1 Mayıs 2026 Cuma

Azar Azar Değişmek

 

Merhabalar, nasılsınız? Hayat nasıl gidiyor? :) Günler hızla geçiyor sanki, bu aralar pek bir şey yaptığım yok. Sanırım bayram geçsin, havalar ısınsın diye bekler oldum. Bu sefer bayram tatili uzun olursa İnşallah memlekete gitmeyi planlıyorum. Bir yandan gidip orayı gezmek istiyor bir yandan istemiyorum. Akrabaların meraklı sorularına ve gereksiz laflarına maruz kalacağımı şimdiden biliyorum. Eskisi gibi değilim, aman kimse kırılmasın, alttan alayım diyemiyorum. Zaten eskiden beri herkesin her dediği batardı bana ama belli etmezdim. Şimdi belli eder oldum, beğenmiyorlarsa çekip gitsinler. Kafam götürmüyor artık. Çalıştığım ve başka yerde yaşadığım için mesafeli duruşumu bu kez de kibirlilik olarak görecek, değişti diyeceklerdir.

İyi ki buraya gelmişim, çok şükür kendime göre yaşayabiliyorum. Yeri geliyor ailemle bile konuşmak içimden gelmiyor. İnsan sessizliği seçebilir, gülmek istemeyebilir, yorgun olabilir hemen mutsuz diye yaftalamak ne kolay. Ben sadece kendim olmak, içimden geldiği gibi davranmak istiyorum. Bende ne akraba hayranlığı var, ne de geniş sosyal çevre açlığı. Az ve sağlam bağ kurmak daha önemli benim için. Sessiz olunca çok kişi de bana dert anlatmaya çalışır. Dinlemek istiyor mu, içi şişer mi diyen yok. Bana ciddi anlamda kim derdimi soruyor acaba? Anlatmıyorum da zaten kolay kolay. Çünkü şu ana kadar anlaşılmaya çalışılan biri olmadım pek. Kendimi anlatmamayı öğrendim ben, nasılsa karşımda dinleyecek kadar sabırlı, istekli biri yok. Hislerimin yok sayılmasını da geri plana atılmasını da sevmem ben. O zaman tümden geri çekilirim. Esas iç sıkıntılarımı anneme bile anlatmam. Çünkü o sadece kendi dertlerine, hastalıklarına odaklı. Ben az bir şey anlatmaya kalksam teselli lafı şu "şükret" ya da "sen halledersin". Benim iç dünyamın çok az bir kısmını bilirler. Çünkü onlar hep mutlu, pozitif olayım, elalem "ne iyi evlat yetiştirmiş" desinler istiyorlar. Bir de anne babalar artık bağlılık ve bağımlılığı karıştırmasa, her şeyi dramatize etmese, biz de insanız bunalıyoruz ve onlar üzülmesin diye kendimizi harap ediyoruz.

Ya ben kendime olan beklentimden bile bıkmışım. Önümde önemli bir hedef olsun istemiyorum. Yaşayıp gideyim yetiyor bana şükür. Şimdi inadına kendi kabuğuma çekiliyorum, dışarıda ne olup bittiği umurumda değil. Kendimi düşünüp az da olsa bencil olmaya karar verdim. Bazen çok ruhsuz bazen de duygusal hissediyorum. Üzülmem gereken şeylere üzülmüyor, sevinmem gerekenlere sevinmiyorum falan. 😅 Değişken bir ruh halim var, o yüzden sık sık kalabalıktan kaçmaya meyilliyim. :) Emin olduğum kesin bir şey varsa ben dert dinlemek, kimsenin yaslandığın biri olmak istemiyorum. Çünkü ben kolayca yardım isteyebilen biri değilim, şikayet etmek ise benim için yenilgi gibi. Bir de kendi fikrime kimseyi dahil etmek istemem, kafama bir şey yatmadıkça ikna olan biri değilim. O yüzden dışarıdan birinin yorumu, vereceği akıl beni rahatsız eder. Ben kendi kendime yeterim diyerek dik durmaya çalışan biri değilim sadece bazı şeyleri kabul etmek ya da itiraf etmek bana aşırı zor geliyor. Aylarca, yıllarca bile sabrederim ta ki umudum bitip pes edene kadar. Ben yıllar süren mutsuz evliliğimi bile boşanma kararımı açıklayana kadar belli etmemişim. İşte bu saklamaya meyilli yapım beni tüketen asıl şey oldu. O yüzden kafa yapımı değiştirmem gerek biliyorum. Biraz huysuzluk ediyorum artık, benden beklenenin tersini yapmaya çalıştığım oluyor. 

