14 Haziran 2026 Pazar

Trabzon Turu

Bir süredir buralarda yoktum. Eskisi gibi aktif olmasam da ara ara gelirim. İnsan özlüyor burayı. 😊

Bir süredir planladığımız tura nihayet katılabilirdik. Trabzon dibimizde ama havaların yeni yeni düzelmesi ile ancak gezme imkânı bulabildik. Düşündüğümden çok daha yorucu geçti, pert oldum resmen. Bir de araçta sabahtan akşama yüksek sesle çalan müzik kafamı şişirdi. Şimdi gezdiğimiz yerlere geçeyim. Tabii en güzel kısım severek takip ettiğim Taşacak Bu Deniz dizisinin çekildiği mekânları yakından görebilmekti.

Önce Sera Gölüne gittik, temiz havalı ve yeşil manzarası ile güzeldi. Kahvaltı mekanları ile dinlendirici, sakin bir alandı. Sonra iç kesimlere geçtik, Atatürk Köşk'ü o kadar yoğundu ki içeride duramadım, dışarıda da hep insanlar dolu olunca rahat çekim yapamadık. Akvaryum çok büyük olmasa da dikkat çekiciydi, özellikle çocukların hoşuna gideceği kesin. Dizideki çay fabrikasını da ziyaret ettik. Oradan çay aldım ve güzel fotoğraflar çekebildik. Fırtuna Konağı bayağı yokuş aşağı kalıyor, dizide o arabalarla dar sokakta nasıl ilerliyorlar merak ettim. Gözüme çok dar göründü ve buralar da kalabalıktı, zor fotoğraf çektik. Muhtarlığın oradaki renkli tatlı evler ve arkadaki deniz manzarası en sevdiğim yerler oldu. Çok acıkınca orada balık ekmek de yedik, sevdim bayağı. En son Cazılar Deresi'ne gittik. Dere boyunca cadı maketleri doluydu, çimenlerin arasından falan cadılar fırlıyordu. Çocuklar için korkunç olabilir. :) Bayağı geniş bir tesis ama yemek hizmetini pek beğenmedik. Hızlı ama basitti. Ben balık sevmediğim için köfte istedim sanki mikrodalgaya ısıtıp önüne koymuşlar gibiydi. Yanında salata, yoğurt gibi hiçbir şey yoktu. Marketten aldığım hazır köfteden farkı yoktu. 





Şu iki cadının arasında çekindiğim fotoğrafın da en mutlu göründüğüm fotoğraf çıkması ironik olmuş. 😅 


Fırtuna Konağı, bunun yanındaki bina çok tatlıydı asıl. Yazık millet tıklıyor olacak ki kapıya uyarı notu yazmışlar. Orada yaşamak zor olurdu, meraklıların ha bire sokağa gelip fotoğraf çekmesi ayrı dert.









Kendime çay ve bardak takımı aldım. Minik hediyeliklerden de aldım. Bıçak tanıtımı da yaptılar çok güzel ama ben küçük ahşap tepsi, bileklik falan aldım kendime. Tabi oraya kadar gitmişken Trabzon ekmeği almamak olmazdı zaten evde de hiç ekmek kalmamıştı, alayım bari dedim. :) Aracımızdaki kızın biri hep aynı kıyafetle fotoğraf çekinemem diye sürekli kıyafet değiştirdi, 3'ten sonrasını sayamadım. 😅 Biz pert olmuşuz, onun enerjisine bak, dünden beri zor kendime geldim. Başka gezilerde görüşmek üzere İnşallah. :) 

19 Nisan 2026 Pazar

Nisan Yağmurları

 



Merhabalar, hayatın akışına kapılıp burayı unutuyorum bazen. :) Eskisi kadar kitap, anime tanıtımı falan yazasım da yok. Ben zaten her zaman içimden nasıl geliyorsa öyle takılmayı sevmişimdir.

Burası genelde kapalı ve yağmurlu. Konya'nın kuru havasından sonra iyi bir bakıma ama yazın zor olacak galiba. Tabi ben evden işe giderken o minicik mesafeyi bile dağa, denize bakarak kat ediyorum. Konya'da yeşillik mi gördüğümüz vardı. :) Bazen yan yola sapıp yemyeşil dağlara doğru yürüyesim geliyor ama işe geç kalmak olmaz.

Bu aralar kitap okuma ve video izleme dışında pek bir şey yapmadım. En son Glenn Meade'den Brandenburg okudum. Hep dikkat çekici konulara odaklanıyor yazar ve çok fazla karakterle hikayeleri aktarıyor. Bu kitabı da nazilerle ilgiliydi, tavsiye ederim. Düş Kesiği ve Bitmeyecek Öykü kitaplarına devam ediyorum. Düş Kesiği ana karakterin büyük oranda iç sesini okuduğumuz bir kitap, kafası oldukça dolu karakterimizle kendi aramda az biraz bağ kurmam pek hoşuma gitmedi. :) Bitmeyecek Öykü ise tatlı ve ilginç bir kitap. Kendini farklı bir dünyada buluyorsun ama çok da etkisi altına girdiğimi söyleyemem. 

