Sonbaharı çok severim ama bu sonbahar pek bir şey anlamadan geçip gidiyor. Yerimde sayıyor gibi hissediyorum biraz. Dökülmüş yaprakların arasında yürüyüş yapmak huzur veriyor. Kahverengi, turuncu yaprakları ve sonbaharın getirdiği o sükuneti, dinginliği seviyorum.
Bu aralar pek planım yok. Safranbolu'ya gitmek istiyorum, tabii arkadaşların da gönlü olursa. Bu mevsimde oraların çok güzel göründüğüne eminim. Ailem geldi ve evdeki sessizlik de bitti haliyle, bir de muhabbet kuşu aldım. Çok şeker ama yaramaz.
Hayatın içinden tatlı bir Kore dizisi izliyorum şu sıralar. Biterse yazarım bir şeyler. Aslında çok dikkat çekici bir konusu yok ama ana karakterle kendimi biraz özdeşleştirdim gibi. Karakter çok gürültücü ve sorunlu, tamam bu yönden benle alakası yok ama neden böyle davrandığını anlayınca kendime yakın hissettim o karakteri. :) Dizideki duyguları gösteren saat çok hoşuma gitti, kişinin o anki ruh haline göre saat uyarı veriyor ve ne hissettiğini açıklıyor. Karakter genelde hiç ummadığı bildirimlerle karşılaşıyor.
Bunlar da son kitap alışverişimden. John Verdon kitaplarını çok sevdiğim için yazarın yeni kitabını görünce hemen aldım. Filistin'i daha iyi anlayabilmek için Yahya Sinvar'ın kitabı ne zamandır aklımdaydı. Hakan Mengüç'ün insana sakinlik veren kitaplarını da seviyorum. Bir Katilin Güncesi konusunu sevdiğim için okumak istediğim kitaplardandı.
Yine ne zamandır aklımdaydı. Aile albümü yapmak istiyordum, tabi sadece kendi istediğim fotoğraflar olacak. Eski aile albümleri bir ton gereksiz insanla dolu oluyor, hiç tanımadığım insanları görüp napayım yani. Bir bakıyorum benim neredeyse hiç fotoğrafım yok. Sadece birkaç küçüklük fotoğrafım var, ortaokul, liseye dair bir şey yok. Hiç fotoğraf makinesi almaya tenezzül de etmemişiz tabii o zamanlar. Şimdi telefonlar sayesinde fotoğraflarımız, anılarımız var şükür. Neyse ben de telefondaki güzel fotoğrafları bastırıp yeni aldığım tatlı albümü tamamlamak istiyorum. :)



