Burada biraz dır dır ettim evet en azından okumak isteyen okur. :) Ve burası benim için kaçış noktası gibi, yazmak iyi geliyor. Buradaki insanlar da bir parça beni anlayabilir gibi hissediyorum. Hayırlı akşamlar arkadaşlar. 


 



19 Nisan 2026 Pazar

Nisan Yağmurları

 



Merhabalar, hayatın akışına kapılıp burayı unutuyorum bazen. :) Eskisi kadar kitap, anime tanıtımı falan yazasım da yok. Ben zaten her zaman içimden nasıl geliyorsa öyle takılmayı sevmişimdir.

Burası genelde kapalı ve yağmurlu. Konya'nın kuru havasından sonra iyi bir bakıma ama yazın zor olacak galiba. Tabi ben evden işe giderken o minicik mesafeyi bile dağa, denize bakarak kat ediyorum. Konya'da yeşillik mi gördüğümüz vardı. :) Bazen yan yola sapıp yemyeşil dağlara doğru yürüyesim geliyor ama işe geç kalmak olmaz.

Bu aralar kitap okuma ve video izleme dışında pek bir şey yapmadım. En son Glenn Meade'den Brandenburg okudum. Hep dikkat çekici konulara odaklanıyor yazar ve çok fazla karakterle hikayeleri aktarıyor. Bu kitabı da nazilerle ilgiliydi, tavsiye ederim. Düş Kesiği ve Bitmeyecek Öykü kitaplarına devam ediyorum. Düş Kesiği ana karakterin büyük oranda iç sesini okuduğumuz bir kitap, kafası oldukça dolu karakterimizle kendi aramda az biraz bağ kurmam pek hoşuma gitmedi. :) Bitmeyecek Öykü ise tatlı ve ilginç bir kitap. Kendini farklı bir dünyada buluyorsun ama çok da etkisi altına girdiğimi söyleyemem. 

Yağlı boyaya başlamak istiyorum fakat harekete geçme konusunda tembelim. Anneme kuş almak istiyorum dedim, sen bakamazsın diyor. O kadar mı umutsuz vakayım. 😅 Ama ben muhabbet kuşlarına hastayımdır, evet bir tane almam gerek. 

Bu aralar Hakan Mengüç dinliyorum, sesi çok huzur verici değil mi. Dediği şeylere hemen ikna oluveriyorum dinlerken. 😊 Bahsetmişken hemen bir videosunu da paylaşayım. Carl Jung konulu videolar da ilgi çekici geliyor şu sıralar ve tabi vazgeçemediğim, durup durup tekrar başladığım, kendime geldiğim Hayalhanem videoları... 


Bazen de yeter bırak artık şu telefonu bir kenara diyorum ama bir iki saati pek geçmiyor. :)) Canım arkadaşımın (Tefrikacım selam 😊) mesajlarını nasıl es geçebilirim, görüntülü konuşmalarımızı bile sabırsızlıkla bekliyorum ki ailemle bile pek görüntülü konuşan biri değilimdir. :)

Bahar çoktan geldi, planlar yapıyorum şimdiden. 😅 Yıllarca evde takılmaktan plan nasıl yapılır unutmuşum, birilerinin beni bir yerlere sürüklemesini bekliyorum. Neyse ki hoş arkadaşlar da edindim burada, artık yaz gezmelerine başlarız. Gezi yazılarımı burada paylaşmak için sabırsızlanıyorum. :) Hâlâ ufak tefek eksiklerim bitmedi, çoğu şeyi yoluna koydum. Çok şükür iyi gidiyor hayat, iş, iyi hissediyorum. Geçmişi geride bırakmak güzelmiş. Yeni bir çevreye yeni bir ben olarak girmek güzel. Sağlık ve huzur olsun gerisi boş. :)


8 Nisan 2026 Çarşamba

Küçük Anlar

 



Bazı anlar vardır, zaman dursun istersiniz o anlarda. Güzel bir manzaraya bakarken, kuş cıvıltıları etrafı sardığında, bir kedi yere kıvrılıp dünyadan habersiz uyuduğunda... Ama gerçekliğe dönmek zorundasındır. Durup etrafa bakınca koca dünyanın küçük bir alanına sıkışıp kalmış gibi hissedersin. Oysa her şey iç dünyanın yansıması. Bazen özgürleşen ruhumuz fazla genleşir, yayılır. Kapsadığımız alan büyür, hissederiz insanı, doğayı. Bazen de tam tersi sıkılaşır ruh, öyle ki onla birlikte dünya da üstünüze geliyordur sanki. Öyle anlarda nereye gideceğinizi bilemezsiniz.

