22 Mart 2026 Pazar

Romanov Komplosu (Kitap)

 



Kitap son Rus Çarı ve ailesinin infazını konu alıyor. Gerçeklerden yola çıkarak yazılan roman dikkat çekici. Araştırmacı Laura geçmişin sırlarını öğrenmek adına uzun bir yolculuğa çıkar. O günkü toplu infazdan sağ kurtulan oldu mu? Bu sorunun cevabını bulmak hiç kolay olmayacaktır.

Kitabı okuyana kadar bu aileyi bilmiyordum açıkçası. Tarihte yazılanlar bize çok uzak bir geçmiş gibi gelse de okurken o dönemin sorunlarını hissedebiliyorsunuz. Kanlı dönemin acımasız yüzünü yazar iyi yansıtmış. Anlatımını güçlü buldum, bu da karakterlerin gerçekçiliğini artırmış. Okurken ne kadarı kurgu ne kadarı gerçek acaba diye düşünüyor insan. Birbirinden çok farklı insanın kesişen hayatları ve Çar ailesini kurtarma girişimlerini merakla okudum. Bazı durumlar adeta pamuk ipliğine bağlıydı ve kitabın sonlarına doğru o gerilim hissediliyor. Finalin nasıl olacağını merak ediyordum ve o infaz sahnesi beklediğimden daha üzücüydü. İnsanlar neden hep bu kadar kötü olmak zorunda? Yeni bir şey yaparken eskinin hatalarına düşmek tamamen akıl dışı. İnsan bir şeye bağlanmadan önce vicdanını ön planda tutmalı. İnsanlıktan çıkmanın bu kadar kolay olduğunu görmek üzücü.

Masum yüzlü insanlar tarafından yapılmış o kadar çok zulüm var ki, diye düşündü.

Sanki odadaki herkes bir şeyler olacağını hissediyor ama ne olacağını kestiremiyordu. Yoksa bu duygu sadece düş ürünü mü?

"Devrim, devrik Çar Nikolay Romanov'un halkına karşı sayısız suç işlediğine ve kurşuna dizileceğine karar verdi."

"Bir düşünün. Bütün o ateşten sonra, her yer kana bulanmışken, korkunç bir kargaşa yaşanmış olmalı. Havadaki barut dumanı yüzünden soluk alınamıyor, kan ve vücut sıvıları odanın zeminini kaplıyor..."


15 Mart 2026 Pazar

Neler yapıyorum

 

Bu aralar yoğun geçiyor günlerim. Sonunda aylardır ertelediğim göz doktoruna gidebildim. Bir süredir gözlüğe rağmen daha bulanık görmeye başlamıştım. Dereceler artmış, astigmat da eklendi. Doktor yakına çok odaklanmışsın günde 4 5 saat kitap mi okuyorsun dedi. Kitap da okuyorum ama daha çok telefondan anime/dizi falan izliyorum diyemedim tabi. 😅 Kitap okurken gözlüğünü çıkarma dedi, farkında olmadan kitabı, teli fazla yakın tutuyorum gözlüğü çıkarınca. Bu vesile ile sinirimi iyice bozan gevşemiş gözlük çerçevesini de değiştirmeye karar verdim. 

Bayram yakın diye temizlik yaptım, kardeşim ziyarete geldi. Henüz yıllık iznim yok, o geldi artık. Birlikte bayram alışverişi de yaptık. Bir şey anlamadan haftasonu da geçip gitmiş oldu. :)

Günlük rutinlerim biraz sekteye uğradı ama olsun, devam edeceğim. Romanov Komplosu'nu okumaya devam ediyorum. Sonlara yaklaşırken acaba aileye ne olacak diye merak ediyorum. Gerçi gerçekte de aileye ne olduğu hakkında şüpheli durumlar varmış. Kardeşim evden istediğim kitapları da getirdi, yavaş yavaş hepsini okurum artık. 

Yine bir Kore dizisine başladım. Geçenlerde yazdığım Weak Hero dizisindeki başrol çocuğun tarihi dizisine başladım. Çocuğun garip bakışları burada da devam ediyor, ya da bana öyle geliyor bilmiyorum. 😅 Love Song for İllusion dizinin adı.

