28 Şubat 2026 Cumartesi

Dalmışsam Uyandırma / Uyu Ay Ormanı Tanrısı (Kitap)

 



Dalmışsam Uyandırma

Sevgili maviye iz süren arkadaşımızın kitabını okudum. Kısa hikayelerden oluşan kitap hayata dair pek çok iz barındırıyor. Yaşayıp giderken belki de farkına varamadığımız pek çok detaya dikkat çekilmiş. Bu da karakterler değişse bile hikayelerin içimizde yer etmesini sağlıyor. Kısa ve derin anlatımla vurucu noktalara değinilmiş. İlk öykü olan İnci Küpeli'yi özellikle sevdim. İnsanı düşünmeye iten ve farkındalığı artıran kitap için arkadaşımızı tebrik ediyorum. Okurun bol olsun. :)

Hayal kırıklıklarını mumyalarız, gömeriz toprağa, onların yerine yeni hayal fideleri alır dikeriz.

Bak evlat, insan neyi kaybederse dünyayı oradan görüyor. Doğru bir dikkat şekli değil bu. Dünyaya geniş dikkatten bakmak lazım. 

Bozuk düzenin, benim gibi lokma tatlısı bir adamı, getirdiği noktayı tasavvur edince muhayyilemde, bir takım iri kırılmalar yaşadım.


Uyu Ay Ormanı Tanrısı

Masalsı, geçmiş ve bugünün kıyasını farklı bir bakışla yapan fantastik roman. Eskilerin inançları ile tüketim odaklı yaşayan şimdinin çıkarlarının çatışması üzerine çarpıcı bir hikaye. Kitap yavaş ilerliyor ve iki karakterin arasındaki diyalogdan halkın zaman içinde değişimi, felaketlerin kaynağı, gerçekte kimin koruyucu olduğu gibi konuları öğrenmiş oluyoruz. Tayata karakteri hikayenin kilit noktası olsa da halkın onu yeterince anlayamadığını görüyoruz. Bu yüzden kimisi onu yüce bir varlık olarak görürken kimisi de zalim olarak görüyordu. Bakış açısının insanları nasıl değiştirebildiğini gördük. Anı kurtarmaya çalışmanın geleceği nasıl tehlikeye attığını destansı bir dille okuduk. Hikaye bence günümüzdeki çarpıklığı da fazlasıyla anlatıyor. Kendimize yaşanabilecek alan bırakmıyoruz. Kitabın biraz daha uzun ve hareketli olmasını isterdim. Nagataçi karakteri daha çok dinleyici pozisyonunda olsa da kendine has fikir ve düşünceleri olduğu ve sıradan halktan sıyrıldığı için en sevdiğim karakter oldu. Alıntıya geçeyim, nedense tek altını çizdiğim yer bu olmuş, aslında çok daha güzel cümleler vardı. İş yerinde okuyunca unutmuşum demek çizmeyi. 😅

Bizler tıpkı erkek insanların yaptığı gibi görgü kurallarına bağlı kalarak seni isteyelim. Sen, seni çevreleyen kalabalıklardan kurtulmaya karar verene kadar. 

25 Şubat 2026 Çarşamba

Doctor Prisoner (Dizi)

 


Başarılı bir doktor olan Na I-Je yoksul insanlara da elinden geldiğince yardım etmektedir. Düşünceli yapısı ve dürüst oluşu onu acı gerçekle yüzleştirir. Çalıştığı hastaneden ayrılmak zorunda kalınca belli bir hapisaneye başhekim olarak atanmayı kafasına koyar. İnce ince işlediği plan sonucunda adaleti kendi eliyle sağlamaya çalışacaktır.