Bazı şeyleri kabullenmek uzun sürer o yüzden. Pes etmekten çok bunu kabul etmek, itiraf etmek zor gelir. Beklemeye alışamaz insan, beklemek bir şeylerin damla damla senden kopup gitmesidir. Sonunda eski sen değilsindir, beklediğin şeyin de hiç önemi kalmamıştır. Yönünü çevirirsin. Geniş güzelliklere dalmak istersin. Mavi gökyüzü, yeşil ağaçlar, renkli çiçekler... Bakınca onlarda takılı kalmak istersin. Onlar seni bekletmez çünkü, baktığın her an oradadırlar.

Beklentilerini düşürmek en mantıklı şey gibi geliyor artık. İnsanın kendinden bile beklentisini düşürmesi ferahlatıcı oluyor. Sadece elinden geleni yap ve sonucu bile bekleme. Olacak olan oluyor, gidecek olan gidiyor. Kontrolcülüğü bırakıyorum yavaşça, hafiflik için bu şart. Dünyaya kendi dışından bakabilince ya da insanı kendi dışından hissedince her şey daha normalmiş gibi geliyor. Tabi bunu sık sık kendine hatırlatmak, kafadaki kalıpları yıkmak gerek. Yıllar geçtikçe insan nasıl dönüştüğüne, daha doğrusu dönüştürüldüğüne hayret ediyor. Duygusal biri olsam da bazen çok ruhsuz hissediyorum. Bazen durup "Bu kişiye karşı biraz üzgün hissetmem gerekiyordu" diyorum ama bir şey hissetmiyorum. Belki de çok kullanılan şey zamanla köreliyor. Huysuzluğum ağır basıyor uzun zamandır. Kendimi değiştirmemek için etrafımı daraltmaya çalıştığım da doğru. Sizin için kılını kımıldatma niyetinde olmayanlar için değişmek hiç de gerekli değil. Kendin ol yeter, böylesi daha güzel. :)

Yukarıdaki resmi daha önce paylaştım mı hatırlamıyorum. Bir fotoğrafa bakarak yapmıştım ama ortaya çıkanın gerçekle zerre alakası yok. 😅 O ay niye puslu ve kendini gökten soyutlamış gibi duruyor ben de anlamadım. Gece göğü ve ağaç da birbirine karışmış gibi. Yıldızları da umut çiçekleri gibi serpiştirmişim. :) Konya'ya gidince bunu getirip odama koyacağım. Bu renk cümbüşüne bakmak içimi ısıtıyor. :)

22 Mart 2026 Pazar

Romanov Komplosu (Kitap)

 



Kitap son Rus Çarı ve ailesinin infazını konu alıyor. Gerçeklerden yola çıkarak yazılan roman dikkat çekici. Araştırmacı Laura geçmişin sırlarını öğrenmek adına uzun bir yolculuğa çıkar. O günkü toplu infazdan sağ kurtulan oldu mu? Bu sorunun cevabını bulmak hiç kolay olmayacaktır.

Kitabı okuyana kadar bu aileyi bilmiyordum açıkçası. Tarihte yazılanlar bize çok uzak bir geçmiş gibi gelse de okurken o dönemin sorunlarını hissedebiliyorsunuz. Kanlı dönemin acımasız yüzünü yazar iyi yansıtmış. Anlatımını güçlü buldum, bu da karakterlerin gerçekçiliğini artırmış. Okurken ne kadarı kurgu ne kadarı gerçek acaba diye düşünüyor insan. Birbirinden çok farklı insanın kesişen hayatları ve Çar ailesini kurtarma girişimlerini merakla okudum. Bazı durumlar adeta pamuk ipliğine bağlıydı ve kitabın sonlarına doğru o gerilim hissediliyor. Finalin nasıl olacağını merak ediyordum ve o infaz sahnesi beklediğimden daha üzücüydü. İnsanlar neden hep bu kadar kötü olmak zorunda? Yeni bir şey yaparken eskinin hatalarına düşmek tamamen akıl dışı. İnsan bir şeye bağlanmadan önce vicdanını ön planda tutmalı. İnsanlıktan çıkmanın bu kadar kolay olduğunu görmek üzücü.