Yağlı boyaya başlamak istiyorum fakat harekete geçme konusunda tembelim. Anneme kuş almak istiyorum dedim, sen bakamazsın diyor. O kadar mı umutsuz vakayım. 😅 Ama ben muhabbet kuşlarına hastayımdır, evet bir tane almam gerek. 

Bu aralar Hakan Mengüç dinliyorum, sesi çok huzur verici değil mi. Dediği şeylere hemen ikna oluveriyorum dinlerken. 😊 Bahsetmişken hemen bir videosunu da paylaşayım. Carl Jung konulu videolar da ilgi çekici geliyor şu sıralar ve tabi vazgeçemediğim, durup durup tekrar başladığım, kendime geldiğim Hayalhanem videoları... 


Bazen de yeter bırak artık şu telefonu bir kenara diyorum ama bir iki saati pek geçmiyor. :)) Canım arkadaşımın (Tefrikacım selam 😊) mesajlarını nasıl es geçebilirim, görüntülü konuşmalarımızı bile sabırsızlıkla bekliyorum ki ailemle bile pek görüntülü konuşan biri değilimdir. :)

Bahar çoktan geldi, planlar yapıyorum şimdiden. 😅 Yıllarca evde takılmaktan plan nasıl yapılır unutmuşum, birilerinin beni bir yerlere sürüklemesini bekliyorum. Neyse ki hoş arkadaşlar da edindim burada, artık yaz gezmelerine başlarız. Gezi yazılarımı burada paylaşmak için sabırsızlanıyorum. :) Hâlâ ufak tefek eksiklerim bitmedi, çoğu şeyi yoluna koydum. Çok şükür iyi gidiyor hayat, iş, iyi hissediyorum. Geçmişi geride bırakmak güzelmiş. Yeni bir çevreye yeni bir ben olarak girmek güzel. Sağlık ve huzur olsun gerisi boş. :)


8 Nisan 2026 Çarşamba

Küçük Anlar

 



Bazı anlar vardır, zaman dursun istersiniz o anlarda. Güzel bir manzaraya bakarken, kuş cıvıltıları etrafı sardığında, bir kedi yere kıvrılıp dünyadan habersiz uyuduğunda... Ama gerçekliğe dönmek zorundasındır. Durup etrafa bakınca koca dünyanın küçük bir alanına sıkışıp kalmış gibi hissedersin. Oysa her şey iç dünyanın yansıması. Bazen özgürleşen ruhumuz fazla genleşir, yayılır. Kapsadığımız alan büyür, hissederiz insanı, doğayı. Bazen de tam tersi sıkılaşır ruh, öyle ki onla birlikte dünya da üstünüze geliyordur sanki. Öyle anlarda nereye gideceğinizi bilemezsiniz.

Bazı şeyleri kabullenmek uzun sürer o yüzden. Pes etmekten çok bunu kabul etmek, itiraf etmek zor gelir. Beklemeye alışamaz insan, beklemek bir şeylerin damla damla senden kopup gitmesidir. Sonunda eski sen değilsindir, beklediğin şeyin de hiç önemi kalmamıştır. Yönünü çevirirsin. Geniş güzelliklere dalmak istersin. Mavi gökyüzü, yeşil ağaçlar, renkli çiçekler... Bakınca onlarda takılı kalmak istersin. Onlar seni bekletmez çünkü, baktığın her an oradadırlar.

Beklentilerini düşürmek en mantıklı şey gibi geliyor artık. İnsanın kendinden bile beklentisini düşürmesi ferahlatıcı oluyor. Sadece elinden geleni yap ve sonucu bile bekleme. Olacak olan oluyor, gidecek olan gidiyor. Kontrolcülüğü bırakıyorum yavaşça, hafiflik için bu şart. Dünyaya kendi dışından bakabilince ya da insanı kendi dışından hissedince her şey daha normalmiş gibi geliyor. Tabi bunu sık sık kendine hatırlatmak, kafadaki kalıpları yıkmak gerek. Yıllar geçtikçe insan nasıl dönüştüğüne, daha doğrusu dönüştürüldüğüne hayret ediyor. Duygusal biri olsam da bazen çok ruhsuz hissediyorum. Bazen durup "Bu kişiye karşı biraz üzgün hissetmem gerekiyordu" diyorum ama bir şey hissetmiyorum. Belki de çok kullanılan şey zamanla köreliyor. Huysuzluğum ağır basıyor uzun zamandır. Kendimi değiştirmemek için etrafımı daraltmaya çalıştığım da doğru. Sizin için kılını kımıldatma niyetinde olmayanlar için değişmek hiç de gerekli değil. Kendin ol yeter, böylesi daha güzel. :)