Klasik intikam hikayelerinden farklı olarak buradaki karakter canı yanmış insanlar için adaleti sağlamaya çalıştı. Kendisine yapılan haksızlığa karşı duruşu da yerindeydi. Zeki ve havalı görünmesinin yanında aslında ne kadar duygusal olduğunu gördük. Beni en etkileyen sahneler de duygusallaştığı bu anlardı. Rolü yaşıyor gibiydi adeta. Hele de birisinin kendisi yüzünden öldüğünü düşündüğü ve sarsıldığı bir sahneyi ilgiyle izledim. Doktor çok cesur ve ne kadar yıkılsa da tekrar ayağa kalkmayı bildi. Karşı tarafın hamlesi bitmedikçe onunki de bitmedi. Kendisini bile riske atacak kadar kararının arkasında duran biri. (Gerçi başkalarını da riske attığı oldu ama hak etmişlerdi.) Doktor Na tıp bilgileriyle de fena yargı dağıttı. 😎

Kurgu için kusursuz diyemem ama karakterleri sevdim ve kötü oyuncular bile çok iyi oynadığı için kendini izletmeyi başardılar. Doktoru oynayan kişi çok severek izlediğim My Dearest dizisinin de ana karakteri aynı zamanda. Tabii bunu sonradan fark ettim, tarihi dizide de çok başarılıydı oyuncu. 😅 Bu tarz, ana karakterin zekası ile ders verdiği yapımları seviyorum. Gerçek hayat için elbette abartılı durumlar ama yine de izlemesi beni mutlu ediyor. Kötülüğün yenildiğini görmek daima güzel. :) 


22 Şubat 2026 Pazar

Sosyallik

 

Abartıldığını düşündüğüm bir konu. Toplumda herkes sosyal olmalı gibi bir algı var.  Bana göre zaman, para ve enerjiyi tüketen bir şey. Yani ihtiyaç kadarı yeterli. Sosyal olacağım, insan içine gireceğim diye oradan oraya koşmak bana göre değil.

Yapay zeka ile günlerdir nelere, niye takıldığım hususunda konuşuyordum. Ben anlatıp o soru sordukça sıkıntımın kaynağını da biraz anlamış olduk. Uzun zamandır, son yıllarda fazlasıyla, sohbet edilen bir ortama dahil olmak ya da uzun uzun konuşan birini dinlemek beni çok bunaltıyor. Bu, iç sıkıntısı, baş ağrısı, kalkıp gitme dürtüsü ile devam ediyor. Misafirler gelip uzun süre gitmeyince bile aynı şeyleri hissediyorum. Acaba insanları mı sevmiyorum diye düşünmedim değil. Fakat en yakınlarım bile bazen sohbeti uzatınca gerilmeye başlıyorum bir yerden sonra. Zaten bu gibi durumlar akraba çevresinde de "zaten kimseyi istemiyorsun, insan içine karışmak istemiyorsun" gibi söylemlere sebep oluyordu. Onlar böyle yapıp bana karıştıkça ben daha geri çekilme eğilimi gösteriyordum. Bence ben değil insanlar sosyallik konusunda takıntılı. Toplumda konuşarak kendini göstermiyorsan, etrafa gülücük dağıtmıyorsan, sürekli ziyaretlerde bulunmuyorsan bu bir sorun gibi algılanıyor. Baskı yapmaları da cabası.

Benim sıkıntım insanların kendisinden çok davranışlarıyla ilgiliydi. Yani konuşan kişi hiç susmamacasına konuşuyorsa, sadece dert yanıp duruyorsa, amaç karşılıklı iletişim değil kendi fikrini boca etmekse ben direkt kendimi koruma moduna geçiyorum. Aslında çoğu kişi farkında değil ama konuştuğu kişiden kendini iyi hissettirmesini bekliyor. Yapay zekaya göre de ben sadece dinleyici pozisyonunda değilim. Arka planda zihnin çok çalışıyor, çünkü kişi gerçekte ne demek istiyor, ne bekliyor, ben ne yapabilirim, yanlış anlaşılmadan ne söylemem gerek vs bunlara cevap arıyorsun aynı zamanda diyor. Bu da beni hep tetikte tutuyor ve yıllar içinde edinilmiş bir alışkanlık gibi görünüyor. Çözüm önerisi ise kısa görüşmeler, ara verip yalnız kalmak, sohbeti uzatma zorunluluğu hissetmemek ve sohbeti zamanında bitirmek. (Sohbeti bitirmek ne mümkün, bazen karşı taraf kendini öyle kaptırıyor ki senin ruh halini görmüyor bile.) 