Masum yüzlü insanlar tarafından yapılmış o kadar çok zulüm var ki, diye düşündü.

Sanki odadaki herkes bir şeyler olacağını hissediyor ama ne olacağını kestiremiyordu. Yoksa bu duygu sadece düş ürünü mü?

"Devrim, devrik Çar Nikolay Romanov'un halkına karşı sayısız suç işlediğine ve kurşuna dizileceğine karar verdi."

"Bir düşünün. Bütün o ateşten sonra, her yer kana bulanmışken, korkunç bir kargaşa yaşanmış olmalı. Havadaki barut dumanı yüzünden soluk alınamıyor, kan ve vücut sıvıları odanın zeminini kaplıyor..."


15 Mart 2026 Pazar

Neler yapıyorum

 

Bu aralar yoğun geçiyor günlerim. Sonunda aylardır ertelediğim göz doktoruna gidebildim. Bir süredir gözlüğe rağmen daha bulanık görmeye başlamıştım. Dereceler artmış, astigmat da eklendi. Doktor yakına çok odaklanmışsın günde 4 5 saat kitap mi okuyorsun dedi. Kitap da okuyorum ama daha çok telefondan anime/dizi falan izliyorum diyemedim tabi. 😅 Kitap okurken gözlüğünü çıkarma dedi, farkında olmadan kitabı, teli fazla yakın tutuyorum gözlüğü çıkarınca. Bu vesile ile sinirimi iyice bozan gevşemiş gözlük çerçevesini de değiştirmeye karar verdim. 

Bayram yakın diye temizlik yaptım, kardeşim ziyarete geldi. Henüz yıllık iznim yok, o geldi artık. Birlikte bayram alışverişi de yaptık. Bir şey anlamadan haftasonu da geçip gitmiş oldu. :)

Günlük rutinlerim biraz sekteye uğradı ama olsun, devam edeceğim. Romanov Komplosu'nu okumaya devam ediyorum. Sonlara yaklaşırken acaba aileye ne olacak diye merak ediyorum. Gerçi gerçekte de aileye ne olduğu hakkında şüpheli durumlar varmış. Kardeşim evden istediğim kitapları da getirdi, yavaş yavaş hepsini okurum artık. 

Yine bir Kore dizisine başladım. Geçenlerde yazdığım Weak Hero dizisindeki başrol çocuğun tarihi dizisine başladım. Çocuğun garip bakışları burada da devam ediyor, ya da bana öyle geliyor bilmiyorum. 😅 Love Song for İllusion dizinin adı.

Ve tabii pek sevdiğim Jujutsu Kaisen animesinin 3.sezonu geldi. Zaten sinemada sezonun başını izlemiştik. İlk dikkatini çeken görselliğin bayağı değişmesi oldu. Teknikler o kadar farklı geldi ki alışmak zaman alıyor ama ortaya mükemmel bir iş çıkmış gibi de hayran bırakıyor. Aksiyon sahneleri bundan iyi nasıl yansıtılabilirdi bilemiyorum. Olumsuz düşündüğüm tek yan ilk iki sezondaki samimi ruhu burada hissedemiyorum. Bu kasıtlı yapılmış olabilir, çünkü yaşanan o kaostan sonra herkes değişti. Megumicim hariç, insan gram değişmez mi? 😅 Canım arkadaşım ile muhabbetime de yansımıştır Megumi taraftarlığım. Bana bu kadar benzeyen karakter görmedim. 😎😆 (Not: Gojo'nun yokluğu fazlasıyla hissediliyor. 🥲 ) 








28 Şubat 2026 Cumartesi

Dalmışsam Uyandırma / Uyu Ay Ormanı Tanrısı (Kitap)

 



Dalmışsam Uyandırma

Sevgili maviye iz süren arkadaşımızın kitabını okudum. Kısa hikayelerden oluşan kitap hayata dair pek çok iz barındırıyor. Yaşayıp giderken belki de farkına varamadığımız pek çok detaya dikkat çekilmiş. Bu da karakterler değişse bile hikayelerin içimizde yer etmesini sağlıyor. Kısa ve derin anlatımla vurucu noktalara değinilmiş. İlk öykü olan İnci Küpeli'yi özellikle sevdim. İnsanı düşünmeye iten ve farkındalığı artıran kitap için arkadaşımızı tebrik ediyorum. Okurun bol olsun. :)

Hayal kırıklıklarını mumyalarız, gömeriz toprağa, onların yerine yeni hayal fideleri alır dikeriz.

