28 Şubat 2026 Cumartesi

Dalmışsam Uyandırma / Uyu Ay Ormanı Tanrısı (Kitap)

 



Dalmışsam Uyandırma

Sevgili maviye iz süren arkadaşımızın kitabını okudum. Kısa hikayelerden oluşan kitap hayata dair pek çok iz barındırıyor. Yaşayıp giderken belki de farkına varamadığımız pek çok detaya dikkat çekilmiş. Bu da karakterler değişse bile hikayelerin içimizde yer etmesini sağlıyor. Kısa ve derin anlatımla vurucu noktalara değinilmiş. İlk öykü olan İnci Küpeli'yi özellikle sevdim. İnsanı düşünmeye iten ve farkındalığı artıran kitap için arkadaşımızı tebrik ediyorum. Okurun bol olsun. :)

Hayal kırıklıklarını mumyalarız, gömeriz toprağa, onların yerine yeni hayal fideleri alır dikeriz.

Bak evlat, insan neyi kaybederse dünyayı oradan görüyor. Doğru bir dikkat şekli değil bu. Dünyaya geniş dikkatten bakmak lazım. 

Bozuk düzenin, benim gibi lokma tatlısı bir adamı, getirdiği noktayı tasavvur edince muhayyilemde, bir takım iri kırılmalar yaşadım.


Uyu Ay Ormanı Tanrısı

Masalsı, geçmiş ve bugünün kıyasını farklı bir bakışla yapan fantastik roman. Eskilerin inançları ile tüketim odaklı yaşayan şimdinin çıkarlarının çatışması üzerine çarpıcı bir hikaye. Kitap yavaş ilerliyor ve iki karakterin arasındaki diyalogdan halkın zaman içinde değişimi, felaketlerin kaynağı, gerçekte kimin koruyucu olduğu gibi konuları öğrenmiş oluyoruz. Tayata karakteri hikayenin kilit noktası olsa da halkın onu yeterince anlayamadığını görüyoruz. Bu yüzden kimisi onu yüce bir varlık olarak görürken kimisi de zalim olarak görüyordu. Bakış açısının insanları nasıl değiştirebildiğini gördük. Anı kurtarmaya çalışmanın geleceği nasıl tehlikeye attığını destansı bir dille okuduk. Hikaye bence günümüzdeki çarpıklığı da fazlasıyla anlatıyor. Kendimize yaşanabilecek alan bırakmıyoruz. Kitabın biraz daha uzun ve hareketli olmasını isterdim. Nagataçi karakteri daha çok dinleyici pozisyonunda olsa da kendine has fikir ve düşünceleri olduğu ve sıradan halktan sıyrıldığı için en sevdiğim karakter oldu. Alıntıya geçeyim, nedense tek altını çizdiğim yer bu olmuş, aslında çok daha güzel cümleler vardı. İş yerinde okuyunca unutmuşum demek çizmeyi. 😅

Bizler tıpkı erkek insanların yaptığı gibi görgü kurallarına bağlı kalarak seni isteyelim. Sen, seni çevreleyen kalabalıklardan kurtulmaya karar verene kadar. 

25 Şubat 2026 Çarşamba

Doctor Prisoner (Dizi)

 


Başarılı bir doktor olan Na I-Je yoksul insanlara da elinden geldiğince yardım etmektedir. Düşünceli yapısı ve dürüst oluşu onu acı gerçekle yüzleştirir. Çalıştığı hastaneden ayrılmak zorunda kalınca belli bir hapisaneye başhekim olarak atanmayı kafasına koyar. İnce ince işlediği plan sonucunda adaleti kendi eliyle sağlamaya çalışacaktır.

