzünle çok fazla meşgul olduğu zaman, beklediğinin tam tersine, hissettiği olumsuz duygular daha da artmaya başlar.

Rahatsız olduğumuzu onun anlayacağı şekilde ifade etmediğimiz müddetçe karşımızdaki bunu anlamayacaktır.

Aslında "... yapmam gerekiyor," dediğimiz şeylerin büyük bir kısmını yapmak zorunda değiliz. Kendimize birçok mecburiyet listesi çıkarıyoruz.

... biz bir şeyin olmasını beklerken hayatın geri kalan lezzetlerini gözden kaçırırız ve tatsız tuzsuz bir yaşamımız olur. Ve bu süre ne kadar uzarsa sadece o istediğimiz şey olursa mutlu olacağımızı zannetmeye başlarız.


16 Haziran 2025 Pazartesi

Deccal Tabakta (Kitap)

 


Kitap uzun süredir elimdeydi, okumaya başlayalı da çok oldu. Bir oturuşta okunacak bir kitap olmadığı için ara ara okuyorum.  Henüz bitiremediysem de genel olarak konu belli.

Öncelikle ismi çok ilginç olduğu için dikkatimi çekmişti. GDO denen illetin zararlarını, bundan kimlerin fayda sağladığını anlatıyor yazar. Gerçekte GDO taraftarlarının neden düzgün bir araştırmaya izin vermediğini, halkı nasıl kandırdığını görüyoruz. Genetiği değiştirmek doğal olanı yıkıma uğratmaktır. Aç gözlü, zengin bazı ailelerin daha çok kazanmak ve tüm dünyayı sömürgeleri haline getirmek için tarıma nasıl el attığını okuyoruz kitapta. Söylenen en büyük yalan insanlık için bir şey yaptıkları, oysa tek yapılan tarım alanlarını tahrip edip doğal tohumları bozmak, insanları kısır ve sağlıksız bireyler haline getirmek. Böylece insanlığın kontrolünü ele geçirecekler. Pek çok ülke tarım alanlarını kaybedip köle gibi çalışmaya ve bir ton borca itilmiş.

Yazar kitap boyunca herkesi uyarıyor, sağlıklı beslenmeye bir an önce geçmeli ve dayatılan şeyleri kabullenmekten vazgeçmeliyiz. Herkesin okuyup bilinçlenmesi gereken bir kitap. 


Küresel kapitalizm, insanlığın ihtiyaç duyduğu temel ihtiyaçları tekelinde tutarak, ulusları egemenliği altına almayı hedefler. En az yüzyıllık mazisi olan bu projenin en önemli gayelerinden biri, hiç kuşkusuz yaşamı ele geçirmektir. Yaşamı ele geçirmenin yolu ise, tohumların genetik yapısını değiştirip patentlemektir.

Gittikleri her yerde işe ilk olarak yerel değerleri ve yerel ürünleri yok etmekle başlarlar. Dokundukları her kültürü sömürgeleştiren, bu toplumların alışkanlıklarını değiştirerek bilinç krizi meydana getiren bu firmalar, püriten ahlakın tesisi için kutsalları tahribe girişirler.

Yetkili ağızların ifadesiyle ülkemizde GDO'lu ürün ekimi, satışı ve ithalatı sözde yasak. En azından serbest bırakılan bir düzenleme yok. Hâlbuki ürününüzün GDO'lu olduğuna dair bir beyanınız yoksa Türkiye gümrüklerinden hiçbir sorunla karşılaşmadan geçebiliyordunuz.

Bu yeni düzen sayesinde maddeci, doğa ve doğal düşmanı şirketlerden en önemlilerinin birkaçına sahip olan ve son birkaç yıldır GDO'lu tohum üreticisi olma görevi verilen Bill Gates'in bir aylık geliri, bir Sri Lankalının 14.400 aylık gelirine eşittir.

Yazık ki insanın kendine biçtiği rol, kendi ürettiği makineye yüklediği fonksiyondan ibaret; yani efendisini doğuran köle rolü... Ahlâkını, aklını, dünyasını ve ahiretini beş paraya değişme ve hazzına satılma... Kendisi için yaratılan sayısız nimetin kölesi insan. O sürekli ziyanda. O sürekli ilerlediği zannıyla geriliyor. O her çağda aynı.


23 Mayıs 2025 Cuma

Bir Ruh Macerası (Kitap)

 


Yazarı ilk kez okudum ve hayatı çok ilgimi çekti. Açıkçası kitabın kapağı ve ismi bende merak uyandırdı.

Kitapta doğumundan itibaren Ayşe Şasa'nın nasıl bir çevrede yetiştiğini, etrafının nasıl insanlarla çevrili olduğunu, daha çocuk yaşta nasıl karamsarlığa kapıldığını, gençlik bunalımlarını, hastalığını okuyoruz. Ailesinin ihmali ve yabancı dadılara emanet edilmesi onu boşluğa sürüklemiş, dine ve geleneklere dair bir şey öğretilmemiş. Sadece anneannesi çabalıyor ama pek bir şey yapamıyor. Anne baba o kadar Batı hayranlığına kapılmış ki çocuklarını görmüyorlar bile, çevreye karşı gösteriş peşindeler.

Soru cevap şeklinde ilerliyor kitap ve çok sayıda fotoğraf yer alıyor. Yazarın değişimini, buhranlarını okumak etkiliyor, çaresizce oradan oraya savruluyor. Hiçbir şey kendisine çare olmuyorken bir yerden sonra tanıştığı güzel insanlar sayesinde ve İslamı daha doğru tanıması ile hayatı değişiyor, maneviyatı artıyor. Okurken bunu fazlasıyla hissediyoruz. Ders alınacak bir hayat hikayesi, altı çizilecek çok satır var. Yazarın diğer kitaplarını da okumak istiyorum.


Sıra dışı olmak, arkasından daima bir "kenar"da yalnızlığa sürükledi beni. Bende, aidiyetimi kurcalamak vazgeçilmez bir yere sahipti.

Köylü denilen zümre ne olursa olsun çoluğuna çocuğuna Kur'ân öğretiyor. İyi kötü geleneği naklediyor. İyi de şehirli zümre neydi? Benim çocukluk yıllarımda bile bu zümre; geleneği kökten reddeden, yeni yeni düşünülen her şeye kucak açan ve dolayısıyla geleceğe nakledeceği hiçbir şeyi olmayan insanlardan oluşuyordu...

"İslam bizi geri bıraktı, Batı karşısında yenilgilerimizin sebebi İslamdır!" hükmü, giderek bir inanç, bir yaşam biçimi halini aldı. Bunu da modernlik kisvesi altında hınç ve taassupla dolu telkinler halinde yaydılar; bu tür ideolojilere ve akımlara neredeyse meşruiyet kazandırıldı... Bu yanılgıların ortasında doğdum ve yetiştim. Gerçeğin ise tam tersi olduğunu pek çok bedel ödeyerek idrak ettim.



Pir-i Lezzet (Kitap)

  Kitap oldukça ilgimi çekti. Hikaye bir beyin konağında verilen ve saraydan önemli isimlerin teşrif ettiği bir ziyafetle başlıyor. Sofrada ...