Bak evlat, insan neyi kaybederse dünyayı oradan görüyor. Doğru bir dikkat şekli değil bu. Dünyaya geniş dikkatten bakmak lazım. 

Bozuk düzenin, benim gibi lokma tatlısı bir adamı, getirdiği noktayı tasavvur edince muhayyilemde, bir takım iri kırılmalar yaşadım.


Uyu Ay Ormanı Tanrısı

Masalsı, geçmiş ve bugünün kıyasını farklı bir bakışla yapan fantastik roman. Eskilerin inançları ile tüketim odaklı yaşayan şimdinin çıkarlarının çatışması üzerine çarpıcı bir hikaye. Kitap yavaş ilerliyor ve iki karakterin arasındaki diyalogdan halkın zaman içinde değişimi, felaketlerin kaynağı, gerçekte kimin koruyucu olduğu gibi konuları öğrenmiş oluyoruz. Tayata karakteri hikayenin kilit noktası olsa da halkın onu yeterince anlayamadığını görüyoruz. Bu yüzden kimisi onu yüce bir varlık olarak görürken kimisi de zalim olarak görüyordu. Bakış açısının insanları nasıl değiştirebildiğini gördük. Anı kurtarmaya çalışmanın geleceği nasıl tehlikeye attığını destansı bir dille okuduk. Hikaye bence günümüzdeki çarpıklığı da fazlasıyla anlatıyor. Kendimize yaşanabilecek alan bırakmıyoruz. Kitabın biraz daha uzun ve hareketli olmasını isterdim. Nagataçi karakteri daha çok dinleyici pozisyonunda olsa da kendine has fikir ve düşünceleri olduğu ve sıradan halktan sıyrıldığı için en sevdiğim karakter oldu. Alıntıya geçeyim, nedense tek altını çizdiğim yer bu olmuş, aslında çok daha güzel cümleler vardı. İş yerinde okuyunca unutmuşum demek çizmeyi. 😅

Bizler tıpkı erkek insanların yaptığı gibi görgü kurallarına bağlı kalarak seni isteyelim. Sen, seni çevreleyen kalabalıklardan kurtulmaya karar verene kadar. 

25 Şubat 2026 Çarşamba

Doctor Prisoner (Dizi)

 


Başarılı bir doktor olan Na I-Je yoksul insanlara da elinden geldiğince yardım etmektedir. Düşünceli yapısı ve dürüst oluşu onu acı gerçekle yüzleştirir. Çalıştığı hastaneden ayrılmak zorunda kalınca belli bir hapisaneye başhekim olarak atanmayı kafasına koyar. İnce ince işlediği plan sonucunda adaleti kendi eliyle sağlamaya çalışacaktır.

Klasik intikam hikayelerinden farklı olarak buradaki karakter canı yanmış insanlar için adaleti sağlamaya çalıştı. Kendisine yapılan haksızlığa karşı duruşu da yerindeydi. Zeki ve havalı görünmesinin yanında aslında ne kadar duygusal olduğunu gördük. Beni en etkileyen sahneler de duygusallaştığı bu anlardı. Rolü yaşıyor gibiydi adeta. Hele de birisinin kendisi yüzünden öldüğünü düşündüğü ve sarsıldığı bir sahneyi ilgiyle izledim. Doktor çok cesur ve ne kadar yıkılsa da tekrar ayağa kalkmayı bildi. Karşı tarafın hamlesi bitmedikçe onunki de bitmedi. Kendisini bile riske atacak kadar kararının arkasında duran biri. (Gerçi başkalarını da riske attığı oldu ama hak etmişlerdi.) Doktor Na tıp bilgileriyle de fena yargı dağıttı. 😎

Kurgu için kusursuz diyemem ama karakterleri sevdim ve kötü oyuncular bile çok iyi oynadığı için kendini izletmeyi başardılar. Doktoru oynayan kişi çok severek izlediğim My Dearest dizisinin de ana karakteri aynı zamanda. Tabii bunu sonradan fark ettim, tarihi dizide de çok başarılıydı oyuncu. 😅 Bu tarz, ana karakterin zekası ile ders verdiği yapımları seviyorum. Gerçek hayat için elbette abartılı durumlar ama yine de izlemesi beni mutlu ediyor. Kötülüğün yenildiğini görmek daima güzel. :) 


3 Şubat 2026 Salı

Weak Hero (Dizi)

 



İki sezondan oluşan diziyi kısa sürede bitirdim. Aslında bu kadar sarmasını beklemiyordum, sırf ana karakterin tuhaf oluşu beni bayağı çekti. 