Yukarıdaki resmi daha önce paylaştım mı hatırlamıyorum. Bir fotoğrafa bakarak yapmıştım ama ortaya çıkanın gerçekle zerre alakası yok. 😅 O ay niye puslu ve kendini gökten soyutlamış gibi duruyor ben de anlamadım. Gece göğü ve ağaç da birbirine karışmış gibi. Yıldızları da umut çiçekleri gibi serpiştirmişim. :) Konya'ya gidince bunu getirip odama koyacağım. Bu renk cümbüşüne bakmak içimi ısıtıyor. :)

22 Mart 2026 Pazar

Romanov Komplosu (Kitap)

 



Kitap son Rus Çarı ve ailesinin infazını konu alıyor. Gerçeklerden yola çıkarak yazılan roman dikkat çekici. Araştırmacı Laura geçmişin sırlarını öğrenmek adına uzun bir yolculuğa çıkar. O günkü toplu infazdan sağ kurtulan oldu mu? Bu sorunun cevabını bulmak hiç kolay olmayacaktır.

Kitabı okuyana kadar bu aileyi bilmiyordum açıkçası. Tarihte yazılanlar bize çok uzak bir geçmiş gibi gelse de okurken o dönemin sorunlarını hissedebiliyorsunuz. Kanlı dönemin acımasız yüzünü yazar iyi yansıtmış. Anlatımını güçlü buldum, bu da karakterlerin gerçekçiliğini artırmış. Okurken ne kadarı kurgu ne kadarı gerçek acaba diye düşünüyor insan. Birbirinden çok farklı insanın kesişen hayatları ve Çar ailesini kurtarma girişimlerini merakla okudum. Bazı durumlar adeta pamuk ipliğine bağlıydı ve kitabın sonlarına doğru o gerilim hissediliyor. Finalin nasıl olacağını merak ediyordum ve o infaz sahnesi beklediğimden daha üzücüydü. İnsanlar neden hep bu kadar kötü olmak zorunda? Yeni bir şey yaparken eskinin hatalarına düşmek tamamen akıl dışı. İnsan bir şeye bağlanmadan önce vicdanını ön planda tutmalı. İnsanlıktan çıkmanın bu kadar kolay olduğunu görmek üzücü.

Masum yüzlü insanlar tarafından yapılmış o kadar çok zulüm var ki, diye düşündü.

Sanki odadaki herkes bir şeyler olacağını hissediyor ama ne olacağını kestiremiyordu. Yoksa bu duygu sadece düş ürünü mü?

"Devrim, devrik Çar Nikolay Romanov'un halkına karşı sayısız suç işlediğine ve kurşuna dizileceğine karar verdi."

"Bir düşünün. Bütün o ateşten sonra, her yer kana bulanmışken, korkunç bir kargaşa yaşanmış olmalı. Havadaki barut dumanı yüzünden soluk alınamıyor, kan ve vücut sıvıları odanın zeminini kaplıyor..."


28 Şubat 2026 Cumartesi

Dalmışsam Uyandırma / Uyu Ay Ormanı Tanrısı (Kitap)

 



Dalmışsam Uyandırma

Sevgili maviye iz süren arkadaşımızın kitabını okudum. Kısa hikayelerden oluşan kitap hayata dair pek çok iz barındırıyor. Yaşayıp giderken belki de farkına varamadığımız pek çok detaya dikkat çekilmiş. Bu da karakterler değişse bile hikayelerin içimizde yer etmesini sağlıyor. Kısa ve derin anlatımla vurucu noktalara değinilmiş. İlk öykü olan İnci Küpeli'yi özellikle sevdim. İnsanı düşünmeye iten ve farkındalığı artıran kitap için arkadaşımızı tebrik ediyorum. Okurun bol olsun. :)

Hayal kırıklıklarını mumyalarız, gömeriz toprağa, onların yerine yeni hayal fideleri alır dikeriz.

Bak evlat, insan neyi kaybederse dünyayı oradan görüyor. Doğru bir dikkat şekli değil bu. Dünyaya geniş dikkatten bakmak lazım. 

Bozuk düzenin, benim gibi lokma tatlısı bir adamı, getirdiği noktayı tasavvur edince muhayyilemde, bir takım iri kırılmalar yaşadım.


