Uzun bir süre önce yazmaya başlayıp da bir yerden sonra devam edemediğim kurgumu burada paylaşmak istedim. Belki yine ilham gelir bir gün sonunu getiririm. Ana karakter olan huysuz Baver'i hep severek yazsam da bulunduğu günümüz dünyasını yazmak düşündüğüm kadar kolay olmadı. Sanırım hayali, eski dönemleri yazmak benim için çok daha keyifli. Bu hikaye de burada bulunsun istiyorum, ismini bile sonra değiştiririm diye öylesine koymuştum. İyi okumalar. :)
Giriş
Gecenin bir vakti doğumhane kapısında bekleyen Duvayn biraz nefes almak için bahçeye çıktı. Sigarasını yakıp derin derin soluklandı. Bir süredir doğum gerçekleşmemişti, gergindi. Ardından su almak için kantine indi. Televizyonun sesi rahatsız edici düzeyde yüksek çıkıyordu. Ödeme yaparken istemsizce haber spikerine gözü takıldı.
“Son on yıldır gökyüzündeki yıldızların sayısında bir artış yaşanıyor. Bir süredir bu konu hakkında araştırma yapan uzmanlar bazı ilginç bulgulara ulaştı. Yıldız ile aynı anda doğan bazı bebeklerde birtakım anormallikler meydana geldiği tespit edildi. Öyle görünüyor ki bu özel bebekler yıldızın enerjisinden etkilenip bir takım yeteneklere sahip oluyor.”
Duvayn başını iki yana salladı. “Saçmalık, kim inanır bu zırvalara? Dikkat çekmek için her şeyi yapar bunlar.” Saatine baktı, bahçeye çıktı tekrar. Gidip eşini görmek istiyordu ama az önce çok telaşlandığı için onu içeriye almıyorlardı. Şişenin kapağını açıp suyu kafasına diktiği sırada gördüğü şey içgüdüsel olarak onu rahatsız etti.
Ayın yakınında beliren yanıp sönmekte olan iri yıldız içini ürpertti. Birkaç saniye kımıldamadan öylece baktı. Yıldız şimdi olabildiğince parlaktı. Hemen doğumhaneye gitti, bir şeylerin yanlış olduğu hissini içinden atamıyordu. O anda kapıda beliren görevli acı haberi verdi. Anne tüm müdahalelere rağmen kurtulamamıştı. Duvayn koşup karısını gördü, acıyla yere çöktü. “Olamaz, bu olamaz,” diye mırıldandı. Hıçkırıkları boğazına düğümlenmişti. Bir süre sonra şoku atlatınca hemşire ona bebeği getireceğini söyledi. Duvayn şaşkınlıkla ona baktı. Nedense eşi ölünce çocuğunun da öldüğünü düşünmüştü. Onun yaşamasına bir ihtimal vermemesinin saçmalığını kafasından uzaklaştırdı. Gözlerini sildi. “Baver’i alabilir miyim?”
Birkaç dakika sonra hemşire tereddüt içinde bebeği Duvayn’ın kollarına bıraktı. Oğlunun gözlerini fark eden Duvayn donup kaldı, neredeyse Baver’i elinden düşürecekti, hemşire onu tuttu. “Sizi anlıyorum. İlk defa böyle bir şey görüyoruz biz de.”
Bebeğin yuvarlak olması gereken irisleri yıldız şeklindeydi. Sarı renk gözlerinde dünyayı algılamaya çalışan bir bakış vardı. Duvayn bu bakışlar karşısında ürperdi. Bir şeyler feci şekilde yanlış geliyordu.
1.Bölüm
Öğrenciler sınav kağıdını dolduruyorken Baver pencereden bahçede voleybol oynayan gençleri izliyordu. Siyah saçlı, beyaz tenli, uzun boylu, atletik yapılıydı. Bu özelliklerinden çok zaman ve mekân fark etmeksizin sürekli taktığı güneş gözlüğü ile dikkatleri çekerdi. Öğrencilerinin bu konudaki sorularını yanıtlamaktan kaçınırdı.