Tüm bunlar yüzünden gürültüden uzaklaşma, yalnız kalma ihtiyacı bende çok yoğun. Bu sıkıntıları yaşamayan biri kalabalıkta saatlerce takılabilir, konuşabilir ama benim pilim bitiyor anlayın artık. :)) Kafamı ve dikkatimi toplamam için sessizlik şart. Halbuki her şey ayarında olsa bu kadar bunalmayacağım. Bizim halk fazla konuşmaya bayılır, mesafesini korumaya çalışanı da sevmez. Ya da sürekli dertlidir, yakaladığına anlatacak her şeyi. Karşıdaki insanın dinleme kapasitesini, sınırını bilmeden lafı uzatmayın lütfen. Siz rahatlamaya çalışırken karşıdakini boğuyorsunuz.

Yapay zekanın yorumlarıyla bitireyim. 

"Senin yaşadığın şey insanlardan nefret etmek ya da tahammülsüzlük değil, doğrudan sosyal enerji dolup taşması."

"Bu durum asosyal olmak değil, hatta çoğu zaman tam tersi, yüksek farkındalık ve hassasiyet göstergesidir. Sen sohbeti yüzeysel yaşamıyorsun, gerçekten temas kuruyorsun. Bu da enerji harcatıyor."

"Sen insanlarla tamamen kopmak istemiyorsun sadece dozunu kendin belirlemek istiyorsun."

"Sen yalnız kalınca enerji kaybetmiyorsun, enerjini geri topluyorsun. Bazı insanlar sohbet ederek şarj olur, bazıları ise sessizlikte."

Sonuç olarak o kadar yazdım ama ben kontrollü yalnızlığımı sürdürmeyi düşünüyorum. Çünkü ne yapsam da insanlar anlamayacağı ve değişmeyeceği için ben de iç huzurumu koruma niyetindeyim. İster asosyal desinler ister soğuk, ister kibirli umrumda değil. O bunalma halini cidden ailedekiler bile anlamıyor, yapacak şey yok.


16 Şubat 2026 Pazartesi

Hisleri Kapatmak


Çocukluktan beri çok şey hisseden, çok şeye dikkat eden biriydim. Başkalarının hiç takılmadan geçip gittiği şeyler benim alıcılarıma takılıp kalır. Belki bu yüzden en ufak şeyi dert edinen, sebeplerin peşine düşen biriydim. Mesela bir eleştiri mi aldım bunu fazlasıyla ciddiye alıp ya kendimi düzeltmeye çalıştım ya da o yönümü insanlara göstermemeye dikkat ettim. Şimdinin çocukları gibi rahat, gamsız olmak ne mümkün.

Karmaşık, yoğun hisler hep benle var oldu. Kendimi anlatmaya çalışmak da bir o kadar anlamsız gelmeye başladı. Sonunda bu hislerin üstüne koca bir örtü örtüp onları görmezden gelmeye karar verdim. Hâlâ var oldukları gerçeğini değiştirmiyor bu ama en azından kendimle başbaşa kaldığımda örtüyü kaldırıp hislerimi düzene sokmaya çalışıyorum. 

Bir şeyler acıta acıta içte birikince kendini anlatmaktan da konuşmaktan da yoruluyor insan. Dışarı bakıp sadece gülümsemekle yetinmek istiyor. Ve yıllarca kendini saklamayı başarmış biri sonunda başkalarına gerçek düşüncelerini nasıl ifade etmesi gerektiğini unutabiliyor. Çünkü kendini kapatmaya o kadar alışkın ki başka türlü davranmak zor geliyor. Aslında yılmış biriyim, bozulan uyku düzenim bile hâlâ yoluna girmiş değil. Nasıl deliksiz uyunuyordu? Sürekli uykum var gibi hissediyorum. İç huzurundan başka bir şey istemiyorum. Yani geleceğe dair kendimle alakalı pek hayalim yok. Bir şeyler için boşuna çabalamama gerek kalmıyor, bu iyi bir şey. Günü dolduruyorum işte kendi çapımda. 