Ve tabii pek sevdiğim Jujutsu Kaisen animesinin 3.sezonu geldi. Zaten sinemada sezonun başını izlemiştik. İlk dikkatini çeken görselliğin bayağı değişmesi oldu. Teknikler o kadar farklı geldi ki alışmak zaman alıyor ama ortaya mükemmel bir iş çıkmış gibi de hayran bırakıyor. Aksiyon sahneleri bundan iyi nasıl yansıtılabilirdi bilemiyorum. Olumsuz düşündüğüm tek yan ilk iki sezondaki samimi ruhu burada hissedemiyorum. Bu kasıtlı yapılmış olabilir, çünkü yaşanan o kaostan sonra herkes değişti. Megumicim hariç, insan gram değişmez mi? 😅 Canım arkadaşım ile muhabbetime de yansımıştır Megumi taraftarlığım. Bana bu kadar benzeyen karakter görmedim. 😎😆 (Not: Gojo'nun yokluğu fazlasıyla hissediliyor. 🥲 ) 








28 Şubat 2026 Cumartesi

Dalmışsam Uyandırma / Uyu Ay Ormanı Tanrısı (Kitap)

 



Dalmışsam Uyandırma

Sevgili maviye iz süren arkadaşımızın kitabını okudum. Kısa hikayelerden oluşan kitap hayata dair pek çok iz barındırıyor. Yaşayıp giderken belki de farkına varamadığımız pek çok detaya dikkat çekilmiş. Bu da karakterler değişse bile hikayelerin içimizde yer etmesini sağlıyor. Kısa ve derin anlatımla vurucu noktalara değinilmiş. İlk öykü olan İnci Küpeli'yi özellikle sevdim. İnsanı düşünmeye iten ve farkındalığı artıran kitap için arkadaşımızı tebrik ediyorum. Okurun bol olsun. :)

Hayal kırıklıklarını mumyalarız, gömeriz toprağa, onların yerine yeni hayal fideleri alır dikeriz.

Bak evlat, insan neyi kaybederse dünyayı oradan görüyor. Doğru bir dikkat şekli değil bu. Dünyaya geniş dikkatten bakmak lazım. 

Bozuk düzenin, benim gibi lokma tatlısı bir adamı, getirdiği noktayı tasavvur edince muhayyilemde, bir takım iri kırılmalar yaşadım.


Uyu Ay Ormanı Tanrısı

Masalsı, geçmiş ve bugünün kıyasını farklı bir bakışla yapan fantastik roman. Eskilerin inançları ile tüketim odaklı yaşayan şimdinin çıkarlarının çatışması üzerine çarpıcı bir hikaye. Kitap yavaş ilerliyor ve iki karakterin arasındaki diyalogdan halkın zaman içinde değişimi, felaketlerin kaynağı, gerçekte kimin koruyucu olduğu gibi konuları öğrenmiş oluyoruz. Tayata karakteri hikayenin kilit noktası olsa da halkın onu yeterince anlayamadığını görüyoruz. Bu yüzden kimisi onu yüce bir varlık olarak görürken kimisi de zalim olarak görüyordu. Bakış açısının insanları nasıl değiştirebildiğini gördük. Anı kurtarmaya çalışmanın geleceği nasıl tehlikeye attığını destansı bir dille okuduk. Hikaye bence günümüzdeki çarpıklığı da fazlasıyla anlatıyor. Kendimize yaşanabilecek alan bırakmıyoruz. Kitabın biraz daha uzun ve hareketli olmasını isterdim. Nagataçi karakteri daha çok dinleyici pozisyonunda olsa da kendine has fikir ve düşünceleri olduğu ve sıradan halktan sıyrıldığı için en sevdiğim karakter oldu. Alıntıya geçeyim, nedense tek altını çizdiğim yer bu olmuş, aslında çok daha güzel cümleler vardı. İş yerinde okuyunca unutmuşum demek çizmeyi. 😅

Bizler tıpkı erkek insanların yaptığı gibi görgü kurallarına bağlı kalarak seni isteyelim. Sen, seni çevreleyen kalabalıklardan kurtulmaya karar verene kadar. 

25 Şubat 2026 Çarşamba

Doctor Prisoner (Dizi)

 


Başarılı bir doktor olan Na I-Je yoksul insanlara da elinden geldiğince yardım etmektedir. Düşünceli yapısı ve dürüst oluşu onu acı gerçekle yüzleştirir. Çalıştığı hastaneden ayrılmak zorunda kalınca belli bir hapisaneye başhekim olarak atanmayı kafasına koyar. İnce ince işlediği plan sonucunda adaleti kendi eliyle sağlamaya çalışacaktır.