Okul çıkışında şehrin kalabalığına karışan Baver yorgun görünüyordu, gün bitmek bilmemişti. Kolundaki elektronik bilekliğe baktı, buluşma noktası pek yakın sayılmazdı. Yaklaşık iki saat önce kimden geldiği belli olmayan bir sinyal almıştı ama sınavlar yüzünden okuldan ayrılamamıştı. Daha fazla geç kalmak istemediği için adımlarını hızlandırdı. “Umarım ciddi bir mesele değildir.”
Gittikçe soğuyan hava kot montuna iyice gömülmesine neden oldu. Güneş gözlükleri yüzünden yine bazı insanların yadırgayan bakışlarına maruz kaldı ama buna alışkındı.
Kırmızı ışıkta beklerken saniyeler geçmek bilmedi. Yükselen korna sesleri de sinirini bozuyordu. Bu akşam yıldızları göremiyordu, gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı. Esen rüzgar saçlarını dağıtıyordu. Yıldızlar ne zaman kapansa huzursuzluğu artardı, bu yüzden kapalı havalardan hoşlanmazdı.
Herkes yaya geçidine yöneldiğinde yola adımını attı. Trafik tıkanmış durumdaydı, koşarak araçların arasından geçti. Son olaydan sonra arabası fazla hasar gördüğü için hâlâ tadilattan çıkamamıştı. Bu önemli değildi.
İnsanların dikkatini çekmek istemediği için mekan transferi tekniğini kullanmaktan kaçınıyordu. Caddeyi geçip kestirmeden gitmek için ara sokağa daldığında bir motosikletli ile burun buruna geldi. Son anda frene basan kadın güçlükle durdu. Başını hafifçe yana eğip güneş gözlüklü adama şaşkınlıkla baktı. “Hey! Dikkat etsene.”
Baver af dilercesine başını eğip tekrar koşmaya başladı. “Acelem var, kusura bakma,” diye bağırdı uzaklaşırken. Kadın adamın ardından öylece bakakaldı. “Bu, yoksa o mu?”
Kadın gaza basıp Baver’in ardına düştü. “Gideceğin yere bırakayım seni,” dedi yanına varınca. Baver şüpheyle kadına baktı, hâlâ koşmayı sürdürüyordu ve kadın onu takip ediyordu. “Hiç güven vermiyorsun, kalsın.”
Kadın kendini tutamayıp güldü. Daha fazla üstelemeden gaza basıp uzaklaştı. Genç kadının kaskın arkasında salınan kahverengi saçları beline kadar uzanıyordu. Baver onun derdinin ne olduğunu merak etti.
On beş dakika sonra Baver sinyali aldığı noktaya vardı. Sahilde, yürüyüş yolunda beklerken etrafa bakındı, gözüne çarpan herhangi bir şey yoktu. Yürüyüş yapan ve seyyar satıcılardan başka kimseyi göremedi. Bilekliğini tekrar kontrol etti, sorun neydi anlamıyordu. Yaklaşan topuklu ayakkabıların sesini duyunca arkasına döndü. Dizine kadar uzanan çizmelerle kendisine doğru yürüyen az önceki genç kadındı. Kadın bilmiş bir halde gülümseyerek yaklaştı. Baver kafası karışıkmış halde bakıyordu. “Ama sen? Sinyali sen mi gönderdin?”
İyice yaklaşan kadın durdu sonra elini uzatıp ani bir hareketle Baver'in gözlüğünü çekip aldı. Onun yıldız şeklindeki irislerini görünce gülümsemesi daha da genişledi. “İşte, buldum seni.”
Baver bir an donup kaldı. Daha önce defalarca haylaz öğrencilerinin gözlüğünü çalma girişimini bertaraf etmişken şimdi dikkati nasıl elden bırakabilmişti? Sakin görünmeye çalışarak gözlüğünü kadının elinden alıp geri taktı. “Ne istiyorsun? Kimsin sen?”