Uyu Ay Ormanı Tanrısı

Masalsı, geçmiş ve bugünün kıyasını farklı bir bakışla yapan fantastik roman. Eskilerin inançları ile tüketim odaklı yaşayan şimdinin çıkarlarının çatışması üzerine çarpıcı bir hikaye. Kitap yavaş ilerliyor ve iki karakterin arasındaki diyalogdan halkın zaman içinde değişimi, felaketlerin kaynağı, gerçekte kimin koruyucu olduğu gibi konuları öğrenmiş oluyoruz. Tayata karakteri hikayenin kilit noktası olsa da halkın onu yeterince anlayamadığını görüyoruz. Bu yüzden kimisi onu yüce bir varlık olarak görürken kimisi de zalim olarak görüyordu. Bakış açısının insanları nasıl değiştirebildiğini gördük. Anı kurtarmaya çalışmanın geleceği nasıl tehlikeye attığını destansı bir dille okuduk. Hikaye bence günümüzdeki çarpıklığı da fazlasıyla anlatıyor. Kendimize yaşanabilecek alan bırakmıyoruz. Kitabın biraz daha uzun ve hareketli olmasını isterdim. Nagataçi karakteri daha çok dinleyici pozisyonunda olsa da kendine has fikir ve düşünceleri olduğu ve sıradan halktan sıyrıldığı için en sevdiğim karakter oldu. Alıntıya geçeyim, nedense tek altını çizdiğim yer bu olmuş, aslında çok daha güzel cümleler vardı. İş yerinde okuyunca unutmuşum demek çizmeyi. 😅

Bizler tıpkı erkek insanların yaptığı gibi görgü kurallarına bağlı kalarak seni isteyelim. Sen, seni çevreleyen kalabalıklardan kurtulmaya karar verene kadar. 

25 Şubat 2026 Çarşamba

Doctor Prisoner (Dizi)

 


Başarılı bir doktor olan Na I-Je yoksul insanlara da elinden geldiğince yardım etmektedir. Düşünceli yapısı ve dürüst oluşu onu acı gerçekle yüzleştirir. Çalıştığı hastaneden ayrılmak zorunda kalınca belli bir hapisaneye başhekim olarak atanmayı kafasına koyar. İnce ince işlediği plan sonucunda adaleti kendi eliyle sağlamaya çalışacaktır.

Klasik intikam hikayelerinden farklı olarak buradaki karakter canı yanmış insanlar için adaleti sağlamaya çalıştı. Kendisine yapılan haksızlığa karşı duruşu da yerindeydi. Zeki ve havalı görünmesinin yanında aslında ne kadar duygusal olduğunu gördük. Beni en etkileyen sahneler de duygusallaştığı bu anlardı. Rolü yaşıyor gibiydi adeta. Hele de birisinin kendisi yüzünden öldüğünü düşündüğü ve sarsıldığı bir sahneyi ilgiyle izledim. Doktor çok cesur ve ne kadar yıkılsa da tekrar ayağa kalkmayı bildi. Karşı tarafın hamlesi bitmedikçe onunki de bitmedi. Kendisini bile riske atacak kadar kararının arkasında duran biri. (Gerçi başkalarını da riske attığı oldu ama hak etmişlerdi.) Doktor Na tıp bilgileriyle de fena yargı dağıttı. 😎

Kurgu için kusursuz diyemem ama karakterleri sevdim ve kötü oyuncular bile çok iyi oynadığı için kendini izletmeyi başardılar. Doktoru oynayan kişi çok severek izlediğim My Dearest dizisinin de ana karakteri aynı zamanda. Tabii bunu sonradan fark ettim, tarihi dizide de çok başarılıydı oyuncu. 😅 Bu tarz, ana karakterin zekası ile ders verdiği yapımları seviyorum. Gerçek hayat için elbette abartılı durumlar ama yine de izlemesi beni mutlu ediyor. Kötülüğün yenildiğini görmek daima güzel. :) 


3 Şubat 2026 Salı

Weak Hero (Dizi)

 



İki sezondan oluşan diziyi kısa sürede bitirdim. Aslında bu kadar sarmasını beklemiyordum, sırf ana karakterin tuhaf oluşu beni bayağı çekti. 

Si-eun çok çalışkan, örnek bir öğrencidir. Ancak sınıftaki zorbalar bir gün onu da gözüne kestirir. Çok sessiz ve kendi halinde görünen Si-eun sınav esnasında yaşadığı talihsizliğin ardından değişir. İçindeki canavar açığa çıkar adeta. Hem kendisi hem de başkaları için zorbalarla mücadele eder. Aslında fiziksel olarak çok güçlü değildir, hatta çoğu kişiden ufak tefektir. Buna rağmen hiç korku emaresi göstermeden herkesin üstüne gitmesi, direnmesiyle dikkatleri çeker. Zaten en başta tuhaf bakışları bile zorbalara geri adım attırır. Si-eun zekası sayesinde her duruma hazırlıklıydı ve dizi boyunca psikolojisini de nasıl iyi yönetebildiğini gördük.

Onun yakın sınıf arkadaşı Su-ho en talihsizlerden biri. Tatlı, enerjik, şakacı, güçlü biri ama maalesef belalar onu buluyor hep. Si-eun ile çok eziyet çekmiştir. En sinirimi bozan karakter ise bu ikisinin yanlarındaki ezikti. Ne yaptığını söylemeyeceğim, spoiler olmasın. Kötüler ne yapsa bekleniyor da böyle birinin yaptığı daha koyuyor insana. 