Klasik intikam hikayelerinden farklı olarak buradaki karakter canı yanmış insanlar için adaleti sağlamaya çalıştı. Kendisine yapılan haksızlığa karşı duruşu da yerindeydi. Zeki ve havalı görünmesinin yanında aslında ne kadar duygusal olduğunu gördük. Beni en etkileyen sahneler de duygusallaştığı bu anlardı. Rolü yaşıyor gibiydi adeta. Hele de birisinin kendisi yüzünden öldüğünü düşündüğü ve sarsıldığı bir sahneyi ilgiyle izledim. Doktor çok cesur ve ne kadar yıkılsa da tekrar ayağa kalkmayı bildi. Karşı tarafın hamlesi bitmedikçe onunki de bitmedi. Kendisini bile riske atacak kadar kararının arkasında duran biri. (Gerçi başkalarını da riske attığı oldu ama hak etmişlerdi.) Doktor Na tıp bilgileriyle de fena yargı dağıttı. 😎

Kurgu için kusursuz diyemem ama karakterleri sevdim ve kötü oyuncular bile çok iyi oynadığı için kendini izletmeyi başardılar. Doktoru oynayan kişi çok severek izlediğim My Dearest dizisinin de ana karakteri aynı zamanda. Tabii bunu sonradan fark ettim, tarihi dizide de çok başarılıydı oyuncu. 😅 Bu tarz, ana karakterin zekası ile ders verdiği yapımları seviyorum. Gerçek hayat için elbette abartılı durumlar ama yine de izlemesi beni mutlu ediyor. Kötülüğün yenildiğini görmek daima güzel. :) 


3 Şubat 2026 Salı

Weak Hero (Dizi)

 



İki sezondan oluşan diziyi kısa sürede bitirdim. Aslında bu kadar sarmasını beklemiyordum, sırf ana karakterin tuhaf oluşu beni bayağı çekti. 

Si-eun çok çalışkan, örnek bir öğrencidir. Ancak sınıftaki zorbalar bir gün onu da gözüne kestirir. Çok sessiz ve kendi halinde görünen Si-eun sınav esnasında yaşadığı talihsizliğin ardından değişir. İçindeki canavar açığa çıkar adeta. Hem kendisi hem de başkaları için zorbalarla mücadele eder. Aslında fiziksel olarak çok güçlü değildir, hatta çoğu kişiden ufak tefektir. Buna rağmen hiç korku emaresi göstermeden herkesin üstüne gitmesi, direnmesiyle dikkatleri çeker. Zaten en başta tuhaf bakışları bile zorbalara geri adım attırır. Si-eun zekası sayesinde her duruma hazırlıklıydı ve dizi boyunca psikolojisini de nasıl iyi yönetebildiğini gördük.

Onun yakın sınıf arkadaşı Su-ho en talihsizlerden biri. Tatlı, enerjik, şakacı, güçlü biri ama maalesef belalar onu buluyor hep. Si-eun ile çok eziyet çekmiştir. En sinirimi bozan karakter ise bu ikisinin yanlarındaki ezikti. Ne yaptığını söylemeyeceğim, spoiler olmasın. Kötüler ne yapsa bekleniyor da böyle birinin yaptığı daha koyuyor insana. 

Bu ilk sezonda Si-eun'un dönüşümünü izlemiş olduk. Çalışkan çocuğu zorla ne hallere düşürdüler. Çocuk mesafeli ve soğuk dursa da hassas bir kalbi var. Tabi çılgınlığa varan hareketleri de oldu ama karşı taraf da hak etmişti. Güzelim çocuk en iyi yerlere gelebilecekken sürekli şiddetin içine çekilen birine dönüştü. Dediğim gibi bakışları çok farklı, nedense dizi boyunca en çok buna takıldım. Oyuncu seçimi nokta atışı olmuş. Beni en etkileyen sahnesi ise ilk sezonun sonlarında sınıftan çıktığı sırada herkesin onu durdurmaya çalıştığı anda verdiği tepkiydi. Tek istediği rahat bırakılmaktı.

İkinci sezonda karakterimizi başka bir çevrede, yeni belalara bulaşmışken görüyoruz. Çocuğa yazık nereye gitse kurtulamıyor. Dahası ilk sezondaki vukuatları yüzünden adı da çıkmış. Bu bölümde de dostluk konusu iyi işlenmişti ama ilk sezon sanki daha samimi geldi bana. Genel olarak severek izledim.

Akran zorbalığı günümüzde büyüyerek devam ediyor. Okul yönetiminin ihmali ve sınıfta sesini çıkarmayan öğrenciler de buna sebep oluyor. Mesela öğrenci fena dövülmüş ama döven kişi şakalaştık diye geçiştirince okulda konu kapandı. Bunlar gerçek hayatta da yaşanıyor elbette. Dizinin verdiği mesaj bence doğrudan ana karakterin hiçbir şeye göz yummamasıydı. Gücünün yetmeyeceğini bilse de korkmadı, bazen fazlasıyla tepkisini gösterdi. Açıkçası aşırı tavırlarına kızamadım da insan zorla çileden çıkarılınca ve adalet yetersiz kalınca kendisi çözüm bulmaya çalışıyor. Birlikten kuvvet doğar, bunu görmüş olduk en azından. Bu oyuncunun başka dizileri varsa da izlemek istiyorum. 