Kadın ilk kez ciddileşti, adamı süzdü. “Tamam anlatayım. Sizin ekipten teklif aldım. Normal bir insanım evet ama sizin adınıza gizlice pek çok yere sızabilirim.”
Baver bu tür konuşmanın son toplantıda geçtiğini anımsıyordu. Başını salladı. “Peki, tüm bunların benle alakası ne? Neden buraya gelmemi istedin?”
Kadın bir kez daha sırıttı. “Çünkü seninle tanışmam gerekiyordu. Beni asistan olarak senin yanına verdiler.” Baver hayrete düştü, geri çekildi. “Bundan neden benim haberim yok? Ah, Bruna sana göstereceğim.” Telefonunu çıkarıp Bruna’yı aradı ama başkan yardımcısı açmadı. Baver yılmış halde kadına baktı, başına dert açıldığını düşünüyordu. “Adın ne peki?” dedi gözlerini devirerek.
“Ben Aden, Baver Hocam,” dedi kadın. Durumun onu eğlendirdiği belliydi. Baver gözlerini kısarak ona baktı. “Bana sadece öğrencilerim hocam der. Lütfen bana bu şekilde hitap etme.”
“Ah, tamam, nasıl istersen. Şimdilik gitmem lazım. Numaramı kaydet,” diyerek motosikletine bindi Aden. O sırada gelen çağrı üzerine Baver’in telefonu titremeye başladı. Telefonu çıkarıp numarayı kaydederken Aden köşeyi dönüp gözden kayboldu. Baver sinirden dudağını kemirdi. “Bu ne şimdi? Numaramı biliyor madem neden düzgünce arayıp konuşmadı? Buraya kadar boşuna geldim.”
Ağır adımlarla yürüyerek evine gitti Baver. Şehrin gürültü patırtısını bir kez daha geride bırakarak sessizliğe adım attı. Yalnız yaşıyordu ve Bruna dışında kapısını çalan pek olmazdı. İştahı yoktu, mutfağa gidip kendine kahve yaptı. Kahveyi yudumlarken babası geldi aklına, şimdi nerede ne yapıyor bilmiyordu. Doğum sırasında annesi ölünce babası onu kabullenememişti. Zaten tuhaf gözlerle doğduğu için yüzüne bakmaya bile bir türlü alışamayan adam beş yaşına bastığında evden çekip gitmişti. Az da olsa onun keskin yüz hatlarını anımsıyordu, fiziksel olarak gittikçe ona benziyordu.
Baver sahip olduğu güce çok anlam yüklüyordu. İnsanlar ne düşünse de o yapabildiğini yapmaya devam edecek, sahip olduğu imkânları sonuna kadar kullanacaktı. Yoksa böyle bir gücün israf olması yazık olurdu. Hayatına anlam katan en önemli şeydi gücü.
Ertesi gün derste öğrencilerden biri söz aldı. “Baver Hocam, yıldız enerjisiyle doğmak nasıl bir şey anlatır mısınız?” Baver tahtaya yazmakta olduğu formülü tamamladıktan sonra sınıfa döndü. “Çocuklar dersi kaynatmayın. Bu konunun dersimizle hiçbir ilgisi yok.”
Herkes dikkat kesilmiş hocalarının bir açıklama yapmasını bekliyordu. “Keşke bu ilginizi matematiğe de verseniz,” diye söylendi. Sıranın en arkasındaki çocuk lafa girdi.
“Ama hocam çok merak ediyoruz. Sizden başka tanıdığımız böyle biri yok. Zaten iki yıl boyunca bizden nasıl sakladınız hâlâ aklım almıyor.”