Bu ilk sezonda Si-eun'un dönüşümünü izlemiş olduk. Çalışkan çocuğu zorla ne hallere düşürdüler. Çocuk mesafeli ve soğuk dursa da hassas bir kalbi var. Tabi çılgınlığa varan hareketleri de oldu ama karşı taraf da hak etmişti. Güzelim çocuk en iyi yerlere gelebilecekken sürekli şiddetin içine çekilen birine dönüştü. Dediğim gibi bakışları çok farklı, nedense dizi boyunca en çok buna takıldım. Oyuncu seçimi nokta atışı olmuş. Beni en etkileyen sahnesi ise ilk sezonun sonlarında sınıftan çıktığı sırada herkesin onu durdurmaya çalıştığı anda verdiği tepkiydi. Tek istediği rahat bırakılmaktı.

İkinci sezonda karakterimizi başka bir çevrede, yeni belalara bulaşmışken görüyoruz. Çocuğa yazık nereye gitse kurtulamıyor. Dahası ilk sezondaki vukuatları yüzünden adı da çıkmış. Bu bölümde de dostluk konusu iyi işlenmişti ama ilk sezon sanki daha samimi geldi bana. Genel olarak severek izledim.

Akran zorbalığı günümüzde büyüyerek devam ediyor. Okul yönetiminin ihmali ve sınıfta sesini çıkarmayan öğrenciler de buna sebep oluyor. Mesela öğrenci fena dövülmüş ama döven kişi şakalaştık diye geçiştirince okulda konu kapandı. Bunlar gerçek hayatta da yaşanıyor elbette. Dizinin verdiği mesaj bence doğrudan ana karakterin hiçbir şeye göz yummamasıydı. Gücünün yetmeyeceğini bilse de korkmadı, bazen fazlasıyla tepkisini gösterdi. Açıkçası aşırı tavırlarına kızamadım da insan zorla çileden çıkarılınca ve adalet yetersiz kalınca kendisi çözüm bulmaya çalışıyor. Birlikten kuvvet doğar, bunu görmüş olduk en azından. Bu oyuncunun başka dizileri varsa da izlemek istiyorum. 



26 Aralık 2025 Cuma

Forest of Piano (Anime)

 


Geçenlerde denk gelip de öylesine izlediğim animeyi bu kadar seveceğimi tahmin etmemiştim. Neyse ki iki sezonu varmış, bol bol izleyebildim. :)

Kai İchinose henüz çocukken ormanda bulduğu piyanoyu sahiplenir ve içinden geldiği gibi onu çalar. Ancak ondan başka kim çalmaya kalksa piyanodan ses çıkmaz. Bu durum öğretmeni Ajino'nun dikkatini çeker. Kai'nin müziğe olan yatkınlığını fark eden öğretmen onu eğitmek ister. Bu da daha önce Ajino'dan ders almak için girişimde bulunan Kai'nin sınıf arkadaşı Amamiya için hiç iyi olmaz. Amamiya'nın hayali büyük bir piyanist olmaktır. Kai'nin çalışına olan ilgi ve hayranlığı zamanla kıskançlığa dönüşür. Kai ise onu hep arkadaşı olarak görüp takdir edecektir.

Aradan yıllar geçip de ikili aynı yarışmaya katılınca dünya tatlısı Kai'nin hiç değişmediğini, geçmişte haksızlığa uğrasa da kendi tarzında çalmayı sürdürdüğünü görüyoruz. Çünkü o kimseyle rekabet etmiyor, müziğini dünyaya duyurmaya çalışıyor. Çok saf, temiz kalbi var. O üzüldüğünde gidip sarılasım geliyor. Kendi ışığı çok parlak olduğu için bazı jüri üyeleri onu tehlikeli olarak görüyor. Bir yerde de adaletsizlik olmasın ya diye diye izledim animeyi.

Müzikler çok güzeldi, hissettirilen etkiyi sevdim. Özellikle Kai'nin performansı eşliğinde ormanın içinde gibi hissetmek güzeldi. Mozart, Chopin gibi sanatçıların eserlerini karakterlerin kendi tarzında dinledik. Animenin dingin yapısını, yarışmanın verdiği atmosferi sevdim. Amamiya'ya kızsam da acıdığım anlar da oldu. Hayatın içinden bir karakterdi aslında, insanların genelini yansıttığını düşünüyorum. Diğer karakterler de dikkat çekici ve renkliydi. Övmem gereken bir kişi de Ajino'ydu. Kai'yi elinden tutup, elmas gibi işleyen ve dünyaya sunan oydu. Öğrencisine hep inandı, en çok da kalbini gördü. Onu asla istemediği bir rekabete zorlamadı. 