Bu arada bir kişilik testi çözdüm, olumsuz özellikler üzerine. Agresiflik, şüphecilik ve manipülatiflik biraz yüksek çıktı. 😅 Dominantlık, duygusuzluk, büyüklenme ise düşük çıktı. Çok da şaşırmadım, belki manipülatiflik biraz şaşırttı ama içten içe bunu yapabildiğimin de farkındaydım. Bu yönüm aslında çıkar sağlamak, insanları kullanmak vb nedenden değil de kendi savunma mekanizmamın bir yansıması olabilir diye düşünüyorum. Eskiye nazaran daha temkinli, daha kapalı, daha huysuz biriyim. Bir gün pozitifliği yakalayabilecek miyim bilmiyorum, bakalım. :)


 

3 Şubat 2026 Salı

Weak Hero (Dizi)

 



İki sezondan oluşan diziyi kısa sürede bitirdim. Aslında bu kadar sarmasını beklemiyordum, sırf ana karakterin tuhaf oluşu beni bayağı çekti. 

Si-eun çok çalışkan, örnek bir öğrencidir. Ancak sınıftaki zorbalar bir gün onu da gözüne kestirir. Çok sessiz ve kendi halinde görünen Si-eun sınav esnasında yaşadığı talihsizliğin ardından değişir. İçindeki canavar açığa çıkar adeta. Hem kendisi hem de başkaları için zorbalarla mücadele eder. Aslında fiziksel olarak çok güçlü değildir, hatta çoğu kişiden ufak tefektir. Buna rağmen hiç korku emaresi göstermeden herkesin üstüne gitmesi, direnmesiyle dikkatleri çeker. Zaten en başta tuhaf bakışları bile zorbalara geri adım attırır. Si-eun zekası sayesinde her duruma hazırlıklıydı ve dizi boyunca psikolojisini de nasıl iyi yönetebildiğini gördük.

Onun yakın sınıf arkadaşı Su-ho en talihsizlerden biri. Tatlı, enerjik, şakacı, güçlü biri ama maalesef belalar onu buluyor hep. Si-eun ile çok eziyet çekmiştir. En sinirimi bozan karakter ise bu ikisinin yanlarındaki ezikti. Ne yaptığını söylemeyeceğim, spoiler olmasın. Kötüler ne yapsa bekleniyor da böyle birinin yaptığı daha koyuyor insana. 

Bu ilk sezonda Si-eun'un dönüşümünü izlemiş olduk. Çalışkan çocuğu zorla ne hallere düşürdüler. Çocuk mesafeli ve soğuk dursa da hassas bir kalbi var. Tabi çılgınlığa varan hareketleri de oldu ama karşı taraf da hak etmişti. Güzelim çocuk en iyi yerlere gelebilecekken sürekli şiddetin içine çekilen birine dönüştü. Dediğim gibi bakışları çok farklı, nedense dizi boyunca en çok buna takıldım. Oyuncu seçimi nokta atışı olmuş. Beni en etkileyen sahnesi ise ilk sezonun sonlarında sınıftan çıktığı sırada herkesin onu durdurmaya çalıştığı anda verdiği tepkiydi. Tek istediği rahat bırakılmaktı.

İkinci sezonda karakterimizi başka bir çevrede, yeni belalara bulaşmışken görüyoruz. Çocuğa yazık nereye gitse kurtulamıyor. Dahası ilk sezondaki vukuatları yüzünden adı da çıkmış. Bu bölümde de dostluk konusu iyi işlenmişti ama ilk sezon sanki daha samimi geldi bana. Genel olarak severek izledim.