31 Ocak 2026 Cumartesi

Love Through a Prism (Anime)



Londra'da bir sanat akademisine giden Japon Lili'nin yeni ortama ve arkadaşlarına alışma sürecini izliyoruz.  Resim yapmayı çok seven Lili'nin amacı birinci olabilmek. Çünkü annesi onu bu şartla Londra'ya göndermiştir. Lili tesadüfen karşılaştığı Kit'i başta çok garip bulsa da onunla aynı sınıfta olduğunu öğrenince çok şaşırır. Dahası silik biri gibi görünen Kit resimde bir dehadır ve görünenden çok daha farklı biridir. Kit hem bir rakip hem insan olarak zamanla kızın ilgisini çeker.

Animede farklı kültürden insanları bir arada görmek güzeldi. Özellikle tablo gibi olan arka planlara bayıldım. Neredeyse her sahneye özenilmiş. İnsanın ekranı durdurup manzarayı izleyesi geliyor. 😊 Animeyi severek izledim. Kit olmasa sıkılabilirdim. Animeyi taşıyan o olmuş bence. Lili klasik saf ama azimli karakterimiz olarak karşımıza çıkmışken Kit başka bir boyuttaydı. Tavırları, duruşu, bakışı ile kendini etrafından soyutluyor gibiydi. Onun karakterlerce de geç tanınması, anlaşılması üzücü geldi biraz. Hislerini dışarı vurmasa da onun neyi neden yaptığı açıkça anlaşılıyordu bence. Gemideki hüzünlü bakışları bile her şeyi anlatıyordu. Ağzının fazla sıkı olması bence kendini kelimelerle ifade edemeyecek olmasındandı. Sanki karşısındaki kendini anlayabilsin diye bekliyordu, yani en azından Lili anlasın diye. :) İkisinin de sevdiği işte en iyisini ortaya koyma çabası ve daha yükseklere ulaşması anlamlıydı. Kit ve manzaralar için izleyin derim. Kızın bazı hareketlerine gıcık olduğumdan onu katmıyorum. 😅 Tatlı bir animeydi, tavsiye ederim. 






26 Aralık 2025 Cuma

Forest of Piano (Anime)

 


Geçenlerde denk gelip de öylesine izlediğim animeyi bu kadar seveceğimi tahmin etmemiştim. Neyse ki iki sezonu varmış, bol bol izleyebildim. :)

Kai İchinose henüz çocukken ormanda bulduğu piyanoyu sahiplenir ve içinden geldiği gibi onu çalar. Ancak ondan başka kim çalmaya kalksa piyanodan ses çıkmaz. Bu durum öğretmeni Ajino'nun dikkatini çeker. Kai'nin müziğe olan yatkınlığını fark eden öğretmen onu eğitmek ister. Bu da daha önce Ajino'dan ders almak için girişimde bulunan Kai'nin sınıf arkadaşı Amamiya için hiç iyi olmaz. Amamiya'nın hayali büyük bir piyanist olmaktır. Kai'nin çalışına olan ilgi ve hayranlığı zamanla kıskançlığa dönüşür. Kai ise onu hep arkadaşı olarak görüp takdir edecektir.

Aradan yıllar geçip de ikili aynı yarışmaya katılınca dünya tatlısı Kai'nin hiç değişmediğini, geçmişte haksızlığa uğrasa da kendi tarzında çalmayı sürdürdüğünü görüyoruz. Çünkü o kimseyle rekabet etmiyor, müziğini dünyaya duyurmaya çalışıyor. Çok saf, temiz kalbi var. O üzüldüğünde gidip sarılasım geliyor. Kendi ışığı çok parlak olduğu için bazı jüri üyeleri onu tehlikeli olarak görüyor. Bir yerde de adaletsizlik olmasın ya diye diye izledim animeyi.

Müzikler çok güzeldi, hissettirilen etkiyi sevdim. Özellikle Kai'nin performansı eşliğinde ormanın içinde gibi hissetmek güzeldi. Mozart, Chopin gibi sanatçıların eserlerini karakterlerin kendi tarzında dinledik. Animenin dingin yapısını, yarışmanın verdiği atmosferi sevdim. Amamiya'ya kızsam da acıdığım anlar da oldu. Hayatın içinden bir karakterdi aslında, insanların genelini yansıttığını düşünüyorum. Diğer karakterler de dikkat çekici ve renkliydi. Övmem gereken bir kişi de Ajino'ydu. Kai'yi elinden tutup, elmas gibi işleyen ve dünyaya sunan oydu. Öğrencisine hep inandı, en çok da kalbini gördü. Onu asla istemediği bir rekabete zorlamadı. 