Kai karakteri benim için bozuk düzen içinde açmış nadide bir çiçek gibiydi. Onu izlemeyi çok sevdim. Doğallığı, nezaketi, içtenliği, özgür ruhu ile bambaşka biriydi. Animeyi henüz bitirmeden paylaşımımı yaptım, sonunu merak ediyorum. 😊 



28 Kasım 2025 Cuma

Gece Açan Çiçekler (Kitap)

 



Tarık Tufan'ın Gece Açan Çiçekler kitabı ismi ve kapağı ile ilgimi çekmişti. Yazarın kendine has dramatik tarzı okurken yine kendini belli ediyor. Şanzelize Düğün Salonu ve Heyal Meyal benim için daha çarpıcı, dikkat çekici kitaplardı. Bu da ilgi çekici ama bir yerden sonra belki yazara alışınca daha sıradan geldi. Tabii finali etkileyiciydi orası ayrı. :)

Hikaye Uğursuz Konak olarak adlandırılan Canfeda Konağı'nda geçiyor. Konaktan artık kurtulmak isteyen Halide ve konağın satışı için eve gelen kardeşlerinin hikayelerini okuyoruz. Kitap bir yandan da bizi geçmişe, Derviş Ali'nin acı dolu hayatına götürüyor. Konak tüm isimlerin ortak noktası.

Uzun zaman sonra konakta bir araya gelen kardeşler birbirleriyle yüzleşiyor. Geçmiş hepsinde yara bırakmış ama onlar kenetlenmek yerine başkalarını suçlamaktan öteye gidemiyorlar. Yüzleşmek bir şeyleri değiştirecek mi? Acılar her ne kadar Derviş Ali'ye kadar uzanıyor gibi görünse de kardeşlerin annesi esas sorunu yaratan kişi bence. Masumlar Apartmanı'ndaki anneyi hatırlattı bana. Hayal kırıklığı yaşayan kadın tüm hıncını çocuklarından çıkarmış, hepsine düşman olmuş adeta. Bu da zamanla kardeşleri farklı yerlere, yanlışlara savurmuş.

Derviş Ali ve Halide çektikleri ile en ilgimi çeken karakterlerdi. Kendini suçlayan, aşka düşen ve sonunu bekleyen Ali; herkes için çırpınmışsa da hiç görülmemiş, anlaşılmamış olan Halide... Kesişen hayatları okumak güzeldi. Sonunu oldukça etkileyici buldum, çok güzel bağlanmış. Bazı yerleri klişe gelse de genel olarak sevdim.


Yüreği hassas, kalbi incelikli insanlar, her an bir azabın içindeydiler.

Çünkü insan ölünce bedeni çürür, geriye yalnız hikayesi kalır ve bütün hikayeler gece anlatılır.

Hatıralarının içinde hüzünle dolaşmanın ne demek olduğunu bilenler beni nasılsa anlayacaktır.

Kalbimizdeki yanık izleri hiç geçmedi.

15 Kasım 2025 Cumartesi

Sonlu Olasılık (Kısa Hikaye)

 

Sıcak yaz günleri Ender için hep zorlu geçerdi. Aksi gibi vantilatör de bozulmuş nemli ve bakımsız dükkânda çalışmak çile halini almıştı. Oysa Ender'in hayali bambaşkaydı, hukuk okumak isterken kitapların arasında pinekleyen birine dönüşmüştü.

Nemlenmiş saçlarını eliyle geriye tarayınca geniş alnı açığa çıktı. İri gözleri, çıkık elmacık kemikleri, sert olmayan yüz hatları ile gülümser gibi bir ifadesi vardı. Dış görünümünün aksine ruh hali çalkantılıydı. İçindeki sıkıntı giderek büyüyordu. Havalardan olsa gerek, diye düşündü.

Sabahtan beri tek müşteri gelmemişti. İç geçirdi, söylediği soğuk soda nerede kalmıştı?  Masada duran ince kitabı alıp yüzüne doğru sallamaya başladığı sırada kapıda bir müşteri belirdi. Resmi giyimli adam kararlı adımlarla yürüyerek Ender'in karşısında durdu. Çok önemli bir şeyi dile getirecekmiş gibi görünüyordu. Ender ifadesizce süzdüğü müşterinin bakışlarında beliren kınamayı fark edince şaşırdı. “Ne var?” dedi kendini tutamayarak.

“O, yelpaze niyetine kullandığınız Karabibik değil mi? Bir sahaftan böylesine pervasızlık beklemezdim.”

Ender içinden geçenleri bastırıp yapmacık bir gülümseme ile kitabı elinden bıraktı. “Kitapların kabuğundansa içine değer veririm. Buyurun, ne istemiştiniz?”

“Bunu,” dedi müşteri Karabibik’i göstererek. “Elinizde heba olmasına gönlüm razı olmadı. İçi koruyan kabuktur ne de olsa.” Sesi meydan okur gibiydi. “Ya sabır,” diye içinden geçirdi Ender. Neyse ki burada çalıştığı süre içinde insanların garip tavırlarına alışmıştı. Sandalyesinden kalkarak kitabı poşete koydu. “Başka bir isteğiniz var mıydı?”