Akran zorbalığı günümüzde büyüyerek devam ediyor. Okul yönetiminin ihmali ve sınıfta sesini çıkarmayan öğrenciler de buna sebep oluyor. Mesela öğrenci fena dövülmüş ama döven kişi şakalaştık diye geçiştirince okulda konu kapandı. Bunlar gerçek hayatta da yaşanıyor elbette. Dizinin verdiği mesaj bence doğrudan ana karakterin hiçbir şeye göz yummamasıydı. Gücünün yetmeyeceğini bilse de korkmadı, bazen fazlasıyla tepkisini gösterdi. Açıkçası aşırı tavırlarına kızamadım da insan zorla çileden çıkarılınca ve adalet yetersiz kalınca kendisi çözüm bulmaya çalışıyor. Birlikten kuvvet doğar, bunu görmüş olduk en azından. Bu oyuncunun başka dizileri varsa da izlemek istiyorum. 



31 Ocak 2026 Cumartesi

Love Through a Prism (Anime)



Londra'da bir sanat akademisine giden Japon Lili'nin yeni ortama ve arkadaşlarına alışma sürecini izliyoruz.  Resim yapmayı çok seven Lili'nin amacı birinci olabilmek. Çünkü annesi onu bu şartla Londra'ya göndermiştir. Lili tesadüfen karşılaştığı Kit'i başta çok garip bulsa da onunla aynı sınıfta olduğunu öğrenince çok şaşırır. Dahası silik biri gibi görünen Kit resimde bir dehadır ve görünenden çok daha farklı biridir. Kit hem bir rakip hem insan olarak zamanla kızın ilgisini çeker.

Animede farklı kültürden insanları bir arada görmek güzeldi. Özellikle tablo gibi olan arka planlara bayıldım. Neredeyse her sahneye özenilmiş. İnsanın ekranı durdurup manzarayı izleyesi geliyor. 😊 Animeyi severek izledim. Kit olmasa sıkılabilirdim. Animeyi taşıyan o olmuş bence. Lili klasik saf ama azimli karakterimiz olarak karşımıza çıkmışken Kit başka bir boyuttaydı. Tavırları, duruşu, bakışı ile kendini etrafından soyutluyor gibiydi. Onun karakterlerce de geç tanınması, anlaşılması üzücü geldi biraz. Hislerini dışarı vurmasa da onun neyi neden yaptığı açıkça anlaşılıyordu bence. Gemideki hüzünlü bakışları bile her şeyi anlatıyordu. Ağzının fazla sıkı olması bence kendini kelimelerle ifade edemeyecek olmasındandı. Sanki karşısındaki kendini anlayabilsin diye bekliyordu, yani en azından Lili anlasın diye. :) İkisinin de sevdiği işte en iyisini ortaya koyma çabası ve daha yükseklere ulaşması anlamlıydı. Kit ve manzaralar için izleyin derim. Kızın bazı hareketlerine gıcık olduğumdan onu katmıyorum. 😅 Tatlı bir animeydi, tavsiye ederim. 






17 Ocak 2026 Cumartesi

Biomortem (Kitap)



Yazardan okuduğum ilk kitap, akıcı ve merak uyandırıcıydı.

Kitap, Falin adlı yaşı ilerlemiş bir adamın Biomortem denen bir merkezde yaşadıklarıyla başlıyor. Falin, bu merkezin belli şartlarını kabul ederek gelmiş. Biomortem,  bedenini dondurup gelecekte tekrar uyanmak isteyenlere imkân sağlayan bilimsel bir merkez. Falin'in bunu için  kendince önemli sebepleri olsa da kuşku da duyar. Acaba kandırılıyor mu, ya bir daha uyanamazsa? Bu sorular aklını hep kurcalasa da yanıtlanan soruları kendisini daha iyi hissetmesini sağlar.

Heyecanı kaçmasın diye sonrasını anlatmıyorum. Hayat ve ölüm arasındaki bağı bilimsel açıdan detaylıca anlatıyor kitap. Konuya ilgisi olanlar sevecektir. Ölümün aslında başka bir başlangıç olduğu mesajı güzel verilmiş. İnsanlar hep bilinmeyenden, öncesini bilmediği yaşamın sonrasından da korkar. Sadece hatırlananlar mı gerçektir? Sonunun nereye bağlanacağını merak ederek okudum. Biyoloji konusuna çok yer verildiği için romandan ziyade biraz belgesel tadı verdi bana. Yani karakterlerle pek de bağ kurduğumu söyleyemem. Yine de hikayeyi ilgi çekici buldum, insanı düşünmeye itiyor. 