Kai karakteri benim için bozuk düzen içinde açmış nadide bir çiçek gibiydi. Onu izlemeyi çok sevdim. Doğallığı, nezaketi, içtenliği, özgür ruhu ile bambaşka biriydi. Animeyi henüz bitirmeden paylaşımımı yaptım, sonunu merak ediyorum. 😊 



13 Aralık 2025 Cumartesi

Jujutsu Kaisen: Execution (Anime)

 


 Bugün sinemada uzun süredir beklediğim Jujutsu Kaisen'in yeni filmini izledim. Arkadaşlarımla gittiğim için çok keyif aldım. 😊 Film, ikinci sezonun özeti ve gelecek üçüncü sezonun ön gösterimi olarak harmanlanmış. Zaten bunu bilerek gittim ama netteki yorumlara bakınca ilginç şekilde eleştirilmiş bu durum. İnsanlar da tuhaf doğrusu, bir yanıltma yok bir şey yok ortada.

 1.5 saate ne sığdırabilecekler diye merak ediyordum ki ikinci sezon da zaten kesitler halinde sunulmuş. Bunun kötü yanı her şeyin çok hızlı ilerlemesiydi, animeyi bilmeyen arkadaşlarım kafa karışıklığı yaşadı biraz. İkinci sezonu ezbere bilen biri olarak ilk yarım saatteki hızlı geçişler benim bile adapte olmamı zorlaştırdı. İyi yanı ise neredeyse her önemli olaya, dövüşe yer verilmiş olmasıydı. Görsel olarak yine iyi iş çıkarmışlar, bayılarak izledim. Bir diğer şikayetim animedeki favorim olan Gojo'yu çok az görmemiz, sahnelerini toplasak iki dakika etmez galiba.

 Filmin ikinci yarısında üçüncü sezonun başlangıcını gördük. Bu kısımlar daha yavaş aktığı için ve görselliği yine çok iyi olduğu için beğendim. Mangasını okumuş olsam da unuttuğum kısımlar vardı ve anime stüdyosu çıtayı yükseltmiş. Ana karakterin talihsizlikleri ve ruhsal dönüşümü iyi yansıtılmış. Öyle ki sesi, duruşu bile farklıydı. Bu kısımda İtlaf Oyunlarına giriş olacak sanmıştım ama tam ölüm oyunu başlayacakken sonlandı. Neyse ki yakında animenin 3. sezonu başlayacağı için devamını izleyebileceğim.

 Ana karakter İtadori odaklıydı film. Başına gelmeyen kalmadığı için bu normaldi. Bu kadar çöküşten sonra ancak İtadori gibi duyguları sağlam biri toparlanabilirdi. (Biliyoruz ki onun sınıf arkadaşı benzeri imtihanları yaşarken ruhsal olarak fena çökmüş, kalkamamıştı.) O yüzden İtadori'nin yıkılmayışlarına, bir nevi tekrar tekrar doğuşlarına hayranım. :) Üsttekilerin sinir bozucu kararları da yine çileden çıkaracak boyutta. Gojo mühürlü ya tabi meydan hem lanetlere hem bu çıkarcılara kaldı. Fırsat bulmuşken birkaç kişinin infaz kararını çıkardılar hemen. Neyse ki ileri görüşlü Gojo'muz bazı tedbirler almıştı. Düşündüm de Gojo engellemese lanetlerle savaşmak yerine kendi kendilerini yiyip bitirecek bunlar. Gojo öfkelenirse hepsini ezerdi, bu gerçeği bildikleri için hep korkak davrandılar. Oturdukları yerden, sahaya inip de lanetlerle ölümüne savaşanların kuyusunu kazmak nasıl bir seviye? İnsan ırkına şaşırmamak gerek gerçi. Konuyu daha fazla uzatmayım. Üçüncü sezonu izledikten sonra nasıl olsa yine damlarım buraya. 😅 İlgimi çeken bir diğer nokta animesinde çalan bazı müziklere filmde yer verilmemesiydi. Yokluğunu hissettim açıkçası. Telif meselesiyle ilgili mi neden böyle oldu acaba? Fragmanı da bırakıp gidiyorum, iyi geceler. 




28 Kasım 2025 Cuma

Gece Açan Çiçekler (Kitap)

 



Tarık Tufan'ın Gece Açan Çiçekler kitabı ismi ve kapağı ile ilgimi çekmişti. Yazarın kendine has dramatik tarzı okurken yine kendini belli ediyor. Şanzelize Düğün Salonu ve Heyal Meyal benim için daha çarpıcı, dikkat çekici kitaplardı. Bu da ilgi çekici ama bir yerden sonra belki yazara alışınca daha sıradan geldi. Tabii finali etkileyiciydi orası ayrı. :)

Hikaye Uğursuz Konak olarak adlandırılan Canfeda Konağı'nda geçiyor. Konaktan artık kurtulmak isteyen Halide ve konağın satışı için eve gelen kardeşlerinin hikayelerini okuyoruz. Kitap bir yandan da bizi geçmişe, Derviş Ali'nin acı dolu hayatına götürüyor. Konak tüm isimlerin ortak noktası.