Si-eun çok çalışkan, örnek bir öğrencidir. Ancak sınıftaki zorbalar bir gün onu da gözüne kestirir. Çok sessiz ve kendi halinde görünen Si-eun sınav esnasında yaşadığı talihsizliğin ardından değişir. İçindeki canavar açığa çıkar adeta. Hem kendisi hem de başkaları için zorbalarla mücadele eder. Aslında fiziksel olarak çok güçlü değildir, hatta çoğu kişiden ufak tefektir. Buna rağmen hiç korku emaresi göstermeden herkesin üstüne gitmesi, direnmesiyle dikkatleri çeker. Zaten en başta tuhaf bakışları bile zorbalara geri adım attırır. Si-eun zekası sayesinde her duruma hazırlıklıydı ve dizi boyunca psikolojisini de nasıl iyi yönetebildiğini gördük.

Onun yakın sınıf arkadaşı Su-ho en talihsizlerden biri. Tatlı, enerjik, şakacı, güçlü biri ama maalesef belalar onu buluyor hep. Si-eun ile çok eziyet çekmiştir. En sinirimi bozan karakter ise bu ikisinin yanlarındaki ezikti. Ne yaptığını söylemeyeceğim, spoiler olmasın. Kötüler ne yapsa bekleniyor da böyle birinin yaptığı daha koyuyor insana. 

Bu ilk sezonda Si-eun'un dönüşümünü izlemiş olduk. Çalışkan çocuğu zorla ne hallere düşürdüler. Çocuk mesafeli ve soğuk dursa da hassas bir kalbi var. Tabi çılgınlığa varan hareketleri de oldu ama karşı taraf da hak etmişti. Güzelim çocuk en iyi yerlere gelebilecekken sürekli şiddetin içine çekilen birine dönüştü. Dediğim gibi bakışları çok farklı, nedense dizi boyunca en çok buna takıldım. Oyuncu seçimi nokta atışı olmuş. Beni en etkileyen sahnesi ise ilk sezonun sonlarında sınıftan çıktığı sırada herkesin onu durdurmaya çalıştığı anda verdiği tepkiydi. Tek istediği rahat bırakılmaktı.

İkinci sezonda karakterimizi başka bir çevrede, yeni belalara bulaşmışken görüyoruz. Çocuğa yazık nereye gitse kurtulamıyor. Dahası ilk sezondaki vukuatları yüzünden adı da çıkmış. Bu bölümde de dostluk konusu iyi işlenmişti ama ilk sezon sanki daha samimi geldi bana. Genel olarak severek izledim.

Akran zorbalığı günümüzde büyüyerek devam ediyor. Okul yönetiminin ihmali ve sınıfta sesini çıkarmayan öğrenciler de buna sebep oluyor. Mesela öğrenci fena dövülmüş ama döven kişi şakalaştık diye geçiştirince okulda konu kapandı. Bunlar gerçek hayatta da yaşanıyor elbette. Dizinin verdiği mesaj bence doğrudan ana karakterin hiçbir şeye göz yummamasıydı. Gücünün yetmeyeceğini bilse de korkmadı, bazen fazlasıyla tepkisini gösterdi. Açıkçası aşırı tavırlarına kızamadım da insan zorla çileden çıkarılınca ve adalet yetersiz kalınca kendisi çözüm bulmaya çalışıyor. Birlikten kuvvet doğar, bunu görmüş olduk en azından. Bu oyuncunun başka dizileri varsa da izlemek istiyorum. 