Klasik intikam hikayelerinden farklı olarak buradaki karakter canı yanmış insanlar için adaleti sağlamaya çalıştı. Kendisine yapılan haksızlığa karşı duruşu da yerindeydi. Zeki ve havalı görünmesinin yanında aslında ne kadar duygusal olduğunu gördük. Beni en etkileyen sahneler de duygusallaştığı bu anlardı. Rolü yaşıyor gibiydi adeta. Hele de birisinin kendisi yüzünden öldüğünü düşündüğü ve sarsıldığı bir sahneyi ilgiyle izledim. Doktor çok cesur ve ne kadar yıkılsa da tekrar ayağa kalkmayı bildi. Karşı tarafın hamlesi bitmedikçe onunki de bitmedi. Kendisini bile riske atacak kadar kararının arkasında duran biri. (Gerçi başkalarını da riske attığı oldu ama hak etmişlerdi.) Doktor Na tıp bilgileriyle de fena yargı dağıttı. 😎

Kurgu için kusursuz diyemem ama karakterleri sevdim ve kötü oyuncular bile çok iyi oynadığı için kendini izletmeyi başardılar. Doktoru oynayan kişi çok severek izlediğim My Dearest dizisinin de ana karakteri aynı zamanda. Tabii bunu sonradan fark ettim, tarihi dizide de çok başarılıydı oyuncu. 😅 Bu tarz, ana karakterin zekası ile ders verdiği yapımları seviyorum. Gerçek hayat için elbette abartılı durumlar ama yine de izlemesi beni mutlu ediyor. Kötülüğün yenildiğini görmek daima güzel. :) 


16 Şubat 2026 Pazartesi

Hisleri Kapatmak


Çocukluktan beri çok şey hisseden, çok şeye dikkat eden biriydim. Başkalarının hiç takılmadan geçip gittiği şeyler benim alıcılarıma takılıp kalır. Belki bu yüzden en ufak şeyi dert edinen, sebeplerin peşine düşen biriydim. Mesela bir eleştiri mi aldım bunu fazlasıyla ciddiye alıp ya kendimi düzeltmeye çalıştım ya da o yönümü insanlara göstermemeye dikkat ettim. Şimdinin çocukları gibi rahat, gamsız olmak ne mümkün.

Karmaşık, yoğun hisler hep benle var oldu. Kendimi anlatmaya çalışmak da bir o kadar anlamsız gelmeye başladı. Sonunda bu hislerin üstüne koca bir örtü örtüp onları görmezden gelmeye karar verdim. Hâlâ var oldukları gerçeğini değiştirmiyor bu ama en azından kendimle başbaşa kaldığımda örtüyü kaldırıp hislerimi düzene sokmaya çalışıyorum. 

Bir şeyler acıta acıta içte birikince kendini anlatmaktan da konuşmaktan da yoruluyor insan. Dışarı bakıp sadece gülümsemekle yetinmek istiyor. Ve yıllarca kendini saklamayı başarmış biri sonunda başkalarına gerçek düşüncelerini nasıl ifade etmesi gerektiğini unutabiliyor. Çünkü kendini kapatmaya o kadar alışkın ki başka türlü davranmak zor geliyor. Aslında yılmış biriyim, bozulan uyku düzenim bile hâlâ yoluna girmiş değil. Nasıl deliksiz uyunuyordu? Sürekli uykum var gibi hissediyorum. İç huzurundan başka bir şey istemiyorum. Yani geleceğe dair kendimle alakalı pek hayalim yok. Bir şeyler için boşuna çabalamama gerek kalmıyor, bu iyi bir şey. Günü dolduruyorum işte kendi çapımda. 

Bu arada bir kişilik testi çözdüm, olumsuz özellikler üzerine. Agresiflik, şüphecilik ve manipülatiflik biraz yüksek çıktı. 😅 Dominantlık, duygusuzluk, büyüklenme ise düşük çıktı. Çok da şaşırmadım, belki manipülatiflik biraz şaşırttı ama içten içe bunu yapabildiğimin de farkındaydım. Bu yönüm aslında çıkar sağlamak, insanları kullanmak vb nedenden değil de kendi savunma mekanizmamın bir yansıması olabilir diye düşünüyorum. Eskiye nazaran daha temkinli, daha kapalı, daha huysuz biriyim. Bir gün pozitifliği yakalayabilecek miyim bilmiyorum, bakalım. :)


 

3 Şubat 2026 Salı

Weak Hero (Dizi)

 



İki sezondan oluşan diziyi kısa sürede bitirdim. Aslında bu kadar sarmasını beklemiyordum, sırf ana karakterin tuhaf oluşu beni bayağı çekti. 