“Hayır, bu kâfi. Belki başka sefere.” Müşteri ödemeyi yapıp kapıdan çıkana kadar çatık kaşlarla onu izledi. Sonra çekmeceden bir defter çıkarıp sattığı kitabı not etti. O sırada bakkalın çırağı kapağını açtığı sodayı bırakıp gitti. Ender’in sakarlığı tuttu, uzandığı soda parmağına dokunduğu gibi defterin üzerine döküldü. “Hay aksi!” diye söylendi. Eski bir bezle masayı silmeye koyuldu.

Dakikalar sonra içeriye orta yaşlarda bir kadın girdi. Derli toplu giyimi, topuz yapılmış saçları Ender’de onun öğretmen olabileceği izlenimini uyandırdı. “Hoş geldiniz, nasıl yardımcı olabilirim?”

Kadın bir kitap ismi söyledi. “Çok gezdim ama baskısı bitmiş, hiçbir yerde bulamıyorum.” Ender kitabın ismini hiç duymamıştı ama dükkânın önceki sahibinin çok eski kitapları bodrum kata indirdiğini biliyordu. “Elimizde bu kitap var mı emin değilim hanımefendi. Vaktiniz varsa ben aşağıya bakayım, siz de oturup dinlenin.”

“Peki, beklerken kitaplara bakayım o halde.”

“Elbette, rahatınıza bakın.”

Ender alt katın düğmesini açıp dar, demir basamaklardan aşağı indi. Her adımında rutubet kokusu yüzüne vuruyordu. Tozlardan nefes almak hayli zordu. Benzer türdeki onlarca kitaba göz gezdirdikten sonra aradığını buldu. “Hah,” dedi büyük bir iş başarmış gibi. Gömleğinin koluyla kitabın kapağındaki tozu sildi. O sırada kitapların arasına karışmış olan deri kapaklı bir defter gözüne ilişti. Aceleyle göz atınca sayfalarının boş olduğunu gördü, sevindi. “Eski ama iş görür, güzel.” Defteri koltuk altına sıkıştırıp bir an önce temiz havaya ulaşmak için basamakları hızla çıktı.

“Bugün şanslı gününüzdesiniz. Kitabı buldum.” Kadın çok teşekkür ederek kitabı aldı, incelemeye başladı. Mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Ender onun neye bu kadar sevindiğini bir türlü anlamıyordu, omuz silkti. Kadın bir de klasiklere göz atacağını söyleyince yerine geçip oturdu. Göz ucuyla bir süre kadını izledikten sonra aşağıdan getirdiği deftere dokundu. Kapak çok yumuşaktı, farklı bir dokusu vardı. Yaprakları tek tek çevirmeye başladığında içinde bir kıpırtı hissetti. Sanki uzun zamandır sahip olmaya çalıştığı şey sonunda eline geçmişti. Kendindeki bu garip değişimi sorgulayan Ender ilk sayfaya döndü. Alışkanlık olduğu üzere üst köşeye o günün tarihini attı. Bazen müşterilerle sorun yaşadığı için sattığı kitapları not ederdi. Henüz bilgisayara ihtiyaç duymuyordu, çok da lazım değildi. Ona vereceği parayla... Aklına düşen bir hatıra içini sıktı. Dudağının bir kenarını huzursuzca kemirmeye başladı. Birkaç saniye sonra ise yüzünde bir gülümseme belirdi. Onu biri görse ruh halindeki bu anlık değişim karşısında hayrete düşebilirdi. Ender’in gözü duvardaki saate kaydı bu kez. Dalgın halde deftere saati de yazdı. 10.40

O anda garip bir şey oldu. Kadın ikinci rafın önündeyken birden ilk rafın önünde belirdi. Ender şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Müşteri ne olduğunun farkında bile değil gibiydi. Elini uzatıp Suç ve Ceza’nın sırtına dokundu. “Ama bu hareketi demin yapmıştı,” diye içinden geçirdi Ender. Ve sonraki hareketini de tahmin edebildiğinde durumun ne olduğunu kavradı. Zamanda iki dakika geriye gitmişti. Çünkü duvar saati normalden iki dakika gerideydi.

Birkaç dakika sonra müşteriyi uğurladıktan sonra heyecanla defterin başına oturdu. Bu, gerçek olabilir miydi? Deftere yazdığı müddetçe istediği her ana gidebilir miydi? Bir süre duruma kafa yorduktan sonra o ana gitmeye karar verdi. Evet, beş yıl önceki o kış gecesine gidip evinde çıkan yangını önleyecekti. Böylece küçük kardeşini kurtarabilecekti. O an cesaretsizliği yüzünden alevlerin içine girememiş olan biteni uzaktan izlemişti. İçinde hissettiği eziklik o kadar büyüktü ki o yangın hiç yaşanmamış gibi hayatına devam etmişti. En büyük pişmanlığı aslında bu yok sayıştı, gerçek bir yas tutamayıştı. Şimdi kardeşini kurtarmak mı yoksa bu takıntıdan özgür kalış mı onu daha rahatlatacaktı emin değildi. Kalbi hızla çarpmaya başladı.