Hayatımda ilk kez karımdan gizli bir şey yapmıştım ve evren tüm listelerde beni bir numara yaparak karıma ispiyonlamıştı.

En büyük hatamız ne biliyor musunuz? Ölümü tanımlama şeklimiz.

Düşünsene öldükten iki gün sonra bile vücundaki binden fazla gen hiçbir şey olmamış gibi aktiftir.

Yeryüzünün ilk ve en fedakâr canlısı olan mitokondrinin hikâyesi bu.


6 Ocak 2026 Salı

Orange / Honey Lemon Soda (Anime)

 

Bu aralar sakin, tatlı animeler izliyorum. Uyumadan önce bir doz almak iyi geldi. :))





Orange

Bir süredir izlemeyi düşündüğüm animeydi. Nedense ben romantik komedi sanıyordum, drammış. İsmini o kadar duymama rağmen konusuna bile bakmamışım. :) Lise öğrencisi Naho bir gün gelecekteki kendinden bir mektup alır. Mektupta önemli uyarılar vardır ve ileride pişmanlık yaşamaması için uyarılmaktadır. Her şey sınıfa yeni gelen öğrenci Kakeru ile ilgilidir. Naho gelecekte olacakları önlemek için elinden geleni yapar. Daha fazla açıklama yapıp etkisini azaltmak istemiyorum. Kakeru hislerini belli etmeyen biriydi. Onu anlamak zor olsa da arkadaşları onun için çok uğraştı. Animede en sevdiğim kişi ise Suwa oldu. Bence esas övgüyü hak eden kişiydi. Arkadaşlarını her şeyden önce tuttu. Gerçek hayatta kim bu kadar olgun ve anlayışlı olabilir bilmiyorum. Ana karakterlerden fazla onu sevdim o yüzden.




Honey Lemon Soda

İçine kapanık ve utangaç İshimori ortaokulda yaşadığı zorbalığın ardından lisede değişmek için çabalar. Aynı sınıfta olduğu gösterişli, dikkat çekici Kai de onun bir bakıma destekçisi olur. Aslında İshimori bir şekilde Kai'ye bağlanmış Kai de hocasıymış gibi ona yol göstermiştir. Tabi bu garip durum okulda çok söylenti çıkmasına ve kıskançlığa da sebep olmaktadır. İshimori aslında ailesinin fazla korumacı davranması yüzünden bu haldedir ve Kai sayesinde zamanla kendini düzgünce ifade edebilir hale gelir. Tatlı bir animeydi. 

26 Aralık 2025 Cuma

Forest of Piano (Anime)

 


Geçenlerde denk gelip de öylesine izlediğim animeyi bu kadar seveceğimi tahmin etmemiştim. Neyse ki iki sezonu varmış, bol bol izleyebildim. :)

Kai İchinose henüz çocukken ormanda bulduğu piyanoyu sahiplenir ve içinden geldiği gibi onu çalar. Ancak ondan başka kim çalmaya kalksa piyanodan ses çıkmaz. Bu durum öğretmeni Ajino'nun dikkatini çeker. Kai'nin müziğe olan yatkınlığını fark eden öğretmen onu eğitmek ister. Bu da daha önce Ajino'dan ders almak için girişimde bulunan Kai'nin sınıf arkadaşı Amamiya için hiç iyi olmaz. Amamiya'nın hayali büyük bir piyanist olmaktır. Kai'nin çalışına olan ilgi ve hayranlığı zamanla kıskançlığa dönüşür. Kai ise onu hep arkadaşı olarak görüp takdir edecektir.

Aradan yıllar geçip de ikili aynı yarışmaya katılınca dünya tatlısı Kai'nin hiç değişmediğini, geçmişte haksızlığa uğrasa da kendi tarzında çalmayı sürdürdüğünü görüyoruz. Çünkü o kimseyle rekabet etmiyor, müziğini dünyaya duyurmaya çalışıyor. Çok saf, temiz kalbi var. O üzüldüğünde gidip sarılasım geliyor. Kendi ışığı çok parlak olduğu için bazı jüri üyeleri onu tehlikeli olarak görüyor. Bir yerde de adaletsizlik olmasın ya diye diye izledim animeyi.