Uzun zaman sonra konakta bir araya gelen kardeşler birbirleriyle yüzleşiyor. Geçmiş hepsinde yara bırakmış ama onlar kenetlenmek yerine başkalarını suçlamaktan öteye gidemiyorlar. Yüzleşmek bir şeyleri değiştirecek mi? Acılar her ne kadar Derviş Ali'ye kadar uzanıyor gibi görünse de kardeşlerin annesi esas sorunu yaratan kişi bence. Masumlar Apartmanı'ndaki anneyi hatırlattı bana. Hayal kırıklığı yaşayan kadın tüm hıncını çocuklarından çıkarmış, hepsine düşman olmuş adeta. Bu da zamanla kardeşleri farklı yerlere, yanlışlara savurmuş.

Derviş Ali ve Halide çektikleri ile en ilgimi çeken karakterlerdi. Kendini suçlayan, aşka düşen ve sonunu bekleyen Ali; herkes için çırpınmışsa da hiç görülmemiş, anlaşılmamış olan Halide... Kesişen hayatları okumak güzeldi. Sonunu oldukça etkileyici buldum, çok güzel bağlanmış. Bazı yerleri klişe gelse de genel olarak sevdim.


Yüreği hassas, kalbi incelikli insanlar, her an bir azabın içindeydiler.

Çünkü insan ölünce bedeni çürür, geriye yalnız hikayesi kalır ve bütün hikayeler gece anlatılır.

Hatıralarının içinde hüzünle dolaşmanın ne demek olduğunu bilenler beni nasılsa anlayacaktır.

Kalbimizdeki yanık izleri hiç geçmedi.

15 Kasım 2025 Cumartesi

Sonlu Olasılık (Kısa Hikaye)

 

Sıcak yaz günleri Ender için hep zorlu geçerdi. Aksi gibi vantilatör de bozulmuş nemli ve bakımsız dükkânda çalışmak çile halini almıştı. Oysa Ender'in hayali bambaşkaydı, hukuk okumak isterken kitapların arasında pinekleyen birine dönüşmüştü.

Nemlenmiş saçlarını eliyle geriye tarayınca geniş alnı açığa çıktı. İri gözleri, çıkık elmacık kemikleri, sert olmayan yüz hatları ile gülümser gibi bir ifadesi vardı. Dış görünümünün aksine ruh hali çalkantılıydı. İçindeki sıkıntı giderek büyüyordu. Havalardan olsa gerek, diye düşündü.

Sabahtan beri tek müşteri gelmemişti. İç geçirdi, söylediği soğuk soda nerede kalmıştı?  Masada duran ince kitabı alıp yüzüne doğru sallamaya başladığı sırada kapıda bir müşteri belirdi. Resmi giyimli adam kararlı adımlarla yürüyerek Ender'in karşısında durdu. Çok önemli bir şeyi dile getirecekmiş gibi görünüyordu. Ender ifadesizce süzdüğü müşterinin bakışlarında beliren kınamayı fark edince şaşırdı. “Ne var?” dedi kendini tutamayarak.

“O, yelpaze niyetine kullandığınız Karabibik değil mi? Bir sahaftan böylesine pervasızlık beklemezdim.”

Ender içinden geçenleri bastırıp yapmacık bir gülümseme ile kitabı elinden bıraktı. “Kitapların kabuğundansa içine değer veririm. Buyurun, ne istemiştiniz?”

“Bunu,” dedi müşteri Karabibik’i göstererek. “Elinizde heba olmasına gönlüm razı olmadı. İçi koruyan kabuktur ne de olsa.” Sesi meydan okur gibiydi. “Ya sabır,” diye içinden geçirdi Ender. Neyse ki burada çalıştığı süre içinde insanların garip tavırlarına alışmıştı. Sandalyesinden kalkarak kitabı poşete koydu. “Başka bir isteğiniz var mıydı?”

“Hayır, bu kâfi. Belki başka sefere.” Müşteri ödemeyi yapıp kapıdan çıkana kadar çatık kaşlarla onu izledi. Sonra çekmeceden bir defter çıkarıp sattığı kitabı not etti. O sırada bakkalın çırağı kapağını açtığı sodayı bırakıp gitti. Ender’in sakarlığı tuttu, uzandığı soda parmağına dokunduğu gibi defterin üzerine döküldü. “Hay aksi!” diye söylendi. Eski bir bezle masayı silmeye koyuldu.