Baver kısa süre önce yaşanan olayı anımsayınca iç geçirdi. Elbette sahip olduğu güç bir sır değildi ama dikkat çekmemek için gözlerini daima saklamayı tercih ederdi. Okul koridorunda şakalaşan öğrencilerden biri dengesini kaybedip merdiven korkuluğundan aşağı düşerken onu gömleğinden yakalayıp yukarı çekmişti. Tabii zemin katta yürürken ansızın üçüncü katta belirmesi dışında bir tuhaflık yoktu. O gün sırrı açığa çıksa da gözlerini hâlâ kimse görebilmiş değildi. Yıldız enerjisine sahip kişiler içinde bile farklı gözlere sahip olan sadece kendisiydi.
“Kimileri bunu talihsizlik olarak görse de bu şekilde doğmak bana göre bir armağan. Tüm hayatım buna göre şekillendiği için başka türlüsünü hayal edemiyorum. Ben daha zayıflar için elimden geleni yapmalıyım. Bu gücü içimde hissetmek bile kendime her zaman güven duymamı sağlıyor.”
“Çok şanslısınız o halde,” dedi kızlardan biri. Hayranlıkla Baver’e bakıyordu.
“Zorlandığım anlar olmuyor değil tabii,” diye itiraf etti Baver.
“Hocam peki bu güçlerden bahsedebilir misiniz?”
“Yıldız enerjisi ile doğan insanlar üç sınıfa ayrılır. Saldırı sınıfı, savunma sınıfı bir de belirsiz sınıf. Ben üçüncü sınıfta yer alıyorum ve bu sınıfın üyeleri nadirdir. Benden başka mekân transferini kullanan birini duymadım.”
“Hocam bize de gösterin.”
Dudağının bir kenarı yukarı kıvrıldı Baver’in. “Bu gösteri malzemesi yapılacak bir şey değil. Gerekmedikçe güç kullanmam.”
“Neden hocam? Yoksa bu güç limitsiz değil mi?”
Baver bu soru üzerine durakladı. İşte bunun cevabını kendisi de bilmiyordu. İçindeki korkunun sebebi gücünün bir gün sonlanma ihtimaliydi. Çünkü yeni doğan yıldızlar henüz 40 yaşından büyük değildi. Kimse şu ana kadar gücünü kaybetmemişti ama gelecekte ne olacağı bilinemezdi. “Neyse tamam gençler, kapatalım bu konuyu. Derse dönüyorum.”
Öğle arası geldiğinde Baver tekrar Bruna’yı aradı. Bu kez ikinci çalışta telefon açıldı. “Bruna bu ne demek oluyor? Ben asistan falan istemiyorum.” Ses tonu soğuk ve ciddiydi.
“Demek asistanınla tanıştın. Meşgul olduğum için haber veremedim. Seçme şansın yok, başkanın isteği bu.”
Baver içinden bir şeyler saydıktan sonra sesini kontrol etmeye çalıştı. “Ben o kızla anlaşamam. Nereden çıktı bu anlamsız istek?”
Telefondan gülme sesi geldi. “Dostum iyi işte biraz hayatın renklenir. Ölü gibi yaşayıp gidiyorsun.” Baver sinirden telefonu sıkmaya başladı. “Komik buluyorsun demek. Yapacaklarıma hazırlıklı ol.”
Bruna bir an şaşkına döndü. “Hey, dur. Şaka yapıyordum sadece. Ciddi olamazsın.” Baver telefonu yüzüne kapatınca rengi solmaya başladı. Onun ne kadar inatçı ve gergin biri olduğunu biliyordu.
Gün sonunda Baver evinin yakınlarındaki kafeye uğradı. Bir şeyler atıştırıp kahve içmek istediğinde buraya sık gelirdi. Siparişi vermişti ki köşedeki televizyonda bir son dakika haberi geçince dikkat kesildi.
“Manha Caddesi üzerindeki resim sergisinde rehine krizi patlak verdi. Kimliği belirsiz bir kişi ressam Nicobe'yi rehin aldı. Emniyet güçleri zanlıyı ikna etmeye çalışıyor.”