Müzikler çok güzeldi, hissettirilen etkiyi sevdim. Özellikle Kai'nin performansı eşliğinde ormanın içinde gibi hissetmek güzeldi. Mozart, Chopin gibi sanatçıların eserlerini karakterlerin kendi tarzında dinledik. Animenin dingin yapısını, yarışmanın verdiği atmosferi sevdim. Amamiya'ya kızsam da acıdığım anlar da oldu. Hayatın içinden bir karakterdi aslında, insanların genelini yansıttığını düşünüyorum. Diğer karakterler de dikkat çekici ve renkliydi. Övmem gereken bir kişi de Ajino'ydu. Kai'yi elinden tutup, elmas gibi işleyen ve dünyaya sunan oydu. Öğrencisine hep inandı, en çok da kalbini gördü. Onu asla istemediği bir rekabete zorlamadı. 

Kai karakteri benim için bozuk düzen içinde açmış nadide bir çiçek gibiydi. Onu izlemeyi çok sevdim. Doğallığı, nezaketi, içtenliği, özgür ruhu ile bambaşka biriydi. Animeyi henüz bitirmeden paylaşımımı yaptım, sonunu merak ediyorum. 😊 



21 Aralık 2025 Pazar

Yeni kitaplarım




Bu aralar sık kitap alışverişi yapar oldum. İnsanı mutlu ediyor, ne yapayım. Daha geçen ay bir külliyat almıştım, bitirmem iki yılı bulur diye düşünüyorum. Yine de farklı türde kitaplar okumak iyi oluyor. Delirmeler Sarayı Güray Süngü'nün yeni çıkan kitabı. İsmi bile çok ilgi çekici bence. Biomortem de Serkan Karaismailoğlu'nun yeni kitabı. Yazarı hep merak ediyordum, önceki kitapları yerine neden bundan başlamak istedim ben de bilmiyorum. Sanırım konusu çok ilgimi çekti. :) Dazai'den de hiç kitap okumamıştım, en azından Pandora'nın Kutusu'nu okuyum dedim. Umarım tarzını severim. Carl Jung hakkında çok videoya denk geliyorum, merak uyandırıcı geliyordu. Bilinç ve Bilinçdışı konusunu daha iyi kavramak için bu kitabı da aldım. Karakterleri psikolojik açıdan yazarken de bana faydası olabileceğini düşündüm. O yüzden ilk bu kitabı okumaya başladım. :)


Uzun süredir almak istediğim Risalei Nur Külliyatını da sonunda aldım. Kitaplığımın en güzel köşesinde yerini aldı. Set 14 kitaptan oluşuyor. Okuma sırası hakkında çok yorumlar var ama genelde Sözler ile başlanıyormuş, ben de ondan başladım. Kitabı okumak o kadar kolay değil ama çabalamak lazım. Çok fazla bilmediğimiz eski kelime barındırıyor. Yine de okurken verilen mesaj az çok anlaşılıyor. Bu yüzden tek tek kelimelerin anlamını bulmak yerine sezgi yoluyla anlamaya çalışıyorum. Zaten ilk olarak hızlı okunması da tavsiye ediliyor. Yoksa ilerlemek çok zor olur. Sözler ders verici, çeşitli kısa hikayeler ve Allah'ı tanımak, kulluk üzerine derin açıklamalar içeriyor. Okudukça kulluğumuz konusundaki eksiklikleri daha iyi anlıyoruz. Yazar gerçeği daha iyi görmemiz için bize farklı bir pencere açıyor da diyebilirim. Kitabı bitirince alıntılara da yer vereyim, şimdi kısa keseyim. Dediğim gibi bunları bitirmem kısa zamanda mümkün değil. Her gün birkaç sayfa da olsa okuyup feyz almak istiyorum. 