Dakikalar sonra içeriye orta yaşlarda bir kadın girdi. Derli toplu giyimi, topuz yapılmış saçları Ender’de onun öğretmen olabileceği izlenimini uyandırdı. “Hoş geldiniz, nasıl yardımcı olabilirim?”

Kadın bir kitap ismi söyledi. “Çok gezdim ama baskısı bitmiş, hiçbir yerde bulamıyorum.” Ender kitabın ismini hiç duymamıştı ama dükkânın önceki sahibinin çok eski kitapları bodrum kata indirdiğini biliyordu. “Elimizde bu kitap var mı emin değilim hanımefendi. Vaktiniz varsa ben aşağıya bakayım, siz de oturup dinlenin.”

“Peki, beklerken kitaplara bakayım o halde.”

“Elbette, rahatınıza bakın.”

Ender alt katın düğmesini açıp dar, demir basamaklardan aşağı indi. Her adımında rutubet kokusu yüzüne vuruyordu. Tozlardan nefes almak hayli zordu. Benzer türdeki onlarca kitaba göz gezdirdikten sonra aradığını buldu. “Hah,” dedi büyük bir iş başarmış gibi. Gömleğinin koluyla kitabın kapağındaki tozu sildi. O sırada kitapların arasına karışmış olan deri kapaklı bir defter gözüne ilişti. Aceleyle göz atınca sayfalarının boş olduğunu gördü, sevindi. “Eski ama iş görür, güzel.” Defteri koltuk altına sıkıştırıp bir an önce temiz havaya ulaşmak için basamakları hızla çıktı.

“Bugün şanslı gününüzdesiniz. Kitabı buldum.” Kadın çok teşekkür ederek kitabı aldı, incelemeye başladı. Mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Ender onun neye bu kadar sevindiğini bir türlü anlamıyordu, omuz silkti. Kadın bir de klasiklere göz atacağını söyleyince yerine geçip oturdu. Göz ucuyla bir süre kadını izledikten sonra aşağıdan getirdiği deftere dokundu. Kapak çok yumuşaktı, farklı bir dokusu vardı. Yaprakları tek tek çevirmeye başladığında içinde bir kıpırtı hissetti. Sanki uzun zamandır sahip olmaya çalıştığı şey sonunda eline geçmişti. Kendindeki bu garip değişimi sorgulayan Ender ilk sayfaya döndü. Alışkanlık olduğu üzere üst köşeye o günün tarihini attı. Bazen müşterilerle sorun yaşadığı için sattığı kitapları not ederdi. Henüz bilgisayara ihtiyaç duymuyordu, çok da lazım değildi. Ona vereceği parayla... Aklına düşen bir hatıra içini sıktı. Dudağının bir kenarını huzursuzca kemirmeye başladı. Birkaç saniye sonra ise yüzünde bir gülümseme belirdi. Onu biri görse ruh halindeki bu anlık değişim karşısında hayrete düşebilirdi. Ender’in gözü duvardaki saate kaydı bu kez. Dalgın halde deftere saati de yazdı. 10.40

O anda garip bir şey oldu. Kadın ikinci rafın önündeyken birden ilk rafın önünde belirdi. Ender şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Müşteri ne olduğunun farkında bile değil gibiydi. Elini uzatıp Suç ve Ceza’nın sırtına dokundu. “Ama bu hareketi demin yapmıştı,” diye içinden geçirdi Ender. Ve sonraki hareketini de tahmin edebildiğinde durumun ne olduğunu kavradı. Zamanda iki dakika geriye gitmişti. Çünkü duvar saati normalden iki dakika gerideydi.

Birkaç dakika sonra müşteriyi uğurladıktan sonra heyecanla defterin başına oturdu. Bu, gerçek olabilir miydi? Deftere yazdığı müddetçe istediği her ana gidebilir miydi? Bir süre duruma kafa yorduktan sonra o ana gitmeye karar verdi. Evet, beş yıl önceki o kış gecesine gidip evinde çıkan yangını önleyecekti. Böylece küçük kardeşini kurtarabilecekti. O an cesaretsizliği yüzünden alevlerin içine girememiş olan biteni uzaktan izlemişti. İçinde hissettiği eziklik o kadar büyüktü ki o yangın hiç yaşanmamış gibi hayatına devam etmişti. En büyük pişmanlığı aslında bu yok sayıştı, gerçek bir yas tutamayıştı. Şimdi kardeşini kurtarmak mı yoksa bu takıntıdan özgür kalış mı onu daha rahatlatacaktı emin değildi. Kalbi hızla çarpmaya başladı.