Bahsedilen caddeye çok yakın olduğunu fark edince kendini tutamadı ve ceketini aldığı gibi oradan ayrıldı. Koşmaya başladı, kısa sürede biriken kalabalığa ulaştı. Emniyetten biri onu tanıyınca yüzünde bir rahatlama belirdi. “Baver Bey gelmeniz çok iyi oldu. Adamı ikna etmek kolay olmayacak. Derdinin ne olduğunu çözemedik daha.”
“Anlıyorum, ben bir fırsatını bulursam müdahale edeceğim. Lütfen basın mensuplarını uzaklaştırın.”
Yetkili hemen başını salladı ve denileni yapmak için gitti. Baver avaz avaz bağırıp tehditler savuran adamı izledi. Zanlı az önce diğerlerini serbest bırakmış, kapıyı içeriden kilitlemişti. Elinde bir bıçak vardı ve kolunu kadının boynuna dolamıştı. Şok içindeki ressam kımıldamaya cesaret edemiyordu. Zanlı sonra kadını içeriye doğru çekti.
Baver yavaşça hemen yandaki binanın girişine yöneldi. Kimsenin kendisini göremeyeceğinden emin olunca zihninde mekanın görüntüsünü canlandırdı. Gözleri parlamaya başladı.
Polisler megafonla zanlının dikkatini çekmeye çalışırken Baver gözlerini kırptı. Bir gölge gibi zanlının arkasında belirdi. Zanlı elindeki bıçağın ellerinden kayıp gitmesini hayretle izledi. “Ne oluyor lan!” diye bağırıp kadını yere fırlattı. O anda Baver adamın saçlarına yapıştı. Hızla cebinden çıkardığı elektro şok cihazını adamın omzuna tuttu. Birkaç saniye debelenen zanlı yere yığıldı. Kadın dehşete düşmüş halde yerdeki adamdan uzaklaştı. Baver ile bir an göz göze geldi. “Te-teşekkürler,” dedi. Baver kadına iyi olup olmadığını sordu ama daha fazla öne çıkmadı, geride gölgelerin içinde kaldı. “Çabuk gidin,” dedi.
Dışarıdaki kalabalığın sesini duyabiliyordu. Emindi ki insanların bir kısmı elinde telefonla görüntü almaya çalışıyordu. Kadın güçlükle doğrulup kapıya doğru yürüdü. Son kez Baver’e bakmak için arkasını dönmüştü ki onun yerinde olmadığını gördü. Şaşkınlık içinde kapıyı açıp çıktığında kalabalıktan hayret nidaları yükseldi.
Baver kafeye tekrar döndüğünde sipariş de hazırdı. Garson elindeki tabakla mutfağa yönelmişti ki Baver'i fark edince şaşkınlıkla döndü. “Bir yere mi gitmiştiniz? Neredeyse siparişi geri götürüyordum.”
“Üzgünüm, halletmem gereken bir mesele vardı,” dedi Baver soğukkanlılıkla. Garson güneş gözlükleri yüzünden ciddi olup olmadığını anlayamadığı Baver'in önüne tabağı ve fincanı bıraktı. “Afiyet olsun.”
Baver eve gittiğinde bir süre haberlere göz attı. Rehine krizine kısaca yer verilince rahatladı. Kimse olayın nasıl çözüldüğünü anlamayınca zanlının akli dengesinin yerinde olmadığını düşünmüşlerdi. Tahmin ettiği gibi olay yerinde görüntü alanlar olmuştu ama kendisine dair bir iz yoktu. Kadının dışarı çıkarken şaşkın bakışlarla arkasına bakıp durduğu anı izledi. “Umarım konuşmaz,” diye düşündü.
O gece erkenden uyudu, halsiz hissediyordu. Uykunun derinliklerindeyken gelen mesaj sesini işitmedi bile. Gece boyunca karmaşık rüyalar gördü. Sabahın erken saatlerinde zil çalınca yerinden sıçradı. Kapısı uzun süredir çalınmadığı için şaşkındı. Gözlüğünü bile takmayı unutup dağınık saçlarıyla kapıyı açtı. Bruna’yı görmeyi umarken karşısında beliren kadın donup kalmasına neden oldu.