“Denemeye değer,” diye düşündü. Tamamen değişmiş bakışlarla bambaşka biri gibi görünüyordu, kurşun kalemi eline aldı. Eli titriyordu, kalbi karmaşa içindeydi, boğazı düğümlenirken ne hissettiğinden emin değildi. Tarihi ve saati yavaşça yazdı.

Az önce sahaftan ayrılan kadın bir şey unuttuğunu fark ederek geri döndü. İçeriye baktığında kimseyi göremedi, seslendi ama yanıt alamadı. Durumu garipseyip daha sonra gelmek üzere oradan ayrıldı.

Aniden bir rüzgar çıktı, masada terk edilmişçesine duran deri kapaklı defterin sayfaları çevrildi ve kalın harflerle yazılmış uyarı açığa çıktı.

Bu sırlı bir defterdir, onunla her şeyi yapabilirsin. Dikkat et, o seni en gizli arzularına yönlendirir. Defteri kullandığında bilinçdışına bağlı sayısız olasılıktan birine ulaşırsın. Bir ihtimal karşılaşacağın olasılık eğer sonunsa gerçekte hiçliğe karışırsın. 


12 Ekim 2025 Pazar

Güzel Kokulu Çiçekler Zarafetle Açar (Anime)

 


Animeyi bir yerden haftalık izliyordum ama meğer başka sitede tamamı yayınlanmış. Kaoru Hana wa Rin to Saku ismiyle arayınca buldum ve hemen bitirdim. 13 bölümlük bir anime.

İzlediğim en tatlı animelerden. Rintaro erkek lisesine gidiyor ve ailesi pastane işlettiği için arada onlara yardım ediyor. Normalden uzun boyu ve sert görünümü ile küçüklükten beri korkulan biri. Birkaç arkadaşı hariç konuştuğu kimse yok. Çünkü diğerleri korktuğu için ona yaklaşmıyor. Sürekli yanlış anlaşılmalara maruz kalıyor.


(Böyle bakarsan kim olsa korkar tabii. 😅)

Bir gün pastanede çalışırken bir müşteri onu görünce kaçar. Rintaro kızı korkuttuğunu düşünüp üzülür ama durum düşündüğünden farklıdır. Kız tekrar pastaneye gelip Rintaro ile görüşmek ister. İkili zamanla iyi anlaşır, sohbet eder hale gelir. Ancak bir sorun vardır, Kaoruko elit kız okuluna gidiyordur, Rintaro ise tembellerle dolu erkek okuluna ve iki okul birbirine düşmandır.

Öncelikle animenin tatlı atmosferini çok sevdim. Rintaro'nun düşünceleri ve değişim süreci en sevdiğim kısım oldu. Dış görünüşüne rağmen çok nazik, düşünceli biri ve fazla utangaçtı. Tabi öfkeye kapıldığı anlarda yine sert olabiliyordu. Ondaki değişimi önce sınıfındaki arkadaşları fark etti. Tabi saf Rintarocum duygularını kimseye belli etmediğini sanıyordu. Eskiden düşündüklerini paylaşmayan, içe dönük biriydi ama artık değer verdiği insanlara kendini anlatmaktan çekinmeyen birine dönüşür. 




Anime dostluk ve bağ konusunu güzel anlatıyor. Desteklendiğini ve anlaşıldığını hisseden kişi olumlu anlamda değişiyor ve bunu çevresine de yansıtıyor. İkiliyi ve arkadaş çevrelerini çok sevdim. İnsan öyle bir ortamda bulunabilmeyi istiyor. :))

Rintaro'nun Kaoruko ile olan bağı çok özel ve güzeldi. Bir insan nasıl bu kadar düşünceli olabilir, her açıdan durumu analiz etmeye çalışır, bir yandan da dostlarına karşı hissettiği sorumluluk altında ezilebilir? Kaoruko çok şirin, hislerini hemen belli eden biriydi zaten ama Rintaro'yu özellikle sevdim. Çünkü genelde onun bakış açısından izledik hikayeyi. Kendince zor olan şeyler başardı. Dışlanmaya alışkın biriyken değer görmenin şaşkınlığını yaşadı, aynı zamanda birilerine güven duymanın kıymetini de anlamış oldu. Animeyi izlerken bölümler hiç bitmesin istedim. 🌸🌸



(Babası niye bu kadar yakışıklı ya. Son zamanlarda animelerde babalar oğullardan daha dikkat çekici oluyor. 😅)




Pir-i Lezzet (Kitap)

  Kitap oldukça ilgimi çekti. Hikaye bir beyin konağında verilen ve saraydan önemli isimlerin teşrif ettiği bir ziyafetle başlıyor. Sofrada ...