31 Ocak 2026 Cumartesi

Love Through a Prism (Anime)



Londra'da bir sanat akademisine giden Japon Lili'nin yeni ortama ve arkadaşlarına alışma sürecini izliyoruz.  Resim yapmayı çok seven Lili'nin amacı birinci olabilmek. Çünkü annesi onu bu şartla Londra'ya göndermiştir. Lili tesadüfen karşılaştığı Kit'i başta çok garip bulsa da onunla aynı sınıfta olduğunu öğrenince çok şaşırır. Dahası silik biri gibi görünen Kit resimde bir dehadır ve görünenden çok daha farklı biridir. Kit hem bir rakip hem insan olarak zamanla kızın ilgisini çeker.

Animede farklı kültürden insanları bir arada görmek güzeldi. Özellikle tablo gibi olan arka planlara bayıldım. Neredeyse her sahneye özenilmiş. İnsanın ekranı durdurup manzarayı izleyesi geliyor. 😊 Animeyi severek izledim. Kit olmasa sıkılabilirdim. Animeyi taşıyan o olmuş bence. Lili klasik saf ama azimli karakterimiz olarak karşımıza çıkmışken Kit başka bir boyuttaydı. Tavırları, duruşu, bakışı ile kendini etrafından soyutluyor gibiydi. Onun karakterlerce de geç tanınması, anlaşılması üzücü geldi biraz. Hislerini dışarı vurmasa da onun neyi neden yaptığı açıkça anlaşılıyordu bence. Gemideki hüzünlü bakışları bile her şeyi anlatıyordu. Ağzının fazla sıkı olması bence kendini kelimelerle ifade edemeyecek olmasındandı. Sanki karşısındaki kendini anlayabilsin diye bekliyordu, yani en azından Lili anlasın diye. :) İkisinin de sevdiği işte en iyisini ortaya koyma çabası ve daha yükseklere ulaşması anlamlıydı. Kit ve manzaralar için izleyin derim. Kızın bazı hareketlerine gıcık olduğumdan onu katmıyorum. 😅 Tatlı bir animeydi, tavsiye ederim. 






26 Aralık 2025 Cuma

Forest of Piano (Anime)

 


Geçenlerde denk gelip de öylesine izlediğim animeyi bu kadar seveceğimi tahmin etmemiştim. Neyse ki iki sezonu varmış, bol bol izleyebildim. :)

Kai İchinose henüz çocukken ormanda bulduğu piyanoyu sahiplenir ve içinden geldiği gibi onu çalar. Ancak ondan başka kim çalmaya kalksa piyanodan ses çıkmaz. Bu durum öğretmeni Ajino'nun dikkatini çeker. Kai'nin müziğe olan yatkınlığını fark eden öğretmen onu eğitmek ister. Bu da daha önce Ajino'dan ders almak için girişimde bulunan Kai'nin sınıf arkadaşı Amamiya için hiç iyi olmaz. Amamiya'nın hayali büyük bir piyanist olmaktır. Kai'nin çalışına olan ilgi ve hayranlığı zamanla kıskançlığa dönüşür. Kai ise onu hep arkadaşı olarak görüp takdir edecektir.

Aradan yıllar geçip de ikili aynı yarışmaya katılınca dünya tatlısı Kai'nin hiç değişmediğini, geçmişte haksızlığa uğrasa da kendi tarzında çalmayı sürdürdüğünü görüyoruz. Çünkü o kimseyle rekabet etmiyor, müziğini dünyaya duyurmaya çalışıyor. Çok saf, temiz kalbi var. O üzüldüğünde gidip sarılasım geliyor. Kendi ışığı çok parlak olduğu için bazı jüri üyeleri onu tehlikeli olarak görüyor. Bir yerde de adaletsizlik olmasın ya diye diye izledim animeyi.

Müzikler çok güzeldi, hissettirilen etkiyi sevdim. Özellikle Kai'nin performansı eşliğinde ormanın içinde gibi hissetmek güzeldi. Mozart, Chopin gibi sanatçıların eserlerini karakterlerin kendi tarzında dinledik. Animenin dingin yapısını, yarışmanın verdiği atmosferi sevdim. Amamiya'ya kızsam da acıdığım anlar da oldu. Hayatın içinden bir karakterdi aslında, insanların genelini yansıttığını düşünüyorum. Diğer karakterler de dikkat çekici ve renkliydi. Övmem gereken bir kişi de Ajino'ydu. Kai'yi elinden tutup, elmas gibi işleyen ve dünyaya sunan oydu. Öğrencisine hep inandı, en çok da kalbini gördü. Onu asla istemediği bir rekabete zorlamadı. 