Siyah saçları dümdüz omuzlarına kadar uzanan genç kocaman güneş gözlükleri takıyordu. Yüzünde de hiç makyaj yoktu. “Kime bakmıştınız?” dedi Baver tereddüt ederek.
Kadın güldü. Gülünce kim olduğunu anımsadı Baver. “Aden? Beni her seferinde şaşırtmayı nasıl başarıyorsun?” Baver’in gergin bakışlarına aldırmadı, gözlüğünü çıkarıp içeri girdi Aden. “Buna alışsan iyi olur ortak. Benim işim bu. Sen bile tanıyamıyorsan demek ki başarılıyım.”
“İçeri girebileceğini söylemedim sana.” Baver yılmış görünüyordu. Aden duymamış gibi yaptı. Salona geçmişti bile. İlgiyle evi süzdü, koltuğa geçip oturdu. Karşısındaki koltuğa oturan adam sordu. “Neden buradasın?
“Gece mesaj geldi ya. Yarın Hubai Holding’in daveti varmış. Bruna ortalığı kolaçan etmemiz için ikimizin gitmesini istiyor. Hem de evli bir çift gibi rol yapmamız gerekiyor.”
“Ne? Bruna çok oluyor ama. Hem ikimizin çifte benzer bir hali mi var? Rol falan yapmam ben.”
Baver'in çatık kaşlarına baktı Aden. Pes etmeye niyeti yoktu. İlk aldığı görevi en iyi şekilde yerine getirmeye kararlıydı. Bir elini çenesine atıp başını hafifçe eğdi, sırıttı. “Gözlerin gerçekten güzelmiş. Neden gizliyorsun ki?” Bir an Baver’in yüzünden farklı ifadeler geçti, ne diyeceğini bilemedi. “Bak Aden, eğer iyi geçinmemiz gerekiyorsa beni ciddiye almalısın. Laubalilikten hiç hoşlanmam.”
“Peki peki anladık. Yarın akşam için hazır ol. Ben seni almaya gelirim.”
“Neden benim yerime karar alıyorsun? Geleceğimi söylemedim.”
Kadın kapıya yöneldi. “İtirazın varsa başkan yardımcısıyla konuş o zaman.” Cevap beklemeden çıktı gitti.
Baver asistanının hareketlerine tahammül etmekte zorlansa da evine ilk kez gelen birine hiç misafirperver davranmadığı için biraz suçluluk hissetti. “En azından çay yapabilirdim,” diye düşündü kendi kendine.
Telefonuna baktığında Bruna’nın gerçekten de önceki gece mesaj atmış olduğunu gördü. “Köklü Hubai Holding’in son zamanlarda yasadışı işlere bulaştığına dair söylentiler var. Davete sahte kimlik ile katılacaksınız. Aden ile iyi aile imajı çizin ki bilgi toplarken kimse ikinizden şüphelenmesin. İtiraz kabul etmiyorum.”
Baver can sıkıntısı ile kahvaltı hazırlamak için mutfağa gitti. Bu tür gizli görevlerden hiç hoşlanmazdı. Daha önce birkaç kez ekipten ayrılmayı düşünmüştü ama onu hayata bağlayan şeylerden biri de buydu. Sahip olduğu güç ona bir yere ait olduğu hissini veriyor, ayrılırsa mental olarak çökeceğini biliyordu. Aynı şekilde öğretmenliği bırakmayı da zaman zaman aklından geçiriyordu. Onu kafasındaki sorunlardan uzaklaştıran ve anlatmaya olan hevesini sürdüren öğrencileri de şimdilik bırakamayacağına karar vermişti. Sınıfın önünde tamamen farklı bir kişiliğe bürünüyor ve genelde suskun olan yapısı değişiyordu. Belki de birilerinin oturup kendisini ciddi ciddi dinlediğini bilmek içten içe hoşuna gidiyordu. Tüm bunları düşünerek masayı hazırladı ve kendine bir fincan çay koydu.