“Denemeye değer,” diye düşündü. Tamamen değişmiş bakışlarla bambaşka biri gibi görünüyordu, kurşun kalemi eline aldı. Eli titriyordu, kalbi karmaşa içindeydi, boğazı düğümlenirken ne hissettiğinden emin değildi. Tarihi ve saati yavaşça yazdı.

Az önce sahaftan ayrılan kadın bir şey unuttuğunu fark ederek geri döndü. İçeriye baktığında kimseyi göremedi, seslendi ama yanıt alamadı. Durumu garipseyip daha sonra gelmek üzere oradan ayrıldı.

Aniden bir rüzgar çıktı, masada terk edilmişçesine duran deri kapaklı defterin sayfaları çevrildi ve kalın harflerle yazılmış uyarı açığa çıktı.

Bu sırlı bir defterdir, onunla her şeyi yapabilirsin. Dikkat et, o seni en gizli arzularına yönlendirir. Defteri kullandığında bilinçdışına bağlı sayısız olasılıktan birine ulaşırsın. Bir ihtimal karşılaşacağın olasılık eğer sonunsa gerçekte hiçliğe karışırsın. 


12 Ekim 2025 Pazar

Güzel Kokulu Çiçekler Zarafetle Açar (Anime)

 


Animeyi bir yerden haftalık izliyordum ama meğer başka sitede tamamı yayınlanmış. Kaoru Hana wa Rin to Saku ismiyle arayınca buldum ve hemen bitirdim. 13 bölümlük bir anime.

İzlediğim en tatlı animelerden. Rintaro erkek lisesine gidiyor ve ailesi pastane işlettiği için arada onlara yardım ediyor. Normalden uzun boyu ve sert görünümü ile küçüklükten beri korkulan biri. Birkaç arkadaşı hariç konuştuğu kimse yok. Çünkü diğerleri korktuğu için ona yaklaşmıyor. Sürekli yanlış anlaşılmalara maruz kalıyor.


(Böyle bakarsan kim olsa korkar tabii. 😅)

Bir gün pastanede çalışırken bir müşteri onu görünce kaçar. Rintaro kızı korkuttuğunu düşünüp üzülür ama durum düşündüğünden farklıdır. Kız tekrar pastaneye gelip Rintaro ile görüşmek ister. İkili zamanla iyi anlaşır, sohbet eder hale gelir. Ancak bir sorun vardır, Kaoruko elit kız okuluna gidiyordur, Rintaro ise tembellerle dolu erkek okuluna ve iki okul birbirine düşmandır.

Öncelikle animenin tatlı atmosferini çok sevdim. Rintaro'nun düşünceleri ve değişim süreci en sevdiğim kısım oldu. Dış görünüşüne rağmen çok nazik, düşünceli biri ve fazla utangaçtı. Tabi öfkeye kapıldığı anlarda yine sert olabiliyordu. Ondaki değişimi önce sınıfındaki arkadaşları fark etti. Tabi saf Rintarocum duygularını kimseye belli etmediğini sanıyordu. Eskiden düşündüklerini paylaşmayan, içe dönük biriydi ama artık değer verdiği insanlara kendini anlatmaktan çekinmeyen birine dönüşür. 




Anime dostluk ve bağ konusunu güzel anlatıyor. Desteklendiğini ve anlaşıldığını hisseden kişi olumlu anlamda değişiyor ve bunu çevresine de yansıtıyor. İkiliyi ve arkadaş çevrelerini çok sevdim. İnsan öyle bir ortamda bulunabilmeyi istiyor. :))

Rintaro'nun Kaoruko ile olan bağı çok özel ve güzeldi. Bir insan nasıl bu kadar düşünceli olabilir, her açıdan durumu analiz etmeye çalışır, bir yandan da dostlarına karşı hissettiği sorumluluk altında ezilebilir? Kaoruko çok şirin, hislerini hemen belli eden biriydi zaten ama Rintaro'yu özellikle sevdim. Çünkü genelde onun bakış açısından izledik hikayeyi. Kendince zor olan şeyler başardı. Dışlanmaya alışkın biriyken değer görmenin şaşkınlığını yaşadı, aynı zamanda birilerine güven duymanın kıymetini de anlamış oldu. Animeyi izlerken bölümler hiç bitmesin istedim. 🌸🌸



(Babası niye bu kadar yakışıklı ya. Son zamanlarda animelerde babalar oğullardan daha dikkat çekici oluyor. 😅)




Temmuz Ayı

  Burada yaz mevsimi nemli havaya rağmen düşündüğümden güzel gidiyor. Gezmek istediğim çok yer ama hem arkadaşların hem benim koşullar şu an...