Kai karakteri benim için bozuk düzen içinde açmış nadide bir çiçek gibiydi. Onu izlemeyi çok sevdim. Doğallığı, nezaketi, içtenliği, özgür ruhu ile bambaşka biriydi. Animeyi henüz bitirmeden paylaşımımı yaptım, sonunu merak ediyorum. 😊 



13 Aralık 2025 Cumartesi

Jujutsu Kaisen: Execution (Anime)

 


 Bugün sinemada uzun süredir beklediğim Jujutsu Kaisen'in yeni filmini izledim. Arkadaşlarımla gittiğim için çok keyif aldım. 😊 Film, ikinci sezonun özeti ve gelecek üçüncü sezonun ön gösterimi olarak harmanlanmış. Zaten bunu bilerek gittim ama netteki yorumlara bakınca ilginç şekilde eleştirilmiş bu durum. İnsanlar da tuhaf doğrusu, bir yanıltma yok bir şey yok ortada.

 1.5 saate ne sığdırabilecekler diye merak ediyordum ki ikinci sezon da zaten kesitler halinde sunulmuş. Bunun kötü yanı her şeyin çok hızlı ilerlemesiydi, animeyi bilmeyen arkadaşlarım kafa karışıklığı yaşadı biraz. İkinci sezonu ezbere bilen biri olarak ilk yarım saatteki hızlı geçişler benim bile adapte olmamı zorlaştırdı. İyi yanı ise neredeyse her önemli olaya, dövüşe yer verilmiş olmasıydı. Görsel olarak yine iyi iş çıkarmışlar, bayılarak izledim. Bir diğer şikayetim animedeki favorim olan Gojo'yu çok az görmemiz, sahnelerini toplasak iki dakika etmez galiba.

 Filmin ikinci yarısında üçüncü sezonun başlangıcını gördük. Bu kısımlar daha yavaş aktığı için ve görselliği yine çok iyi olduğu için beğendim. Mangasını okumuş olsam da unuttuğum kısımlar vardı ve anime stüdyosu çıtayı yükseltmiş. Ana karakterin talihsizlikleri ve ruhsal dönüşümü iyi yansıtılmış. Öyle ki sesi, duruşu bile farklıydı. Bu kısımda İtlaf Oyunlarına giriş olacak sanmıştım ama tam ölüm oyunu başlayacakken sonlandı. Neyse ki yakında animenin 3. sezonu başlayacağı için devamını izleyebileceğim.

 Ana karakter İtadori odaklıydı film. Başına gelmeyen kalmadığı için bu normaldi. Bu kadar çöküşten sonra ancak İtadori gibi duyguları sağlam biri toparlanabilirdi. (Biliyoruz ki onun sınıf arkadaşı benzeri imtihanları yaşarken ruhsal olarak fena çökmüş, kalkamamıştı.) O yüzden İtadori'nin yıkılmayışlarına, bir nevi tekrar tekrar doğuşlarına hayranım. :) Üsttekilerin sinir bozucu kararları da yine çileden çıkaracak boyutta. Gojo mühürlü ya tabi meydan hem lanetlere hem bu çıkarcılara kaldı. Fırsat bulmuşken birkaç kişinin infaz kararını çıkardılar hemen. Neyse ki ileri görüşlü Gojo'muz bazı tedbirler almıştı. Düşündüm de Gojo engellemese lanetlerle savaşmak yerine kendi kendilerini yiyip bitirecek bunlar. Gojo öfkelenirse hepsini ezerdi, bu gerçeği bildikleri için hep korkak davrandılar. Oturdukları yerden, sahaya inip de lanetlerle ölümüne savaşanların kuyusunu kazmak nasıl bir seviye? İnsan ırkına şaşırmamak gerek gerçi. Konuyu daha fazla uzatmayım. Üçüncü sezonu izledikten sonra nasıl olsa yine damlarım buraya. 😅 İlgimi çeken bir diğer nokta animesinde çalan bazı müziklere filmde yer verilmemesiydi. Yokluğunu hissettim açıkçası. Telif meselesiyle ilgili mi neden böyle oldu acaba? Fragmanı da bırakıp gidiyorum, iyi geceler. 




Azar Azar Değişmek

  Merhabalar, nasılsınız? Hayat nasıl gidiyor? :) Günler hızla geçiyor sanki, bu aralar pek bir şey yaptığım yok. Sanırım bayram geçsin, hav...