Si-eun çok çalışkan, örnek bir öğrencidir. Ancak sınıftaki zorbalar bir gün onu da gözüne kestirir. Çok sessiz ve kendi halinde görünen Si-eun sınav esnasında yaşadığı talihsizliğin ardından değişir. İçindeki canavar açığa çıkar adeta. Hem kendisi hem de başkaları için zorbalarla mücadele eder. Aslında fiziksel olarak çok güçlü değildir, hatta çoğu kişiden ufak tefektir. Buna rağmen hiç korku emaresi göstermeden herkesin üstüne gitmesi, direnmesiyle dikkatleri çeker. Zaten en başta tuhaf bakışları bile zorbalara geri adım attırır. Si-eun zekası sayesinde her duruma hazırlıklıydı ve dizi boyunca psikolojisini de nasıl iyi yönetebildiğini gördük.

Onun yakın sınıf arkadaşı Su-ho en talihsizlerden biri. Tatlı, enerjik, şakacı, güçlü biri ama maalesef belalar onu buluyor hep. Si-eun ile çok eziyet çekmiştir. En sinirimi bozan karakter ise bu ikisinin yanlarındaki ezikti. Ne yaptığını söylemeyeceğim, spoiler olmasın. Kötüler ne yapsa bekleniyor da böyle birinin yaptığı daha koyuyor insana. 

Bu ilk sezonda Si-eun'un dönüşümünü izlemiş olduk. Çalışkan çocuğu zorla ne hallere düşürdüler. Çocuk mesafeli ve soğuk dursa da hassas bir kalbi var. Tabi çılgınlığa varan hareketleri de oldu ama karşı taraf da hak etmişti. Güzelim çocuk en iyi yerlere gelebilecekken sürekli şiddetin içine çekilen birine dönüştü. Dediğim gibi bakışları çok farklı, nedense dizi boyunca en çok buna takıldım. Oyuncu seçimi nokta atışı olmuş. Beni en etkileyen sahnesi ise ilk sezonun sonlarında sınıftan çıktığı sırada herkesin onu durdurmaya çalıştığı anda verdiği tepkiydi. Tek istediği rahat bırakılmaktı.

İkinci sezonda karakterimizi başka bir çevrede, yeni belalara bulaşmışken görüyoruz. Çocuğa yazık nereye gitse kurtulamıyor. Dahası ilk sezondaki vukuatları yüzünden adı da çıkmış. Bu bölümde de dostluk konusu iyi işlenmişti ama ilk sezon sanki daha samimi geldi bana. Genel olarak severek izledim.

Akran zorbalığı günümüzde büyüyerek devam ediyor. Okul yönetiminin ihmali ve sınıfta sesini çıkarmayan öğrenciler de buna sebep oluyor. Mesela öğrenci fena dövülmüş ama döven kişi şakalaştık diye geçiştirince okulda konu kapandı. Bunlar gerçek hayatta da yaşanıyor elbette. Dizinin verdiği mesaj bence doğrudan ana karakterin hiçbir şeye göz yummamasıydı. Gücünün yetmeyeceğini bilse de korkmadı, bazen fazlasıyla tepkisini gösterdi. Açıkçası aşırı tavırlarına kızamadım da insan zorla çileden çıkarılınca ve adalet yetersiz kalınca kendisi çözüm bulmaya çalışıyor. Birlikten kuvvet doğar, bunu görmüş olduk en azından. Bu oyuncunun başka dizileri varsa da izlemek istiyorum. 



Neler yapıyorum

  Bu aralar yoğun geçiyor günlerim. Sonunda aylardır ertelediğim göz doktoruna gidebildim. Bir süredir gözlüğe rağmen daha bulanık görmeye b...