O günkü dersi öğleden sonra olduğu için acele etmesine gerek yoktu. Ertesi gün de tatil günüydü. Televizyonu açıp kanalları değiştirdiği sırada çok sıradan sayılabilecek bir programdaki kadının sözleri dikkatini çekti. “Yakında gök cisimleriyle ilgili bazı sorunlarla karşılaşacağız. Yıldızlar önemli değişimleri beraberinde getirecek. Her şey ay tutulması ile başlayacak.”
Masada diğer oturanların bile kadını yeterince ciddiye almadığı belliydi. “Peki burçları nasıl etkileyecek bu?” diye sordu süslü olan kadın.
Bu konuşma ne kadar anlamsız görünse de Baver’i tedirgin etti. Sonra tüm anlatılanların safsata olduğuna kendisini ikna edip kanalı değiştirdi. Yıldızlarla ilgili her konu istemsizce dikkatini çekiyordu ve aklında tek bir soru vardı. Kendi yıldızı bir gün sönerse ne olacaktı?
O gün okul çıkışında gökyüzünü rahatça izleyebileceği bir alana geçti. Babası evi terk etmeden birkaç gün önce ona bir yıldızdan bahsetmişti. “Bir yıldızla birlikte doğmuş lanetli birisin sen. O yıldız bir gün kaydığında ne olacağını düşünüyorsun? Hayatın pamuk ipliğine bağlı başımın belası.” Adamın öfke dolu sözleri kulaklarından gitmiyordu. Çocuk aklıyla her kayan yıldız gördüğünde acaba ölecek miyim diye korkuya kapılırdı. Şimdi boş boş manzaraya bakarken yıldızlar ona güven veriyordu. Gülümsedi.
Çok güzel olmuş hatta mükemmel :)
YanıtlaSilDevamı ne zamana gelir :)
Teşekkürler güzel yorumunuz için. Sanırım üç dört günde bir bölüm yayınlarım. :)
SilÖncesinde yazılmış ama yarıda kalmış :)
SilBiraz Spoiler aradım ama bulamadım sanırım yeni bölümlerini bekleyeceğiz. :D
İlk kez yayınlıyorum evet, spoiler yok. :)) Şimdilik yarım ama ileride devam eder miyim bilmiyorum, olduğu kadarını yayınlayacağım. :)
SilKaç bölüm yazmıştın ki merak ettim :)
Sil8 bölüm falan var şu an. :)
SilÜfff süper :) bekliyorum devamını :D
Silyaaa ben çok beğendim bayılırım böyle kurgulara devamını da yazmalısınız kesinlikle
YanıtlaSilYorumunuz mutlu etti teşekkürler. :)) Belki yayınladıkça tekrar heveslenirim de devamını yazarım.
Silmerhaba, oldukça akıcı bir hikaye emeğinize sağlık:)
YanıtlaSilMerhaba, akıcı bulmanıza sevindim, okuduğunuz için teşekkürler. :)
SilBence bunları da kitap haline getirmelisin, çok güzel yazıyorsun:)
YanıtlaSilTeşekkürler. :) Ünlü olmayınca pek okuyan yok zaten, kitap çıkarmanın da anlamı kalmadı. :/
Silçok keyifle okudum. süperman gibi biri :) isimleri iyi seçmişsin :) bu bölümden örneğin gerçekten de bir dizinin ilk bölümü çıkar :) insan bu adam gibi olmak istemez herhalde yani gözlerinin şekli nedeniyle. gözleri bizim gibi olsaymış iyiymiş. yetenekleri iyi ama sürekli gözlük takmak ne zor. bakalım bu adamın yıldızı ne kadar yaşayacakmış :)
YanıtlaSilKeyifle okumana sevindim. :) Dizi gibi oldu sanırım, evet. :) Zaten bir tek onun gözleri öyle, sna karakterimizde bir farklılık olsun yani. Zor ama yapacak şey yok. :) Güzel yorumun için teşekkürler.
Sil