13 Aralık 2025 Cumartesi

Jujutsu Kaisen: Execution (Anime)

 


 Bugün sinemada uzun süredir beklediğim Jujutsu Kaisen'in yeni filmini izledim. Arkadaşlarımla gittiğim için çok keyif aldım. 😊 Film, ikinci sezonun özeti ve gelecek üçüncü sezonun ön gösterimi olarak harmanlanmış. Zaten bunu bilerek gittim ama netteki yorumlara bakınca ilginç şekilde eleştirilmiş bu durum. İnsanlar da tuhaf doğrusu, bir yanıltma yok bir şey yok ortada.

 1.5 saate ne sığdırabilecekler diye merak ediyordum ki ikinci sezon da zaten kesitler halinde sunulmuş. Bunun kötü yanı her şeyin çok hızlı ilerlemesiydi, animeyi bilmeyen arkadaşlarım kafa karışıklığı yaşadı biraz. İkinci sezonu ezbere bilen biri olarak ilk yarım saatteki hızlı geçişler benim bile adapte olmamı zorlaştırdı. İyi yanı ise neredeyse her önemli olaya, dövüşe yer verilmiş olmasıydı. Görsel olarak yine iyi iş çıkarmışlar, bayılarak izledim. Bir diğer şikayetim animedeki favorim olan Gojo'yu çok az görmemiz, sahnelerini toplasak iki dakika etmez galiba.

 Filmin ikinci yarısında üçüncü sezonun başlangıcını gördük. Bu kısımlar daha yavaş aktığı için ve görselliği yine çok iyi olduğu için beğendim. Mangasını okumuş olsam da unuttuğum kısımlar vardı ve anime stüdyosu çıtayı yükseltmiş. Ana karakterin talihsizlikleri ve ruhsal dönüşümü iyi yansıtılmış. Öyle ki sesi, duruşu bile farklıydı. Bu kısımda İtlaf Oyunlarına giriş olacak sanmıştım ama tam ölüm oyunu başlayacakken sonlandı. Neyse ki yakında animenin 3. sezonu başlayacağı için devamını izleyebileceğim.

 Ana karakter İtadori odaklıydı film. Başına gelmeyen kalmadığı için bu normaldi. Bu kadar çöküşten sonra ancak İtadori gibi duyguları sağlam biri toparlanabilirdi. (Biliyoruz ki onun sınıf arkadaşı benzeri imtihanları yaşarken ruhsal olarak fena çökmüş, kalkamamıştı.) O yüzden İtadori'nin yıkılmayışlarına, bir nevi tekrar tekrar doğuşlarına hayranım. :) Üsttekilerin sinir bozucu kararları da yine çileden çıkaracak boyutta. Gojo mühürlü ya tabi meydan hem lanetlere hem bu çıkarcılara kaldı. Fırsat bulmuşken birkaç kişinin infaz kararını çıkardılar hemen. Neyse ki ileri görüşlü Gojo'muz bazı tedbirler almıştı. Düşündüm de Gojo engellemese lanetlerle savaşmak yerine kendi kendilerini yiyip bitirecek bunlar. Gojo öfkelenirse hepsini ezerdi, bu gerçeği bildikleri için hep korkak davrandılar. Oturdukları yerden, sahaya inip de lanetlerle ölümüne savaşanların kuyusunu kazmak nasıl bir seviye? İnsan ırkına şaşırmamak gerek gerçi. Konuyu daha fazla uzatmayım. Üçüncü sezonu izledikten sonra nasıl olsa yine damlarım buraya. 😅 İlgimi çeken bir diğer nokta animesinde çalan bazı müziklere filmde yer verilmemesiydi. Yokluğunu hissettim açıkçası. Telif meselesiyle ilgili mi neden böyle oldu acaba? Fragmanı da bırakıp gidiyorum, iyi geceler. 




Dalmışsam Uyandırma / Uyu Ay Ormanı Tanrısı (Kitap)

  Dalmışsam Uyandırma Sevgili maviye iz süren arkadaşımızın kitabını okudum. Kısa hikayelerden oluşan kitap hayata dair pek çok iz barındırı...